Adnan Oktar’ın 23 Temmuz 2010 tarihli Kocaeli TV röportajından
ADNAN OKTAR:Bana o kadar çok yazı geldi ki. Nerede o yazılar, arabada vardı ya yanımda? Saadet Partili kardeşlerimden çok fazla yazı geldi. Ama çok çok fazla. Yani bine yakın. Bak diyor ki, “Selamun aleyküm Adnan Hocam. Sizin bir konu hakkındaki görüşlerinizi önemsediğimiz için merak ediyoruz. Konu şu; Saadet Partisi’ndeki son gelişmeler biz Milli Görüşçüleri ciddi şekilde kaygılandırıyor.” Hiç kaygılanmasınlar. 3-5 kişinin koskoca Saadet camiasına hiçbir etkisi olmaz. Olumsuz yönde. “Biz yolundan sapmayan,” hey aslanlarım benim, “her zaman Allah’ın yoluna davet eden bir topluluk olarak, bildiğimiz Milli Görüş’ü asli mecrasından çıkarmak niyetinde görünür de olmasa da, neticede böyle bir sonucu doğuracak son gelişmeyi içtenlikle söyleyebiliriz ki içimize sindiremiyoruz.” Ben hiç sindiremedim. “Acaba bu hislerimiz bize doğru mu söylüyor?” Evet, doğru söylüyor. “Bu noktada siz Erbakan Hocamız hakkındaki konuşmalarınızda; ‘benim için öncelikle Erbakan’a olan sevgi, saygı, içtenlik ve sadakat mesafesi Saadet’in başına gelecek bir lider için çok önemlidir’ demiştiniz. Sizin bu son gelişmelerden sonraki görüşleriniz bir dava için elbette önemlidir.” Allah razı olsun. “Ve biz bunu sizden duymak istiyoruz. Hürmetimizi sunarız.” İsmini de söyleyeyim. Arif Gürsel Beyefendi. Yani binlerceydi, ben birkaç tanesini aldım getirdim. Ben Numan Kurtulmuş’u severim aslında. Mazlum bir insan, efendi bir insan. Erbakan Hocamızın partiden çekilmesi durumunda, sağlık nedeniyle veyahut tutuklanması durumunda ne yapacağız diye görüşüyordu ağabeylerimiz, kardeşlerimiz. Bana sordular. Fikrimi sordular. “Hocam” dediler “kim acaba seçilse güzel olur sizce?” Hani vatandaş olarak kanaatimi sordular. Bana birkaç isim söylediler. “Bir de Numan Kurtulmuş var” dediler. “Ben tanımıyorum kendisini” dedim. “Merak ediyorum” dedim. Neyse rica ettik. Geldi, konuştum. Çok mazlum, efendi. “Hocam ne dersiniz” dedim, parti liderliği falan. Böyle çok da istekli değildi. Çekingen, mazlum. “Erbakan Hocamız için ne diyorsunuz Hocam?” dedim. “Çok severim. Beni o yetiştirdi” dedi. “Oh, iyi, elhamdülillah” dedim. Güzel. Ama içime o kadar sinmedi ilk gördüğümde. Hani kanaatim böyle... azim, kararlılık görmediğim için o zamanlar. Demek ki o kadar niyeti yoktu Hocamızın. Bir daha istirham ettim. Şöyle kafamda çok net olayı göreyim gibisinden. Bir daha konuştum. Çok net konuştu. “Ben” dedi, “Erbakan Hocamın çizgisinden asla ayrılmam, çok seviyorum, bağlıyım. O ne derse onu yaparım.” “Elhamdülillah” dedim, “Hocam, Allah kabul etsin, inşaAllah olursunuz” dedim, “dua edelim, gönlümüz sizde” dedik inşaAllah. “Efendi insansınız, mazlumsunuz.” Etrafımdakilere de söyledim. Her tanıdığımıza söyledik. Nitekim de geldi, lider oldu. Güzel. Ama gitti Taha Akyol’un karşısına, açıklamalarda bulundu. Şimdi Aydın Doğan demeden o gitmez. Yani Taha Akyol oraya gelmez. Gel görüşelim demez. O camia adına çağırıyor Taha Akyol. Kardeşim öyle bir üslup ki “Erbakan Hocamızı bir kenara al sen. Bayağı büyürsün, gelişirsin. Bak tecrübeler var bu konuda” gibi bir üslup. O da güya herhalde demiş anladığım kadarıyla işte “biz kendimiz karar veririz” diyor ama başka türlü anlama gelecek gibi. Biraz değişik. Tabii ki kendi karar verecek parti lideri olarak. Yönlenmesi mevzubahis olmaz da. Ama Erbakan Hocamıza saygı buram buram kokması lazım. Çünkü benimle konuşurken öyle konuşuyordu. Yani benimle konuşurken aşkla, muhabbetle bağlılığını ifade ediyordu. Ama oradaki ifadede çok flu, çok zayıf, güçsüz, Taha Akyol’un dediklerini kabul eder; “efendim doğru söylüyorsunuz, eğer kabul ederseniz ben sizin dediğiniz gibi hareket edeceğim. Yeter ki siz beni destekleyin. Biz huzura geldik” gibi bir anlam çıkabilecek gibi bir üslup oluşmuş orada. Dedim acaba yanlış mı anladık. Allah rızası için açıklasın Hocamız dedik. Habertürk’e çıktı. Bir daha açıklama yaptı. Benim evde konuştuğum konuşma gibi değil. Daha flu, yine flu. Arkasından bir kongre oldu. Bambaşka bir durum oldu. Üslup tam tahmin ettiğim gibi. Şimdi bu olmadı. Bana göre olmadı vatandaş olarak. Tabii partinin yöneticileri var. Takdir onların, ben onlara karışmam. Ama şahsi kanaatimi belirtiyorum. Benim içim burkuldu. Rahatsız oldum ben, hoşlanmadım. Yani Erbakan’a sevgi ve saygı çok hayatidir. Çünkü Saadet Partisi bir vahşi kapitalizmin partisi değildir. Diğer partileri tenzih ederim. Onlar da Anadolu partileri. Ama bir sıcaklık, bir sevgi vardır. Anadolu partisidir. Milli bir partidir. Yani bir sıcaklık derken; eve gidersin, toplanırsın, yerde oturur adam. Çay kahve içersin. Böyle bağrına basarlar gelenler. Sohbet edilir. Vatanın, milletin birliği, bütünlüğü aşkla, şevkle anlatılır. Köylü Mehmet Efendi de gelir. Boyacı da gelir. Profesör yanına oturur. Bakan hemen onun yanında oturur dizüstü. Korkmaz oradan bakan, yanımda şu var, bu var, Köylü Mehmet Efendi de var, herkesi bağrına basar. Böyleydi Saadet Partisi. Şimdi ben acayip bir koku aldım, rahatsız geldi bana bu olay, hoşlanmadım ben. Benim çocukluğumdaki, gençliğimdeki Erbakan Hocamızın ruhu, Saadet Partisi ruhu bambaşkaydı. MHP’de de vardı bu sıcaklık. Ben o zamanları bilirim, sıcaktı. Anadolu ruhu vardı. Tokat’ta ben giderdim, koçyiğit delikanlılar buram buram Anadolu kokardı. Türk ruhu korkardı böyle, klasik. O da vahşi kapitalizmin partisi değildir. Bak diğer partileri tenzih ediyorum ben. Avrupa partileri gibi değildir. Taha Akyol kim? Ona hesap verir gibi sanki, ben düzeldim der gibi alınacak gibi bir anlam çıkıyor gibi. Bol “gibi”leri kullanıyorum ki büyük konuşmayayım gibisinden. Ama rahatsız oldum. Benim bildiğim Saadet Partisi bu değildi. Benim konuştuğum Numan Kurtulmuş da bu değildi. Ama Allah yolunu açık etsin. Ama kaderi neyse o olur, partinin kaderi neyse o olur. Ama parti asliyetine dönsün bence. Saadet illa iktidar olacak diye bir şey yok ki kardeşim. MHP illa iktidar olacak diye bir şey yok. Anadolu’nun sıcak ruhunu yansıtıyor. Büyük Birlik Partisi de öyle, buram buram Anadolu kokar. İsterse iktidar olmasın. Yeter ki Türkiye’de olsunlar. Şahane, çimentodur bunlar. Bunlar okul, ahlak okullarıdır, güzellik okuludur inşaAllah. Dolayısıyla burada bir gariplik var, bir mühendislik var, bir proje var. O mühendisliğin içine girmesinler. Numan Bey de o mühendisliğin dışında bulunsun derim, yani vatandaş olarak, bir Adnan Oktar olarak, yetmiş milyondan bir kişi olarak, herhangi bir camiayı, bir şeyi temsilen söylemiyorum, şahsım adına söylüyorum. Ama ben Erbakan Hocamın o çökmüşlüğünü beğenmedim, sıkıldım ben ondan, üzmüşler onu. Bu beni açıkça söyleyeyim kızdırdı. O dinç insan bu hale gelmez. Oğuzhan Asiltürk koçyiğittir. Diğer eski ağabeyler koçyiğittir. Onun ruhunu o meydana getiriyor, onların. Bak DYP’de de bu şekilde olmuştu daha önce. Eski ağabeyler vardı. DYP dedin mi efendi, böyle sımsıcak Anadolu kokan ağabeyler. Gelir köylüsüne sarılır, şehirlisine sarılır. Herkesi bağrına basar. Tansu Hanım, çok sağolsun, Allah ömrünü uzun etsin, teker teker hepsini aldı partiden. Küt diye parti aşağı gitti. Yapmayın etmeyin diye haber de gönderdim. Allah aşkına yapmayın. Parti o sıcaklığını muhafaza etsin, güzel o Anadolu kokan. Bizim milletimiz bundan hoşlanır. O da o şekilde oldu inşaAllah. Şimdi Milli Görüş mühendisliğin içine pek girmez söyleyeyim, kalıbı sığmaz. O kadarını söyleyeyim inşaAllah. Hiçbir yere yama, ek olacak durumu da yoktur. Buram buram Anadolu kokan yiğit bir partidir, yiğit insanlardır. Ben Ankara’dayken ev sohbetleri olurdu. Saadet Partili ağabeyler gelirdi coşkuyla dinlerdik. Herkes gelirdi. Sırf millet menfaati konuşulurdu. Sımsıcak bir üslup olurdu. Böyle olduktan sonra Saadet Partisi olmaz ki zaten. Eğer bana tarif ettikleri gibi bir şey oluyorsa yüzde 1 bile oy almaz Allah-u alem. Başka bir şey olur o. Allah aşkına, bunu bir şekline şemaline soksunlar. Erbakan Hocamıza sadakat, sevgi, şefkat, bağıra basmak, onu asla unutmamak, vefa, sonuna kadar vefa. Çok önemlidir. Vefa yoksa Saadet de yok zaten benim için şahsi olarak. Mesela Doğru Yol’un eski ağabeyleri var, şimdi isimlerini tek tek saymayayım da ellerinden, yüzlerinden nur akar. Bambaşka bir havası vardır onların hakikaten, sımsıcak bir havası vardır. Ama asıl özelliği bir tek Allah’tan korkarlar. Herkesi bağrına basarlar, çekinmezler. Aman bu gazeteciler duyacak, aman basın duyacak aman bilmem ne ise o iş bitti demektir. Olmaz öyle şey. Erbakan Hocam sonuna kadar delikanlıydı. Bizi çağırır, bağıra bağıra konuşurdu, bütün milleti toplar. Karşısına otururum böyle. Hiç, Allah’tan başka hiç kimseden korkmazdı Erbakan Hocam. Hükümeti kurdukları zaman da öyle, gazeteciler sordukları zaman da hepsini tersledi, oturttu. İnşaAllah. Bizle bağlantısını falan da sordular. “Evet, görüşüyorum” dedi özetle onlara inşaAllah, yani var mı diyeceğiniz gibisinden. Titrek bir üslubu yoktu. Herkese sahip çıkıyordu. Aslan gibi geldi, aslan gibi gitti. Başımızın tacı inşaAllah. 28 Şubat, onun şerefidir o. Güneş gibi parladı alnımızda inşaAllah. Bize öyle koçyiğitler lazım. Rüzgar esti hopla, bit kaçtı yatağın altına gir. Böyle olmaz. Ben kimseyi kastetmiyorum ama yiğit olmak lazım. Bu rahatsızlıktan kurtulamadığım için, çünkü yüzlerce yazı geldi. Bir şehit aileleri çok fazla yazı gönderiyorlar. Bir de Erbakan Hoca’nın sevdalıları inşaAllah...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Güzel Konular
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Dünyada Dine Dönüş Videoları