Sayın Adnan Oktar'ın 22 Nisan 2010 tarihli Asu tv ve Kaçkar tv röportajından
ALTUĞ BERKER: “Selamun aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
ALTUĞ BERKER:“Hocam, dün ve bugün Nurcu kardeşlerimizin sitesine girdim. Mehdi (a.s.) ve İsa Mesih (a.s.) ile ilgili birkaç soru sordum fakat cevap vermediler. Sitelerindeki ziyaretçi defterlerine, Mehdi (a.s.) ve İsa Mesih (a.s.) ile ilgili Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur’daki izahlarını yazdım. Fakat herhangi bir cevap gelmediği gibi ziyaretçi defterinde de yayınlanmadı. Bu çok acayip bir durum. Hocam, sitedeki yüklenmiş olan video sohbetlerini biraz araştırdım. Ahir Zamanla alakalı çok az video yüklemişler, seyrettim fakat hiç açık olarak Mehdi (a.s.)’ın gelişinden ve İsa Mesih (a.s.)’ın inişinden bahsetmiyorlar. Hocam, bu müjdeyi en önemli olarak görmeleri gerekmez mi? Bunu fark etmemeleri beni çok üzdü. Hocam, bir de şunu söylemek istiyorum. Benim burada birkaç arkadaşım var, ara sıra Nurcu kardeşlerimizin sohbetlerine gidiyorlar fakat ne Mehdi (a.s.)’dan haberleri var ne de İsa Mesih (a.s.)’dan. Bu çok garip. Ben anlattım, onlar da şaşırdı, bu nasıl oluyor? Devamlı sohbetteler, bu konudan hiç haberleri bile yok. Allah yardımcınız olsun” Hakan Genç.
ADNAN OKTAR:Bu konunun, bu vakte kadar, böyle Batıni tefsirlerle, Batıni izahlarla gizlenmiş olması yani bu konunun bu derece örtülmesi bir mucize tabii, çok büyük bir harika. Mehdiyet devrinin önemli harikalarından bir tanesi. Çünkü özen gösterilse, gayret gösterilse dahi böyle bir şey elde etmek mümkün değildir. Yani çok çok zordur. Bir insanın hipnoza girmesi gerekir, bu derece açık bir gerçeği görmemesi için. Ben de dün baktım, yeni bir Risale-i Nur’la ilgili bir sitede, bir şahıs, bir kardeşimiz çıkmış anlatıyor. Akıl alacak gibi değil. Müthiş bir örtme ve kapama politikası var. Ama benim şimdi kurduğum bir internet sitesi var, hazırlattığım bir site var ama buna da illaki gerek yok.
Mesela diyor ki Bediüzzaman; “bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi bu Zamanda gelse, harekatını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset alemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum.” Bakın, “hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat”, şimdi bir Risale-i Nur toplantısında, bir sohbet ortamında bir cümleye geldik, hep beraber konuşuyoruz. “Hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat” dendi, şimdi bu nasıl tevil edilebilir? Tevil ediyorlar, herhalde veyahut hiç okumuyorlar, ısrarla bunu sorsunlar. Mesela, “burada bahsedilen ‘hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat’ bu nedir?”, desinler. Şahsı manevi mi, Risale-i Nur Külliyatı mı, Bediüzzamanın kendisi mi, yoksa siyaset Mehdisi mi, saltanat Mehdisi mi? Var ya öyle bölümlere ayırmışlar, siyaset, saltanat mehdisi, işte iktisat yönünde ayrı garip izahlar var biliyorsunuz. Bir kere böyle bir konudan korkulması nasıl oluyor bu? Bir Müslüman imani bir konudan nasıl korkar? Nasıl çekinir? Nasıl, bu konunun açıldığı bir ortam olduğunda adamı üyelikten çıkarır, muhatap olmak istemez kaçar. Veyahut bağlantılarını keser. Bu kadar panik olunacak bir konu mu bu? O zaman bunda bir fevkaladelik var demektir.
ALTUĞ BERKER:Bu hakikaten sizin, “asıl sahipleri “ dediğiniz şeyi tam doğruluyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakın, mesela başka, “Ta Ahir Zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri”, diyor bakın, şimdi bir Nur talebesi bunu nasıl anlar? “Ta Ahir Zamanda” demek ki Bediüzzaman, o zamanı Ahir Zaman olarak görmüyor. Yani ileriki devreyi Ahir Zaman olarak görüyor. Yani hicri bin dört yüzleri. Bakın, “Ta Ahir Zamanda, hayatın geniş dairesinde” demek ki o Zamanda hayatın dairesi dar, şu an hayatın dairesi geniş. İnternet, televizyonlar, şu bu, her şey, radyolar, değil mi? Hayatın geniş dairesinde, çünkü o zaman Bediüzzaman zamanında çok az radyo vardı, TRT vardı, birkaç şey vardı, mesela bu tarzda binlerce radyo yoktu, yüzlerce kanal yoktu, internet sitesi hiç yoktu, internet ağı değil mi, yani şimdi on binlerce internet sitesi ve yüz binlerce internet ağı var, milyonlarca hatta. Onun için buna “hayatın geniş dairesi” diyor Bediüzzaman. “Hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri”, şimdi Risale-i Nur’un asıl sahibi kim olabilir? Bunu açıklamaları lazım, hayır tevil de etseler ben kabul ediyorum ama hiç olmazsa açıklasınlar. Yani muhtemelen değişik, akıl almaz teviller yapacaklardır ama onu da kabul ediyoruz fakat açıklasınlar. “Asıl sahipleriyani Mehdi ve şakirtleri, Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir”, bu gelecek olan Mehdi (a.s.) şahs-ı manevi olarak mı gelecek, Risale-i Nur Külliyatı mı gelmiş oluyor, şahs-ı manevinin başka bir dalı var, bizim bilmediğimiz bir şey o mu gelmiş oluyor, yani bir bildikleri mi var? Bunu mesela açıklamaları lazım. Bakın, “yani Mehdi ve şakirtleri” kim bu kişiler? Burada bahsedilen Mehdi kim ve şakirtleri kim? “Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir”, Ahir Zamanda gelecek bunlar diyor, benden sonra gelecek diyor. “Ta Ahir Zamanda, hayatın geniş dairesinde”, “hayatın geniş dairesi”ni de açıklasınlar, asıl sahipleri kim, bununla neyi kastediliyor, bunu açıklasınlar. “Yani Mehdi ve şakirtleri” bunu açıklasınlar. “Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir”. Demek ki mevcut bir daire var bu daireyi nasıl genişlettiriyor, bunu açıklasınlar. “Ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz.” Yani bunu da açıklasınlar. Bunda bir şey yok, korkup, dehşete kapılıp saklanacak ne var bunda? Risale-i Nur Külliyatını okumak, insanı dehşete kaptıracak bir konu mu? Bakın diyor ki; “kendimi o gelecek adam olduğumu iddia edemem”, yani “Mehdi olduğumu iddia edemem”, “hiçbir cihette liyakatim yoktur, fakat”, diyor, “o ileride gelecek acayip şahsın”, “o ileride gelecek acayip şahsın”. Bu ileride gelme konusu nedir? Bu şahıs kim? “Bir hizmetkarı”, kimin hizmetkarı olduğunu söylüyor Bediüzzaman? “Ona yer hazır edecek bir dündarı”, “ona”, ona dediği kim bu kişi ve kime yer hazır ediyor Bediüzzaman? Değil mi? “Ve o büyük kumandanın”, bu kumandan kimdir, bunu söylemeleri lazım. “Pişdar (öncü) bir neferi, askeri olduğumu zannediyorum”. Yani bir tane, iki tane, on tane değil ki bu Risale-i Nur’da, o kadar çok ki bu açıklamalar. Bunları nasıl gizliyorlar, nasıl tevil edip kapatıyorlar, ben anlamıyorum, şaşırıyorum yani.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah, ben bir iki defa duydum Hocam, biraz siyaseten böyle çok üzerine gelinmemesi için hareketin diye tevil ediyor bazıları. Siyaseten böyle dedi diye, halbuki üstad dini konuları siyasete hiçbir zaman tevil etmedi, hiçbir konuda.
ADNAN OKTAR:Bakın, mesela diyor ki yine burada Bediüzzaman, “bu hakikatten anlaşılıyor ki sonra gelecek o mübarek zat”. Kardeşim bak, “sonra gelecek” diyor, “o mübarek zat”, mübarek bir insandan bahsediyor. “Risale-i Nur’u bir program olarak neşir ve tatbik edecek.” Bu sonra gelecek mübarek zatın kim olduğunu bize söylemeleri lazım, bu Risaleleri kim uygulayacak, bu şahıs kimdir? Değil mi? Bediüzzaman, Mehdi (a.s.) olduğunu söylüyor. Ama onların bir bildiği varsa bunu söylemeleri lazım. Mesela bak, “ümmetin beklediği, Ahir Zamanda gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi”, bak “ümmet bekliyor” diyor, bekliyor. “Ahir Zamanda gelecek” diyor, bak gelecek zaman için söylüyor. “Bekliyoruz” diyor. Bediüzzaman “ben de bekliyorum”, diyor. Bak “Ümmetin beklediği, ahir aamanda gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü”. “Üç tane vazifesi var, üçünü de yapacak”, diyor. Yani bunu bir açıklığa kavuşturmaları lazım, bu şekilde kapalı olması olmaz. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki; sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur’u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek. O zatın ikinci vazifesi, şeriatı icra ve tatbik etmektir.” Yani İslam ahlakını bütün dünyada uyguluyor, hakim ediyor, tatbik ediyor. “Birinci vazife maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli itikat, ihlas ve sadakatle olduğu halde” demek ki Mehdi (a.s.)’ın itikadı çok güçlü olacak, imanı. İhlası yani samimiyeti çok güçlü olacak ve davasına sadık olacak. Sadakatli. “Olduğu halde, bu ikinci vazife gayet büyük maddi bir kuvvet ve hakimiyet lazım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin.” Mesela gayet büyük bir maddi kuvvetten bahsediyor, Mehdi (a.s.) zamanında. “O zatın üçüncü vazifesi”, bak o zat duruyor, “o zatın birinci vazifesi şu, ikinci vazifesi şu, üçüncü vazifesi şudur” diyor. “Hilafet-i İslamiye’yi” İslam halifeliğini, yani bir kere “İslam Birliği olacak” diyor. “Türk-İslam Birliği oluşacak”, diyor. “İttihad-ı İslam’a bina ederek” bir de İttihad-ı İslam, bütün Müslümanların birbirlerine tam bir bağlantı içindeler. “İttihad-ı İslam'a bina ederek, İsevi ruhanileriyle ittifak edip din-i İslam'a hizmet etmektir” ”Bir tek Müslümanlarla değil, Hıristiyanlarla da ittifak halinde olacak Mehdi (a.s.)” diyor. “Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakarlarla tatbik edilebilir” diyor. Demek ki büyük bir saltanat olacak “kuvvet ve milyonlar fedakarlarla tatbik” edilecek bu. Bunu anlatırken tevil etmiş olsalardı kendi vicdanlarında, gerçeği anlıyorlardır bence. Anlaşılmayacak gibi bir şey değil. O yüzden müthiş bir bereketsizlik oldu. Mesela bakın Nur talebeleri bugün paramparçalar. Kendi aralarında da parçalar ve dolayısıyla Mehdiyet heyecanını da kaybetmiş durumdalar. Halbuki Bediüzzaman onlara çok bereketli, çok güçlü, Allah’ın özel yardımını alacakları, dünyanın en büyük olaylarından bir olayı onların önüne sundu ve anlattı. Fakat onlar onun üzerini kapattılar. Ve dolayısıyla bereketinden istifade edemiyorlar. Yani, “Bediüzzaman Mehdi’ydi” diyorlar. “Onun vefatından sonra zaten Mehdiyet yine gelişerek devam edecek”, diyorlar. Mehdiyet birleşmeyi getiriyor. Nasıl bir Mehdiyet ki sürekli Nur talebeleri bölünüyorlar. Kendi içlerinde paramparça oluyorlar. Sürekli parçalara ayrılıyorlar. Böyle bir Mehdiyet olur mu? Değil mi? Birbirleriyle konuşmaları adeta çok güç. Ağabeylerle de bağlantıyı bir kısmı kesmiş durumda. Mesela bak Seyyid Salih Özcan ağabeyimizle de o kadar ilgilenmiyorlar. Mustafa Sungur ağabeyi bir kenara bırakmışlardı, bir kısmı. Biz ilgilendik, bağlantı kurduk. Allah razı olsun talebeleri var, yakın talebeleri var. Neredeyse yani böyle tamamen etkisiz hale getirilecekti bir ara. Yalnızlığa itilmişti yani bunu herkes gördü. Yalan değil. Bu nasıl bir Mehdiyet ki, Bediüzzamanın has talebelerine bile gereken özen, gereken saygı, ilgi ve alaka gösterilmiyor? Şu an bütün Nur talebelerinin başında olmaları gerekiyordu bu ağabeylerin. Değil mi? Böyle bir bölünmenin de olmaması gerekiyordu. Burada demek ki bir enaniyet ve gurur savaşı da girmiş. Dolayısıyla burada beklenen Mehdi (a.s.)’ın onları birleştireceği anlaşılıyor. Yani bu bölünme, bu bereketsizliğin anlamı ne? Buradan da anlamak mümkün, yani her yerden anlamak mümkün. Onun için buna akılcı ve samimi bakmaları lazım. Biz tabii zaman zaman hatırlatacağız, mesela bu sözleri özellikle bunları açıklasınlar. Mesela “30-40 sene sonra” diyor, “bundan bir asır sonra gelecek o zat” diyor. Değil mi? Bunları açıklamaları lazım. Hep kendisinden sonra Mehdiyet’in ortaya çıkacağından bahsediyor Bediüzzaman.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler