ADNAN OKTAR: Kuran’da Yusuf Suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. 12. suredir. “Elif, Lam, Ra. Bunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir. ” Bunların da tabii özel anlamı var. Huruf-u Mukadda. Mehdi zamanında Hz. İsa zamanında bunların sırları da inşaAllah bilinecek. Allah’ın izniyle. "Hani Yusuf babasına: “Babacığım, gerçekten ben rüyamda on bir yıldız, Güneş'i ve Ay'ı gördüm; bana secde etmektelerken gördüm" Bakın Yusuf Suresi’nde Türk İslam Birliği’ne de açıkça bir işaret var. Bakın yıldız ve ay, Türk Devletleri’nin bayraklarında hep yıldız ve ay vardır. Görüyorsunuz. Onbir yıldız ve güneş. Diğer İslam Ülkeleri’nin bayraklarında da vardır, değil mi? Güneş, ay ve yıldız. Hep bütün İslam Ülkeleri’nin bayraklarında vardır. Çoğunda vardır. “Bana secde etmektelerken gördüm”, yani bana bağlandıklarını gördüm. Benim liderliğimi kabul ettiklerini gördüm diyor, Mehdi’ye de işaret vardır burada. Çünkü Peygamber Efendimiz (s. a. v) Mehdi’yi anlatırken Yusuf (a. s. )’a benzer diyor, hangi yönüyle diyorlar, zindan yönüyle, yani onun gibi Hz. Yusuf (a. s. ) gibi hapsedilecek diyor. Burada da Yusuf Suresi’nde Mehdi (a. s. ) ile yine bir bağlantı daha görüyoruz. İslam Ülkeleri’nin hepsinin Mehdi (a. s. )’ye bağlanacağına işaret var inşaAllah. “Demişti ki babası: "Oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insan için açık bir düşmandır. "Buradan da anlaşılıyor ki Mehdi (a. s. )’ye kendi kavmi kendi kardeşleri haset edecekler, ona oyun oynayacaklar, ona zarar vermeye kalkacaklar. Bir kısım münafıklar, Müslüman gibi görünen insanlar da Mehdi(a. s. )’ye tuzak kurmaya kalkacaklar. Kuran buna işaret ediyor. Bakın, "Oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma,” yani anladıklarında onun lider olacağını ona karşı oyun oynayacaklar ve ona karşı tuzak kurmaya çalışacaklar. “Yoksa sana bir tuzak kurarlar” diyor, ki Mehdi (a. s. )’ye de tuzak kurulacaktır. “Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır. " Yani Deccaliyet ve Deccal insanlar için, Müslümanlar için apaçık bir düşmandır. "Böylece Rabbin seni seçkin kılacak, sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek” . Sen güzel açıklayacaksın diyor. O devirdeki bilgiyi, hak olan izahları, Mehdi (a. s. ) de Kuran’ı mükemmel ve güzel açıklayacak. Yani çağımızdaki insanların anlayacağı gibi hayata geçirerek onlara Kuran’ı anlatacak. Bununla ilgili çok fazla hadis var. Ama Ben öğreteceğim diyor sana Allah, Ben sana söyleteceğim diyor. Yani senin kendi gücün ile olmayacak diyor. Mehdiyet’e de işaret var. Hz. Yusuf (a. s. ) ‘a söylüyor fakat Mehdiye de işaret var. “Daha önce ataların İbrahim ve İshak’ın, İshak’a nimetini tamamladığı gibi “ . Hz. İbrahim (a. s. ) Mehdi (a. s. )’nin ceddidir. İbrahim (a. s. )’in soyundan geliyor. “Tamamladığı gibi senin ve Yakup ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır. ” İşte bu , Mehdiyetle tamamlanacaktır bu nimetin tamamlanması. Bakın diyor ki, üzerindeki nimeti , “ senin Yakup ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır. ”İslamın dünyaya hakimiyetiyledir ki, Mehdi (a. s. ) aynı zamanda Davut soyundandır, Hz. Davut (a. s. ) soyundandır ve yani Hz. Yakup (a. s. )’la da bağlantısı var Hz. Mehdi (a. s. )’nin. Bir koldan da Hz. Yakup (a. s. )’a bağlıdır Hz. Ali (r. a. ) kanalıyla. “Elbette Rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler vardır. ” Yani deliller vardır, hikmetler vardır inceleyin diyor Cenab-ı Allah bu ayeti, Yusuf Suresi’ni çok fazla bilgi bulacaksınız. Derin bilgiler vardır, işaretler vardır bunları inceleyin diyor Cenab-ı Allah. “Onlar şöyle demişti: "Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir; oysa ki biz, birbirini pekiştiren bir topluluğuz. ” Ahir zamanda bir kısım ham sofu ve kaba softalar Mehdi’ye haset edeceklerdir, kıskanacaklardır. Bakın diyor ki , "Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir;” Mehdi (a. s. )’nin sevilmesi, insanlar tarafından bilinmesi bir kısım ham sofuların ve kaba softaların ağırına gidecektir. Haset edeceklerdir. “oysa ki biz, birbirini pekiştiren bir topluluğuz. ” Biz diyor cemaatiz, kalabalık bir topluluğuz, biz asıl önde olmamız gerekiyordu, bizler layığız diyecekler. İnşaAllah. O yönüyle de bir işaret var. “ Gerçekte babamız, açıkça bir şaşkınlık içindedir. " Yani mesela Mehdi (a. s. )’yi de şaşkınlıkla suçlayacaklardır. Yani bilmemezlikle, akledememezlikle suçlıyacaklardır, ona da işaret ediyor. Bakın "Öldürün Yusuf'u veya onu bir yere atıp-bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size dönük kalsın. “ Burada Mehdi’ye de öldürülme yani onu şehit etme yönünde bir çalışma yapılacağına da Kuran işaret etmiş oluyor. Veya onu bir yere atıp bırakın ki babanızın yüzü size yalnızca dönük kalsın. Yani öyle bir yere bırakın ki, öldürmeyin ama orada doğal olarak o ölsün. Yani o şartların, ortamın etkisiyle doğal olarak ölsün. Yani ya biri öldürsün veyahut tabii olarak ölsün. Yani onu öyle bir biçimsiz bir yere bırakalım ki, yani mesela bir hayvanı, bir canlıyı, bitkiyi, bir şeyi değil mi? Aynı şekilde görüyoruz veyahut bir insanı Allah esirgesin, değil mi? Böyle yaşayamayacağı bir yere bırakırsan bir süre sonra ölür. İnşaAllah. “Yalnızca size dönük kalsın. ” Yani onu eğer etkisiz hale getirirseniz siz rahat yaşarsınız, siz lider olursunuz, siz daha iyi olursunuz, siz daha çok sevilirsiniz şeklinde bir haset damarına yönelmeyi insanlardaki. Bunu açıklıyor. Ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz, ondan sonra iyi, mutlu olursunuz, samimi olursunuz diyor. “İçlerinden bir sözcü dedi ki: Eğer mutlaka bir şey yapacaksanız öldürmeyin Yusuf’u. Onu kuyunun derinliklerine bırakıverin de bir yolcu kafilesi alsın.” Yani öldürmeye vicdanları el vermiyor. Ne yapalım? İşte demin anlattığım: öyle bir yere atalım ki, orada doğal olarak bir şeyler olsun. Yani etkisiz halde kalsın. Veyahut alsın götürsünler. Mesela birileri alsın götürsün, yeter ki ortadan kaybolsun. “Ey, babamız dediler. Sana ne oluyor? Yusuf’a karşı bize güvenmiyorsun. Oysa gerçekte biz onun iyiliğini isteyenleriz. ” Her insanın demek ki sözüne güvenmemek gerekiyor. Gerçekten Allah’tan korkan, Allah’ı gerçekten seven insanlara güvenilmesi gerekir. Yani güvenmiyorsa demek ki güvenilmeyecek bir şey yapmışsın ki güvenilmiyor. Allah’tan korkana insan güvenir. Akıllı bir insana güvenir. Akılsız çok tehlikelidir. “Oysa gerçekte biz onun iyiliğini isteyenleriz. Onu yarın bizimle gönder. Gönlünce gezsin, oynasın. Elbette biz onu koruyup gözetiriz. Dedi ki: Sizin onu götürmeniz gerçekten beni üzer ve siz ondan habersiz iken onu kurdun yemesinden korkuyorum. ” Bak bu çok önemli. “Sizin onu götürmeniz gerçekten beni üzer. Siz ondan habersiz iken onu kurdun yemesinden korkuyorum. ” Zaaf söylenmez. Yani şundan çekiniyorum dediğinde düşman seni oradan yakalamaya kalkar. Tabii, zaaf söylenmez. Mesela ben diyor, soğuğa dayanıksızımdır diyor mesela. Hımm, tamam, o zaman bunu soğuk bir yere koyalım derler. Anlaşıldı mı? “Derler ki: Andolsun biz birbirini kollayan bir topluluk iken kurt onu yerse bu durumda şüphesiz kayba uğrayan aciz kimseler oluruz. ” Yani bize güven diyor. Hiçbir şey olmaz diyorlar. Yani güven demeyle güvenilmez. Gerçekten akıllı ve Allah’tan korkuyorsa güvenilir insan. “Nitekim onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine birlikte atmaya davrandıkları zaman biz ona şöyle vahyettik: Andolsun sen onlara kendileri farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin.” Mehdi de sonradan, onlara, insanlara olayları anlatacaktır, haber verecektir, açıklayacaktır. “Akşam üstü babalarına ağlar vaziyette geldiler.” Böyle karaktersiz insanlar bir suç işledikleri vakit genellikle hep ağlarlar. Ağlayarak şey yaparlar. Mesela bir yalancılık yapacakları vakit, bir oyun oynayacakları vakit ağlayarak anlatırlar. Onun için gözyaşına inanmamak lazım. Yani birçok insan da mesela bir yerden birisine bir şey almak istediğinde işte babasının hasta olduğunu, kendisinin perişan olduğunu ağlayarak anlatır değil mi? Ve öylece dolandırır. Yani her gözü yaşı ağlayan, o değil. Yani akılcı ve samimi olup olmadığına bakmak lazım. “Dediler ki: Ey babamız, gerçek şu ki biz gittik yarışıyorduk. Yusuf’u da yiyeceklerimizin yanına bırakmıştık. Fakat onu kurt yemiş. ” Tam iddia edilen Ergenekon örgütünün üçkağıtçılıklarına benziyor. Tam onların dalaverelerine benziyor. “Ne var ki biz doğruyu söyleyecek olsak bile sen bize inanacak değilsin. ” Bak bu da tam çirkin bir telkin metodu. Yani ben doğru söylüyorum ama sen zaten inanmazsın ki falan var ya millet konuşur. O tip bir üslup kullanıyorlar. “Ve üzerine yalandan kan sürülmüş olan gömleğini getirdiler.” Tam gene iddia edilen Ergenekon örgütünün oyun ve dalaverelerini andırıyor. “Hayır dedi. Nefsiniz sizi yanıltıp böyle bir işe sürüklemiş. Bundan sonra bana düşen güzel bir sabırdır.” Sabrın önemini vurguluyor. “Sizin bu düzüp uydurduklarınıza karşı yardım istenecek olan Allah’tır.” Ben Allah’tan yardım istiyorum diyor inşaAllah. “Bir yolcu kafilesi geldi. Sucularını kuyuya su almak için gönderdiler. O da kovasını sarkıttı. Hey müjde! Bu bir çocuk dedi. ” 19. ayette İnşaAllah Mehdi’yi de gördüğümüzde ‘Müjde!’ diyeceğiz. Bak “Hey müjde” diyor. “Mehdi’yle müjdelenin” diyor değil mi hadis-i şerifte? Evet. “Bu bir çocuk. " dedi. Ve onu (kuyudan çıkarıp) 'ticaret konusu bir mal' olarak sakladılar. Oysa Allah, yapmakta olduklarını bilendi.” diyor Allah. “Onu ucuz bir fiyata, sayısı belli (birkaç) dirheme sattılar. Onu pek önemsemediler.” Bakın bu çok önemli. Mehdi’yi de insanlar başta önemsemeyecekler. Çok sıradan herhangi bir insan zannedecekler. Kuran ona da işaret ediyor bak: “Onu pek önemsemediler.” Başlangıçta anlaşılmıyor. Hz. Musa’yı da anlamamışlardı biliyorsunuz. Firavun’un sarayında yetişmişti. Onu da öyle yani Firavun’un bütün sistemini yıkacağını hiç tahmin etmediler. “Onu satın alan Mısırlı karısına: ‘Onun yerini üstün tut, umulur ki bize bir yararı dokunur ya da onu evlat ediniriz’ dedi. Böylelikle Biz, Yusuf'u yeryüzünde yerleşik kıldık. Ona sözlerin yorumundan öğrettik. Allah, emrinde galib olandır, ancak insanların çoğu bilmezler.”