ADNAN OKTAR: Biz nasıl bizim dinimize saldırıldığında rahatsız oluyorsak, onlar da kendi dinlerine saldırıldığında çok rahatsız olurlar. Yani çok can yakılır. Sizin zannettiğiniz gibi değil. Biz darwinizmi burada anlatıyoruz ama bir komünist bunu dinlerken tansiyon 24’e çıkar. Acayip bunalır. Tabii Allah şifa versin, istemeyiz. İlaç alsın, düşürsün ayrı mesele de çok kızdırır. Kuran ayeti var diyor ki Allah; “onların kalelerini işgal etmeniz” diyor inşaAllah. Yani onların bulunduğu yerlerde etkili olmanız onlara azap verir diyor Allah, ayet var. Değil mi, “kızdırır” diyor. Bir de bazı şeyler anlatılmaz ama insanların çoğu, birçoğu iman konusunda hep tereddüt içindedirler. Yani 50’ye 50’dir, hep tereddüt içindedir. Darwinizmi anlattığınızda o 50’ler 51-52’ye doğru çıkar. Çünkü bu şeytanın, iblisin büyük bir oyunudur. Çok büyük bir olaydır bu. Bakın, Hz. Adem (a.s.)’den itibaren bütün peygamberler bu fitneye karşı, bu Darwinizm fitnesine karşı.
Evet, Oktar Hocam ne diyorsun anlattıklarıma?
OKTAR BABUNA: Hocam kesinlikle, maşaAllah sizin vesilenizle oldu bu. Hakikaten bütün kötülüklerin kaynağında bu var.
ADNAN OKTAR: Şimdi biz en can alıcı yerden olaya girdik. En sıkıntı veren yerden girdik. Şimdi imani konuları anlattıkça insanların imanları pekişmeye başlıyor. İman pekişince insana neşe gelir. İman tereddüdünde insanların canı müthiş yanar. İnsanların mutsuzluğunun nedeni ne biliyor musunuz dünyada? Bir tane nedeni var. Ne ekonomik krizdir, ne şu, ne bu. Tek bir tanedir. İman tereddütüdür. Kardeşim bir insan Allah’ın varlığından yüzde100 emin olsa, Cennetin varlığından yüzde 100 emin olsa, niçin mutsuz olsun? Bu mümkün mü? Aç bırakılsa, sürünsün yerde yine olmaz öyle bir şey. Adam, öleyim der. Müthiş mutlu olur. İman tereddütünden dolayı insanların canı yanıyor. Mutsuzluğun kökeni budur. Başka hiçbir nedeni yoktur. Mesela Rusya’da komünistler, o zaman ‘’Rustik’’ falan derlerdi, komünistlerin, Rusya’da çekilmiş resimler. Bütün milletin suratı düşmüştü değil mi? Mutsuz insanlar, neşesiz. Mesela Çin’de gidin, insanlıktan çıkmıştır insanlar adeta. Büyük bölümü öyledir. Mutluluk yoktur yüzlerinde. İman olmadığı için öyle işte. İman, hem dinçlik hem neşe, hem sevinç, hem güzellik hem kafa açıklığı ve müthiş bir akıl meydana getirir. Çok akıllı olur imanlı insanlar. Dolayısıyla evrime böyle ara ara vuruş yapılması büyük bir belayı engellemiş oluyor. Mesela bir kısım zavallı Müslüman kardeşlerimiz var, bazı garibanlar “Darwinizm var mı ki?’’ diyor. “Zaten öldü” diyor. Peki, niye sürünüyorsun? Niye böyle aşağılanıyorsun? Okul kapılarındaki konumun ne? Değil mi, niye bu kadar garibansın? Niye belirli semtlerin dışına çıkamıyorsun? Niye belirli mahallelerde, belirli yerlerde yaşayabiliyorsun sadece? Madem Darwinizm yokmuş. değil mi? Niye okullarda doçent, profesör olamıyorsun üniversitelerde? Göğsünü gere gere git de bir ol bakayım. Demek ki var. Anlamazlıktan gelmenin alemi yok. Halk arasında biz bunu yok ettik. Daha önce yüzde 75’ti Darwinizme inananların oranı Türkiye’de, 1971’lerde. Her yer işgal altındaydı. Bütün mahalleler parça parça alınmıştı. O zaman sadece ülkücü gençlerin ve o zamanlar Milli Selamet Partisi vardı, onun gençliğinin bir atağı vardı, imani atağı vardı. Ama tabii o zamanlar yetersiz kalıyordu. İnsanlar çekiniyorlardı Darwinizmden. Yani Darwinizmin üzerine giderken altta kalmaktan korkuyorlardı. Darwinizmi inceleyip onu çökertmek istiyor ama mayın tarlası gibi giriyor imanını kaybediyor. Kendi düşüp patlıyordu. Kimse giremiyordu o alana. Sadece uzaktan uzağa “olur mu öyle şey, maymundan gelsek bütün her yer maymun dolu olurdu şu anda” falan ipsiz sapsız mantıksız izahlar, böyle çocuksu mantıklarla yahut da; “var mı ki Darwinizm ya, nerede?” falan diyor. Dünyadaki devletlerin yüzde 95’inin resmi ideolojisi resmen devlet Darwinizmin üzerine oturmuş durumda. Devlet ideolojisi yani. Nasıl var mı yok mu diyorsun sen? Devlet orduları, dünyanın yüzde 95’inde Darwinizmin üzerine oturmuştur. Dünyadaki devlet ordularının yüzde 95’inin resmi ideolojisidir. Subaylar Darwinizme göre eğitiliyor dünyada. Güçlü olan kazanır, tabii seleksiyon vardır, bilmem ne falan feşmekan. Altan alttan aşılanıyor ve subaylara din yok deniliyor, din yok. Bu halkın inancıdır. Siz bunlara bakmayın. Eğer dinde herhangi bir kıpırdama olursa, tepelerine bineceksiniz denir. Dünyanın yüzde 95’inde böyledir. Amerika, İngiltere, Fransa hep bu işi garantiye almışlardır kendi kafalarına göre. Mesela Fransa’da masonluk desteğinde Darwinizm devlet ideolojisidir. Biz vurunca ani bir gece hareketiyle, Fransa zangır zangır sallandı böyle. Şöyle bir gitti, geldiler. Bir daha vurduk, bir daha vurduk. Vura vura çökerttik. Gururları çok işimize yaradı. İlk vurduğumuzda gururlarından bağırmadılar. Bir daha vurduk yine bağırmadılar. Böyle ana vuruşları yaptıktan sonra bağırdılar ama ağır yaralandılar. Diz üstü çöktüler bir daha da kalkamadılar. Önce dediler ki; “ya ne var bunda, kitap göndermiş önemi yok. Gönderir gençler. Böyle oluyor arada sırada. Biz duyuyoruz zaman zaman’’ diyorlardı. Ama olay öyle değilmiş, kezzap içmiş gibi oldular.
OKTAR BABUNA: “Bomba etkisi yaptı, nükleer bomba yağıyor’’ falan diye böyle.
ADNAN OKTAR: ‘’Gece baskını’’diyor. Gündüz mü basacaktık, tabii gece basacağız yani. ‘’Gökten felaket yağıyor’’ diyor. Var ya Amerikalıların B52’leri, havadan ağır bombardıman yapıyor. O tarz bir açıklama yapmış.
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun Hocam, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Herhalde iki yüz Fransız gazeteci sizinle görüşmeye gelmiştir o dönemde, hatırlıyorum ben Hocam.
ADNAN OKTAR: İki yüz olmasa bile, epey gelen oldu. Fransız gazeteciler var, atom forvet keratalar, böyle kendilerini çok uyanık zannediyorlar, benim ağzımdan laf alacak, beni tongaya düşürecek falan. Yatta saatlerce röportaj yaptık, aynı soruyu bir daha soruyor. Sinirleri bozulmuş böyle. Bir daha soruyor, bir daha soruyor. Kendilerince tongaya bastıracak böyle. Kendilerince bir aralık arıyor. Sen kurtsan biz yetmiş bin kere kurduz. Sen kimsin kerata? Daha kıtibiyoz kerata, atom forvet, uçuyor havada bize oturmuş açık yakalayacak, Fransız basını da böyle manşetten verecek. Tabii böyle turşu yemiş kedi gibi gözleri dört açıldı gitti. Dolayısıyla Amerika’yı da çökerttikten sonra, Fransa, İngiltere’yi de çökerttikten sonra müthiş garibanlaştılar, şu an bir sessizleştiler. Yani bir şey olduğunu anladılar.