Adnan Oktar’ın 7 Nisan 2010 tarihli Samsun Aks TV ve TV Kayseri'deki canlı röportajından
ADNAN OKTAR: O hayatı yaşarken, müthiş bir mücadele içerisinde oluyor. Hem insanlardan çekiniyor, hem kavgaya hazır, hem laf sokmaya hazır, hem tersleşmeye hazır, hem korkuyu bütün şiddetiyle yaşıyor, hem tedirgin, hem şüpheci. Ayette diyor Allah; “Allah insanlara zulmetmez, insanlar kendilerine zulmediyor” diyor. Kendi kendilerine acayip zulmediyorlar. Bütün toplum, dünyanın birçok yerinde kendine zulmediyor ama bizim milletimiz genellikle kalenderdir, güzel huyludur ama bizim milletimiz içinde de insanların birçoğu acı çekiyor. Birçoğu gergin, içleri rahat değil. Bir numaralı sorun bu iken, bir numaralı sorun başka şeylermiş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Dünyadaki bir numaralı esas sorun, sevgi eksikliğidir, sevgisizliktir. Bunun yüzünden insanların % 90 küsuru diyeyim, yani 99 belki biraz yüksek olur ama en az % 95’i Cehennem hayatı yaşıyorlar. Hep ızdırap içerisindeler. Mesela yoğun sigara içmelerinin kökeninde o oluyor. Yoğun alkol almanın kökeninde o oluyor. Uyuşturucu kullanmanın nedeni o oluyor. O psikosomatik hastalıklar mı diyorlar, ne diyorlar? Bütün hastalıkların kökeninde yine bunlar oluyor. Bakın dışarıya, çıkın bakın. Yani birbirine sevgiyle bakan, güvenle bakan insan sayısı kaç tanedir. Bu çok büyük bir anormallik, yani çok büyük bir eksiklik. Bu nasıl farkedilmez? Bunu dile getirmemek de çok acayip. Alenen görüyor, yaşanan bir gizli dram bu, bakın gizli bir dram. Bunun hemen kökünden sökülmesi lazım, insan, bir insanın yüzlerce arkadaşı, dostu olması lazım, güvendiği insan olması lazım, binlerce olması lazım, sırdaşları olması lazım, açık açık konuşması lazım.
SUNUCU 3: Adnan Bey, öyle bir devirde değiliz ki.
SUNUCU 1: Evet. Sorun bu anlamda güvenilmemek mi? Yoksa güvenmemek mi?
ADNAN OKTAR: Her ikisi de var, yani karşılıklı. Şimdi bakın karşıdaki diyor ki; “bana güvensin” diyor. O da diyor ki; “o da bana güvensin” diyor ama diyor; “ben ona güvenemiyorum”, “ben de ona güvenemiyorum” diyor. Bir kör açmaz var. Yani bu açmazı çözecek birisine ihtiyaç olduğu anlaşılıyor. Yoksa 50’ye 50 iki taraf olması, iki taraf da birbirini sevmek istiyor, iki taraf da dost olmak istiyor. Fakat ona hakemlik edecek birisi olması gerekiyor. Mesela Peygamberimiz (sav), o devirde Müslümanlar birbirine bayağı düşmandı. O ilk zamanlar, Müslüman olmadan önce müşrik dönemde. Kanlı bıçaklı düşmandılar. Ayette diyor “Allah sizi uzlaştırdı” diyor. “Bütün dünyayı verseniz, yine” diyor şeytandan Allah’a sığınırım “uzlaşamazdınız ve kardeş olamazdınız ama Allah sizi kardeş yaptı” diyor. Mucizedir o ama Peygamberimiz (sav)’in hakemliğiyle oldu. Allah onu vesile etti, Kuran ve Kuran’ı fiilen uygulatan bir insan Peygamber (sav)’nin varlığı.
Mesela şu anda da Kuran var ama insanlar dost olamıyorlar. Yani buradan Mehdi (as)’ye ihtiyacın varlığı anlaşılıyor. Ahir Zamanda Mehdi (as)’nin ehemmiyeti, Hz. İsa (as)’nın Mesih (as)’nin inişinin ehemmiyeti anlaşılıyor. Mesela İncil’i hem bozdular Hıristiyanlar, tahrif ettiler, hem de parçalara ayırdılar bir de ayrıca birbirine düşman oldular. Protestanlar olsun, Katolikler olsun, değil mi? Bir de yüzyıllarca savaştılar. Sel gibi kan akıttılar. Allah onlara öyle bir şey demedi. “Biz” diyor, “Ruhbanlığı onlara söylemedik” diyor Allah. “Ruhbanlığı kendileri çıkarttı” diyor, şeytandan Allah’a sığınıyorum ama “ona da gereği gibi uymadılar” diyor. Kendi çıkarttıkları o, uydurma diyelim, inançlara da uymuyorlar zaten, onu da yerine getirmiyorlar.
Bu yüzden önümüzdeki yüzyıl, yani dünyanın sonunun belirleneceği yüzyıl ama inşaAllah bu yüzyıl hakimiyetin, İslam’ın dünyaya hakim olacağı zamanın yüzyılı inşaAllah. Bunu göreceğiz ama bunu görürken tabii bu ilmek ilmek, yavaş yavaş, dokunan bir kumaş gibidir. Allah emek verdirerek, dikkat verdirerek bunu geliştiriyor. Kendi kendine olmaz, birdenbire olmaz. Sebebe sarılması gerekiyor, şu anda da bunu görüyoruz, yani Allah emrimize interneti verdi, bütün Müslümanların emrine interneti verdi. Hakkı ve doğruyu, güzelliği insanlara oradan çok rahat, güzel elde edebiliyorlar. Birbirlerine arkadaş olabiliyorlar. Mesela eski devirde olsa “arabam yok, atım yok, arkadaşlarımla görüşemiyorum, bağlantı kuramıyorum” diyebilirlerdi ama şimdi internet arabaya ve ata ihtiyaç bırakmadı. Değil mi? Bastın mı düğmeye komşusunun evine rahatça gidebiliyor, rahatça tanışabiliyor, arkadaş olabiliyor, anlatacağı her şeyi sözlü de anlatabiliyor, hatta görüntülü de anlatabiliyor isterse. Dolayısıyla bahane kalmadı ama tabii alabildiğine iyi niyetli ve samimi olunması gerekiyor. Ruhtan, nefsin ve şeytanın etkisini çıkartmak gerekiyor. Şeytanın etkisinde olanlar kendilerini uyanık zannederler, çok akıllı zannederler. Mesela kindar yaşamayı aklın bir gereği olarak görürler, yani nefretle veya şüpheci yaşamayı. Halbuki kindar ve şüpheci yaşayan kendini ezer. Bir kere yüzünde meymenet kalmıyor, yani insanlıktan çıkıyor böyle insanlar. Tabii, saçı başı dökülüyor, hastalıklar geliyor, ağzı, dili kuruyor, böyle perişan vaziyette, yani sürekli dehşeti yaşıyor, sevinci yaşayamıyor, neşeyi yaşayamıyor, dostluğu yaşayamıyor. Yaşadıkları sadece nefret, kin, öfke, şüphe, işte tuzak kurmak, sürekli teyakkuzda ve gerilimde olmak, bunlar insanı hem yıpratır, hem de çok kötü bir konuma sokar.
Ama tevekkül, Allah’ı sevmek, güzel ahlaklı olmak, hayra yormak, samimi olmak da ruha ve bedene gıdadır. Dünyada da, Ahirette de insana mutluluk verir. Kuran’ın da bizden istediği budur. Kuran’ı insanlar iki türlü anlayabiliyor. Biri, işte Kuran’a göre hayat yaşarsan, her şeyin sınırlanır. İşte bir odaya kapanırsın, mutluluğun gider, kesme vardır, asma vardır ondan sonra hayata küsme vardır, asosyal olma vardır gibi bir inanç içindeler. Halbuki Kuran bize bir bayram havasının üstünde bir ruh hali veriyor. Hem bize hürriyet verir, hem sevinç verir, hem neşe verir, hem tevekkül verir, hem güzel ahlakın sevincini, onun huzurunu verir. Ve bütün toplumu dengeler, bütün insanlar birbirlerine güvenir, kuşku kalkar, karşılıklı güvensizlikler kalkar. Kuran ahlakının tam uygulanmasında bunlar oluşur. Dolayısıyla da insanlar huzurlu olurlar.
Makaleler
Devamı ...
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Sakın Anlamazlıktan Gelmeyin
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler