Adnan Oktar’ın 24 Nisan 2010 tarihli Kahramanmaraş Aksu TV röportajından
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman bu yüzyılda çok iyi tanınacak, çok iyi onun farkına varacak insanlar. Ben Bediüzzaman’ın bilinmeyen yönleri var, onların bir kısmını ileriki günlerde anlatacağım. Çok çok şaşırtıcıdır. Ben yoksa mesela evliya menkıbeleri vardır, anlatırlar, evliyaları tenzih ederim de, falanca şeyh derler işte birden havada namaz kıldı, ben onları okurken yalan olduğunu hemen anlarım. Baktığımda hemen anlarım, hiç tereddüde gerek yok. Bediüzzaman ile ilgili olanların doğru olduğunu ayrıca şuradan anlıyoruz, resmi tutanak var, resmi belge var. Gösterdiği kerametin resmi belgesi var. Mesela hücre hapsinde çelik kapıyla kapatılmış, asma kilitle kapatılmış, cezaevi hücresi. Oradan bir insanın çıkması mümkün değildir. Bir de ara kapılar var cezaevlerinde, bir oda kapısı vardır, bir de ara kapılar vardır, onlar da kilitlidir. Bütün bunlara rağmen gidip cuma namazını kılan bir insan. Ve şikayet üzerine “ön safta namaz kılıyor” diyorlar ve bu adli işlem görüyor. Bununla ilgili yazışmalar oluyor. Yani adli vakadır bu aynı zamanda, adliyeye intikal ediyor. Diyorlar ki, “cezaevinden çıkmış, gitmiş namaz kılıyor” diyorlar. Cezaevindeki bu olayla ilgili soruşturma açılması için yoklama yapıldığında, araştırma yapılıyor, ceza vermeleri için kim bıraktıysa diye, bakıyorlar yine hücresinin içerisinde duruyor. Bu Hızır (a.s.) özelliklerindendir. Yani Hızır (a.s.)’ın talebelerinde olan bir özelliktir ve harikadır. Tam tipik Hızır (a.s.)’ın yaptığı uygulamalara benzer bir uygulamadır bu. Bir de Allah resmi tasdik meydana getirtiyor bakın, resmi. Halkla veyahut köylü halktan anlatılsa insanlar kuşku duyabilir. Ama cezaevi gibi resmi bir kurumda, resmi görevlilerin önünde, resmi tutanakla Allah insanlara bunu ispat ediyor. Orada bakıyorsun normal sarığıyla, cübbesiyle, Bediüzzaman namaz kılıyor, bir de bakıyorsun ki arkasından yine hücresinde. Bu nedir bu? Hızır (a.s.) özellikleridir. Bu iki kere olmuştur, bir kere de değil. Başka bir çok harika yönü vardır. Mesela bunlarda ne diyor biliyor musun, Bediüzzaman? “Bir veli benim suretimde, mübarek şahıs öyle görünmüştür, ben biçare bir insanım, Allah’ın naçiz bir kuluyum benim öyle bir harikam yok” diyor. Bak “Allah’ın herhangi bir velisi benim suretimde görünmüş olabilir orada” diyor. Bu gerçek velayet alametidir. Şu mütevazılık, şu tevazu ve bu örtme, kerameti örtme, harikayı örtme gerçekten olduğunun delilidir. Çünkü gerçek keramet ehli, harika ehli asla söylemez sırrını. Yani mümkün değil, orada fahiş olduğu, açıklandığı için, mecbur olduğu için söylüyor. Bediüzzaman söylemez onu, gizler normalde. Ama açık aleni olanı da başkasının meydana getirdiğini söylüyor. “Allah onu vesile etmiştir” diyor. Nasıl açıklasın hücresinde yok, orada da namaz kılıyor, biraz sonra bakıyorsun namaz kıldığı yerde yok ama yine hücresinde. Harika değil mi bu? Değil mi, çok şaşırtıcı? Buna rağmen çile ehlidir, çok acılar çekmiştir ve her acıya sevinçle karşılık vermiştir. Bu da veli, velayet alameti. Hiç şikayet etmemiştir. Hep şükrediyor, mesela diyor ki, soğukta tahta hücrenin içerisinde tek başına, dar bir kaç metrekarelik böyle tabutluk gibi hücrenin içerisinde, kışın en güçlü olduğu dönemde, tek başına tutuyorlar ve hasta bu insan, yaşlı insan, hasta, açıklamaları var. Müthiş seviniyor bu duruma. Yani sevinçle anlatıyor, şükrediyor ve bir nimet olarak görüyor. Hakaretleri saldırıları yine nimet olarak görüyor. Tam velayet alametidir. Ama bakın diyor ki, “ben Mehdi (a.s.)’ın pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim, hiçbir cihette Ahir Zamanın o acip şahsı gibi olamam. Risale-i Nur’un gerçek sahibi Mehdi (a.s.) ve şakirtleridir. Bana yazdırıldı, Allah ilhamla onu yazdırdı, bana ait değildir, Mehdi (a.s.)’a aittir Risale-i Nur Külliyatı” diyor. “Ta ki Ahir Zamanda gerçek sahipleri, Mehdi (a.s.) ve şakirtleri gelsin” diyor Bediüzzaman.
Bakın, “öyle kökleşmiş ki inşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden Risale-i Nur’u çıkaramaz. Ta Ahir Zamanda”, bakın Ahir Zamanda, yani şu devirde, “hayatın geniş dairesinde”, internetin yayıldığı, televizyonların yayıldığı, radyoların yayıldığı, ulaşımın güçlü olduğu zamanda, “hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri” demek ki Risale-i Nur’un asıl sahipleri Mehdi (a.s.) ve talebeleri, “yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izni ile gelir, o daireyi genişlettirir.” Yani “mevcut daireyi açacaklar” diyor, büyütecekler “…ve o tohumlar sümbüllenir.” “Daha önce bunlar tohumken, bu tohumlar açacak, gelişecek” diyor. “…Bizler de kabrimizden seyredip Allah’a şükrederiz.” Mesela bu da çok acayip bir durum. Yani “ben ölü olacağım ama takip edeceğim bu gelişmeleri” diyor. İşte bu da çok şaşırtıcıdır. Bu da Hızır (a.s.)’ın özelliğidir. Yani ölürse normalde Allah’ın dilemesi dışında mümkün değildir. Ama Hızır (a.s.)’ın böyle bir vasfı vardır. Hızır (a.s.) özelliğidir, inşaAllah.
Sunumlar
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler