ADNAN OKTAR: Sebe Suresi’nde Cenab-ı Allah, 17’de; “Böylelikle nankörlük etmeleri dolayısıyla onları cezalandırdık. Biz (nimete) nankörlük edenden başkasını cezalandırır mıyız?” diyor Allah, 17. ayet. Yani şükretmeyen, Allah’a hamd etmeyen, Allah’ın verdiği nimetten hoşnut olmayan kişileri ben cezalandırırım diyor Allah. Nasıl yapıyor? Kıtlık yapıyor, ekonomik kriz meydana getiriyor, değil mi? Ondan sonra betonları kazımaya başlıyorlar. Bak diyor ki Allah; “Böylelikle nankörlük etmeleri dolayısıyla”, 17, 7’ye dikkat. “...onları cezalandırdık. Biz (nimete) nankörlük edenden başkasını cezalandırır mıyız?” Değil mi? Dünyada geniş bir ekonomik kriz başladı. Ne zaman başladı? 2007 ve 2014’e kadar devam edecek dedim. IMF çıktı, resmi açıklamasında ne dedi?
OKTAR BABUNA: 2014’te sona erecek dedi, hiçbir teknik gerekçe göstermeden.
ADNAN OKTAR: Bir buçuk yıl sonra, bak benim açıklamamdan bir buçuk yıl sonra söyleyebildi IMF.
OKTAR BABUNA: Ondan sonra CIA Eski Başkanı Graham Fuller söyledi. Sonra Türkiye’den de söyleyenler oldu, Merkez Bankası Eski Başkanı, 2014 diye.
ADNAN OKTAR: Adamlara soruyoruz, neye dayandırıyorsunuz diyoruz. Kaynak yok. Kaynak ben.
OKTAR BABUNA: Zaten böyle 5 sene sonrasını öngörmek gibi şeyleri hiç yok. Teknik olarak da imkanı yok.
ADNAN OKTAR: Bak “Kendileriyle, içlerinde bereketler kıldığımız memleketler arasında (biri diğerinden) görünebilen şehirler var ettik” yakın, birbirine yakın. Mesela şimdi ne burada, İstanbul’da ilçeler şehir gibi, nereden baksalar birbirini görüyorlar, yakın iç içe. “...ve orada yürüme (imkanlarını) takdir ettik:” geniş caddeler, yollar var. Aynı zamanda İstanbul’a bakan bir ayet. "Oralarda geceleri ve gündüzleri güvenlik içinde gezip dolaşın" (dedik).” Polis kameraları var, bilmem ne var. Normal dünyaya göre güvenli, değil mi? Her türlü imkan var, güvenlik imkanları var. Ama güvenlik demek ki insanlar için büyük bir nimet ki; Allah “güvenlik içinde gezip dolaşın” diyor. Sebe Suresi, 33; “Za'fa uğratılanlar” yani herhangi bir şekilde ekonomik gücü elinden alınan, sosyal güçleri elinden alınan şahıslar, “büyüklük taslayanlara: Hayır, siz gece ve gündüz hileli düzenler (kurup) bizim Allah'ı inkar etmemizi ve O'na eşler koşmamızı bize emrediyordunuz” Şimdi ne oluyor dünyanın bir çok yerinde, Allah’ı inkar ederse adamı modern insan olarak görüyorlar. “Çok modern adam” diyorlar, dine, imana karşıysa. Allah’tan, dinden bahsedince, sen kardeşim delirdin mi, sen ne biçim konuşuyorsun ya diyorlar, kaçıncı yıldayız diyor. Ama onu ona Allah söyletiyor o anda. Yani onun o muhalif üslubunu da Allah söyletiyor. Bu çok önemli. Ondan haberi yok ve beyninin içinde şu kadarcık yerde yaşıyor adam. Orada söylüyor bunu, ondan da haberi yok. "Hayır, siz gece ve gündüz hileli düzenler (kurup) bizim Allah'ı inkar etmemizi” bak, hileli düzenler, hileli düzen nedir? Darwinizm’dir, materyalizmdir. Çünkü oyun, yalan. İspat ettik ve yerle bir oldu biliyorsunuz. “..ve O'na eşler koşmamızı bize emrediyordunuz" yani madde yarattı deyin, atom yarattı diyeceksiniz, bu şekilde. “...dediler. Azabı gördüklerinde pişmanlıklarını saklarlar;” bakın enaniyeti görüyor musun? Ahiret’te Cehennem’e gitmiş adam, orada da pişmanlığını saklıyor, sezdirmemeye çalışıyor, azgınlığa bak. “Biz de inkar edenlerin boyunlarına halkalar geçirdik.” Enaniyetten kafaları böyle dimdik kalıyor. “Onlar, yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı? Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdikse,” mesela Mehdi (a.s.) veyahut Mesih (a.s.), Mutlaka, oranın refah içinde şımaran önde gelenleri”, paradan puldan sapıtmış tipler, “gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz demişlerdir”, yani biz ne yaratılış inancına inanıyoruz, ne Kuran’a inanıyoruz diyorlar haşa, ne de Allah’a inanıyoruz demişlerdir diyor. Demek ki Mehdi (a.s.) da böyle tiplerle karşılaşacak, Mesih (a.s.) da karşılaşacak. Peygamberimiz (sav) de karşılaştı, bütün Peygamberler karşılaştılar, çok normal, bu Allah, bunu bu şekilde yarattığını belirtiyor. Bakın mutlaka diyor çünkü Allah, kanun haline gelmiş. Değil mi? Allah kanun yaratmış. “Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdikse”, 34, otuz dört de İstanbul’un kodudur biliyorsunuz, değil mi? Tabii tabii. “...mutlaka, oranın refah içinde şımaran önde gelenleri, gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz demişlerdir”. Ne Mehdi (a.s.)’ye inanırız biz diyorlar, ne Mesih(a.s.)’in gelişine inanırız, öyle bir şey yok, veyahut yüzyıllar sonra gelecek diyen tipler de oluyor, değil mi? Veyahut gelip geçmiştir diyenler oluyor yahut hiç yoktur diyenler var. “Ve biz, mallar ve evlatlar bakımından da çoğunluktayız.” Ya diyor, senin malın yok, Mehdi’nin malı yok, çocuğu da yok ama diyorlar ki ona karşılık, “ve biz mallar ve evlatlar bakımından daha çoğunluktayız”, bizde bol diyor. “Ve bir azaba uğratılacak da değiliz demişlerdir”. Yani herhangi bir azaba duçar olamayacağız, zaten Allah diyor, kuluna azap yapar mı diyor, var öyle tipler var, kokoş teyzeler oluyor bazen. Böyle oksit sarı saçlı, tırnaklar böyle kartal tırnağı gibi, gevrek sesli, zaten böyle sesleri de erkek sesi gibi oluyor, kokoş muhabbeti yapıyorlar kendi aralarında kahve içerken. Cennet, Cehennem hakkında böyle ahkam tarzı konuşmalar yapıyorlar. Ben diyor, Cehenneme inanmıyorum diyor. Niye ki diyorlar? Allah diyor, kuluna azap eder mi diyor. Sen ahlaksızlık yapıyorken, yapıyorsun, azap niye olmuyor o zaman? Değil mi? Ahlaksızlık serbestse, azap da serbest tabii ki. Değil mi, azap da ona göre onun karşılığı. Değil mi? İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Allah’ın adaleti tam inşaAllah. Hocam, sure otuz dördüncü sure miydi? Demin okuduğunuz ayette otuz dörttü, otuz dördüncü surenin otuz dördüncü ayetiydi, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aferin, Sebe Suresi, tabii bak, otuz dördüncü ayet. Aferin Oktar, maşaAllah. Otuz dördün otuz dördü, tabii. Sebe, demek ki İstanbul’a işaret var, inşaAllah. “De ki, şüphesiz benim Rabbim rızkı dilediğine genişletir yayar”. Kimi insanı isterse zengin eder. Değil mi, bize de soruyorlar, nereden geliyor para pul, Allah gönderiyor, Hz. Süleyman (a.s.)’a kim verdi, Hz. İbrahim(a.s.)’e kim verdi?
OKTAR BABUNA: Allah verdi.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Bize de Allah veriyor, neden öyle düşünüyorsun? Mühim olan helalinden kazanıyor olmak. “Şüphesiz benim Rabbim rızkı dilediğine genişletir yayar, kısar da”. Ekonomik kriz de olur, kısar da. “Ancak insanların çoğu bilmiyorlar. Bizim katımızda, sizi Bize katımıza yaklaştıracak olan ne mallarınız ne evlatlarınızdır.” Mesela, Mehdi(a.s.)’nin ne malı var, ne evladı var. Değil mi? “Ancak iman edip, salih amellerde bulunanlar başka”. Samimi, salih samimi demektir. İman ediyor, samimi eylemlerde, tavırlarda bulunuyor. İşte onlar, onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat mükafat vardır. Yani Cennet kastediliyor ve Allah’ın rızası kastediliyor. “Onlar, yüksek köşklerinde güven içindedirler”, bakın, görüyor musun? İlk verilen nimet güven. Mesela biriyle karşılaştığında, arkadaş olmak istediğinde ilk aranan şey güven. Güven olmadı mı mümkün değil. Her şey yapmacık, ne sevgi oluyor, ne dostluk olur, ne arkadaşlık olur, ne vefa, ne sadakat, ne muhabbet, ne derinlik, ne aşk, ne tutku, hiçbir şey olmaz. Değil mi? Onun için Allah bak, en hayati noktaya dikkat çekmiş. “Yüksek köşklerinde güven içindedirler”, insanların en çok aradığı şey budur. Allah onun için dünyayı güvensiz yaratmıştır. Tabii biz Allah’a dayanarak güveniyoruz. Fakat sebepler aleminde her yerde bir tehlike var. Mesela ne bileyim, suya elini sokuyorsun, adamı elektrik çarpabiliyor, ilaç içiyor adam zehirleniyor. Sokağa çıkıyor, anarşist, teröristle karşılaşabiliyor, kafasını eğiyor beyin kanaması oluyor. Değil mi? Bir şeye kızıyor beyin kanaması oluyor, yahut kalbi duruyor. Veyahut, hiç, durduk yere kanser gelişiyor. Umulmadık kanser türleri var. Mesela, damakta kanser gelişiyor, kulakta gelişiyor.
OKTAR BABUNA: Her bir hücrenin değişik kanserleri var, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Gözde ayrı oluşuyor, beyinde ayrı kanser türü var, kanda ayrı.
OKTAR BABUNA: Kasın ayrı.
ADNAN OKTAR: Tabii kasta var, pankreas, hepsinin ayrı, karaciğer kanseri ayrı, mide kanseri ayrı, akciğer kanseri ayrı. Kemik, böbrek, işte adam dese ki ben bunları kontrol ettirsem, o da bir kurtuluş değil. Çünkü ne kadar kontrol ettirirse ettirsin, her gün kontrol ettirmesi gerekiyor. Ettirse de yine kurtulamıyorlar. Tabii, bütün ömrü hastanede geçmesi gerekir zaten, hastane kapısından çıkmaması lazım. Sürekli alet, edevatla taranması gerekiyor. Ondan da ayrı yine kanser oluyor bu sefer. Dolayısıyla dünyada o anlamda güven ortamı yoktur fakat biz Allah’a güvendiğimiz için güven içinde oluruz. En büyük güvence Allah’tır, bir tane güvence vardır. 38. ayet, “Ayetlerimizi etkisiz bırakmak için çaba harcayanlar, işte onlar azabın içine getirilmişlerdir.” “Ayetlerimizi etkisiz bırakmak için çaba harcayanlar”, yani Kuran’ın etkisini ortadan kaldırmaya çalışanlar. Sebe Suresi 46, “Sahibiniz olan elçide hiçbir delilik yoktur. o yalnızca şiddetli bir azabın öncesinde uyarandır”. Mehdi (a.s.) de ne diyor, değil mi, şiddetli bir azabın öncesinde insanları uyarıyor. “Sahibiniz” yani aynı zamanda Mehdi(a.s.)’ye de bakıyor. Sahibül zamandır Mehdi(a.s.). Yani zamanın sahibi lakabıdır. Muhtemelen Mehdi(a.s.)’ye de çeşitli iftiralar atılacak. Hapis atılacak, iftiralar atılacak, birçok eziyet görecek inşaAllah