Adnan Oktar’ın 27 Mayıs 2010 tarihli Adıyaman Asu TV röportajından
ADNAN OKTAR: Şu, “Bediüzzaman’ın Harika Bir Yönü.” Daha önce bunu biraz anlatmıştık ama bir daha anlatırsak iyi olur inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Tabii inşaAllah. “Üstadın hapisteyken iki-üç defa camide sabah namazını kılarken görülmesi - Bediüzzaman Denizli hapsindeyken, halk iki-üç defa muhtelif camilerde sabah namazında görür. Savcı işitir, hapishane müdürüne pür hiddet: “Bediüzzamanı sabah namazında dışarıya, camiye çıkarmışsınız” der. Tahkikat yapar ki, Üstad hapishaneden dışarı kat'iyen çıkarılmamış.Eskişehir hapishanesinde iken de, bir Cuma günü, hapishane müdürü kâtib ile otururken bir ses duyuyor: “Müdür bey! Müdür bey!” Müdür bakıyor. Bediüzzaman yüksek bir sesle: “Benim mutlaka bugün Ak Camide bulunmam lâzım.” Müdür: “Peki Efendi Hazretleri” diye cevab veriyor. Kendi kendine: “Herhalde, Hoca Efendi kendisinin hapiste olduğunu ve dışarıya çıkamayacağını bilemiyor” diye söylenir ve odasına çekilir. Öğle vakti; Bediüzzaman'ın gönlünü alayım, Ak Cami’ye gidemeyeceğini izah edeyim düşüncesiyle Üstad'ın koğuşuna gider. Koğuş penceresinden bakar ki, Bediüzzaman içeride yok! Hemen jandarmaya sorar, “içeride idi, hem kapı kilitli” cevabını alır. Derhal camiye koşar. Bediüzzaman'ın ileride, birinci safta, sağ tarafta namaz kıldığını görür. Namazın sonlarında Bediüzzamanı yerinde göremeyip, hemen hapishaneye döner; Hazret-i Üstadın “Allah-u Ekber” diyerek secdeye kapandığını hayretler içerisinde görür.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu resmi tutanağa geçmiş, yani devletin memurlarının gördüğü bir olay. Evet.
ALTUĞ BERKER: Bu hadiseyi bizzat o zamanki hapishane müdürü anlatmış Hocam. İnşaAllah. “Demir kelepçelerin Üstad namaz kılmak istediğinde açılması – Molla Said elleri bağlı muhafız nezaretinde Bitlis’e nakledildi. Jandarmalarla yolda giderken namaz vakti gelir, namaz kılmak için kelepçelerin açılmasını jandarmalara ihtar eder. Jandarmalar kabul etmeyince, demir kelepçeleri bir mendil gibi açarak önlerine atar. Jandarmalar bu hali keramet adledip (keramet olarak düşünüp) hayretler içinde kalırlar. Teslimiyetle, rica ve istirham ile, “biz şimdiye kadar muhafınız idik, bundan sonra hizmetçiniziz” derler. Bir gün Bediüzzaman’a soruldu: “Kelepçeyi nasıl açtın?” dedi. “Ben de bilmem fakat olsa olsa namazın kerametidir” demiş Üstad, Hocam, maşaAllah.
“Üstad tecritteyken aynı vakitte çarşıda görülmesi. Bediüzzaman hapiste iken, bir gün, o zamanın Eskişehir Müddeiumumîsi (savcısı) Üstadı çarşıda görür. Hayret ve taaccüble (şaşkınlıkla) ve vazifesine son vereceği ihtarıyla, hapishane müdürüne: ‘Ne için Bediüzzamanı çarşıya çıkardınız? Şimdi çarşıda gördüm,’ der. Müdür de:‘Hayır efendim. Bediüzzaman hapishanede, hattâ tecriddedir; bakınız,’ diye cevap verir.”
“Dağa çıkarken yanı başında ekmek bulması. ‘Süleyman isminde mübarek bir misafirim vardı. Benim ekmeğim de ve onun ekmeği de bitiyordu. Çarşamba günüydü, dedim ona: ‘Git, ekmek getir.’ İki saat, her tarafımızda kimse yok ki oradan ekmek alınsın. ‘Cuma gecesi senin yanında bu dağda beraber dua etmek arzu ediyorum’ dedi. Ben de dedim: ‘Kal.’Sonra, hiç münasebeti olmadığı halde ve bir bahane yokken, ikimiz yürüye yürüye bir dağın tepesine çıktık. İbrikte bir parça su vardı. Bir parça şekerle çayımız vardı. Dedim: ‘Kardeşim, bir parça çay yap.’ O ona başladı. Ben de derin bir dereye bakar bir katran ağacı altında oturdum. Üzülerek şöyle düşündüm ki: ‘Küflenmiş bir parça ekmeğimiz var; bu akşam ancak ikimize yeter. İki gün nasıl yapacağız ve bu temiz kalpli adama ne diyeceğim’ diye düşünmedeyken, birdenbire başım çevrilir gibi başımı çevirdim. Gördüm ki, koca bir ekmek, katran ağacının üstünde, dalları içinde bize bakıyor. Dedim: ‘Süleyman, müjde! Cenâb-ı Hak bize rızık verdi.’ O ekmeği aldık; bakıyoruz ki, kuşlar ve vahşi hayvanlar, hiçbiri ilişmemiş. Yirmi-otuz gündür hiçbir insan o tepeye çıkmamıştı. O ekmek ikimize iki gün kâfi geldi. Biz yerken, bitmek üzereyken, dört sene sadık bir dostum olan müstakim (temiz, doğru) Süleyman, ekmekle aşağıdan çıkageldi.”
ADNAN OKTAR: Bittikten sonra ekmek. Birkaç gün sonra, evet. Bak, Allah yine devam ettiriyor rızkını, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Üstad’ın vefat edeceği tarihi ve mezarının gizli kalacağını önceden bilmesi. Bediüzzaman aynı şekilde öleceği tarihi, ölümünden bir süre sonra kendi mezarının yıkılacağını ve ayrıca bu olayın da 1921 yılında gerçekleşeceğini, Eddai isimlişiirinde detaylı olarak bildirmiştir. Sözler, sayfa 635)”
ADNAN OKTAR: Bunu 1921 yılındayken söylüyor. 1960’da vefat edeceğini, evet.
ALTUĞ BERKER: “Şiirin adı olan ‘eddai’ kelimesinin ebcedi 86, Üstad’ın vefat yaşı.” ““Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde Said'den yetmiş dokuz emvat ölüler bâ-âsam (günahlar) ile âlâma (elemler)” Hicri 1379’da vefat ediyor. “Said'den yetmiş dokuz emvat ölüler” “Sekseninci olmuştur, mezara bir mezar taş.” Hicri 1380’de mezarı yıkılıyor. “Beraber ağlıyor hüsran-ı İslâm'a. (Sıkıntı çeken İslam’a) Mezar taşımla pür-emvat (ceset dolu) enindar (inleyen) o mezarımla Revanım saha-i ukba-yı ferdâma (Yürüyorum gelecek olan Ahiret hayatıma) Yakînim var ki (Kesinlikle eminim ki): İstikbal semavatı, zemin-i Asya (Yani Asya kıtası, geleceğin aydınlığı) Bâhem (Beraber) olur teslim, yed-i beyza-yı İslâm'a (İslam’ın aydınlık ve dost eliyle birlikte teslim olur)”.
ADNAN OKTAR: “İslam ahlakı dünyaya hakim olur” diyor. “Olacak” diyor, evet.
ALTUĞ BERKER: Evet inşaAllah. ““Zira yemin-i yümn-i imandır (Çünkü imandan gelen kudret ve bereket) Verir emn-ü eman ile enama (insanlara güven ve huzur verir)” Said Nursi bu şiirinde işaret ettiği gibi, 79 yılı Hicri 1379 yılıdır. Üstad bu tarihte vefat etmiştir. Yine şiirinde, 80. olmuştur ifadesiyle belirttiği gibi, ölümünden bir süre sonra, yani Hicri 1380 yılında mezarı yıkılmış ve mübarek bedeni başka bir yere nakledilmiştir. Üstad Eddai’yi 1918-20 yılları arasında yazmış. Yani vefatından yaklaşık 40 sene öncesinden vefat vaktini bildirmiştir.”
“Rüyada bir hitabe - Meâli ve hatırda kalan elfazı aynendir. 1335 senesi Eylül’ünde, dehrin hadisatının verdiği yeisle, şiddetle muztarip idim. Şu kesif zulmet içinde bir nur arıyordum. Mânen rüya olan yakazada bulamadım. Hakikaten yakaza olan rüya-yı sâdıkada bir ziya gördüm. Tafsilâtı terk ile yalnız bana söylettirilmiş noktaları kaydedeceğim. Şöyle ki:Bir Cuma gecesinde nevm ile âlem-i misâle girdim. Biri geldi, dedi: “Mukadderat-ı İslâm için teşekkül eden bir meclis-i muhteşem seni istiyor.” Gittim, gördüm ki, münevver, emsalini dünyada görmediğim, Selef-i Salihînden ve a’sârın meb’uslarından her asrın meb’usları içinde bulunur bir meclis gördüm. Hicap edip kapıda durdum. Onlardan bir zât dedi ki: “Ey felâket, helâket asrının adamı, senin de reyin var. Fikrini beyan et!” Ayakta durup dedim: “Sorun, cevap vereyim.” Biri dedi: “Bu mağlûbiyetin neticesi ne olacak; galibiyette ne olurdu?” Dedim: “Musibet şerr-i mahz olmadığı için, bazan saadette felâket olduğu gibi, felâketten dahi saadet çıkar. Eskiden beri i’lâ-yı kelimetullah ve bekâ-yı istiklâliyet-i İslâm için, farz-ı kifaye-i cihadı deruhte ile kendini yekvücut olan âlem-i İslâma fedaya vazifedar ve hilâfete bayraktar görmüş olan bu devlet-i İslâmiyenin felâketi, âlem-i İslâmın saadet-i müstakbelesiyle telâfi edilecektir. Zira, şu musibet, maye-i hayatımız ve âb-ı hayatımız olan uhuvvet-i İslâmiyenin inkişaf ve ihtizazını hârikulâde tacil etti. Biz incinirken âlem-i İslâm ağlıyor. Avrupa ziyade incitse, bağıracaktır. Şayet ölsek, yirmi öleceğiz, üç yüz dirileceğiz. Harikalar asrındayız.”
ADNAN OKTAR: Evet Berker Hocam, ama tabii bunları anlatırken Osmanlıca kelimeler olduğu için, birçok kardeşimiz bilmez. Onları şerh ederek anlatmamız lazım. Şerh olarak anlatmazsak, ancak Nur talebesi kardeşlerimiz anlarlar. Tamam, yeterli bu kadar şimdilik.
ALTUĞ BERKER: Tamam inşaAllah.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler