Adnan Oktar'ın 16 Mart 2010 tarihli HarunYahya.TV röportajından
ADNAN OKTAR: “Ki beni Yaratan ve bana hidayet veren O’dur. Beni yediren ve içiren O’dur.” Yani “ben kendim yiyip içmiyorum” diyor. Yeme ve içme fiilini yapan O diyor. Mesela adam kaşık alıp yemeğini yiyor. O yeme fiilini, görüntüsünü, tamamını meydana getiren Allah’tır. Yani bir insan “ben yemek yedim” diyemez. Allah yedirir. “Bana içiren O’dur”. Mesela geçen günler dedim: ben ıhlamur içiyorum. Allah havaya kaldırıyor fincanı, yaklaştırıyor ve bana içiriyor. Elimi vesile ediyor. Elim varmış gibi göstertiyor Allah. Halbuki elimi beynimde yaratan Allah. Elim dışarıda var ama saydam, yani atomun yapısından dolayı saydam. Daha önce de söylemiştim. Ama o saydam olan elimle muhatap olmuyorum ben. Beynimdeki görüntüyle muhatap oluyorum. Beynimde benim yaratıyor Allah içme olayını. Dolayısıyla bakın havaya kaldırdığımda, mesela bakın buradan getirip Allah buraya getirip bunun içine döküyor. Bu dökme işlemini Allah yapıyor. Ondan sonra bakın bunu yerine koyuyor Cenab-ı Allah. Elimi vesile ediyor ve ben bunu geri buraya koyuyorum. Ama Pelin bunu bilmiyor olabilir. Şimdi sen beni seyrediyorsun burada. Ben senin beyninin içinde bir görüntüyüm. Bu doğru mu? Doğru değil mi?
ADNAN OKTAR: Sesimde beyninin içinde oluşuyor. Bu da doğru. Sesimi beyninin içinde duymuyor musun?
ADNAN OKTAR: Bu da doğru.
SUNUCU: Beyin sayesinde duyuyorum.
ADNAN OKTAR: Şimdi benim ses dalgalarım geliyor. Kulağına geliyor. Kulak duymaz. Kulak sadece onu beynine iletir ve dolayısıyla beyninin içinde duyuyorsun, beynine gelen elektrik akımını beyninin içinde duymuş oluyorsun. Mesela şimdi sen su içtiğinde su bardağı beyninin içinde mi oluşuyor, dışarıda mı var?
SUNUCU: Beynimin içinde mi yine?
ADNAN OKTAR: Yine beyninin içinde oluşuyor tabi. Yani dışarıdaki bardakla sen muhatap olmazsın. Dışarıda var ama o saydam.
SUNUCU: Ama bardak var?
ADNAN OKTAR: Bardak var, dışarıda var. Ama senin muhatap olduğun bardak beyninin içindeki bardak değil mi?
SUNUCU: İkisi de aynı bardak.
ADNAN OKTAR: Ama senin asıl gerçek hayatta bire bir muhatap olduğun, yaşadığın, bardak dediğin şey beyninin içinde görüntü. Dışarıdaki bardakla muhatap olmuyorsun sen. O ayrı, o ayrı bir cisim olmuş oluyor. Senin yaşadığın alem çok önemli. Sen beyninin içinde gördüğün bardağa bardak diyorsun. Bardağın tadı beyninin içerisinde oluşuyor. O da beyninin içinde oluşuyor. Tutma hissi o da beyninin içinde oluşuyor. Dolayısıyla bunların tamamını yaratan Allah olduğu için sana o bardağı içiren, yemek yediğinde yediren Allah’tır. Tamamını Allah yaratır. Dışarıdaki maddeyi de, “onu da Ben yarattım” diyor Allah. Ama o da bir gölge varlıktır. Yani bizim anladığımız anlamda değildir atom, yapısı. Yani atom enerjinin yoğunlaşmış hali. Yani yoğunlaşmış enerji. Dolayısıyla atoma biz eğer normal gözle bakmış olsaydık, bakabilmiş olsaydık aslında sadece karanlığı görecektik. Velevki karanlığı kaldırmış olsak bile maddenin saydam olduğunu görecektik. Çünkü atom birbirlerinden çok uzak yapısı. Yani nötron, proton ve elektronların birbirinden uzaklığı çok fazla. O yüzden yani böyle kevgir gibi yapısı. O uzaklıktan dolayı saydam görünüyor. Bir de renk yok dışarıda. Rengi de beyin algılıyor. Yani beynin yorumu. Yani yeşil, kırmızı diye bir şey yok dışarıda. Renk yok bir kere dışarıda, ışık yok. Dalgalar var, sadece dalga var. Dalgayı beyin ışık olarak algılıyor. Yani mesela Güneş’e baktığımızda Güneş normalde simsiyah karanlıktır Güneş. Güneş sadece foton, ışık ışınları gönderiyor. Biz o ışık ışınlarını dalga olarak alıyoruz. O dalgaları beynimiz ışık olarak algılamış oluyor. Yani dışarıda öyle bir şey olduğundan değil. Bunu biliyor muydun sen?
SUNUCU: Hayır, sizden öğrendim.
ADNAN OKTAR: Bakın modern bilimin de tespit ettiği bir gerçek bu. Yani bu konuda bütün bilim adamları ittifak halindeler. Bu şekilde olduğu konusunda. Mesela ben senle şu an konuşuyorum. Ben senin beyninin içinde konuşuyorum. Doğru mu bu?
SUNUCU: Anlattıklarınıza göre evet, deminkilerden yola çıkarak gidersek.
ADNAN OKTAR: Ben seninle konuşurken ben de beynimin içinde seninle konuşuyorum. Mesela Pelin dediğimde beynimin içinde bir sevimli bir görüntü oluşuyor. Onunla muhatap oluyorum. Yani benim elimle senin elin aynı yerdeyiz. Benim yüzümle senin yüzün aynı yerde, beynimin içinde.
ADNAN OKTAR: Tabi yani, ayrıca bilimsel bir gerçek. Mesela ben şu anda karşında gibi konuşuyorum, 1 metre falan uzağındaymış gibi. Ama öyle değil. Tam anlamıyla senin içindeyim. Yani iç içe konuşuyoruz şu an. Yani senin sesinle benim sesim aynı yerde oluşuyor. Yani ayrıca bu hiç kimsenin reddedemeyeceği bilimsel bir gerçek. Yani dinsizin de dindarın da reddedemeyeceği bir gerçektir.
ALTUĞ BERKER: Rüyadaki gibi.
ADNAN OKTAR: Evet rüyadaki gibi. Rüyada da böyle konuşmuyor muyuz karşılıklı. Ama aynı yerdeyiz. Doğru mu? Ama sanki uzaktaymışız gibi görünüyor değil mi?
ADNAN OKTAR: Bu dünya da öyle rüyadır aynı şekilde. Rüyadan rüyaya geçilir, ama daha net bir rüyadır. Ölüm anında da daha net bir rüyaya geçeceğiz. Ama yine rüya şeklinde, bu şekildedir. Allah’ın yarattığı sistem bu. Yani burada “yediren ve içiren O’dur” dediği o Cenab-ı Allah’ın. “Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur”. Mesela doktora gidiyor, doktor da beynin içerisinde yaratılır. Mesela ilaç alıyor, şu kadarcık küçük bir şey. Beyninin içinde beyaz bir şey göstertiliyor hap diye. Halbuki beyninin içinde bir görüntü o dikkat edersen. Onu yuttuğu göstertiliyor. O ilaçtan iyileştiğini zannediyor. Halbuki ilaçlan iyileşmiyor o. Allah ilacı ona sebep ediyor. Yani doğrudan o iyiliği, şifayı meydana getiren Allah’tır. Halk mesela aspirin içtim diye Gripin içtim diye o geçiriyor zannediyor. Böyle bir şey mümkün değildir.
SUNUCU: İyileşeceği varsa o da iyileşir. İçmesine gerek yok mu o zaman?
ADNAN OKTAR: Hayır sebebe sarılacak. Onlar var. Mesela ben bunu, ıhlamura elimi uzatmama niyet etmem lazım. Elimi uzattığıma dair bir his veriliyor. Yani elimi uzattığıma dair his. Bardak bana yaklaştırılıyor. Ben buna niyet ediyorum. Ama cennette sistem böyle değil. Mesela ben bardağı, içme hissini, bu hissi duyduğumda o bardak bana yaklaşır. Yani elime gerek kalmaz. Elimi uzatma hissime gerek kalmaz. Direk gelir yani, yaklaşır.
SUNUCU: Düşünce gücüyle yapmak gibi.
ADNAN OKTAR: Evet, evet. Sanki elim varmış gibi direk yaklaşır. Zaten şimdi mesela elim burada dururken, el et kemikten oluşan bir cisim değil mi? Yani et, kemik söz dinlemez normalde. Yani kasaptan gelen bir ete biz desek ki: “Et haydi hareket et” desek hareket etmez, bir şey yapmaz et. Ete emir veren bir ruh var. İşte o Allah’ın ruhu. Yani bize Allah’ın üfürdüğü ruh. Mesela ete diyoruz ki: “kaldır elini” diyoruz. Kaldırıyor havaya et eli, kaldırıyor. “Bardağı tut” diyoruz, tutuyor. Ama o bize öyle göstertiliyor. Beynimizin içerisinde öyle göstertiliyor.
SUNUCU: Ama mesela iyileştiren Allah, hastayı iyileştiren Allah. İlacı içse de içmese de iyileşeceği varsa eğer iyileşecek.
ADNAN OKTAR: Tabi doğru.
SUNUCU: Ama ilacı içse de iyileşmeyecekse iyileşmeyecek ne kadar ilaç içse de. O zaman iyileşeceği varsa ilacı içmesine gerek yok mu yani? Öyle bir soru çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Sebep çok önemlidir. Bütün sebepleri kullanması lazım insanın. Mesela soğukta insan hasta olur. Soğuğa karşı giyinmesi gerekir. Mesela yemek yemediğinde hasta olur, yahut ölebilir. Mutlaka yemek yemesi lazım. Allah o sebebi ister bizden. Allah mükemmel bir sebep sanatı meydana getirmiştir. Sebep silsilesi meydana getirmiştir. Bütün sebeplere sarılması lazım. Mesela saçı taramasan saç düzgün görünmez. Mesela bütün elbiseleri Allah yaratır. Mesela “sizi giydiren” diyor Allah. Değil mi? “Yediren, içiren O’dur” diyor Allah. Giyimi de meydana getiren de Allah’tır. Yani “size giyimlikler var ettik” diyor. Ayette giydiren dediğim O. Mesela elbise konfeksiyon atölyesinde yapılıyor gibi göstertiyor Allah. Ama bizim beynimizin içinde oluşur elbise. Her insan beynindeki elbiseyi giyer. Dışarıda hiçbir elbiseyi giyemez. Dışarıdaki hiçbir arabaya binemez. Mesela arabaya bindiğinde arabada gidiyor görüntüsü verir Allah sana. Sen gittiğini zannedersin. Beynin sana verdiği bir algıdır o. Mesela elips bir ekran var mesela dikkat edersen önümüzde. Dışarıda bir araba vardır, ama onla bizi Allah hiç muhatap etmez. Hep onun görüntüsüyle biz muhatap oluruz. Yani dışarıdaki cisimle hiçbir insan muhatap olamaz. Yani mümkün değil. Adeta bir monitörden, televizyon ekranından beyninin içerisinde sürekli seyreder insan. O televizyon ekranı da ne kadar biliyor musun olduğu yer. Şu kadar falan toplam.
SUNUCU: Kör nokta?
ADNAN OKTAR: Hayır, beyindeki şuur merkezi. Şu kadar falan. Şu kadarcık bir et parçası. İçinden kan geçen küçücük bir et parçası. Bütün alem, dünya, hayat hepsi orada oluyor. Mesela Güneş’e Ay’a bakan adam diyor ki: “Ay ne kadar düzgün bugün diyor, dolunay olarak açmış” diyor. Ay’a bakıyor. Ay’a baktığında beyninin içindeki Ay’ı mı görür, dışarıdaki Ay’ı mı görür?
SUNUCU: O zaman beyninin içindeki Ay’ı görür.
ADNAN OKTAR: Beyninin içindeki tabi, onu görüyor. Yani hiçbir kimse dışarıdaki Ay’ı göremez. Ay’ın gerçeğini göremez. Vardır Ay’ın gerçeği, fakat göremez.
SUNUCU: Saydam mıdır?
ADNAN OKTAR: Tabi ki dışarıdaki maddelerin tamamı saydamdır. Yani yapısından dolayı mecburen öyle olması gerekiyor. Yani nötron, proton, elektron, birbirlerine uzaklıklarından kaynaklanıyor. Bir de ışık yok dışarıda. Işık doğrudan beynin içinde. Zifiri karanlıktır dışarısı. Simsiyahtır. Ses hiç çıt yoktur dışarda, ses yoktur dışarıda. Ses de beynin yorumu. Yani ses dalgalarını elektrik akımına çeviriyor biliyorsunuz beyin. O elektrik akımını beyin ses olarak alıyor. Yani beyin öyle yorumluyor elektriği. Beyine görüntü de elektrik akımı olarak geliyor. O elektrik akımını beyin görüntü olarak yorumluyor. Her kulak sağırdır. İnsanın kulaklarından hiçbiri duymaz. Beynin içindeki kulak duyar. Yani ruh kulağı duyar. Hiçbir göz görmez. Bütün gözler kördür, tamamı. Yani iki gözü de kördür insanın. Beynin içindeki göz görür. Yani ruh gözü görür, insan gözü görmez. Yani nasıl görsün ki? İki tane kamera zaten bu göz, sadece kamera, etten oluşmuş kameradır. Bu kameralar görüntüyü elektrik enerjisine çeviriyor, o kadar. Başka bir özelliği yok. Beyne götürüyor. En son da şuur merkezine geliyor. Şuur merkezinde o onu görüyor.
SUNUCU: Peki bu şuur merkezi için bu anlattıklarınızdan şöyle bir şey çıkarabilir miyiz? Bu şuur merkezi dediğiniz bu küçük parça, bedenle ruhun bir iletişime geçtiği bir yer. Yani ikisinin birbirine dokunduğu bir nokta mı? Gibi söylenebilir mi yani?
ADNAN OKTAR: Allah şuuru bir sebep olarak yaratıyor. Bakın, sebep çok önemlidir. Allah’ın bir sebep sanatı vardır. Nerede buluşuyor dediğimizde işte Allah o şuurdaki adres burası oluyor. O küçücük et parçası oluyor. “Orada buluşuyor” diyor. “Orada gösteriyorum” diyor Allah. Yani sebep olarak yaratıyor.
SUNUCU: O da bir sebep.
ADNAN OKTAR: Sadece sebep. Yani bir kere muazzam bir sebep silsilesi meydana getirmiştir Allah. Mesela ben sana Kuran’ı uzatıyorum. Allah uzatıyor normalde. Ama biz uzatıyormuşuz gibi görünüyor. Mesela açıyorum sayfayı ilgili sayfa çıkıyor, Allah açar o sayfayı. Okuyup konuşmaya başlıyorum. Allah konuşur. O sesi Allah meydana getirir. Yani biz beynimizin içinde Allah’a teslim olmuş ruhuz. Yani başka bir özelliğimiz yok bizim. Dışarıda da cisim olarak bedenimiz var. Ama zifiri karanlıktır dışarısı da. Bu konunun aksini savunan hiçbir bilim adamı yok zaten dünyada. Yani dinsiz olsun, dindar olsun hepsi bunu kabul ediyor. Net gerçektir.
ADNAN OKTAR: Ama toplumun milyonda biri biliyor bunu, bu gerçeği. Yani milyonda biri ancak biliyordur. Çok az insan biliyor. Mesela kavga ediyor adam. Beyninin içindeki kişiyle kavga eder insan. Yani hiçbir zaman için dışarıdaki kişiyle kavga edemez. O kavgayı Allah yaratır. Mesela öfkeleniyor, bağırıyor, çağırıyor, “paracıklarım gitti” diyor “evim yandı” diyor. Beyninin içinde yanar paracıklar, evi falan. Mesela dolarlarını sayan beyninin içinde dolarını sayar. Dışarıdaki dolarla hiçbir şekilde bağlantı kuramaz. Yani gözünden gelen elektrik akımı o dolarların görüntüsünü beynine taşır. Beyninde o elektrik akımı dolara dönüşür. Yani görünür görüntü olarak, ruhu onu görür. Beyninin içinde hayal olan dolarlarla muhatap olur insan. Hiçbir şekilde gerçeğiyle buluşamaz.
SUNUCU: Peki adam evi yandığı için ağlarken, kendi beyninin içindeki evine ağlıyor. Fakat dışarıdaki ev de yanıyor o sırada. Değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabi, dışarıda ev var tabi, dışarıda vardır ama...
SUNUCU: O da yanıyor.
ADNAN OKTAR: [Ama] zannettiği gibi değil. O yanmayı o görse mesela normalde yanma parlak ışıklı yanıyor ama dışarıdaki yanma o tarzda olmuyor.
SUNUCU: O nasıl peki? Bunu biliyor muuyuz?
ADNAN OKTAR: Simsiyah karanlık dışarıda. Yani zaten ışık vermiyor yanma. Öyle bir şeyi yok. Ve madde saydam. Zaten yapısı saydam. Mesela dışarıda siren sesi yok, siren sesini beyin oluşturuyor, beyinde oluşur. Mesela geliyor ya itfaiye ışık saçarak bir kere kırmızı beyaz ışık yanıp sönüyor. Kırmızı diye bir şey yok dışarıda. Beynin yorumu kırmızı. Allah öyle harika olarak yaratmış. Ama o dışarıdaki madde de yine gölge varlıktır. Yani mutlak varlık Allah’tır. Yani o da bizim anladığımız anlamda bir madde değidir yani. O da gölge varlık olarak yaratılıyor. Sadece mutlak varlık Allah’tır. Allah da zamansız ve mekansızdır yani hem mekanın hem zamanın dışındadır. Biz zamanlı ve mekanlıyız.
SUNUCU: Dolayısıyla algılıyamıyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet, insanlar aslında bu gerçeği bilmiyorlar o kadar. Yani ben Darwinizmi anlatıyorum ama bu konuyu bilseler insanlar Darwinist olmaları mümkün olmaz zaten. Yani çünkü bu Darwinizmin çok üstünde bir konu bu. Darwinizm bunun içinde erir kaybolur. Yani buhar olur böyle bir konuda. Adam muhatap dahi olamaz Darwinizmle böyle bir şeyde. Çünkü Darwinizmi ve diğer sapkın felsefeleri kökünden buhar haline getiren bir gerçek bu.
ALTUĞ BERKER: Ahiret de tam anlaşılmış olur.
ADNAN OKTAR: Ahireti, ölümü, her şeyi anlar kişi o zaman. Allah’ın gücünü, cenneti, cehennemi, hepsini anlar. Ama bu konudan şiddetli korktukları için bunu düşünmek istemiyor insanlar. Yani bir kısmının işine gelmiyor. Bir kısmı korkuyor. Bir kısmı da hakikaten anlamıyor.
SUNUCU: Olabilir, olabilir yani herkesin algılama yetisi farklı, düzeyi, anlamayabilir.
ADNAN OKTAR: Yalnız ruh sahibi olan bunu anlar. Yani ruh sahibi olması lazım. Ruh sahibi olup da bunu bilmemesi mümkün değil bir insanın. Eğer özel yaratılan bir varlıksa, yani Allah onda ruh üflemediyse o fark edemez. Yani ölü varlıksa fark edemez. Her insan biliyorsun canlı değildir. Bir çok insan ölüdür, dışarıda gezen insanlar. Kuran ayetiyle belirtiyor Allah.
ADNAN OKTAR: Tabii. “Siz onları canlı zannedersiniz, onlar ölüdürler” diyor Allah. “Siz bilmezsiniz” diyor.
ALTUĞ BERKER: Gözleri vardır görmezler.
ADNAN OKTAR: “Gözünün gördüğünü zannedersiniz” diyor. “Am gözü görmüyor onların” diyor. “Kulağının duyduğunu zannedersiniz, kulağı da duymaz onların” diyor.
SUNUCU: O zaman bu tip insanlar anlamayan insanlar.
ADNAN OKTAR: Evet anlamıyor yani. Yalnız anlamıyor derken anlayışsızlığından dolayı değil yani robot tarzında. Adam et ve kemikten oluşmuş bir varlık. O kadar yani başka bir şey değil. Üçüncü benlen yani beynindeki üçüncü benle konuşuyor, hareket ediyor. Dolayısıyla sen de onu şuurlu zannediyorsun. Bazen insan rüyasından kalkar konuşur ya, bilmiyorum gördün mü sen? Konuşur, normal, mantıklı cevap verir. Mesela, “Nasılsın?” dersin “İyiyim” der rüyasında konuşan adam. Ama normalde uyuyor adam haberi yok, ne dediğinden haberi olmaz onun. Mesela hipnozda da adam uyuyor yani ölmüş oluyor hipnoza giren insan ölür. Yani ruhu gitmiş oluyor. Ölü olur hipnozdaki insan. Ayağa kalkıyor, gözü açık. “Beni görüyor musun?” diyorsun. “Görüyorum” diyor, “Ben kimim?” diyorsun, “Arkadaşımsın” diyor, konuşuyor. “Nasılsın” diyorsun? “İyiyim, teşekkür ederim, sen nasılsın?” diyor. Adam diyor ki mesela karşısındaki adam: “Ben bir kaplanım” diyor. Adam onu hakikaten kaplan olarak görüyor, değil mi? “Görüyorsun değil mi, şu an kaplan olduğu mu? “Evet konuşan bir kaplanım ben” diyor. “Evet” diyor. Hakikaten adam onu net olarak konuşan bir kaplan olarak görüyor. Yani emin oluyor ondan, öyle bir şey olmadığı halde. Ama o anda işte o ölü. Yani Allah ona onu o şekilde göstertiyor. Uyandığında birdenbire bambaşka bir aleme geçmiş oluyor. Yani hipnoz yapanlar bilirler bu konuyu. Yaygındır, bilinen bir konu. Sen bu konuyu daha önce hiç düşünmüş müydün Pelin? Maddenin bu yönünü?
ADNAN OKTAR: Düşünmedin değil mi?
ADNAN OKTAR: Mesela insan istese beynin içerisine geçse, yani şuuruna insan istese çekilebiliyor, şuurunun içine çekilebilir. Şuurunun içine çekildiğinde etin, kemiğinin konumu ona değişik bir hale gelebilir. Bambaşka bir hale gelebilir insan.
ADNAN OKTAR: Yani adeta bir ruh olduğunu hisseder kendisinin. Tam anlamıyla bir ruh olduğunu hisseder. Yani görüntüden ibaret bir ruh olduğunu hisseder. Çünkü beyninin içerisinde sadece görüntüyle muhatap oluyor insan. Dışarıdaki maddeyle şu ana kadar bağlantıya geçen hiçbir insan olmamıştır şu ana kadar. Yani Hz. Adem’den itibaren hiç kimse olmamıştır. Olamaz da zaten. Bir tek Allah bilir dışarıda maddenin aslını, biliyor. İnsan bilmez. Ama bu gerçek çok detaylı olarak anlatılıyor ki, benim kanaatim önümüzdeki yıllarda daha netleşecek, daha çok insan kavramış olacak, daha çok insan bu gerçeği bilmiş olacak.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Dergiler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler