ADNAN OKTAR: Bakın bu hakikaten bir mucize. Dünyadaki en şiddetli kanser türüne yakalandı. En güçlü kanser türüdür. Bu hastalıktan yaşayan hiç kimse yok.
SUNUCU: Evet, tek kişi.
ADNAN OKTAR: Ve başka türde yaşayan da olur ama perişan olarak yaşıyorlar. Yani kısa sürede ölüyorlar.
SUNUCU: Çok sağlıklı görünüyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Zımba maşaAllah. İmanın bereketi. Allah vesile ediyor.
SUNUCU: Siz doktorlar rapor verdiğinde işte şu kadar ömrü kalmıştır diye birçok insan ümidi kestiğinde siz yaşayacak demişsiniz o günlerde. Onu anlatmışlardı bana.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Cevat Bey dedi ki, televizyona çıktı ama televizyona, ben dedi buna para veririm yaşayacağını bilsem dedi. Yaşayacağını bilsem ama bu yaşamaz dedi.
SUNUCU: Babası diyor bunu?
ADNAN OKTAR: Yaşamaz dedi. O yüzden vermem para dedi. Vermeyeceğim dedi. Yani mutlaka ölür dedi. Bundan kurtuluş yok dedi bu hastalıktan dedi. Televizyonda söyledi bunu. Buna ilik buldular. Yüzde kaç dedim. Yüzde doksan küsur bilmem ne... Olmadı dedim. Bir tane daha buldular. Bu dedi ki ben yaptıracağım dedi ilik nakli. Yüzde kaç dedim? Yüzde doksan dokuz virgül bilmem kaç. Yani yüzde sıfır virgül bilmem kaç eksik. Olmaz dedim gene olmaz. Tam uyumlu bulunacak dedim. Her türlü tehlikeyi göze aldım. Hatta bize o zaman titan, saadet zinciri, çete mete falan hep o zaman ortaya atıldı bu laflar zaten. Benim bu çete suçu almamda yani 3 yıl ceza almamdaki verdiğim polis ifademde var. Ben yaptım diyorum kampanyayı. Kardeşim aslan gibi delikanlı. Gidecek gözümüzün önünde. Ben hapis mapis dinler miyim yani?
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun
ADNAN OKTAR: Tabi niye dinleyeyim hapsi isterse 20 yıl yatırsınlar yani. Değil mi? Bir insanın ölmesini mi kabul edeceksin? Yirmi yıl mı yatacak mısın? Yirmi yıl ben gider yatarım.
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Kabul edilir mi? Yani katil konumuna düşersin Allah vermesin, elinde imkan var çünkü. Hiçbir şekilde kabul etmedim. Bulundu ve konu bitti. Çakı gibi elhamdülillah, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir de her günüyle ilgilendi Hocamız. Ben de şimdi şahitlik yapayım inşaAllah. Bu hem uygun iliğin bulunmaması, madden manen yediğim içtiğim hatta doktor sormuştu bana Amerika’daki, senin hiç ateşin çıktı mı dedi. Ben en ağır kemoterapiyi alıyordum. Hiç çıkmadı dedim. Mucize bu dedi. Hocamızın bazı tarifleri vardı, onları yiyip içiyordum. Ne yiyorsun ne içiyorsun diye sordu bana. Bir gün hatta hücrelerim çok düşüktü. Hocamızın haberi oldu. Bazı şeyler tarif etti böyle, ballı karaciğer bir karışım böyle. Ertesi gün hakikaten muazzam bir fırlama oldu hücrelerimde. Ertesi gün kan testi yaptırdım. Her gün yaptırıyordum. Doktor geldi böyle, çok dünyaca tanınmış bir profesör hatta orada MD Anderson dünyanın en ünlü kanser hastanesinde. Ya n’oldu sana ya dedi. Ne içiyorsun ne yiyorsun ne içiyorsun dedi bana böyle.
ADNAN OKTAR: Kan düzeyi acayip yükselmiş. Bana dediler ki kan değerleri çok düştü dediler. Ben buna çeşitli tavsiyelerde bulundum. Hakikaten yani aslan gibi oldu maşaAllah. Bizim Tarkan da öyle. Bir kanser hastalığına yakalandı. Ani sıçradı vücudunda gelişti.
SUNUCU: Hangi Tarkan? Popçu Tarkan?
ADNAN OKTAR: Yok yok Bilim Araştırma Başkanı. Sen başka Tarkan bilmiyor musun.
SUNUCU: Direkt Tarkan’ı, nasıl yani dedim.
ADNAN OKTAR: Vakıf başkanımız. O zaman da o aslana biz baktık. Ben baktım, ben vesile oldum. Annesinin babasının zaten vakti hali müsait değildi. Mecburen bir şey oldu ona… Onların da gücü yetmediği için, güçleri yetseydi de yine biz bakacaktık zaten. Akciğerine, oraya buraya sıçramıştı, kan değerleri düşmüştü, böyle Kırkpınar başpehlivanı gibi oldu kısa sürede, kanseri hemen yendi, ilaçla Allah’ın izniyle, kan değerleri muazzam yükseldi, çok iyi baktık, hiç belli bile değildi kanser hastası olduğu, anlaşılmadı yani, bir anda hastalığı geçti maşaAllah.
GÖKALP BARLAN: Bu kampanya vesilesiyle de birçok hastaya da ilik bulunmuştu. Sizin yaptığınız kampanyayla. Banka kuruldu, birçok insana şifa oldu.
ADNAN OKTAR: Onun kanalıyla tabi oradan ilik alıp hayatını kurtaran da çok insan oldu.
OKTAR BABUNA: Ben hocamızı aramıştım, ilk hocam sizi aramıştım o zaman.
SUNUCU: Siz peki nasıl öğrendiniz, yani nasıl oldu, birden bire mi oldu bu yoksa rahatsızlıklarınız mı vardı?
OKTAR BABUNA: Yok, birden bire.
ADNAN OKTAR: Eli yüzü, şişti böyle, boynu moynu, eli yüzü şişti, hemen Amerika’ya gönderttik, yani gönderttim daha Türkçesi. Baktım Türkiye’de teşhis koyamıyorlar.
OKTAR BABUNA: Siz dediniz kanser diye, kanserdir dediniz, git dediniz hemen Amerika’ya.
ADNAN OKTAR: Tabi, yani bu inanmıyordu, yavrum dedim bu Allah-u Alem kanser dedim, belli, hemen Amerika’ya gönderttirdim yıldırım gibi. Orada teşhis koydular.
SUNUCU: Peki anneniz falan, anneniz, diğer fertler ilgilendi mi?
OKTAR BABUNA: Annem Amerika’ya hiç gelmedi, yani 6 sene tedavi ben gördüm orada, bakın 2 kemik iliği nakli geçirdim, yıllarca kemoterapi oldum, hocamız Allah razı olsun, arkadaşlarım gelmişti, onlara rica etti gönderdi, bana kız kardeşlerim ve arkadaşlarım baktılar. Hocamız her günü ile ilgilendi Allah razı olsun. Bakın şöyle söyleyeyim size 1000 tane doktora sordurttu, bakın 1000. Şöyle oldu, 500 olmuştu, kemik iliği nakline 1 hafta kalmış, soruyorduk Türkiye’ye hocam yeterli mi diye, sorun dedi belki dedi dünyada hiç kimsenin bilmediği, bilinmeyen çok değişik bir teknik vardır, kemik iliği nakli de çünkü o kadar öldürücü bir tedavi ki, onun için bütün dünyadaki, dünyanın en önde gelen..
ADNAN OKTAR: İsrail, İtalya, Fransa hepsine sordurturduk.
OKTAR BABUNA: Japonya.. tamamı,1000 oldu. Son gün hatta bakın ben size söyleyeyim, 900 küsurdu böyle, bir gün daha vardı kemik iliği nakline, devam edin dedi 1000 olmuştu tam sayı o gün hatırlıyorum. Tam bir gün önce.
ADNAN OKTAR: Vicdani kanaatim tam geldikten sonra izin verdim.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yüzde yüze yakın bir ilik bulundu, tam yüzde yüze yakın, artık 0,0 bilmem ne farklı, tamam dedim şimdi olabilir. O şekilde ameliyat oldu, ondan sonra konu bitti.
SUNUCU: Mucize beklemeye gerek yok, bu çok büyük bir mucize çünkü. Mucize burada, mucize arayanlar için.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Cevat Bey de o zaman dedi ki, hanım demiş sen ilgilenme, hoca ilgilenir o yeter demiş, onlar ilgilenir. Hakikaten tamamen bizim kontrolümüzde kaldı ondan sonra.
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun.
SUNUCU: Hocam bence daha iyi olmuş, onlar ilgilenseydi zaten daha vahim sonuçlar olabilirdi.
ADNAN OKTAR: Yok zaten ben müsaade etmezdim, yani yine kabul etmezdim. Çünkü o da kalbi durdu, bize haber geldi, telefon ettiler, fenalık geçirmiş dediler, hastaneye gitsin dedim hemen, gitmiyor dediler, nasıl oldu dedik, gene fenalık geçirdi yine gitmiyor, muazzam bir mücadele verdim, yani tabiri caizse zorla hastaneye götürttüm.
OKTAR BABUNA: Ambulans gönderdi kapıya.
ADNAN OKTAR: Zor kullandık artık o şekilde, ölecek, gitmiyor. Zorla hastaneye götürttürdük, orada zaten biraz daha gecikseydiniz ölecektiniz demişler.
OKTAR BABUNA: Acil pil takılmış hemen, ölüyordu zaten, maşaAllah, Allah razı olsun hocam.
SUNUCU: Çok ilginç noktalar ama hocam bakıldığında, bir anne ve çocuğu ölümcül bir hastalık bu nezle değil, grip değil ki bir nezle olduğumuzda yani bizim annemiz babamız, dedemiz başımızdan eksik olmaz yani sürekli çorba iç diye böyle, terle, ilacını al diye, bir gripte bile yani bu. Burada ölümcül bir hastalıktan bahsediyor, çok vahim bir durum ve annesi Amerika’ya mı gelmiyor?
OKTAR BABUNA: Bakın bir kere bile gelmedi, bir kere rica ettim dedim ki kardeşlerim bir hafta dinlensinler, biliyorum da gelmeyeceğini, duyayım diye ondan. Benim işim var dedi, gelemem dedi, iki gün sonra seyahate gittiler Bodrum’a.
SUNUCU: Nasıl birşeydir bu ya?
ADNAN OKTAR: Ben o devirde hakikaten yani kanımız donmuştu, acayip şaşırdık, gitmiyorlar yani o kadar basit. Yani müthiş şaşırdım, ölecek diye para vermemezlik olur mu? Mesela hiçbir şey olmadı. Yine Amerika’da bir kişi daha vardı, benim çoktur böyle vakalarım da bir tane daha anlatayım. Yine böyle köklü ailelerden birisi, adamcağız bir hastalık geçirdi, Amerika’ya götürdüler, ben tavsiye ettim Amerika’ya götürmelerini, orada komaya girdi, yani bitkisel hayata girdi. Doktorlar demişler ki aile fertlerine fişi çekeceğiz sizin rızanız varsa. Kızı vardı, hocam dedi bana soruyorlar ne diyeyim dedi, asla dedim olur mu öyle şey, asla yani kesinlikle olmaz, biz resmi müracaat yaptık kesinlikle kabul etmiyoruz dedik hastaneye, hastane de tabi birşey yapamadı. 15 gün sonra adam kalktı ayağa. Buraya geldi, İstanbul’a geldi, yani bak ailesi çekiyordu fişi, yani tanınmış bir aile tabi söylemem ismini. Fişi çekecekler adam ölecekti, çektirtmedim adam yaşadı. MaşaAllah, o Allah’ın bir lütfu maşaAllah, Elhamdülillah. Başka türlü de olabilirdi, Allah korudu Elhamdülillah.
OKTAR BABUNA: Biz şahidiz hocamıza, şunu söyleyeyim biz ölesiye seviyoruz, öyle güzel ahlaklı, öyle üstün ahlaklı, yani siz daha tam tanımıyorsunuz, insanlarımız da daha bilmiyorlar da, öyle mükemmel ahlaklı, Allah korkusu olan bir insan ki bakın her günü ile ilgilendi, bir gün ağrım olmuştu benim, sabaha kadar uyuyamamıştım, haber gitmiş sabaha kadar uyuyamadı diye, yüzüm biraz asık gibi kalkmışım sabah, hemen telefon geldi hocamızdan, telefonda bana sordu, merhameti, o sesinin tonu yani hiç unutmam bunu, hocamız hatırlamayabilir ama Allah razı olsun, o sevgisi, o yakınlığı, her anıyla ilgilendi, madden, manen, her bakımdan. Bakın kampanya değil mi, ailem beni terketmiş bırakmış, parayı kestiler, akrabalara rica ettik, borç istedik, öyle durumlar oldu zaten, madden, manen herşeyiyle, hergün. Tabi sırf ben değil, başka anne babalar var, herhangi bir anne baba rahatsızlandığında yine hocamız ilgileniyor herşeyiyle.
ADNAN OKTAR: Aslında ona bu çalışmaları yaparken başımızda, benim için çok büyük bir şereftir, hukuki yönden de belaya girdi başım.
SUNUCU: Evet, yardım ederken.
ADNAN OKTAR: Aslında ona bu çalışmaları yaparken başka yönlerden de başım belaya girdi hukuki yönden. Ama bu böyledir, yani aksi olmaz, iftihar ederim, yani hakikaten deseler git 20 yıl yat, çok rahat yatarım, hiç gözüm kapalı. Yani müebbet de yatılır, hepsi kabul edilir, ne demek yani bir insan yok olacak Allah vermesin, yani yok olacak derken ölümüne vesile olacaksın, yani direkt sen sebep olmuş oluyorsun. Şimdi diyorlar ki sana elini yukarıya kaldırsan bu insan yaşayacak, indirirsen ölecek, ne yapacaksın. Kaldırım elimi tabi, kolun kopacak, kopsun, adam ölüyor, niye kabul edeyim, değil mi, kolum mu kopacak adam mı ölecek, ben kabul etmem.