Adnan Oktar’ın 18 Nisan 2010 tarihli Kanal Avrupa röportajından
SUNUCU 1:Yine yakın bir konu. “Selamun aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU 1: “Materyalistlerin bir iddiasına göre ruh diye bir şey yoktur. Ruh beynin bir faaliyetidir. Ruhun fikir ve düşünceyle alakası yoktur. Bunlar tamamıyla beynin birer işlevidir. Hocam, bize Kuran’ın ruhla ilgili açıklamalarını anlatarak bizleri aydınlatabilir misiniz?” Meral Yıldırım, Van’dan.
ADNAN OKTAR: Darwinistlerin, materyalistlerin hiç girmedikleri bir konudur, ruh. Aslında sırf onda tartışılsa yine Darwinistler dümdüz olurlar, konu biter. Çünkü ruh maddeyle açıklanacak gibi bir şey değil. Çünkü gören biri var, duyan biri var yani bunu sen nasıl açıklayabilirsin? Ama Allah, “ruh hakkında size az bir bilgi verilmiştir” diyor. Mesela şu an insanlar beni ruhlarında görüyorlar seyredenler. Sesimi duyanlar da ruhlarında duyuyor. Yani ruhta birisi duyuyor, bir varlık duyuyor.
Şimdi Darwin’in bununla ilgili hiçbir açıklaması olamıyor. Marksistlerin de hiçbir açıklaması olamıyor bu konuda. Bu konuda durmuyorlar ki, ana konu bu. Zaten insan dediğimiz şey, bunu algılayan varlığa deriz biz insan diye. Yoksa maymunun da gözü var, maymun da görüyor zaten. Ama insan sırf ona mahsus olmak üzere, “Ben görüyorum” diyor, “ben bir şeyim, ben bir varlığım” diyor, yani şuur var. Şuur olduğunda ruh oluşmuş oluyor artık. Renkli, parlak bir alemi ben görüyorum diyor insan. Ses duyuyorum diyor, dokunuyorum diyor, dokunma hissini alıyor. Ruh dokunma hissini alıyor, kokuyu alıyor, düşünebiliyor ruh. Dolayısıyla ruh tabii çok gündemde tutulması gereken bir konu ama ben onu özellikle sonraya bıraktım. Hatta dedim, ben bu Darwinistleri delirteceğim dedim ama sonraya bıraktım.
Çünkü önce maddeye kafaları saplandığı için eğer ben maddeyi onların gözünden çekemezsem, anlatmazsam onda kafaları takılır kalır. Onun için ben bunlara 350 milyon fosille Darwinizmin geçersizliğini ispat ettim. Ve dedim ki, bir tane ara fosil getiremiyorsunuz dedim. Bakın daha hala rahat rahat diyorlar ki, “Biz ara fosil bulduk”. Allah Allah, kardeşim benim adresimi bilmiyor musunuz? 10 trilyon az para değil ki, ne kadar güzel değil mi? Bana gelecek diyecek ki, “Bakın şu ara fosildir, ben buldum” diyecek. Resmini getirecek, bak artık fosilden vazgeçtim. Sadece fotoğrafı bana yetecek. Fotoğrafını alıp getirsin arkadaşım diyecek ben getirdim, masanın üzerine koyacak, biz de burada yayınlayacağız o ara fosili. Onların dediği halka, simit bir şeyler de diyorlar.
SUNUCU 2: Aman Hocam photoshop falan yaparlar sonra.
ADNAN OKTAR:Ben ona da razıyım. Ona da razıyım yani. Çünkü ben orada zaten onları ne hale getireceğimi biliyorum ben. Bakın yalan olduğunu bildikleri için, yalan olduğundan adı gibi emin olduğu için, yalan olduğundan yüzde 100 emin olduğu için getiremiyorlar. İnsanların gözünün içine baka baka yalan nasıl söylesin. Ama gazetede yayınlayıp geçti mi kolay. Ama burada benim gözümün içine baka baka söyleyecek. Diyecek ki, “Bu ara fosil diyecek”. Ben de küt diye ona 10 trilyon parayı vereceğim. Ama kısa bir konuşmamız olacak ama çok az.
SUNUCU 1: Savunamaz ki kendisini.
ADNAN OKTAR:Yani hem savunamaz hem de getiremez. Cesaret edemiyorlar. Bir insan nasıl olur ara fosil bulur da. Ben diyorum mesela “Risale-i Nur Külliyatı’nın 57 ve 58 yıllarına ait baskıları varsa, ben alacağım” dedim. Hemen ertesi gün geldi bana, anında. Demek ki güveniyor, getiriyor. Var olan bir şeyi insan rahat getirebiliyor. Yahut herhangi bir şey aradığımızda biz buluyoruz.
Yani bir tanecik ara fosil. Dünya çapında İngiltere’de de ilan verdik gazetelere. Bir ara fosil getirecek, 10 trilyonunu alacak. Yok. Ama anormal rahatlar böyle daha hala ara fosil bulduk diye mükemmel, böyle simetriye tam uygun, hiçbir şekilde mutasyonla açıklanamayacak, çünkü mutasyon geçirdiğinde simetri bozulur ve altın oran da bozulur. Simetri, yamuk yumuk hale gelir. Çünkü mutasyon, mesela mükemmel burada bir akvaryum var, buraya balyozla vurduğunda sen, ne meydana getirirse, mutasyon da onu meydana getirir. Yani bir ihtimal balyozla vursan tarz yapmış olursun belki, çok çok nadir. İlginç bir görünüm alabilir, cam böyle ince ince kırılıp kibar bir hale gelebilir. Ama bu katrilyonda bir ihtimaldir ve genellikle de bozucu olur. Oradan sular akar yine, hayvanlar ölürler bir süre sonra, dolayısıyla mükemmelleşme olmaz.
Mutasyon hep tahrip eder. Röntgene insanlar niçin sokulmuyor, röntgenden niye kaçınıyoruz? Mesela çocuk sağlığı açısından hamile anneler röntgene sokulmuyor. Niye? Kromozom yapısına herhangi bir isabet olur diye. Madem böyle çok olumlu etki yapıyormuş, herkesin gidip röntgenin önünde durması lazım değil mi? Hamile annelerin çok yakışıklı çocukları çıkması lazım o zaman. Hayvanlarda da öyle etki etmesi lazım. Mutlaka bozuyor ve akıl almaz patoloji meydana getirir. Tek bir noktadan vurduğunda kromozomları, mesela bir X ışını tek bir noktadan vurduğunda meydana gelen varlık çok patolojik oluyor. Kafası kenara sarkmış, gözü dışarı çıkmış, karaciğeri dışarıda, çok yıkıcı etki yapar.
Dolayısıyla bunların ara fosilini getirdikleri şeylerin hepsi yaratılışı ispat eden mükemmel fosiller. Yaratılışı ispat ettiği için getiremiyorlar. Mesela biz dedik ki, bu HaberTürk’teki programda, “Rica ediyoruz, bize o getirdiğin ara fosili bir göster” dedik. Resim var elinde, gösteriyor geri çekiyor. Ben bunu bir şeye benzeteceğim de şimdi yakışık almayacak, biraz acayip bir şey olacak. Bu, çok komik ve çok acizce. Ben ara fosil olduğunda dakikalarca gösteriyorum. Ve fosili de alıyorum, bayağı bir ses geliyor küt diye masanın üzerine koyuyoruz biz. Ara fosil böyle gösterilir. Biz ne diyoruz, yaratılışı ispat eden fosil var elimizde diyoruz. Gıkları çıkmıyor. Her dedikleri iddianın hepsini mutlaka anında çürüttük. Dünya çapında da şu an buna cesaret edemiyorlar. Ve Müslümanlar da huzur içindeler, “Nasıl olsa Hocamız paramparça eder bunları” diyorlar. Bütün İslam aleminde Müslümanlar şu an bana güvenerek çok rahatlar. Darwinizm, Müslümanlar için bir kabustu aslında, en korktukları konuydu. Çünkü bu konuya imanlarını kaybetme korkusundan dolayı giremiyorlardı, okuyamıyorlardı, Darwinizmi inceleyemiyorlardı. Onlar için acı bir olaydı, bilinçaltında gizledikleri acı bir olaydı. Çok büyük bir kitle okuyamıyordu. İsterseniz sorun o yılları yaşayan insanlara. Bir bilinçaltlarında hatırlasınlar, okuyamıyorlardı korkudan, iman kaybetme korkusundan.
Ama şu an bütün dünya Çin’den tut, Rusya’dan çık, Amerika’dan çık, bütün Müslümanlar müsterih. Nasıl olsa diyorlar “Hocamız var, evvelAllah lime lime eder,” diyorlar. “Her oyunu bozar,” diyorlar. Şu an her yerde kafa tutuyorlar Darwinistlere, istedikleri gibi tartışmaya giriyorlar. Ama Allah’a çok şükür ben ve arkadaşlarım buna vesile olduk ve oluyoruz da. Mesela Arap kanalları da Darwinizmle ilgili bir konu oldu mu, normalde eserin şeyhlerini, eserdeki ulemayı aramaları lazım değil mi? İslam aleminin en ünlü merkezi orası, ama oranın ulemalarının da büyük bölümü, epey bir bölümü Darwinistler. Bakın ulema Darwinist. Bakıyorlar oradan medet yok. Medet İstanbul’dan ve gelip bizimle röportaj yapıyorlar ve bize canlı yayında cevap verdiriyorlar. Vurdu mu da oturtuyoruz biz tabii.
Bir de aslında hayvanlarda da bu vardır. Çok ciddi bir darbe alırsa hayvan, bir daha yanaşmaz yani acayip korkar, fellik fellik kaçar. Dağ keçilerinde falan da öyle olur. Mesela hayvan kötü bir şey bu ama şiddetli bir darbe aldıysa birisinden, onu gördü mü deliler gibi kaçar. Kayaların üzerine kadar çıkar, uzaktan gözetler. Şimdi Darwinistler de öyle, şiddetli darbe aldıkları için yanıma da yanaşamıyorlar şu an. Çünkü aynı darbeyi bir daha alacak. Onun için fellik fellik kaçıyorlar, bir içgüdüsel kendini koruma refleksiyle. Mesela bir tombik Hoca var, tombul. Arıyoruz adamı yok, gel tartışalım, konuşalım dedik. Önce acayip havalardaydı, şu an arazide. Bu İngilizlerin ünlü kırmızı yanaklı diyelim, ünlü espritüel şahsı, kendini bir şey zanneden şahsı; biz dedik ki, madem çok iyi Darwinizmi biliyorsun, madem çok iyi ustasın, gel tartışalım dedik. Ve İngiliz gazetelerinde ilan verdim tartışalım diye. Çıt yok. HaberTürk’ten de Yiğit Bulut aramış. Demiş bak, “Ben sana para da vereceğim ayrıca” demiş, “gel burada ben tartıştıracağım” demiş. Benimle tartıştıracak. Tam anlamıyla araziye geçmiş durumda. Çünkü bir darbe aldı ya, o darbeyi bir daha almak istemiyor adam. Yani yüzde 100 ezileceğini, darmakeşan edileceğini bile bile bir insan gider mi? O da tabii içgüdüyle gitmiyor.
Rus Lemeçev vardı, Rus muydu tam hatırlamıyorum, ünlü boksör. Her koyduğunu oturtturuyordu böyle. En son maçında (karşısındaki) adam ringe çıkmadı. Adam deli mi niye ağzını burnunu dağıttırsın? Çünkü her vurduğunu nakavtla neticelendiriyordu. Bir vuruşta oturtturuyordu. Şimdi bunlar da aynı korku içerisindeler. Bonavena gibi görüyorlar beni böyle yahut Lemeçev gibi görüyorlar. Vurdu mu oturtturur diyorlar. Onun için karşısına çıkmayalım diyorlar. Ama buna rağmen kaçamak, bilmeyenleri etkilemeye çalışıyorlar güya. Şu an çoluk çocuk bile, 7 yaşındaki çocuk bile bunun farkında.
Dolayısıyla Dawkins’in efsanesini de ortadan kaldırdık. İlk önce ona çok ciddi saygı duyuluyordu bütün dünyada, büyük Darwinist alim diye İngiliz gazeteleri, Fransız gazeteleri falan çok hürmet görüyordu. Şu an kimse kaale almıyor. Yani sadece bir espri yapan, milleti eğlendiren bir şovmen gibi görüyorlar. Mesela benimle ilgili tartışma programı oluyor, sadece benim ona hazırladığım küçük bir yem vardı, onu nasıl yuttuğunu anlatıyor. Ben kitap hazırlarken daha önce de anlatmıştım. Bir böceğin aslını değil de maketini, oltaya takılmış maketini koydum. Ben bu kuşun ona konacağını anladım. Tahmin de ettim, hazırladım daha doğrusu. Yayınladım o şekliyle, bu, büyük bir heyecanla bunun üzerine atıldı ve bütün dünyada kitabı meşhur etti. Dedi ki, “Bakın oltanın ucundaki plastik olan hayvanı,” ki orijinalinin aynısıdır, birbirinin aynısı, orijinalini koymadım, plastiğini koydum. “Plastiğini kullanmış” diye, onu sanki bir suçmuş gibi, bir şey yakalamış gibi, bakın yüzlerce sayfalık kitapta ilmi hiçbir yönden eleştirecek hiçbir şey bulamamış, yani her yönden bitmiş, o konuda bir şey yakalamış olmanın heyecanıyla kitabı bütün dünyaya meşhur etti. Bizim küçük balığımız sonunda oltaya takıldı. Bakın özellikle olta koydum ki sonra inkar edecek halde kalmasın diye. Tam anlamıyla oltaya takılacak bir tip ve netice de alıyoruz. Mesela ben iki üç aşamalı bir şey yaptığımda, netice aldığımda çok hoşuma gidiyor. Mesela onda da böyle bir netice almış olmak çok hoş bir şey.
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler