Adnan Oktar'ın 18 Mayıs 2010 tarihli Güneydoğu Olay TV röportajından
ADNAN OKTAR: ... “Selam Hocam” diyor. “Sohbetinizde mürşidin sorgulanamayacağını ve mürşide güvenilmiyorsa yanına yaklaşılmayacağını söylüyorsunuz” diyor ve “Hocam” diyor. “Cübbeli ve Nur cemaati liderlerinin birçok öğrencileri var” diyor. “Ve bunları soru sormaları için teşvik ediyorsunuz” diyor. Doğru söylüyor. Tamam. Şöyle buradaki kasıt ayrı orada çünkü vahiyle hareket var. Yani Allah diyor “Hz. Musa (a.s)’a buna tam tabii olacaksınız bu kişiye diyor ve itiraz etmeyeceksin” diyor. Önceden bilgi almış olarak geliyor. Ama mürşide de Kuran işaret ediyor yani nezaketen o bizim fehmimize bırakılmıştır. Yani hiç itiraz edilmez anlamında değil. Orada hiç itiraz edilmez. Çünkü vahiy ile bildirilmiş. Orada yasak. Yani aksi mümkün değil. O yüzden de bir daha görüşmüyor. Vahiyle bilgi alınması ayrıdır. Vahyin işareti ayrıdır. Vahyin işaretinde farz olmaz. Manen anlaşılmış olur. Şöyle olur. Mesela benim bir mürşidim var farz edelim. Şeyh Nazım Hocamız. Konuşuyor. Bir şey konuştu mu ben onda hayır görürüm. Hikmet görürüm. Yani onu böyle saygıya uygun olmayacak şekilde irdelemem. Ama merak ettiğim bir şey olduğunda da adabı ve edebiyle “Hocam” derim “cehaletimi mazur görün, bunun hikmeti nedir?” derim. “Uygun görürseniz açıklar mısınız?” derim. Nezaket gösteririm. Buna Kuran’dan işaret görüyoruz. Yani bu anlamdadır. Yani kaba bir üslup olmadan nezih bir üslupla sorulabilir. Çünkü orada bir şey yok zaten. İlmin kaynağı soru sormaktır zaten. Soru sorarak ilim öğrenilir. Ama soruda nezakete Kuran dikkat çekmiş oluyor ve gereksiz sorgulanmaz. Mesela şunu niye böyle yaptın, bunu niye böyle yaptın? Yani böyle bir mürşitlik olmaz. Değil mi? Böyle bir Hoca öğrenci bağlantısı da olmaz böyle. Adabıyla ve hakikaten samimi sorularsa bunlar sorulur. Yani mesela biz Cübbeli’ye sorulacak soruları, Nur cemaatine sorulacak soruları, bunlar vahim sorular, çok önemli. Bediüzzaman ne diyor? “Bu devrin en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslamdır” diyor. Nur talebesi adam çıkacak diyecek ki “Hocam ‘bu devrin en büyük, farz vazifesi ittihad-ı İslam’dır’ diyor Bediüzzaman. Siz bize ittihad-ı İslam’la ilgili hiçbir şey anlatmadınız, anlatmıyorsunuz ve bizi de teşvik etmiyorsunuz. İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği için niçin bizi teşvik etmiyorsunuz? Neden anlatmıyorsunuz bunu?” demesi lazım. Cübbeli’ye de gidip soracaklar. Nur Suresi’nde Kuran’ın bir çok ayetinde Allah dünya hakimiyetinden bahsediyor. İttihad-ı İslam’dan bahsediyor. “Ey Cübbeli” diyecek veya nasıl hitap ediyorsa. “Neden bu Allah’ın hükmünü bize anlatmıyorsun?” diyecek. Burada farz konum var. Yani adam farzı yapmıyor, farzı hatırlatıyorsun sen. Bu ayrıdır. Ama mesela neden işte, şunu yemeyi neden tercih ediyorsun, neden işte şu tarafa baktın, neden dışarıya çıktın? Böyle saygısızlığı andıran bir üslup olmaz. Nezaket anlamında olur. Yoksa farz olan bir konuyu nasıl sormaz Müslüman. Değil mi? O anlamda değil. Ama iyi olmuş kardeşimizin sorması demek ki bir yanlış anlaşılma olmuş. Onu açıklamam açısından da faydası oluyor. Bu tarz konularda eğer kardeşlerimiz anlamazlarsa, bana sorarlarsa çok güzel olur. Mesela bir insan mürşit olarak güveniyorsa ona hüsn-ü zan ile bakmak konumundadır. Ama farzı yapmıyorsa, farzı neden yapmadığını sorması gerekir. Mesela Mehdi (a.s.)’ın çıkacağını Bediüzzaman açık açık anlatıyor. Çok sarih. “Risale-i Nur’dan istifade edecek” diyor, “o gelecek o acip şahıs” diyor, “benden sonra gelecek” diyor, “ittihad-i İslam’ı meydana getirecek” diyor, “İslam Birliği oluşacak onun zamanında” diyor. “Kuran ahlakı bütün dünyaya hükmedecek” diyor, “Hz. İsa Aleyhisselam gelecek, birlikte bir mücadele yapacaklar, Hıristiyan alemi de Müslüman olacak” diyor. Kardeşim bunların hangisi oldu Bediüzzaman zamanında? Olmadı değil mi? Gelecekte dediğine göre, gelecek dediğine göre burada alenen bir yalan olmuş oluyor. Doğru olmayan bir bilgi vermiş oluyor. “Bu doğru olmayan bilgiyi neden söylüyorsun Hocam?” demesi gerekiyor. Yani bir fitneden mi çekiniyorsun? Bir mahsuru mu var? Bize bunu açıklayın. Çünkü Bediüzzaman diyor “ilkokul çocukları bile anlar” diyor Risale-i Nur külliyatını. “İlave bir ek de yapmayın” diyor. “Değiştirme de yapmayın. Neyse onu olduğu gibi okuyun anlatın” diyor. Mehdi (a.s.) konusunda o kadar sarih anlatmış ki Bediüzzaman, yani onu kapatmayla ilgili konuşmalardan insanlar utanıyor artık yani. Buna gerek yok. Yani bu kadar dil eğip bükme olmaz. Yani çok sarih. Bediüzzaman “hakim olacak” diyor. Hakim. “Ve başkumandan olacak” diyor. Başkumandan ne demektir? “Bütün İslam aleminin başkumandanı olacak” diyor. “İttihad-i İslam olacak” diyor, “Müslümanlar birleşecek” diyor. “Hıristiyan alemi de Müslüman olacak” diyor. Bunların hangisi Bediüzzaman zamanında oldu? “Ve bunların hepsinin başına geçecek” diyor Mehdi (a.s.). Bu oldu mu Bediüzzaman zamanında? Bunda çekinilecek, korkulacak ne var? “Biz Mehdi (a.s.)’ı göremedik” diyor. Bediüzzaman zaten göreceksin demiyor ki sana. “İmanın nuruyla görünür Mehdi (a.s.)” diyor. Hepiniz göreceksiniz dedi mi Bediüzzaman? “Belki” diyor “o eşhas-ı Ahir zaman imanın nuruyla fark edilir” diyor. Öyle olsa “bütün Nur talebeleri görecekler” derdi. “Çıkacak bir anda anlaşılır” derdi. Bediüzzaman ne diyor? “Öyle bir şekil vermişler ki” diyor, “çıktığı vakit böyle başlangıcında bidayeten başlangıcında, herkes onu tanıyacak gibi bir şekil vermişler” diyor. “Halbuki bu dünya bir tecrübe meydanıdır” diyor. “Akla kapı açılır fakat ihtiyarı elinden alınmaz” diyor. “Hatta o müthiş deccal dahi kendisi dahi kendisini bilmiyor” diyor. Fakat açık diyor Bediüzzaman, “belki” diyor “o eşhas-ı Ahir zaman, Mehdi ve İsa Aleyhisselam, imanın nuruyla tanınabilir”. “Ben tanıyamadım”. Dua et Allah’a, aklını açsın, nurunu açsın, Allah sana gösterir. Değil mi? Dua et. “Mehdi (a.s.) çıktığında” diyor “Bediüzzaman iman hakikatlerini birinci plana alacak, siyasetteki, siyaset yönündeki faaliyetlerinden vazgeçecek diye düşünüyorum” diyor. “İlk planda imani konuları birinci plana alacak” diyor. “En önemli görevi” diyor, Darwinizm ve materyalizme karşı mücadele ediyor. “Mehdi (a.s.)’ın birinci vazifesi” diyor. “Dünya çapında yerle bir edecek” diyor. Açıkça anlatıyor Risale-i Nur Külliyatı’nda. “Kendisinin” diyor “böyle ilmi bir çalışmaya vakti olmaz” diyor. Darwinizm, materyalizmi araştırıp inceleyecek vakti olmaz, “bir kısım taifenin” diyor, “uzun tasdikatıyla yaptıkları eserleri kendisine hazır bir program olarak alır, yani onlarla kitaplar oluşturur. Onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olur” diyor. Açıkça söylüyor. Ve talebelerinden de bahsediyor. “Talebeleri” diyor, “her ne kadar az da olsalar” diyor, “manen bir ordu kadar, kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor. “Ahir zamanın o acip şahsı gibi hiçbir cihette olamam” diyor. “Ben onun” diyor “pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim. Ona ortam hazırlıyorum” diyor. “Ve geldiğinde o başkumandan olacak” diyor. “Bütün İslam aleminin başkumandanı olacak” diyor. Bu ağırlarına gidiyor. “Yok olamaz” diyor “başkumandan”. “Çok fazla başkumandan olması gerekiyor” diyor. Kardeşim orduda bile bir genelkurmay başkanı oluyor değil mi? Başta bir komutan oluyor. Onun da üzerinde Cumhurbaşkanı vardır. Nasıl başsız bir toplum olur? Yani niye korkuyorsunuz bundan? Niye çekiniyorsunuz ve ne zararı var? Ayrıca Mehdi bir dayatma yapacak da değil. Mesela Türkiye’deki rejim neyse, sistemi neyse karışmaz. O sevgi öğretmeni. Dostluk öğretmeni, kardeşlik öğretmeni. Pakistan’a da karışmaz. Yani devletlere karışmaz, müdahale etmez. Onun talebi sevgi, muhabbet, kardeşlik, dostluk, yardımlaşma, Kuran ahlakının yaşanması. Budur. Herkes onu mürşit olarak çok sevecektir. Ve manevi kumandandır. Herkesin kumandanıdır ve İslam orduları olacaktır. Yaklaşık 30 milyon kişilik. Bütün İslam alemi birleşecek tek bir ordu olacak. Onların manevi kumandanıdır. Ona sormadan bir iş yapmazlar. Yoksa gidip de Genelkurmay’ın binasında durmaz yani Mehdi (a.s.). Gidip Başbakanlık’ta durmaz, gidip Cumhurbaşkanlığı binasında durmaz. “Evinde olacak diyor” Peygamberimiz (s.a.v.). “Evinden yönetecek” diyor. Öyle bir konu yok. “Siyaset yönündeki faaliyetlerinden feragat edecek diye zannediyorum” diyor, başka bir yerde de söylüyor. “Siyasete karışmayacak diye zannediyorum” diyor. “Çünkü birinci görevi çok önemli” diyor, “yaklaşık 40 yıl sürecek imani konulardaki görevi”. O bittikten sonra ikinci, üçüncü görevini dördüncü görevini yapıyor. Ki Mehdi (a.s.)’ın ileri yıllarına rast geliyor. Çünkü 30-40 yıllarında başlıyor tebliğe, 40 yıllık bir tebliği var. Yani değil mi? Çok uzun bir süre bu yani. En son safhalarda ve yıldırım hızıyla dünya hakimiyetini meydana getiriyor. İslam ordularını toplaması, küfrü ortadan kaldırması yıldırım hızıyla oluyor. Yani dakikalar, saatler, günler orada işliyor. Diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.), “sizin 20 yılınız” diyor, “onun bir yılıdır” diyor. Yani “sizin 20 yılda yaptığınızı o bir yılda yapar” diyor. “O kadar süratli olacak” diyor.
İlanlar
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler