Adnan Oktar’ın 5 Mart 2010 tarihli HarunYahya.TV röportajından
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman diyor ki, bak diyor; “avamın çabuk iğfal olunabilen akılları” diyor. Bir tehlike vardır. Çabuk iğfal olur insanların aklı. Mesela benim kızım buraya geldi. Biz bununla konuşuyoruz, mesela itin birisi buna gelse, bunun aklını bir anda allak bullak edebilir. Yani “avamın” diyor bak, “çabuk iğfal olunabilen”. İnsan açıktır telkine. “Sen ne yaptın ya”, diyor mesela. “Ne yaptım ki” falan diyor. “Aman onlar çok tehlikeli adamlar ya” diyor. “Senin aklın başında mı? Sen kendini mi kaybettin?” falan diyor. Ona biraz direniyor. Önce bir aklı direnir. İkinci birisi geliyor, “sen herhalde çıldırdın ya” diyor. “Ben seninle alakayı kesiyorum arkadaş” diyor. “Delirmişsin sen. Ne yaptın sen?” diyor. İşte bu büyü etkisi yapar. Yani her insan öyle güçlü değildir. Üçüncüye dayanamıyor düşüyor. Yani hatta biraz daha üzerine gitseler ağlar. Yani öyledir, güçsüzdür insanlar. Ben kardeşimi tenzih ederim de. Birçoğu öyledir insanların. Onun için bakın bu tehlikeye karşı Üstad dikkat çekiyor. “Ondan” diyor, “yirmide birine dahi güven olmaz” diyor. “Bu hâlâta karşı” diyor, “hamiyeti İslamiye gerekir” diyor. Yani İslam’ı koruma hissi, “sebat yani sabırlı olmak ve metanet, sarsılmamak gerekir” diyor. Çünkü şimdi bize yağmur gibi dava açıyorlar. Şu anda da bana devam ediyor, kimsenin haberi yok. Peşpeşe mahkemelerim var. İftira üzerine iftira, tehdit üzerine tehdit, oyun üzerine oyun. Benim normal hayatımdır bu benim. Yemek içmek gibi, sabah kahvaltısı gibi alalade bir şey. Ama alışık olmayan bir insanı bu çok sarsar. “Vay” falan diyor adam, beti benzi gidiyor, ödü kopuyor. Yani mesela zırt pırt bize gelir değil mi, karakoldan davet ederler. Bilmem ne yaparlar işte. “İfadeniz var”, ertesi gün yine bir “ifadeniz var yine buyrun” falan. Böyledir gece gündüz. Bir ayağımız adliyede, bir ayağımız karakolda, bir ayağımız burada, bir ayağımız evde. Sürekli faaliyet halindeyiz. Bu Müslümanın normal bir vasfıdır. İftirayı biz durduramayızki. Sebatlı olacaklar, sebat. Sabırlı olacaklar. Ve metanetli olacaklar. Yani adam üfürsen gidiyor. Ufacık bir şeye dayanamıyor. Bir de hassas noktalarından yaklaşıyorlar, oradan bam tellerine dayanamıyorlar. Mesela “yobaz” diyor bu, dayanıyor ona. Ama mesela böyle çapkın falan dedin mi, bizim toplumumuz özellikle bu konulara daha hassas olduğu için, orada bir gidip geliyor. “Hoca adam bu adam” diyor. Ama önce bir onu koyuyor önüne dikkat ederseniz. “Hoca adam, o zaman bu nasıl oluyor ya” diyor. Ama Hoca adam demese de mesela, üniversite öğrencisi bu dese, herhangi bir insan dese o zaman o madde, şık kalkıyor zaten. O zaman çapkın olmak çok normal geliyor ona. Bir şey demiyor o. Ama Hoca adamı koydun mu, arkasından o gitmiyor artık ondan sonra. Arkasından tepe taklak devriliyor adam. Ve inanıyor da, kaz gibi böyle. “Gözünle gördün mü?”, “yok” diyor. “Kulağınla duydun mu?”, “yok” diyor. “Ama gören varmış” diyor. Kuran’ın ölçüsü bu değil. Gören varmış olur mu? O zaman ben de seni gördüm diyeyim. Olur mu öyle şey? Mesela bana bazen geliyorlar, çok özür dilerim alenen belli fahişe olduğu. Konuşmalarından, üslubundan belli. Yani bayağı da tehlikeli bir tip. Ben nezaketimle hiç hissettirmiyorum. Benim kızım mesela çok tatlı, çok çocuksu. Ama bazı tipler vardır belli olur. Halk arasında bilinir, oynar adam. Değil mi, çok çok özür dilerim adı da vardır onun, derler adama, mal derler böyle belli olur. Yani o tarz bir tip, diyor ki; “Adnan Bey hakkınızda çok dedikodular duyuyoruz” falan diyor. Ben de nezaketiyle anlatıyorum, dinliyorum. Halbuki benim kafamdan binbir türlü, acaba diyorum esrar satıcısı mı bu, fahişe mi, yani kafamdan binbir türlü şey geçiyor. Yani ne tür tehlikesi olabilir. Yani nasıl konuşmayı kısa keseyim de işime bakayım falan onun peşindeyim. O da beni eleştiriyor, o da bana anlatıyor, böyle “gazetede duydum” diyor, “Baron’un gazetesinde böyle bir şey duydum” diyor. Ben de ona böyle, tam yüzde yüz masum, temiz bir insan muamelesi yaparak saygıyla cevap veriyorum. Halbuki ben de ona diyebilirim ki, “senin de her tarafından akıyor”, değil mi, yani bayağı tehlikeli bir adam. Ben senin nereden bileyim esrarkeş olmadığını, esrar satıcısı olmadığını, cinsi sapık olmadığını, değil mi, fahişe olmadığını nereden bileyim de diyebilirim, nezaketen ama demiyorum. Böyle bir patavatsızlık içinde de oluyor insanların epey bir kısmı. Halbuki böyle bir şey olduğunda, mesela ben Bediüzzaman’a adam diyor ki, “akşamları rakı gidiyor, kasa kasa rakı götürüyorlar” diyor. Şimdi ben sağlıklı bir akla sahipsem, ben bunu acaba diye biraz düşünsem, iki üç dakika düşünsem akli dengem yerinde değildir. Yani normal bir insan bunu yapmaz. Acaba diyebiliyorsa, buna vakit ayırabiliyorsa normal bir insan bunu yapmaz. Bediüzzaman’ın yanında fahişelerin ne işi var, yani buna inanılır mı? Bediüzzaman buna cevap vermek mecburiyetinde kalmış bu insan, cevap verilir mi böyle bir şeye, cevap vermek mecburiyetinde kalmış. Halbuki Müslümanda insan ferasetle bilecek, diyeceksin ki bu insana, böyle bir dava adamına rahatça iftira atılılır. İftira da kolay bir şey, ispatı var mı, yok. Kardeşim şu ana kadar mesela bize binbir türlü iftira attılar. Dediler ki “bunda şantaj kasetleri var, bütün milleti kasede alıyor” falan. Tamam olabilir insanlık hali, getir masanın üzerine koy kardeşim, bu kadar aradın didik didik, ta tahtaları kaldırdın, döşemeleri kaldırıp aradılar, değil mi, duvarları söktüler, tavan aralarına baktılar, artık her yere baktınız, olmadığına göre demek ki iftiraymış. Dediler ki “şantaj fotoğrafları bilmem neler var”, e nerede bunlar peki? Hayali. Hep oyun, mesela hiçbirisinin aslı astarı çıkmadı. Mesela dedi adam işte Ebru Şimşek, “beni eve götürdü, yatağa yatırdı, silahlar bu kadar” diyor. Nereden bulacağız o kadar silahı, bir de o kadar silah olur mu? Obüs topu gibi, hiç görülmemiş bir şey. Benim elimde de varmış silahlar, bilmiyorum yani şu uçaksavar tarzı falan bir şeyi tarif ediyor herhalde. “Odaya doluştular” diyor, onu da yatırmışız güya, bir de yanında birisi varmış, “çekin kamerayla” demişim. Kamera çekimleri başlamış, uzunca kameraya çektikten sonra kasedi elime almışım böyle. Ünlü bir artist var ya bu konularda isim vermeyeyim de, hani Türk filmlerinde oluyor ya. Şimdi söylersek tabii yakışık almaz. Kurnaz bir gülmeyle kasedi gösterip, “yani senin elin mahkum, bundan sonra bana geleceksin” demişim ve göndermişiz. Yani Allah’tan, Allah’a çok şükür filmi elimize geçti. Bizim evin filmini de çektik. Mahkeme heyetinin önüne koyduk. 60 metrekare filan uydurma bir dairede, pimapen pencereden bir yer, tavanında kirişler aşağı sarkıyor, böyle bir yer. Orada da böyle bir olay var. Yanında da bir şahıs var, pür neşe Ebru Şimşek görüntüde. Bayağı neşeli, kahkahalar atıyor, acayip gülüyor, şakalaşıyorlar adamla. Öyle bir film, gayet de rahat yani üslup olarak. Zaten psikiyatristler de inceledi, “çok rahat” dediler, “öyle bir şey yok” dediler. “Yani tehdit altında falan değil” dediler filmde. Yani uzman, bilirkişi heyeti mahkemede inceledi. Mahkeme baktı bizim evin filmiyle o evin filmine, uzaktan yakından alakası yok. Bizim evin tavanı asmolen dümdüz tavan, kiriş falan yok. O bayanın evinde kirişler aşağı doğru sarkıyor, koskoca kirişler var. Pencereleri şu kadar küçük pimapen pencereler. Biz de tavandan tabana kadar, uzaktan yakından alakası yok.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bir apartman dairesi o, sizin kaldığınız ev ise bir villaydı inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mahkeme heyeti bakar bakmaz anladı. İftira, oyun olduğunu, ve ben bundan beraat ettim Ağır Ceza Mahkemesi’nde. Ne silahlar filmde var, ne ben varım orada, ne arkadaşlarımız var, kimse yok. Bir tek arkadaşı var, onunla da şakalaşıyor, gayet neşeli. Yani iftira atmak bak bu kadar kolay. Basın bunu 10 yıl kullandı, 10 yıl. Ve milyonlarca insan da buna inandı. Beraat ettim, yani Türkiye’nin yüzde biri bilmiyor şu an beraat ettiğimi.
CİHAT GÜNDOĞDU: Hiçbir şekilde haber yapılmadı.
ADNAN OKTAR: Bilinmiyor. Biz işte böyle internette, oradan buradan haber veriyoruz. Yani böyle bir sistem var. Bu durumda işte Müslümanların yapacağı sarsılmamak olması lazım. Yani sarsılmayacaklar, her habere inanmayacaklar. Özellikle baronun ekibinin açıklamalarına, ki baron tam deccalin adamıdır, inanmaları son derece yanlış olur. Yani onun medyasının, baronun medyasının faaliyetlerinden hiçbir şekilde etkilenmeyecekler. Çok aşağılık bir kadrosu var, satılmış kadrosu var baronun, onları kullanıyor. Ona da böyle baya inanan tipler oluyor. Çok küçük düşmüş olurlar, bundan kaçınacaklar, akılcı bakacaklar. Mehdiyet bence öyle anlaşılmayacak bir konu değildir. Mehdiyet İslam’ın dünyaya hakimiyeti, Türk İslam Birliği için var gücüyle gayrettir. Yapmıyorsa bir adam, bir insan bunun pek bir açıklaması yok.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler