Adnan Oktar’ın 25 Mayıs 2010 tarihli Güneydoğu Olay TV röportajından
ADNAN OKTAR:... “Bismillahirrahmanirrahim Tabiyyun ve maddiyyun”, tabiatçıların ve materyalislerin, Darwinistlerin ve materyalistlerin, “münkir kısmının”, gittikleri yolun, “iç yüzü ne kadar akıldan uzak”, Darwinistlerin düşünceleri, materyalislerin düşünceleri ne kadar akıldan uzak, ne kadar çirkin ve ne derece hurafe olduğu”, bak Darwinizm için Bediüzzaman hurafe diyor, “laakal en azından doksan muhali tazammun eden, dokuz muhal ile beyan edilmiş”, yani detaylı anlattım, dokuz muhalli yani mantiken açıkladım diyor, bazı basamaklar tayyedilmiştir. Onun için, birdenbire, bu kadar zâhir ve aşikâre bir hurafeyi nasıl bu meşhur âkıl feylesoflar kabul etmişler.” Bakın “bu kadar zahir ve aşikare bir hurafeyi”, yani “o kadar açık ki, Darwinizmin hurafe olduğu, yalan olduğu ve uydurma olduğu” diyor. “Bu hurafeyi nasıl bu kadar meşhur, âkıl feylesoflar kabul etmişler ve o yolda gidiyorlar” diyor. Yani “Darwinizmi hala nasıl savunuyorlar. Bu nasıl oluyor?” diyor, Bediüzzaman. “Hatıra geliyor, evet onlar, mesleklerinin iç yüzünü görememişler” diyor. Yani Darwinist, materyalist düşüncenin yanlışlığını görememişler. “Hem hakikat-ı meslekleri ve mesleklerinin lâzımı ve muktezası gereken odur ki; yazılmış her bir muhalin ucunda beyan edilen o çirkin ve müstekreh”, tiksinilen ve çirkin, “ve gayr-ı makul”, aklın kabul etmediği, “hülâsa-i mezhebleri, mesleklerinin lâzımı ve muktezası”, ağır Osmanlıca olduğu için şimdi bunlar çok şey oluyor, biraz açarak devam edeyim. Yani Bediüzzaman bu konunun, ehemmiyetine özetle dikkat çekiyor, Darwinizmin ve materyalizmin çökertilmesi konusunu. Ama bunu Bediüzzaman çok net olarak şöyle söylüyor; “Bu Mehdi (a.s.)’nin yapacağı iş” diyor. Yani “Darwinizmi ve materyalizmi yok edecek kişi Mehdi (a.s.)’dir” diyor. “Fen ve felsefenin tasallutiyle, maddiyyun ve tabiiyyun taunu, beşer içine intişar etmesiyle”, insanlık içerisinde dünyayı kaplamasıyla, “her şeyden evvel felsefeyi tam susturacak bir tarzda, beşere ders vermektir” diyor, “Mehdi (a.s.)’nin birinci vazifesi”. Bakın normalde aydın kitleye Mehdi (a.s.)’nin yöneleceğini söylüyor, “Hatta avamın dahi”, halkın, “imanını kurtarmakla mükelleftir Mehdi (a.s.)” diyor. “Birinci vazifesi budur” diyor. Fakat bu çalışmayı evvelsi gün de anlatmıştım, daha önce de anlatmıştım, dün de bu konudan bahsettik. Yani mecbur anlatıyoruz, çünkü hayati bir konu. “Mehdi (a.s.)’nin, bizzat kendisi, bu konuda araştırmalar yapması mümkün değildir” diyor. Yani bu son derece makul. Bediüzzaman’ın bu sözü doğru. Ama diyor ki bakın, “vakit de müsaade etmez” diyor, bir de “hal de müsaade etmez” diyor. Şimdi bu çok acayip, vakti anlıyorum, “hal de müsaade etmez” diyor. Yani nasıl bir halin içinde, değil mi? Mehdi (a.s), bir hal ehlidir, biliyorsunuz, inşaAllah. “Vakti ve hali müsaade etmez” diyor, inşaAllah. Burada da şunu görüyoruz ki, Mehdi (a.s.), çok konsantre bir insan, çok yoğun insan, yani pratik bir insan. Çünkü diyor ki; “Hazır olan bilgileri, bir taifenin” diyor, Müslümanların demiyor, “bir taifenin, uzun tasdikatıyla hazırladıkları programı”, yani onların yaptıkları araştırmalar sonucunda yaptıkları bilgileri toplayarak, onunla eserler meydana getirerek, o birinci vazifeyi tam yapmış olacak” diyor. “Darwinizmi, materyalizmi dünyada mat edecek, yıkacak, yok edecek” diyor. “En önemli konu budur” diyor. “Ve en çok üzerinde duracağı konu da budur. Ve iman hakikatleri üzerinde duracaktır” diyor. Ve siyaset yönünden çekilecek, böyle tahmin ediyorum, Mehdi (a.s.) siyasetle ilgilenmeyecek ” diyor. “Çünkü vakti dar” diyor, ilk başlangıçta birinci vazifesi döneminde. “Bu vazifeyi yaparken siyasetle ilgilenmeyecek” diyor. Ama ikinci aşamada siyaset ve saltanat aşamasında tam anlamıyla giriyor bu olaya, Mehdi (a.s.) Bediüzzaman’ın açıklamasına göre. “İttihad-ı İslam oluşacak, bütün Müslüman orduları birleşecekler, bir İslam NATO’su oluşacak” diyor. İslam orduları, NATO gibi bir birlik içerisinde birleşecekler, Mehdi (a.s.) da bunların başkumandanı olacak” diyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Daha önce vurguladığınız bu konuda, bir şey vardı Hocam bu konuda hatırlatmak için söyledim. “Kırk yıl bu samimiyetin bir tecellisi olarak, siyasetle ilgilenmeyeceği, halkın çabuk iğfal olan akılları” diye izah etmiştiniz Hocam. O da önemli bir husustu.
ADNAN OKTAR:Bakın diyor ki:” Ta avamın çabuk iğfal olan akılları, bu güzel vazife başka maksatlara alet edilmediği iyice tahakkuk etsin” diyor. Yani “insanların kafasına iyice yerleşsin” diyor. “ Yalnız halkın nazarında bu çok daha gerilerde görülür” diyor. “Halbuki hakikat noktasında kat kat üstündür” diyor. Yani siyaset ve saltanat yönündeki Mehdi (a.s.)’ın faaliyetinden çok çok önemlidir bu” diyor. Ve en uzun vakit ayırdığı bölüm budur Mehdi (a.s.)’nin. Yani kırk yıllık bölümünü hayatının kırk yılını alıyor. Sırf tebliğ, iman hakikatleri ve Darwinizmin, materyalizmin yıkılışı ile ilgili çalışması. “Onun arkasından siyaset ve saltanatla ilgili faaliyetler yapacak” diyor. “O üç görevi birden yapacaktır Mehdi (a.s.) ama benim zamanımda hem siyaset, hem saltanat, hem diyanetle ilgili faaliyet yapılması şartlar açısından, genel yapı açısından mümkün görünmüyor” diyor. “Mümkün değil olmaz, benim zamanımda Mehdi (a.s.) gelemez, mümkün değil” diyor. “Ta hayatın geniş dairesinde, Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri, Mehdi (a.s) ve şakirdleri gelir, o tohumlar sümbüllenir. O daire genişler, biz de kabrimizden, Allah’a şükredip seyrederiz” diyor, inşaAllah. Mealen, yaklaşık bu şekilde söylüyor Bediüzzaman. “Üç vazifeyi yapan hiçbir Mehdi (a.s.) şu ana kadar çıkmamıştır, üçünü birden yapan, bir arada Mehdi (a.s.) hiç yoktur” diyor. Yani birçok Mehdi (a.s.) gelmiştir ama hiçbiri, hem siyaset, hem saltanat, hem diyanet yönünde, yani topluca üçünü birden yapamamıştır” diyor. “Ve bu yüzden de büyük Mehdi (a.s.) ünvanını alamamışlardır” diyor. Dolayısıyla “Abdülkadir Geylani de, ben de” diyor, yani kendisini kastediyor Bediüzzaman, “hepimiz Allah yolunda gelmiş birer Mehdi (a.s.)’yiz” diyor. Özetle bu anlaşılıyor, “Bir nevi Mehdi (a.s.)’yiz, bir nevi kutubuz fakat her üç vazifeyi birden yapamamamız nedeniyle, büyük Mehdi (a.s.) ünvanını hiçbirimiz almadık” diyor özetle “hiçbirimiz alamadık, ancak Ahir zamanda Mehdi (a.s.)’de ve onun şahsında, şahs-ı manevisinde, içtima edebilir”, toplanabilir diyor bu üç görev birden bakın, “Ahir zamanda Mehdi (a.s.)’de ve onun şahs-ı manevisinde, içtima edip toplanabilir” diyor. “Üçünü birden yapacak, o yüzden ona büyük Mehdi (a.s.) denecek” diyor. Yani ilk kırk yılında diyanet, sonra siyaset ve saltanat yalnız çok kısa sürede yapacaktır bu siyaseti ve saltanatı. İnsanlar zannediyorlar ki yani bu çok uzun süreler alacak. Mehdi (a.s.) yıldırım hızıyla hareket eden bir insandır, çok pratik bir insandır. Hadiste de o belirtiliyor, “sizin yirmi yılınız, onun bir yılıdır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yani “Yirmi yılda yaptığınızı, bir yılda yapar” diyor. “Yıldırım hızıyla yapar. Yani bürokrasiye girmez, olayları karıştırmaz, pratik çözüm getirir, hemen neticelendirecektir” diyor. Ama halkın nazarında siyaset ve saltanat daha büyük görüldüğü için, daha önemli görüldüğü için ona ağırlık vermişler” diyor. “Yani o yüzden Mehdi (a.s.) çıktığında halk tarafından, bedehat derecesinde, açıkça anlaşılacak gibi bir şekil vermişler” diyor. “Halbuki bu dünya bir tecrübe meydanıdır, akla kapı açılır fakat ihtiyarı elinden alınmaz, öyleyse o eşhas (Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.), hatta o deccal dahi, kendisi dahi kendisinin bidayeten bilmez” diyor. Başlangıçta bilmez ama sonra biliyor. “ Belki o eşhas-ı Ahir zaman, imanın nuruyla tanınabilir” diyor. “Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) imanın nuruyla belki tanınabilir” diyor. Dikkatle bakan anlar, yani vicdanıyla bakan, samimiyetle bakan anlar. Öyle olsa anlaşılmaz derdi Bediüzzaman, bak çok geniş bir ölçü koymuş. Bir tane ölçü vermiş, geniş ve tek bir ölçü, “imanın nuruyla, yani samimi, hasetten uzak, kıskançlıktan uzak, şefkat ve sevgi kalbine oturmuş, Allah’tan korkuyorsa, Allah’a tam teslim olmuşsa, iman gözüyle baktığında, Mehdi (a.s.) ona gün gibi görünür, anlar” diyor. Çok net konuşmuş Bediüzzaman, yani detaya da, mesela diyebilirdi başka detaylara bakması gerekir diyebilirdi. Sadece “imanın nuruyla bakarsanız, görürsünüz, anlarsınız” diyor. Bir tek şart koymuş bak çok manidardır, bir tek o. Çünkü imanın nuruyla bakan akıl gözüyle bakıyor. Hadisin ve Kuran’ın gözüyle bakacaktır, Risale-i Nur’un gözüyle bakacaktır, gün gibi gözüne görünecektir inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, örneğin cemaat taassubu veyahut siyasi şartları gibi düşünceler olmadan, yani tamamen saf imanla.
ADNAN OKTAR: Bak o çok önemli, aile baskısı olmayacak, arkadaş baskısı olmayacak, cemaatinin, grubunun baskısı olmayacak, cemaat taassubundan uzak olacak, belirli bir görüşe saplanıp kalmayacak, Kuran, hadisle olaya bakacak. Ama nasıl bakacak? Son derece samimi, baskıdan uzak, imanın nuruyla, kalp ferahlığıyla, kalp candanlığıyla bakacak. O zaman bak Bediüzzaman garanti veriyor, “görürsünüz, tanırsınız” diyor. Mesela bak Seyyid Salih Özcan Hocamız’a ne demiş Bediüzzaman? “Alnıma vurdu” diyor, geldi burada konuştu, “Keçeli, Keçeli dedi” diyor, bak, “ben Mehdi (a.s.)’yi görmeyeceğim ama sen Mehdi (a.s.)’yi göreceksin dedi” diyor. Kardeşim bu çok açık bir ifade değil mi bu? Bunu da anlamazlıktan geliyorlar. Bediüzzaman, Seyyid Salih Özcan’a demiş ki; “ben hem seyyidim, hem şerifim” demiş, oradan kafaları biraz bulanıyor. Kardeşim Nur talebeleri için de “siz seyyid ve şerifsiniz” diyor Bediüzzaman. Yani “manen biz hepimiz zaten seyyid ve şerifiz” diyor ve onun gerekçesini açıklıyor, uzun uzun açıklamış Risale-i Nur Külliyatı’nda. “O manada ve manen hem seyyid, hem şerifim, hem Haseniyim, hem Hüseyniyim” diyor. Yani “manevi Al-i beyttenim ben” diyor. Zaten bunu söylüyor. Bunu orada Seyyid Salih Özcan Hocamız’a söylemesi ayrı, farklı bir şey değil ki. Ama orada kısaca ve uzunca anlatılması mümkün olmadığı için, kısaca da konuyu halletmesi gerektiği için “bunu kimseye söyleme” demiş. “Ben hem seyyidim, hem şerifim ama bunu kimseye söyleme”. Sonra bunu şerh ediyor, bunun ne anlama geldiğini, ama Seyyid Salih Özcan Hocamız bunu gidip söylese, dese ki Bediüzzaman ben seyyid ve şerifim dedi dese, konu uzar karışacak, onun için kimseye söylemiyor. Ama sonra bunun ne anlama geldiğini Bediüzzaman şerh edip açıklıyor, “ben manen seyyid ve şerifim” diyor. Yani “genetik olarak değilim” diyor, “ben Kürt’üm” diyor, “ben biliyorum sülalemi”. İnsan kendisini bilmez mi, çevresini? “Kürt’üm” diyor, “bu zamanda nesiller bilinemiyor, ben kendimi seyyid bilmiyorum” diyor. Bediüzzaman bilmiyor, sen mi biliyorsun? Orada niye söylediğini de söylüyor. Ayrıca “haramdır” diyor, “seyyid olmayanın ben seyyidim demesi haramdır” diyor.
ALTUĞ BERKER: Ki seyyid de olsa Hocam siz daha iyi bilirsiniz, Üstad çok detaylı olarak demin sizin bahsettiğiniz hususlarda çok detaylı olarak izah etmiş. Mehdiyet’in o zamanda mümkün olmadığını, ileride olacağını.
ADNAN OKTAR: Hayır zaten milyonlarca seyyid var, Bediüzzaman, büyük alimlerin, doğudaki alimlerin büyük bölümü seyyiddir zaten. Yani Güneydoğu’da çok fazla seyyid vardır, binlerce seyyid vardır. Bu şaşılacak bir şey değil ki zaten. Ama bu dediğin çok önemli, her zaman da vurguluyoruz bunu. Bediüzzaman neden seyyid olmadığını anlattıktan sonra, neden Mehdi (a.s.) olmadığını ve gelecek Mehdi (a.s.)’nin özelliklerini de çok detaylı anlatıyor. Yani bir kere “onun zamanında ittihad-ı İslam olacak” diyor. Böyle nur talebeleri paramparça olacak demiyor. Nur talebelerinin parçalanması olmadığı gibi, bütünleştikleri gibi, “bütün İslam alemi bütünleşecek” diyor. Burada anlatılan ne? Demin okudukların, konular ne? İttihatı İslam’da Bediüzzaman’ın anlattığı ne?
ALTUĞ BERKER: Abdullah Yeğin Ağabey de; “o vakit yaklaşıyor” diyor.
ADNAN OKTAR: “O vakit yaklaşıyor” diyor. Bunun ne zaman olacağını söylüyor Bediüzzaman? “Mehdi (a.s.)’nin zamanında olacak” diyor. “Ve başlarına geçerek” diyor, “bu topluluğun başına geçip lider olarak” diyor, “tariki hak ve hakikate sevk edecek” diyor. Burada anlaşılmayacak ne var? Çok net. Bak “hakimdir” diyor, hakim. Yani “bütün İslam aleminde hakimlik görevi yapacak” diyor. Ve “başkomutandır” diyor. Başkomutan kaç tane olur? Bir tane olur başkomutan. Türkiye’nin genelkurmay başkanı bir tane oluyor. “Bütün İslam aleminin manevi başkumandanıdır” diyor Bediüzzaman. Ve “bütün İslam aleminin hakimidir” diyor, hakimlik görevi yapacak aynı zamanda. “Ben bunları yapmadım” diyor Bediüzzaman. Yani daha nasıl anlatsın. “Gelecek, Darwinizmi, materyalizmi yok edecek diyor, bütün İslam alemini birleştirecek, Hıristiyanların da desteğini alacak” diyor. “Hatta öyle bir hale gelecek” diyor, “Hıristiyanlık ve Müslümanlık birleşme istidadına girecek” diyor. “Tam bu istidattayken” diyor, “cismi beşerisiyle semavatta bulunan Hz. İsa (a.s.)’nin bedeni, bak cismi beşerisiyle, yani beşeri varlığıyla, beşeri cismiyle yani etiyle kemiğiyle gökyüzünde olan Hz. İsa (a.s.)’nin inişi, nüzulü kati olmakla beraber” diyor, şüpheli demiyor bakın, inecek de demiyor, “kati” diyor, “kesin inecek” diyor, “kati olmakla beraber” diyor. Kardeşim anlamıyorsan ben ne diyeyim, daha nasıl anlatayım? Bediüzzaman bu kadar çok net anlatmış, Türkçe bu.
İsa (a.s.) konusunda kardeşlerim bana on yıl sonra soru sorsun, şimdi bana soru sormasınlar. Yani şu an genel bilgilendirebilirim. Risale-i Nur Külliyatı’ndan, hadislerden genel bilgilendirebilirim. Ama gittikçe Hıristiyanlığın Müslümanlığa yaklaştığını ve gittikçe Hıristiyanların tek Allah’a inandıklarını görecekler ve İslamiyet’e, Kuran’a karşı hayranlık duyduklarını görecekler, birçok hükümleri Kuran’a göre yaptıklarını görecekler. Yani Hıristiyanlık bir nevi Müslümanlık gibi olmaya başlayacak, bunu görecekler. Mesela bak bu da çok önemli alamettir. “Tam işte bu sırada” diyor Bediüzzaman, “tam istidattayken” diyor, “cismi beşerisiyle” diyor, “semavatta bulunan Hz. İsa (a.s.) inişi kati olmakla beraber” diyor, onun için bakın, kardeşlerime ben yine bildiğim bilgileri aktarayım ama, bakın alametler yoğunlaşınca çok daha rahat anlatacağım. Çünkü alametlerin yoğunlaşmasına daha vakit var. On yıl kadar var inşaAllah. Mesela bak geldi masonlar, Otuz üç derece masonlar, Küçük Ayasofya Camii’nde akşam namazında, bizim arkadaşımız imam oldu, caminin imamı da gördü, beraberce topluca namaz kıldılar. Başka da Müslümanlar vardı orada, çok manidar. Çok harika bir durum inşaAllah...
Kitaplar
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler