Adnan Oktar’ın 12 Haziran 2010 tarihli Kocaeli TV röportajından
ADNAN OKTAR: ... Bakın mesela Nur talebesi kardeşlerimiz ne dediler? “Mehdiyet şahsı manevidir” dediler. Bediüzzaman’ın vefatında “Bediüzzaman Mehdi’dir” veyahut “Risale-i Nur Mehdi’dir, biz de şahs-ı manevisiyiz.” “Şahs-ı manevisi olarak bizler bunu meydana getireceğiz” dediler. Ama ne oldu? Nur talebeleri kendi içlerinde paramparça oldular ve birbirlerine muhalif bir çizgiye girdiler. Hatta birbirlerine selam dahi vermeyen bir çizgiye girdiler. Hani şahs-ı manevi birlik ve beraberlik meydana getiriyordu? Hani Mehdi’ydi, şahs-ı maneviydi? Hani Mehdiyetin devamıydı? Mehdiyetin devamı olsa şahs-ı manevi paramparça eder miydi sizi? Böler miydi? Birbirine selam verilmeyecek hale getirir miydi? Mehdi (a.s.) şahıstır. Bir beyindir, bir insandır. Talebeleri vardır. Şahsı ve talebelerinden oluşan da bir şahs-ı manevisi vardır. Ama şahsı olmadan o şahs-ı manevi etkili olmuyor, olmaz. Yani Mehdi (a.s.) yoksa şahs-ı manevisi etki etmez. Öyle bir şey yok yani. Olsa görürlerdi. Kaç yıl oldu? 1960’da vefat etti Bediüzzaman. 2010’dayız. Yaprak kıpırdamadı. Değil mi? 1980 yılında, Mehdi (a.s.)’nin zuhurundan sonra muazzam bir inkişaf başladı ve 2010 yılına geldi, oldu olacak, bitti bitecek hale geldi neredeyse. Daha, Bismillah daha başındayız. Daha 2012’ye bile daha gelmedik. Daha 2017’ler var. 2012’ler var. Yer yerinden oynayacak. Mehdi (a.s.) geldiği için oluyor. Şahs-ı maneviyle olmaz. Mehdi (a.s.) geldiği için, ittihad-ı İslam’ı söylemeye başladı Nur talebeleri. Daha önce niye hiçbiri söylemiyordu? Bak kaç yıl oldu? Ben çocukluğumdan beri izlerim Nur talebelerini, hiç duymadım ben ittihad-ı İslam konusunu. İlk defa böyle topluca ve yoğun olarak ittihad-ı İslam’ın vakti geldi, diyorlar. Niye? Mehdiyetin başarısıdır bu. Yani Mehdi (a.s.)’nin, talebelerinin ve Mehdiyetin başarısıdır. Ben mesela bir Mehdi (a.s.) talebesi olarak var gücümle gayret ediyorum, yıllardan beridir. Sizler de Mehdi (a.s.) talebesisiniz. Yıllardan beri gayret ediyorsunuz. Ama kalben Mehdi (a.s.)’ye bağlıyız biz. Biz demiyoruz, “şahs-ı maneviye bağlıyız” demiyoruz biz. “Tamam bir şahs-ı manevi var ama bir Mehdi (a.s.) var” diyoruz, şahıs olarak. “Peygamber (s.a.v.)’in müjdelediği, Bediüzzaman’ın müjdelediği bir Mehdi (a.s.) var” diyoruz. Bediüzzaman’ın açık izahlarını kendimizi utandıracak şekilde, kendimizi küçük düşürecek şekilde, mahcup edecek şekilde göz göre göre reddetmiyoruz. Göz göre göre yalan söylemiyoruz. Göz göre göre gerçekleri tahrif etmiyoruz. 5 yaşındaki bir çocuğun bile anlayacağı bir gerçeği aklı hayali almayacak şekilde yalan beyanlarla örtmüyoruz. Açık, net, sarih olarak söylüyoruz. Diyoruz bak; Mehdi (a.s.) geldiğinde Bediüzzaman; “benden yüz yıl sonra gelecek” diyor, dedik. “Hicri 1400’de geleceğini söylüyor.” “Ben onun pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim” diyor. “Ben ona zemin hazırlıyorum” diyor. Değil mi Bediüzzaman. “Geldiği vakit neler yapacak” diyor Bediüzzaman. Bir, “İttihad-ı İslam ortaya koyacak” diyor. “İttihad-ı İslam meydana getirecek” diyor. Bediüzzaman’ın zamanında ittihad-ı İslam gündeme geldi mi? Gelmedi. Ama şu an ciddi olarak gündeme geldi. Neden? Çünkü Mehdi (a.s.) vazifede olduğu için geldi. İttihad-ı İslam’ın daha yeni adı kondu. İttihad-ı İslam daha yeni başladı. Şimdi ittihad-ı İslam oluşacak. Bu bir, Mehdiliğin birinci alametidir. Mehdi (a.s.)’nin birinci faaliyetidir. İki, “Müslümanların hilafet-i İslamiye unvanıyla Müslümanların başına geçeceğini” söylüyor Bediüzzaman. Lider olarak. Yani bir manevi lider. Evinden yönetecektir. Siyasete karışmaz Mehdi (a.s.). Başka ne diyor? “Hıristiyanlarla ittifak edecek” diyor. Geniş çaplı dünya çapında, üç beş kişiyle değil. Geniş çaplı. Başka ne diyor? “Milyonlar fedakar seyyidler iltihak edecek” diyor. Milyonlarca, on tane yirmi tane değil. Değil mi? “O devirde de İslam orduları olacak” diyor. Askeri ordular ve bunlar birleşecekler. NATO gibi birleşecekler. Başka ne diyor? “Darwinizmi ve materyalizmi yok edecek” diyor. “Yerle bir edecek” diyor, değil mi? Hatta “avamın da” diyor, “imanına yönelik imanı çalışma yapacak” yani “tahkik-i imana yönelik faaliyetler yapacak.” Başka ne diyor? “Risale-i Nur’u hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek” diyor, değil mi? “Risale-i Nur’un gerçek sahibidir” diyor. Ebcedlerle de gösteriyor, Kuran’dan ebcedler. Mesela burada diyor; ‘mimler ve şeddeler’ şöyle sayılsa, böyle sayılsa. “Bundan 100 yıl sonra bu konuda faaliyet yapacak kişi Mehdi (a.s.) ve şakirtleridir” diyor. Değil mi? Çok net, açık söylüyor. Biz bunları milletin gözünün içine baka baka alenen yalan beyanlarla örtmeyiz. Beş yaşındaki çocuğun anlayacağı şekilde alenen yalan söylemeyiz. Bediüzzaman’ı küçük düşürmeye yönelik, Bediüzzaman’ı yalancılıkla itham eden bir üslup kullanmayız. Bediüzzaman taktik yaptı demeyiz. Oyun yaptı demeyiz, yüzlerce sayfa sizi aldattı demeyiz. Yüzlerce sayfa size doğruyu söyledi diyoruz biz. Hepsi doğrudur. Dolayısıyla gönlümüz çok rahat. O yüzden bu kadar rahat hareket ediyoruz. Mesela bizim anlattıklarımızda hiç kavrukluk oluyor mu ? Böyle bir insanların beyninde bir uyuşma oluyor mu? Mesela bazı şahıslar oluyor mesela beyni uyuşuyor. Ne konuştuğu belli değil. Bir şahs-ı manevidir diyor, bir Mehdi’dir diyor, bir Mehdi değildir diyor. Bir Mehdi’ler gelecek diyor. Üç tane Mehdi gelecek diyor. Daha da sıkışınca Mehdi’nin sayısını üçe çıkardılar şu an. Siyaset Mehdisi gelecek diyor. Diyanet Mehdi’si ayrı gelecek, saltanat Mehdisi ayrı gelecek diyor. Kardeşim hicri 1431’deyiz, değil mi? Hicri 1506’da bitecek diyor, Bediüzzaman. Ümmetin galibane ömrü bitecek. Ondan sonra kıyamet bekleniyor. 1545’de kıyamet bekleniyor. Üç tane ayrı ayrı sen diyanet Mehdisi saltanat Mehdisi gelecek diyorsun, ve siyaset Mehdisi gelecek. Soruyor çocuk, diyor “bunların üçü aynı yerde mi gelecek?“ diyor, olabilir diyor üçü ayrı ayrı da olabilirler diyor. Yani çeşit çeşit yerlerden gelecekmiş. Bir de diyecekmiş ki, ben diyanet Mehdisiyim, ben siyaset Mehdisiyim, ben de saltanat Mehdisiyim. Hep beraberiz. Üçümüz birlikte büyük Mehdiyi oluşturduk diyeceklermiş. Üç parçadan oluşacakmış. Bediüzzaman diyor ki, eğer bu görevlerden sadece birini yapıyorsa bu kişi diyor, Mehdi değildir diyor. Yani sadece diyaneti yapıyorsa, veya saltanatı veya sadece siyasetle ilgileniyorsa, bu büyük Mehdi değildir diyor. Büyük Mehdi olması için üçünü de aynı şahsın yapması gerekir diyor. Bakın ben gönlüm çok rahat. Yani yalan söylemenin gerginliğini yaşamıyorum. Karmaşasını yaşamıyorum. Onun böyle kavruk ve sıkıcı üslubunu, bereketsiz, kirli uslubunu yaşamıyorum. Değil mi? Çok rahat ve sarih söylüyorum, açık söylüyorum. Ve bunun nurundan ve bereketinden çok açık istifade ediyorum. Gönlüm de son derece rahat. Anlatırken de çok akıcı konuşuyorum. Bu sefer de şimdi yeni yeni kişiler bulmaya başladılar. Bunalmışlar ya. Ya diyorlar tabi ki birisi gelecek. Ama diyorlar, gelecek kişinin ismi Mehdi değil diyorlar, Cehcah diyorlar. Kardeşim bu kadar, bu hallere düşmeye ne gerek var. Yok diyorlar, başka bir isim daha, birkaç isim daha veriyorlar. Bunlardır diyorlar, bu değil Mehdi geldi diyorlar. Bediüzzaman Cehcah mı diyor orada? Mehdi diyor, Muhammed Mehdi diyor. Açık açık söylüyor. Mehdi Resul diyor, ve Büyük Mehdi diyor. Ahir zamanın büyük Mehdisi diyor. Nerenin Cehcah’ından bahsediyorsunuz? Değil mi? Yani bu samimiyetsizliğe ne gerek var, böyle bu hallere düşmeye ne gerek var? Bak İttihad-ı İslam’ı tamam. Hepsi birden kucakladılar. Allah Razı olsun. Elhamdülillah. İttihad-ı İslam’ı istiyorsak, peki İttihad-ı İslam’ı istediğine göre yani Müslümanlara bir din istiyorsun. İttihad-ı İslam ne demektir? Mutlaka bir başı olan topluluktur değil mi? Kim olacak başı Müslümanların? Herhangi bir şahıs diyorlar değil mi? Bu herhangi bir şahıs Mehdi işte. Yani bundan kurtuluşları yok. Evirip çevirmelerine gerek yok yani. Bunaldıkları için diyorlar ki bu sefer bak, bir tane başı olması gerekmez ki diyorlar, 4-5 tane de Müslümanların başı olabilir diyorlar. Allah’tan korkun. Nerede görülmüş böyle bir şey? Değil mi? 4-5 tane de desen, bunun da yine bir başı olması gerekiyor. Peygamberimiz (sav) de diyor; iki kişi de olsa bunun bir başı olması lazım diyor. Bir kişiyi arasında değil mi, baş yapmaları gerekir. Yola çıkarken bile diyor. İki kişiyse, bir kişiyi baş yapmaları gerekir diyor. İlla bölecek ya, parçalayacak ya mesela 5 tane Müslümanlar’ın lideri olabilirmiş, ayrı ayrı. E ne zaman, İttihad-ı İslam niye diyorsun o zaman? Değil mi? Tefrik-i İslam oluyorsun sen. Tefrik. Ayırıyorsun. Parçacı oluyorsun. Parçaya ayıran olmuş oluyorsun. Dolayısıyla tam köşeye sıkıştılar yani. Mesela Cübbeli’de köşeye sıkıştı. Fatih Altaylı’da köşeye sıkıştı. Bu kafada olanlarda köşeye sıkıştılar. Cenab-ı Allah Cabbar İsmi ile tamamen sardı bunları. İnşaAllah.
SUNUCU: Hocam peki neye dayanarak bu şekilde ellerinde somut belgeleri olmadan, olan şeyleri farklı şekilde yansıtıyorlar ?
ADNAN OKTAR: Şimdi birçok sebebi var tabii, bir kere Bediüzzaman’ın değerini düşüreceğini zannediyorlar Mehdi (a.s.) olmayacak değeri düşecek, ikincisi daha da galiz olan Bediüzzaman’ın yanlış söylediği yani hüsnü zanda bulunduğunu tahmin ettiğini fakat tahminin yanlış çıktığını düşünüyorlar yani öylesine söyledi yüzlerce sayfa hadislerin öyle doğru olmadığını Bediüzzaman’ın da aldandığını düşünüyorlar en galiz düşünenler bunlar. Yani dillendirmiyor ama buna getiriyorlar. Bediüzzaman da hata yapabilir diyor ne demek işte bu, bunu kastediyor. Peygamber? Hadiste böyle bir şey yok diyor. Kardeşim bütün Ehl-i Sünnet ulemasının tamamı söylüyor ittifakla ayrıca hadis dahi olmasa Allah’ın kanunu böyledir diyor. Yani küfür varsa mutlaka zıttı da vardır mutlaka Mehdi (a.s.) çıkar diyor. Hadis olmasa bile böyledir diyor. Artık sıkıştıklarında ne yapacaklarını ne edeceklerini şaşırdılar. Mesela diyorlar ki Hz. İsa (a.s.) ‘da onların başına şu anda bir konu oldu, bunaldılar. Şimdi Mehdi (a.s.)‘den kurtulmaya çalışırken kurtulamaz bir de Hz. İsa (a.s.) var. Ondan da kurtulmaya çalışıyorlar ondan kurtulacakları gibi değil ki üç tane Kuran ayeti var. Kurtulmaya çalışmaları bir hastalık tabi bir rahatsızlık keyiflerini de kaçıyor çünkü bir sistem kurmuş baya çok geniş sistem kurmuş bu sistem sarsılacak. Çünkü Mehdi (a.s.) ne demek başta bir kişiye itaat ve saygı demek. Adam Nur talebesi zaten bölünmüş eğer itaat etmiş olsa başka bir insana tabi olur ona saygıyla bağlanacak. Kabul edemediğine göre kendi nur talebesi kardeşlerini kabul edemediğine göre Mehdi (a.s.) ‘yi nasıl kabul etsin? Onu hiç kabul edemiyor hepsini toplamış olacak Mehdi (a.s.)’nin inşaAllah. Dolayısıyla hayret edilecek Ahir zamanın olağanüstü bir olayı tahakkuk etti aslında. Hz. İsa (a.s.)’yı reddetmek için yaptıkları açıklamalar bir facia. Pencere açıkmış Bediüzzaman’ın yanında uzun boylu iri yarı bir adam varmış, uzun saçlı Bediüzzaman’ın arkasında namaz kılmış birden çıkıp gitmiş sonra sormuşlar Bediüzzaman’a bu kimdi Hz. İsa (a.s.)’ydı demiş. Geldi mi diye soruyor musun geldi gitti işte bu kadar. Şimdi gitmeyi de kabul etmiyor gitme de olmuyor ölmesi de gerektiği için nur talebesi ağabeylerin yanında ölmüş Hz. İsa (a.s.) ve gömmüşler diyor. Yani bunu koskoca adamlar söylüyor ve bunu söyleyen yüzlerce insan var. Kardeşim bu perişanlığa ne gerek nereden çıkarıyorsunuz bunları yani halüsinasyonlara ne gerek bu izahlara ne gerek var. Peygamberimiz (s.a.v.) açık açık belirtmiş, Kuran açık açık belirtmiş. Bak diyor “sana iman etmedik hiçbir fert bırakmayacağım” diyor Allah Ehli Kitap’tan. Herkes iman edecek Hz. İsa (a.s.)’ya. İslam ahlakı dünyaya hakim oluyor Hz. İsa (a.s.) zamanında. “Ölümünden önce sana iman etmedik hiçbir fert bırakmayacağım” diyor Ehli Kitap’tan. Hani Allah, İsa'ya demişti ki: "Ey İsa doğrusu seni Ben vefat ettireceğim (müteveffiyke), seni Kendime yükselteceğim (rafiuke), seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları Kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim..." (Al-i İmran Suresi, 55) Bu nasıl oluyor peki o zaman? Değil mi öldü gitti diyorsunuz siz Hz. İsa (a.s.) için. Bakın bir konu da doğru söylemeyince ne kadar zincirleme doğru söylememeler gerekiyor görüyorsunuz bunu gören adamlar da yanaşmıyor tabi. Çok samimiyetsiz buluyorlar insan kendi dinine güvenmiyorsa peygamber (s.a.v.) hadislerine güvenmiyorsa, Bediüzzaman izahlarına güvenmiyorsa ne olmuş oluyor? Bunun için sebep ne? Peygamber (s.a.v.) bunu ispat etmedi mi, Allah ispat etmedi mi dediklerinin doğru olduğunu? Peygamber (s.a.v)‘in mucizelerini görmüyor musunuz? Bakın cayır cayır İttihad-ı İslam meydana geldi onu kabul etti mesela nur talebeleri Allah razı olsun onlar benim büyüğüm, ağabeylerim kat kat Allah razı olsun. Fakat şimdi bu konudaki kilitlenmenin de çözülmesi gerekiyor yani İttihad-ı İslam var ama başı yok. Başı olmayan İttihad-ı İslam olur mu kardeşim? Başsız gövde olur mu? Başsız hükümet olur mu? Ve niye bu kadar tedirgin oluyorsunuz? Bir de biz size şahıs belirttik mi şu olsun bu olsun falan yani böyle bir üslubumuz da yok. Allah’ın gönderdiği Mehdi (a.s.) kimse o olsun diyoruz biz niye telaş ediyorsun değil mi?
SUNUCU: İzin verirseniz bir soru daha sormak istiyorum. Hocam şimdi bu insanlar kendileri bölünmemek için bu tarz bilgileri öne sürüyorlar değil mi? Peki bu söyledikleri sözler ya da bu kurdukları cümleler kurdukları birçok kendilerine göre deliller ya da araştırmaların sonucunda insanların bunların geçersiz olduğunu onların kendilerinden ibaret sundukları bilgiler olduğunu öğrendiğinde zaten bölünmüş olmayacaklar mı, kaybetmeyecekler mi neyi göze alarak ya da neye dayanarak amaçları ne bu tarz şeyler de bulunuyorlar?
ADNAN OKTAR: Ben lise sondayken Nur talebeleriyle tanışmıştım. Bu konuda çok katı bir taassup vardı Mehdi (a.s.) konusunda ve konu pek açtırılmazdı Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) konusu pek açtırılmazdı ve geçiştirilen bir üsluptu. Ben o zaman o kadar incelemediğim için Risale-i Nur’da o kadar dikkatimi çekmedi ama sonra baktım Bediüzzaman alenen Mehdi (a.s.)’nin geleceğini anlatıyor çok net ve hiç kapatılacak gibi değil. Bediüzzaman o kadar muhteşem kilitlemiş ki yani öyle yalanla dolanla örtmekle efendim doğru söylememekle taklitle teknikle örtülecek gibi değil. Yüzlerce sayfa açıklamış ve çok sağlam delillerle açıklamış öyle kaçacakları gibi değil kilitlemiş Bediüzzaman, ama buna rağmen bir çok Nur talebesi kardeşimiz hepsini tenzih ederim. Bu konuda insanların gözünün içine baka baka bir doğru söylememe politikası izliyorlar. En ehilleri de diyor yine fitne çıkar onun için söylemiyoruz. Fitne çıkacaksa Bediüzzaman niye koysun kitaba. Niye fitne çıksın, Peygamber (s.a.v.) fitne olsa müjdeleyin der mi? Peygamberimizin (s.a.v.) geleceği önceden bildirilmişti, herkes bekliyordu bir Peygamber geleceğini, alametleri de vardı. O Rahip Bahira Peygamberimiz’in (s.a.v.) sırtını açtı baktı. Sırtında mührü gördü, dedi “bu çocuk Peygamber olacak, olağanüstü bir insan bu, çocuğu iyi muhafaza edin.” Yüzünden anladı. Önce yüzüne baktı bir olağanüstülük gördü Peygamberimizde, sonra gidip sırtını açtılar çocuğun “bu” dedi, “Peygamber olacak” dedi. “Olağanüstü bir insan, bu çocuğu çok iyi koruyun” dedi. Fitne mi bu şimdi, doğru bu Allah Mehdi (a.s.)’yi yaratırken, Mehdi yaratırken, fitneyi bilmiyor mu Cenab-ı Allah fitnenin olup olmayacağını bilerek Allah onu yaratıyor. Fitneyi yaratan Allah’tır zaten, siz Mehdi (a.s.)’ye uyun diyor Cenab-ı Allah. Peygamberi kanalıyla, vesilesiyle, hadisle bunu açıklıyor. Bakın Bediüzzaman ne diyor, “gerçi her asırda hidayet edici bir nevi mehdî ve müceddid geliyor ve gelmiş.” Bediüzzaman Mehdi değilim demiyor ki, Mehdiler gelmiyor demiyor ki. “Her asırda hidayet edici bir nevi” yani hidayete vesile olan, “bir nevi” ama “bir nevi”, “Mehdî ve müceddid geliyor ve gelmiş.” “Bu var” diyor, doğru. “Fakat her biri” diyor, “üç vazifeden birisini bir cihette yapmış” diyor Bediüzzaman, “üç vazifeden birisini bir cihette” “üç vazifeyi toptan yapmamışlar” diyor. Hep bir arada yapmamışlar, sadece bir tanesini yapmışlar o da bir cihette. “Bir yönü ile yapmışlar” diyor. Her biri üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibariyle, Ahir zamanın büyük Mehdisi unvanını alamamışlar” diyor. Demek ki Mehdi olabilmesi için üç görevin, üçünü de, tam anlamı ile yapması gerekiyor, her cihette yapması gerekiyor. Siyaset, saltanat aleminde ve diyanet alaminde de tam yapması gerekiyor ve her cihette yapması gerekiyor. O zaman işte, Ahir zamanın büyük Mehdisi unvanını alan kişi odur diyor, Bediüzzaman. Ve Bediüzzaman “iman hakikatleri yönünde, ben diyanet yönünde geldim” diyor. Abdulkadir Geylani diyanet yönünde, İmam Rabbani diyanet yönünde, Mehdi-i Abbâsî siyaset yönünde, “bu Mehdiler geldi” diyor, bunu inkar etmiyor Bediüzzaman. “Ama her biri bir cihette gelmiştir, bir yönüyle üç cihette birden gelen olmamıştır” diyor. Mehdinin özelliği o olağanüstü bir insandır Mehdi ve ahkamda masumdur. Mesela hiçbir imamda görülmemiştir bu; masum imamdır inşaAllah. Evet. Ben bunu şimdi ısrarla anlatıyorum Nur talebesi kardeşlerimiz dershanede soruyorlar, bir çoğunu dersaneden kovuyorlarmış, sohbetlerden. Birçok dersane, birçok sohbet meclisinde de artık bir şahıs olarak Mehdi (a.s.)’nin geleceğini açık olarak kabul etmişler. Dün kardeşlerimizden haber geldi, “birçok yerde açık açık evet” diyorlarmış net Bediüzzaman söylüyor. Bunun örtülecek kapatılacak bir yönü yok hakikaten bir Mehdi’nin geleceği belli açıkça izah ediyorlarmış.
SUNUCU: Peki merak edip araştıran talebeler onlar soru sorduklarında ne cevap veriyorlar Hocam?
ADNAN OKTAR: Şimdi bu aşamada bu kadarını kabul ediyorlar anladığım kadarıyla. Çok acayip korkuyorlar nedense halbuki küfür korkar bundan. Deccal korksun, Mehdi (a.s.)’den Deccal korkar. Müslüman niye korkar ben anlamıyorum, kanları ilikleri çekiliyor bir kısmının, Hz. İsa (a.s.)’dan da korkuyorlar, Hz. Mehdi (a.s.)’den de korkuyorlar bir kısmı. Sevinsene Allah’tan sana nur, nimet bayram sevinci yapsana.
Hayır, kardeşim diyorlar ki mesela, “Deccal şahıs mı?” diyoruz. “Evet, şahıs” diyorlar. “Süfyan?” “O da şahıs” diyorlar. “Mehdi (a.s.)?” “O şahs-ı manevi.” İyi saatte olsunlar kardeşim, havale mi geçiriyorsunuz, ne oluyorsunuz, rahatsız mısınız? Bu çok acayip bir şey, değil mi bu? Bütün Mehdiler şahıs olmuş da şimdiye kadar, “mücedditler şahıs geldi” diyorlar. Bütün Mehdi (a.s.)’ler şahıs olarak geldi şu ana kadar, tamam. Ahir zamanın şahsı? “O şahs-ı manevidir” diyorlar. Kardeşim ne oluyorsunuz, ne yapmak istiyorsunuz siz böyle? Tabii şimdi bu gerçek sürekli ortaya çıkıyor. Tabii bu konuda cahilliğinden bunu söyleyenleri tenzih ederim yahut hakikaten anlayamadığı için bu şekilde olanları tenzih ederim ama kasten yapanları tenzih etmiyorum. Fitne olsun, kargaşa olsun diye yapanları, samimiyetsizliğinden, münafıklığından yapanları tenzih etmiyorum. Onları kınıyorum. Çok acayip bir durum. Mesela; “hem şu sırdandır ki;” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.) gibi Ahir zamanda gelecek şahısları, çok zaman evvel hattâ Tâbiîn zamanında onları beklemişler.” Bakın, “sahabeler hemen sonra beklemişler” diyor, Mehdi (a.s.)’yi. Mesela sahabeler şahs-ı manevi olarak mı beklemişler Mehdi (a.s.)’yi? Şahıs olarak beklemişler, “Tâbiîn” bakın, “Tâbiîn,” değil mi? Yani artık bizim artık örnek aldığımız insanlar. Bu kişiler Mehdi (a.s.)’yi kendi zamanında bekliyor, şahıs olarak. “Yetişmek emelinde bulunmuşlar.” Şahs-ı manevi beklememişler, Mehdi (a.s.)’yi beklemişler. “Hattâ bazı ehl-i velayet, onlar geçmiş" demişler.” Onlar gelmiş geçmiş demişler, diyorlar ya şu anda da. “İşte bu da, Kıyamet gibi, hikmet-i İlahiye iktiza eder ki; vakitleri taayyün etmesin. Çünkü her zaman, her asır, kuvve-i maneviyenin takviyesine medar olacak ve yeisten kurtaracak “Mehdi” (a.s.) manasına muhtaçtır.” “Ta Ahir zaman çıkışına kadar da, bu gizli kalacaktır” diyor, Bediüzzaman. “Ta Ahir zamanda ortaya çıkacaktır” diyor, çıkış zamanı netleşecek, “gizlenecek o vakte kadar” diyor, hatta ismini de Hz. Ali (r.a.)’ye bildiriyor Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Ali (r.a.) ismini söylemeyeceğim” diyor, “gizleyeceğim” diyor ismini. Ta Ahir zamanda ortaya çıkıyor ismi de inşaAllah. Bakın mesela, “ümmetin beklediği,” geldi demiyor, “Ahir zamanda gelecek zatın,” şahs-ı manevi demiyor ve kırkıncı tekrar bu, kırk kere tekrar ediyor zat olarak Mehdi (a.s.)’yi. Bu kitapta kaç defa tekrar edildiği yazıyor inşaAllah. Bakın “ümmetin beklediği,” gelmiş olsa, “beklediği” der mi Bediüzzaman? “Ahir zamanda gelecek,” gelmiş olsa, “Ahir zamanda gelecek” der mi? Kardeşim bu konuda niye doğru konuşmuyorsunuz da milleti garip bir ruh haline sokuyorsunuz? “Zatın,” şahs-ı manevinin değil, “zatın üç vazifesinden,” bir tane demiyor, “üç vazifesinden, enmühimi ve en büyüğü ve en kıymetdar olan imanı tahkikiyi neşr.” Demek ki; tahkiki imana ait kitaplar yazacak Mehdi (a.s.), değil mi? Yani bir külliyat oluşturacak. Nasıl diyor? “İman-ı tahkikiyi neşr ve ehl-i imanı delaletten kurtarmak cihetiyle” diyor ve “birinci vazifesi de Darwinizmi ve materyalizmi yok etmektir” diyor, “etkisiz hale getirmektir” diyor. Mesela, bakın diyor ki; ”inşaAllah hiçbir kuvvet, Anadolu’nun sinesinden Risale-i Nuru çıkaramaz.” “Risale-i Nur sürekli kalır inşaAllah” diyor. “Ta Ahir zamanda,” ne demek bu, ne anlıyorsun ta Ahir zaman deyince? Kendisinden sonra uzak bir zamanda.“Hayatın geniş dairesinde” yani internetin, televizyonların, radyoların yayıldığı; sosyal sistemin güçlendiği, hürriyetlerin genişlediği bir dönemde; “hayatın geniş dairesinde.” Bakın Risale-i Nur’un asıl sahiplerinin kim olduğunu söylüyor. Baştan okuyorum; “inşaAllah hiçbir kuvvet, Anadolu’nun sinesinden Risale-i Nur’u çıkaramaz. Ta Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri,” bakın Bediüzzaman açıklık getiriyor, “yani Mehdi (a.s.),” Risale-i Nur’un gerçek sahibi kimmiş?
SUNUCU: Mehdi (a.s.).
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.). Ne zaman geliyormuş? Bak Bediüzzaman’a soruyoruz biz; “ne zaman efendim geliyor?” diyoruz. “Ta Ahir zamanda” diyor. “Hayatın nasıl bir yapısı içerisinde gelecek efendim?” diyoruz. “Hayatın geniş dairesinde gelecek” diyor. “Peki Risale-i Nur’un sahibi kimdir efendim?” diyoruz. “Asıl sahipleri yani Mehdi (a.s.) ve şâkirdleri” diyor. Şimdi burada anlaşılmayacak bir şey var mı? Bunu niye kapatmaya çalışırsınız? “Cenâb-ı Hakkın izniyle gelir,” geldi demiyor “gelir.” “O daireyi genişlettirir” yani mevcut olan daireyi genişlettirir yani Nur talebelerinin oluşturduğu yapıyı genişletir, “ve o tohumlar sümbüllenir,” o devirde neymiş demek ki onlar? Tohummuş daha, sümbüllenmemiş. Ne zaman sümbülleniyor? “Hayatın geniş dairesinde, ta Ahir zamanda.” “Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.” Bak, “ben Mehdi (a.s.)’yi kabrimden seyredeceğim” diyor Bediüzzaman, değil mi? Yani Mehdi (a.s.) olmuş olsa, “ben kabrimden seyrederim” der mi? Ve böyle bir yalana niye girsin Bediüzzaman? Uzun uzun bu kadar yalan söyler mi bir insan? “Bunların hepsi taktik” diyorlar, bir kısmı; “hepsi yalan” diyorlar, “asıl doğrusunu bize söyledi” diyorlar. Yahu kardeşim, ne zoru var, niçin bu kadar yalan söylesinki Bediüzzaman? Bir de yalan değil ki, dedikleri doğru, aynen ortaya çıkmış, tahakkuk etmiş. Hadislerin hepsi tahakkuk etmiş. “İttihad-ı İslam olacak” diyordu, Ahir zamanda Mehdi (a.s.) devrinde; tarih veriyor, 2010 tarihini veriyor. Oldu 2010 tarihinde, ittihad-ı İslam başladı. “2021’de de bitecek” diyor. O zaman da göreceksiniz, onu da göreceksiniz inşaAllah. Bak, mesela; “o zat (Mehdi (a.s.)) o taifenin” yani bilim adamlarının, ”uzun tetkikatı (tetkikleri) ile yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak, onun ile o birinci vazifeyi” yani Darwinizmi ve materyalizmi yıkma vazifesini, “yapacak” diyor. “Bilim adamlarının hazır araştırmalarından istifade edecek” diyor, Mehdi (a.s.). “Bizzat kendisi yapmaya vakit ve hal müsaade etmez” diyor. “Ve onun” diyor, “ve onun,” benim demiyor Bediüzzaman, “ve onun (Mehdi (a.s.)’nin, üç büyük vazifesi olacak. Birincisi; fen ve felsefenin tasallutiyle maddiyyun ve tabiiyyun taununun beşer içine intişar etmesiyle”, yani Darwinizm ve materyalizmin insanlığın içinde gelişmesiyle, “her şeyden evvel”, yani ilk önce, “felsefeyi ve maddiyyûn fikrini,” Darwinizm fikrini, “tam susturacak bir tarzda îmanı kurtarmaktır.” Bir kere insanları imani yönden kurtaracak, demek ki Darwinizm ve materyalizm varken iman sağlamda olmuyormuş demek ki, değil mi? Hem Darwinizm olacak hem iman, “ikisi bir arada olmaz” diyor Bediüzzaman, “onu yıkacak ve böylece imanı kurtaracak” diyor. ”İmanı kurtarmaktır. Sonra ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek,” ehl-i imanın da Darwinizm ve materyalizme kaymasını engellediği için onları da dalaletten muhafaza etmiş olacak. Yani sapkın görüşlere yahut bölünmeye gitmelerini engelleyecek, bölünmelerini ortadan kaldıracak. “Bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla, çok zaman tetkikat ve meşguliyeti iktiza ettiğinden” yani “Mehdi (a.s.)’nin hem dünyayı, hem her şeyi, her türlü faaliyeti bırakıp çok zaman araştırma ve okuması gerektirdiğinden” diyor, “Hazret-i Mehdi (a.s.)’nin,” bak, “Hazret-i Mehdi (a.s.)’nin,” şahs-ı manevinin demiyor, “o vazifesini bizzat kendisi görmeye,” şahsı manevisi demiyor, “bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez. Ne vakti vardır ne de hali müsaade etmez. Bu ‘hal’ deyince de millet hastalık falan gibi anlıyor, o değil. Manevi hal ayrı bir şeydir, onun bir sırrı var, onu sonra öğrenecekler. “Çünkü hilafet-i Muhammediye (a.s.m) cihetindeki saltanatı, onun ile iştigale vakit bırakmıyor. Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek” yani “bilim adamları araştırmalar yapacaklar” diyor, “o zat o taifenin, uzun tetkikatı,” laboratuvar araştırmaları, incelemeleri ile, “yazdıkları eseri” yani her türlü çalışmayı, “kendine hazır bir program yapacak,” hazır kitaplar haline getirecek, “onun ile o birinci vazifeyi” yani Darwinizm ve materyalizmi, felsefeyi yıkma vazifesini, “tam yapmış olacak” diyor. Yarım değil, tam yapmış olacak. “Bu vazifenin istinat ettiği (dayandığı) kuvvet ve manevi ordusu” yani “bir kuvvete, bir manevi destekçi ekibe ihtiyacı vardır” diyor Bediüzzaman, bunu yaparken, “bu vazifenin istinat ettiği, dayandığı kuvvet ve manevi ordusu,” manevi ordusu; ona yardım eden insanlar, “yalnız ihlas, samimiyet ve sadakat” Mehdi (a.s.)’ye sadık, İslam’a sadık “ve tesanüd,” dayanışma içindeler, birbirlerine bağlılar, “sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirtlerdir.” Bir kısım talebeleridir Mehdi (a.s.)’nin, öğrencileridir. “Ne kadar da az olsalar,” bakın; hem Mehdi (a.s.), hem Mehdi (a.s.) talebesi fakat Nur talebelerinin dışında çok az bir topluluk, küçücük bir topluluk ki; Peygamberimiz (sav) “313 kişilerdir toplam” diyor. “Ne kadar da az olsalar manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.” Nerede burada şahs-ı manevi? Değil mi, bakın diyor ki; “çünkü hilafet-i Muhammediye (a.s.m) cihetindeki saltanatı onun ile iştigale vakit bırakmıyor.” Bir kere buradan da anlıyoruz ki Müslümanların halifesi yani manevi lideri, Allah’ın halifesi. Halife yani manevi lider, Allah onu halife kılmış, Müslümanlara lider kılmış. “Hilafet-i Muhammediye (a.s.m) cihetindeki saltanatı onun ile iştigale vakit bırakmıyor” yani “o halifelik konumuyla ilgili bir manevi faaliyet içerisinde” diyor, bir manevi çalışma içerisinde, “onun için bu tarz Darwinizmle ve materyalizmle ilgili fiili çalışmayla ilgili” diyor, “onunla ilgili iştigale vakit bırakmıyor,” “vakti müsait olmaz” diyor Mehdi (a.s.)’nin, inşaAllah. Ama Mehdi (a.s.) var, talebeleri var, az bir talebesi var, tabii ki onlardan oluşan bir şahs-ı manevisi olur. Şimdi bizde, burada şahs-ı manevi oluşmuyor mu? Sen varsın, ben varım, birlikteyiz. Mesela Berker Hocam’ın lider olduğunu kabul ederiz, bu şahs-ı manevidir işte, bu kadar...
Makaleler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Ahir Zaman Alametleri Gazete Kupürleri
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler