Adnan Oktar'ın 20 Mayıs 2010 tarihli Kahramanmaraş Aksu ve Kaçkar TV röportajından
ADNAN OKTAR:…Bak diyor ki Bediüzzaman, Kastamonu Lahikası sayfa 61-62: “Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar (fikir akımları) var ki,” yani komünizm, faşizm gibi cereyanlar var ki, “her şeyi kendi hesabına aldığı için,” her şeyi kendi çıkarına göre değerlendirir. Mesela faşistler faşizme göre, komünistler komünizme göre çıkar peşinde olurlar ve her olayı kendilerine göre değerlendirirler. “Faraza (farz edelim) hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi” kardeşim bu konuda cayır cayır yalan söyleyen arkadaşlarımız var. “Allah’tan korkun arkadaşım”, diyecekler. Kuran’daki doğrulukla ilgili ayetleri ve Bediüzzaman’ın açıklamaları. “Şimdi bana bunu açıklayın” diyecekler, samimi olarak. “Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar (fikir akımları) var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için, faraza (farz edelim) hakiki beklenilen” gerçekten beklenen “ve bir asır sonra gelecek o zat” bu ne demek? Bunu açıklayın bize diyecekler. Yani gözünün içine baka baka yalan söylüyorsa Allah’tan korkmuyor demektir. Ona bizim sözümüz yok. Ama doğru açıklayacak bunu. “Dahi bu zamanda gelse harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için” yani komünist, faşist işte Darwinist, materyalist cereyanlara kaptırmamak için “siyaset âlemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum.” Yani “Mehdi (a.s.) siyasete girmeyecek”, diyor. Siyasetten uzak duracak. “Ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum”, “herhalde öyle yapar Mehdi (a.s.)” diyor. Bu zaten Mehdi (a.s.)’ye talimattır. “Böyle yap” diyor Mehdi (a.s.)’a. “Siyasete girme o dönemde”, diyor o kadar. Bak mesela ne diyor? “71’de Fecr-i Sadık başladı veya başlayacak, eğer bu Fecr-i Kazib de olsa, 30-40 sene sonra Fecr-i sadık çıkacak.” Üstad bu sözünü Hicri 1327, Miladi 1911 yılında Şam’da Emevi Cami’inde verdiği hutbesinde söylüyor. Burada 1371’den yani Hicri 1951’den sonraki İslam aleminin geleceğine yönelik izahlar yapıyor. Verdiği tarihlerin hepsi Hicri 1400 için çıkıyor. Yani çünkü 1951’den sonra 30-40 sene daha eklersen ne olur?
ALTUĞ BERKER: 91 inşaAllah.
ADNAN OKTAR: 81-91, Mehdi (a.s.)’ın çıkış tarihini veriyor. “Hocam, burada Bediüzzaman neyi kast etti?” desinler. Ama gözünün içine baka baka yalan söylerse olmaz. Bu neyi kastediyor? Yani bu “Fecr-i Kazib” ne? “Fecr-i Sadık” ne? “Fecr-i Sadık çıkacak, güneş çıkacak”, diyor. Bu tarihte 81’de. Ve “İstanbul’da olacak” diyor bunu. Bu nedir diye sorsunlar. Bakın diyor ki; “Evet şimdi olmasa da 30-40 sene sonra fen ve hakiki marifet ve medeniyetin mehasini” demek ki fenden anlayan, hakiki marifetli, medeniyetin, modernliğin bütün güzelliklerini üzerinde taşıyan bir kişi, “o üç kuvveti tam teçhiz edip, cihazatını verip o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için”, “cihazatını verip” yani her türlü işte kitap, araştırma ile ilgili aletler, internet, bilgisayar hepsi, bak “cihazatını” şimdi ne var? Televizyon var cihaz olarak, değil mi? Radyo var, internet var. Her türlü cihazat. “O dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için doğruyu arayanı ve insafı” yani insanlara insafla bakan ve insanlara muhabbet duyan “muhabbet-i insaniyeyi” insanlara karşı coşkulu bir sevgi. İçinde şiddetli bir muhabbet duyanı yani Mehdi (a.s.)’ı, “o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş,” İstanbul’a. Darwinist, materyalist, ateistleri kastediyor. Materyalist sistemi kastediyor. “Düşman” derken tabii manevi anlamda bir mücadeleden kastediyor. Burada düşman, kafa göz yarmak, nefret anlamında değil. Yani yanlış engellerin, yanlış düşüncelerin kaldırılması amacıyla söylenmiş bir söz. Bizim anladığımız anlamda bir düşmanlık değil bu. “İnşaAllah yarım asır sonra” 51’e “30-40 sene sonra” diyor, bak yarım asır sonra, 51, 61, 71, 81, 91, 2001, bakın “yarım asır sonra”, yani elli sene, “onları darmadağın edecek.” Tam Mehdi (a.s.)’ın en yoğun faaliyetlerinin olduğu zamana bakıyor. 1371 artı 50, değil mi? 1421 ediyor, Miladi 2001 yılını veriyor, inşaAllah. Bakın mesela Nur talebesi kardeşlerimizin yanına gelsin kardeşlerimiz, diyecekler ki “ve öyle kökleşmiş ki” diyor Bediüzzaman, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sayfa 153, Kastamonu Lahikası, sayfa 72. Muhbir-i Sadık’ın, Peygamberimiz (s.a.v.)’in ihbarını aynen tasdik etmiş. “Peygamberimiz (s.a.v.) ne dediyse, hepsi oluyor” diyor. Bütün alametler, biz de saydık biliyorsunuz. Kuyruklu yıldız, ay ve güneş tutulmaları, bütün alametler çıkıyor. Bak ne diyor? “Peygamberimiz (s.a.v.)’in ihbarını aynen tasdik etmiş. Vukuatla ispat etmiş”, yani kuyruklu yıldız da çıktı, diğer alametler de çıktı ve Bediüzzaman’ın zamanında da çıktı bütün alametler ve devam etti. Bak, “vukuatla olayın meydana gelinmesiyle ispat etmiş”, biz de hadislerin vuku bulduğunu ispat ediyoruz, gösteriyoruz. “Ve ediyor ve inşaAllah daha edecek” diyor. Bak o zamanlar 1940’lar, 1930’lar, yani o devirde söylüyor. Ve daha, ne demek? Kuyruklu yıldız çıkacak, ay ve güneş tutulmaları olacak, değil mi? Ramazan Ayı’nda, Fırat’ın suyu kesilecek, Kâbe’de kan akıtılacak, Afganistan, Irak işgal edilecek ve çok fazla. Bak, “inşaAllah daha edecek” diyor. Bu da çok, onun kerametidir, Bediüzzaman’ın. Bak, “inşaAllah daha devam edecek”, yani “devam edecek, durmayacak” diyor. “Ve öyle kökleşmiş ki, inşaAllah hiçbir kuvvet” ne iddia edilen Ergenekon Örgütü, ne komünistler, ne masonlar, “hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinde onu, yani Risale-i Nur Külliyatı’nın etkisini çıkaramaz.” “Risale-i Nur Külliyatı faaliyetine devam edecek, okuyacak Nur talebeleri, faaliyetlerine devam edecekler” diyor. “Ta Ahir Zamanda”, bakın kendi zamanı için bunu şey yapmıyor, bak “ta Ahir Zamanda”, ondan sonraki devirde, ta ilavesi nedir?
ALTUĞ BERKER: Uzak bir zamanda Hocam.
ADNAN OKTAR: “Ta Ahir Zamanda”, devamında, “hayatın geniş dairesinde”, yani internetin, televizyonların, radyoların geliştiği dönemde, “Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri, yani” diyor, anlamayan kafalara böyle, “yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri.” Bakın Mehdi (a.s.) ayrı bir, şakirtleri iki. ”Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir.” Şimdi burada demagoji yapmadan, dürüstçe, yalan söylemeden, bunu bize açıklayacaklar. Bakın, “ta Ahir Zamanda, hayatın geniş dairesinde, Risale-i Nur’un asıl sahipleri”, kim bunlar? Bak, Bediüzzaman diyor ki, “yani Mehdi (a.s.)”, anlamayanlara, “ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir”, “gelecekler” diyor. “O daireyi genişletir”, yani mevcut daireyi, mevcut Risale-i Nur dairesini genişletecekler ve Müslümanların oluşturduğu sistemi daha etkili hale getirecekler. “Ve o tohumlar sümbüllenir”, o devirde diyor ki Bediüzzaman, “siz bir tohumsunuz daha" diyor. Ama Mehdi (a.s.) zamanında o tohumlar sümbüllenir, açacak. Yani “Türk İslam Birliği’ne yönelik, iman Hakikatleri’ne yönelik muazzam bir inkişaf olacak” diyor, “sümbüllenir”. “Bizler de kabrimizde seyredip, Allah’a şükrederiz.” “Ben o dönemde olmayacağım” diyor. Ne diyor Seyyid Salih Özcan Hocam’a? “Ben görmeyeceğim Keçeli, sen göreceksin Mehdi (a.s.)’ı” diyor. Bak soruyor, “Mehdi (a.s.)’ı, efendim” diyor değil mi? Mehdi (a.s.) hakkında soruyor. Bak, “Keçeli Keçeli, kafama vurdu” diyor değil mi? Bak buraya çağırdık Hocamızı, Allah razı olsun lütfetti, geldi. “’Ben görmeyeceğim, sen göreceksin’ dedi”, diyor. Şimdi bunu bana açıklasınlar, buradaki izahı. Yalan söylerlerse harama girerler, dürüst olacaklar. Burada dil eğip-bükerse, Kuran’da da var, dil eğip bükenler, münafıklar yapar dil eğip-bükmeyi. Ben yapan için diyorum, dürüst olan Nur talebeleri, yani yüzde 99’u dürüst Nur talebeleri’nin ve çok efendi insanlar. Hepsini ben çok seviyorum, çok değer veriyorum. Yani her zaman görüşürüm, çok saygı duyarım. Ama bakın, “ta Ahir Zamanda”, bir, bu konuyu bize açıklayacaklar. “Ta Ahir Zaman”, ne demek bu? “Ta” kelimesi nedir, “Ahir Zaman” kelimesi nedir? “Hayatın geniş dairesi” nedir? “Asıl sahipleri” nedir? Yani “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri” ne demektir? “Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir”, ne demektir? Ve “o daireyi genişlettirir”, ne demektir? Bunu bize açıklayacaklar. Dürüst olsunlar inşaAllah. Bakın Barla Lahikası, sayfa 162. Nerede Nur talebesi görürlerse, kardeşlerim sorsunlar, bunu bize açıklayacaklar. Bakın, ne diyor? Barla Lahikası, sayfa 162’de, Bediüzzaman? “Fakat o ileride gelecek acip şahsın bir hizmetkârı ve ona yer hazırlayacak bir dündarı ve o büyük kumandanın pişdar, öncü bir neferi olduğumu zannediyorum.” Bakın, “fakat o ileride gelecek”, bu kelimeyi, bu cümleyi bize açıklasınlar. Bakın, “o ileride gelecek”, kardeşim burada anlaşılmayacak bir şey var mı? İleride birinin geleceğinden bahsetmiyor mu burada, ben yanlış mı anlıyorum? Değil mi, “ileride gelecek” diyor, evet. “Acip şahsın”, burada şahs-ı maneviden bahsediyor mu? Bir kitaptan bahsediyor mu? “Şahıs” denildi mi, bir şahıs anlaşılır. “Bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dündarı olduğumu zannediyorum” diyor Bediüzzaman. “Ve o büyük kumandanın”, “o büyük kumandan”, kardeşim benim bildiğim kumandan bir kişi olur. Ben şahs-ı manevinin kumandan olduğunu veyahut kitabın kumandanı olduğunu duymadım. “O” diyor, “büyük kumandanın”, “pişdar bir neferi, askeri olduğumu zannediyorum.” Yani bize böyle akıl almaz izahlarla bunu örtmeye kalkarlarsa, bu çok çok çok ayıp olur. Allah’tan korksunlar, ayıp yaparlar. Dürüstçe “evet” derler, “var böyle bir şey” veyahut şöyle desinler, “ne anlamı varsa o arkadaşım” diyebilir bir, ikincisi “evet böyle diyor ama Bediüzzaman’ın bu sözüne ben inanmıyorum” diyebilir. Zaten diyorlar, “her şeyi doğru söyleyecek diye bir şey yok Bediüzzaman, bu konuda yanılmıştır” diyor adam, bir kısmı. Bunu da diyebilir, tabii yanılıp yanılmadığını Allah ona gösterecek yakın zamanda, o ayrı mesele. Yani kimin yanıldığını, kimin yanılmadığını görecekler. Mesela bak, “fakat o gelecek zatın ve cemiyetin üç vazifesinden en ehemmiyetlisi” diyor. Tılsımlar Mecmuası, sayfa 168. “Fakat o gelecek zatın”; kardeşim şimdi biz aya bakıyoruz, ayı görüyoruz, “o ay değil, gazete” diyor. Gazeteye bakıyoruz, “yok masaya bakıyorsun sen” diyor. Yani bir şey oldu bu bazı kardeşlerimize ve yani inanamıyorum. Bunda anlaşılamayacak bir şey var mı? Bak ne diyor, “fakat o gelecek zatın”, sen ne anlarsın “gelecek zat” deyince? Mesela ben desem ki, efendim... Yani şimdi mesela, “bir gelecek zat var” dersem, “o gelecek zat”, sen ne anlarsın ondan?
SUNUCU: Birinin geleceğini anlarım.
ADNAN OKTAR: Adam öyle anlamıyor. “Başka bir şey bu” diyor. “O gelecek zatın ve cemiyetinin”, bak “cemiyeti de var” diyor. “Cemaati var” diyor. Bak bir şahıs var, bir de cemiyeti var. “3 tane vazifesi var” diyor bu cemiyetin ve şahsın. Bunların hepsini kardeşlerimiz her yerde, Nur talebesi kardeşlerimize sorsunlar. Bu çok büyük bir fitnedir, bunun örtbas edilmesi, çok büyük bir fitnedir. Bediüzzaman’a karşı da çok samimiyetsiz bir izah, Peygamberimiz (s.a.v.)’e karşı çok samimiyetsiz bir izah, Allah’a karşı çok samimiyetsiz bir tavır. Hepsinin başında, Allah’tan korksunlar. Bak ne diyor, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sayfa 11, Beyanat ve Tenvirler, sayfa 310: “Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat”, kardeşim “sonra” kelimesi nedir? Yani mesela şimdi ben otururken burada “sonra birisi gelecek” desem, geçmişi mi anlatmış olurum? “Sonradan kastı geçmişi kastetti” diyor adam. Bak “sonra gelecek”, gelecek ne demek? Bekleniyor. “O”, bir kişi için söyleniyor bak, “mübarek zat”, şahıs. Aman Allah’ım yani ben bunu anlatmaya mecbur olmam hayret, inanılır gibi değil, anlamıyorlar yani. “Mübarek zat”, bak ”Risale-i Nur’u bir programı olarak neşir ve tatbik edecek.” Risale-i Nur Külliyatı’nı okuyup, insanlara anlatacak ve Mehdiyeti de, Hz. İsa (a.s.)’ın gelişini de Risale-i Nur’u delil olarak göstererek anlatacak, anlamı bu. Bakın, “sonra gelecek o mübarek zat”, bunu sorsun kardeşlerimiz. Sonra gelecek o mübarek zat nedir? Bu şahs-ı manevi mi, Kitap mı, başka bir şeyden mi bahsediyor? Ama bakın, “Allah’tan korkun, doğru konuşun” diyecekler. Samimi ne anlıyorsa onu söyleyecek, bak sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur’u bir program olarak neşir ve tatbik edecek. Risale-i Nur Külliyatı’nı okuyacak ve sahip çıkacak. Bediüzzaman ne diyor? “Gerçek sahibi” diyor Risale-i Nur’un, Mehdi (a.s.) için ve talebeleri “gerçek sahibidir” diyor. Bak diyor ki; “bazen da o şahs-ı manevîyi bir hadimine (hizmetkârına) vermişler, o hadime mültefitane (iltifatlılıkla) bakmışlar. Bu hakikatten anlaşılıyor ki” diyor işte, “sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur’u bir program olarak neşir ve tatbik edecek.” Her yerde sorsun kardeşlerimiz bu konuyu. Bakın Barla Lahikası 28, Tasdik-i Gaybi 189. “Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle Kutsi, yüce ve temiz çiçeklere zemin ihzar etmek lazım gelir.” Yani onlara ortam hazırlamak lazım gelir. Ve anladık ki” diyor Bediüzzaman, “ve anladık ki”, “bu hizmetimizle”, yani Risale-i Nur Külliyatı ile ilgili çalışmalar, Nur talebelerinin yaptığı çalışmalarla; “o nurani zatlara zemin ihzar ediyoruz.” “Mehdi (a.s.)’a zemin meydana getiriyoruz” diyor, Sikke-i Tasdik-i Gaybi. Gidip sorsunlar bunu da kardeşlerimiz.
ALTUĞ BERKER: Siz Hocam davet etmiştiniz, Mustafa Özcan Ağabey ve Sayın Mehmet Şevket Eygi Hocamız teşrif etmişlerdi. Cemaat taassubu ile düşünmeyen ama Üstad’ı seven ve onun eserlerine kıymet veren, objektif okuyanlar, sizinle aynı düşüncede olduklarını ifade ediyorlardı. Evet, Mehdi (a.s.)’ın geleceği, Hz. İsa (a.s.)’ın geleceği ve bir kişi olacağını açıkça ifade ediyorlar.
ADNAN OKTAR: Kardeşim objektif okumasa da, çok açık değil mi? Ne yaparsa yapsın bu örtülecek gibi bir şey mi bu?
ALTUĞ BERKER: Değil inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim tamam, Mehdi (a.s.)’ın geleceğine inanmıyorlarsa, korktular diyelim. Hz. İsa (a.s.)’ın geleceğine de inanmıyorlar diyelim. Bakın hiç olmazsa bu dediğime inansınlar. Bakın, “bu zamanın en büyük farz vazifesi, (görevi) ittihad-ı İslam’dır” diyor Bediüzzaman, “Müslümanların birleşmesidir, en büyük farzdır” diyor. İnanmıyorsa çok fazla Kuran ayeti göstereyim. Yani İslam Birliği, Müslümanların birleşmesi farzdır ve o yüzden Müslümanlar böyle sürünüyor, perişanlar. Ve İslam Birliği’ni ört-bas edenlere karşı da masonik basın, masonik TV’ler destek veriyorlar. Mesela, sahtekârlara karşı, sahtekâr Hocalara, üçkâğıtçı Hocalara, İslam ahlakının dünyaya hâkimiyetinden rahatsız olanlara, Kuran’dan rahatsız olanlara destek veriyorlar ve o sahtekârlar da ortaya çıkıp böyle sanki gerçekten İslam’ı savunuyormuş gibi görünüm vererek Müslümanların birlik olamayacağı mesajını veriyorlar ve bunlar da bunu kabul ediyorlar. Bakın bir daha okuyorum, Bediüzzaman’ın sözünü, “Bu zamanın”, yani Ahir zamanın, “en büyük farz vazifesi”, “en büyük farz, yani namazdan, oruçtan, hepsinin üzerindedir” diyor. “Bu zamanın en büyük farz vazifesi (görevi), ittihad-ı İslâm’dır (İslam Birliği’dir). İttihadın (birliğin) hedef ve maksadı; o kadar uzun, münşaib (kollara ayrılmış), muhit (her şeyi kuşatan), merâkiz (karar yerleri) ve maâbid-i İslâmiyeyi (İslam’ın ibadet yerlerini) birbirine raptettiren (bağlayan) bir silsile-i nuraniyi (nurani silsile, soy) ihtizaza getirmekle (harekete geçmekle) onunla merbut (bağlanmış) olanları ikaz (uyarma) ve tarîk-ı terakkiye (yükselme, ilerleme yoluna) bir hâhiş (istek) ve emr-i vicdanî (vicdani emir) ile sevk etmektir. Bu ittihadın (birliğin) meşrebi (yolu) muhabbettir (sevgi beslemektir).” Yani Allah’ın yarattıklarına karşı coşkulu bir sevgi, muhabbet, odun gibi olmak değil. “Sevgi beslemektir. Husumet (düşmanlık) ise, cehalet (bilgisizlik) ve zaruret (ister istemez) nifakadır (iki yüzlülüktür). Gayr-ı Müslimler (Müslüman olmayanlar) emin olsunlar ki, bu ittihadımız (birliğimiz), bu üç sıfata (vasfa) hücumdur (karşı çıkmaktır, saldırıdır).” Yani “rahat olsunlar” diyor. Çünkü “bunun sonunda sevgi, muhabbet meydana gelecek” diyor. Yani “Museviler ve Hıristiyanlar buna karşı olmasınlar” diyor. “Gayr-ı Müslime (Müslüman olmayana) karşı hareketimiz iknadır (razı etmektir).” Yani anlatırız, ikna olursa olur, olmazsa kendi bilir, saygı duyarız. “Zira onları medenî (faziletli, terbiyeli) biliriz” diyor bakın. “Medenidirler. Hıristiyanlar, Museviler medeni insanlar, sadece tebliğ yaparız” diyor. “Ve İslâmiyet’i mahbup (sevilen, sevgili) ve ulvî (yüce) göstermektir” diyor. İttihat-i İslam’ın amacı ve uzun uzun anlatıyor Bediüzzaman. Kardeşim bunu niye örtbas ediyorsunuz, bu konuları? Ama Allah razı olsun böyle son zamanlarda Nur talebeleri sitelerine bunları koymaya başladılar, ittihad-ı İslam’ı, nihayet. Nihayet koymaya başladılar. En başta, sürekli durması lazım, asla indirilmemesi gereken bir yazıdır bu, geçici konamaz bu yazı. İttihad-ı İslam’ı, hani iki gün koyalım, indirelim olmaz bu, günlük bir haber değil bu. Çünkü bak diyor ki, “en büyük farz vazifedir ittihat-i İslam”, inşaAllah. Bak diyor ki: “Aziz sıddık kardeşlerim, ruh-u canımızla mübarek bayramınızı tebrik ediyoruz” diyor Bediüzzaman. “İnşaAllah, Alem İslam’ın (İslam Alemi’nin) büyük bir bayramına yetişirsiniz.” Herkes, bak “bayram, İslam alemi’nin büyük bayramı var” diyor. Bu Mehdi (a.s.)’ın çıkışıdır işte, yani Mehdi (a.s.)’a biattir, en büyük bayram budur. O zaman yapılacak bayram büyük olacaktır, yani çap açısından, etki açısından en büyük bayram olacaktır.
ALTUĞ BERKER: O zaman bazı talebelerinin göreceğini söylemişti.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii. “Cemahir-i müteffika-i İslamiye’nin (Birleşik İslam Cumhuriyetleri’nin)” yani mesela Türkiye laik bir ülke ama insanları Müslüman’dır. Geneli, ekseriyeti Müslüman’dır. İran, Pakistan, Tacikistan, Özbekistan, Türkistan, hepsi. “Kutsi mukaddes kanun-u esasiyelerinin (Anayasa’sının) membaı olan (kaynağı olan) Kuran-ı Hakim,” bütün devletlerin Anayasa’sını bir adalet, bir düzgünlük, bir sevgi anlayışı vardır, değil mi? “Hepsinin kaynağı Kuran-ı Hakim’dir” diyor Bediüzzaman. Bir adalet anlayışı vardır, her yerdeki Anayasa’da. “İstikbale (geleceğe) tam hakim olup, beşeriyete (insanlığa) tam bir bayramı getireceğine çok emareler (işaretler, deliller) var.” Böyle bayram olur mu daha önce? Mesela 100 tane Müslüman öldürülüyor, “bayramın mübarek olsun” diyor adam. Kardeşim o sürünüyor, perişanlar, çoluk çocuk yerlerde sürünüyor, perişan vaziyetteler. “Böyle bayram olmaz” diyor Bediüzzaman. “Bu hükmi bayram olur” diyor. Gerçek bayram ne zaman olur? İslam Birliği olduğunda, Türk İslam Birliği oluştuğunda olacaktır. Bu yazıları okumaları lazım kardeşlerimizin. Bakın, Mehdi (a.s.)’ın vazifelerinden bir tanesi olarak; “o zatın üçüncü vazifesi, Hilafet-i İslamiye’yi (İslam Halifeliği’ni)”, yani manevi liderliği, “ittihad-ı İslam’a (İslam Birliği’ne) bina ederek”, demek ki bir ittihad-ı İslam olacaktır, “İsevi ruhanileri ile (Hıristiyanlar ile) ittifak edip”, demek ki Hıristiyanlarla ittifak etmek, Allah’ın varlığı ve birliği konusunda anormal bir hareket değil. Bu bir küfür alameti değil, demek ki doğru bir şey. Bunu Bediüzzaman söylüyor, Ehl-i Sünnet alimi. Bak “Hıristiyanlarla ittifak edip, din-i İslam’a (İslam Dini’ne) hizmet etmektir.” Çünkü Allah’ın varlığını ve birliğini, savunmuş oluyorsun. Kuran’ın dünyaya hâkimiyetini savunmuş oluyorsun. Hıristiyanlara tebliğ yapmazsan, nereden anlasın adam İslamiyet’i? “Görüşme onlarla, düşman olacaksın” diyor. Düşmanlık yok. Sevgi ile, muhabbet ile İslam’ı anlatmak vardır. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Siz mesela kitaplarınızda Hocam, örneğin “Hz. İsa (a.s.) Allah’ın oğlu değildir, Peygamberidir” isimli kitap yazıyorsunuz, Hıristiyanlara doğruyu anlatıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tabii bak, “Hz. İsa (a.s.) Allah’ın oğlu değildir, Peygamberidir” kitap yazdım ben. Doğruyu anlatıyoruz, “puta tapmayın, Allah birdir” diyoruz, inşaAllah.
Mustafa Çetin; “selam sayın Hocam” diyor, “Hocam Ahir zaman alametlerini ikişerli olarak meydana geldiğini söylemiştiniz.” Öyle dikkatliler maşaAllah, öyle yamanlar. “Kehf Suresi’nde tekrarlanan ikiler var, şimdi Çernobil ve volkan patlaması da birlikte Duman Suresi’nde geçen bilgiyle mutabık olmaz mı? İkişer kere güneş ve ay tutulmaları, iki tane kuyruklu yıldızın görünmesi gibi?” Olur tabii, duman zuhurunu tek almamız mecburiyeti yok. Bir bütün olarak o devirde mesela dağ da patlıyor ama duruyor, üç gün sonra bir daha devam ediyor. Şimdi biz desek ki, bu ayrı o ayrı diyemeyiz, tabii ikisini de, iki patlamayı da, üç dört patlamayı da bir bütün olarak alırız. Çernobil ile bunu tabii ayrı olarak çift olduğu için genellikle alametler, çift olarak alabiliriz. Bakın, kardeşlerimiz de böyle bir dikkatin olması da çok acayip, zaten ben onu ima ederek onu söyledim, ama bak dikkatinden kaçmamış. MaşaAllah. Ne sevimliler maşaAllah.
Taha Suresi ayet 10, şeytandan Allah’a sığınırım: “Hani o bir ateş görmüş ve ailesine ‘bekleyin, eminim ki bir ateş gördüm; belki ondan size bir haber getiririm veya ateşin yanında bir rehber bulurum’ demişti.” Allah bilir Hocam, ayet bana İzlanda’da ki yanardağa işaret ediyor gibi geldi. Belki yanındaki yardımcı da Hz. İsa (a.s.) olabilir, inceler misiniz inşaAllah?” diyor. “Selamün aleyküm”, ve aleyküm selâm ve rahmetullahi. Bu birinci dereceden tabii Mehdi (a.s.)’a bakan bir ayet. Çünkü bununla ilgili zaten sahih hadis var. Yani “büyük bir ateş ve büyük bir duman olacak, aynı an da Mehdi (a.s.) da gelmiş olacak” diyor. İstanbul’da 1979 yılında bütün İstanbul’u gündüz gibi aydınlatan bir ateş oldu ve en az 100 km boyunda, uzunluğunda, dev bir duman sütunu meydana geldi ve gök gürültüsü gibi sesler çıkarttı. Ve hadise tam uygun. “Aynı yerde Mehdi (a.s.)’ı göreceksiniz. Mehdi (a.s.)’ın zuhur ettiği anda olacaktır bu” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). O yönüyle tam mutabık. Ama oradaki patlama da tabii mümkündür, olabilir. Ama bilmiyoruz, ben Hz. İsa a.s.’ın belirgin olarak alametlerinin önümüzdeki yıllarda belireceğini düşünüyorum. Yani daha keskin insanların anlayacağı tarzda. Fakat Mehdiyet çığ gibi gelişecektir ve gelişiyor görüyorsunuz. İnşaAllah.
Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler