Adnan Oktar’ın 24 Haziran2010 tarihli HarunYahya.TV röportajından
ADNAN OKTAR: ... Bir kere Bediüzzaman yer belirtmiş, çok net İstanbul’dan çıkacak, bak iyice bölge daraltmış, çıkacağı yer İstanbul diyor. Hatta; “ben Mekke’de de olsam, İstanbul’a gelirim. Amerika’ya da gitmem, başka yere de gitmem” diyor, açık ifadesi var, “İstanbul’a gelirim” diyor. Yani olayın yeri burası diyor. Geçen gün okudum, net söylüyor. İkincisi, bakın daha da daraltacak bir şey söylüyor, diyor ki; “ilk çıktığında tek hedefi Darwinist ve materyalist felsefe olacak” diyor. “Bununla uğraşacak, en büyük mesele budur dünyada şu an” diyor. Yani deccaliyetin dini olarak Darwin’i, buna bir taun bir veba olarak alıyor ve bütün beşeriyeti zîr ü zeber etti diyor, deccaliyet. “Maddiyyun ve tabiyyun taunu beşeriyet içinde intişar etmesiyle, her şeyden evvel maddiyyun ve tabiyyun tanunu tam susturacak bir tarzda beşere ders vermektir” diyor birinci vazifesi. “Bu görev her zaman, her şeyi terk etmekle ve çok zaman tetkikat ve meşguliyeti iktiza ettiğinden,” diyor, kendi diliyle anlatıyorum, “bizzat Mehdi (a.s)’nin kendisinin bu görevi yapmaya vakit ve hal müsade edemez.” diyor. Hal deyince millet de hastalık rahatsızlık var zannediyor. Mehdi (a.s)’nin hal vardır üzerinde, yani onların bilmedi bir hal. Onu sonra öğrenecekler. Hal dedin mi, ayrı bir şeydir. Vakti de yetmez diyor, yani çok konsantre olacaktır Mehdi (a.s.), vakti çok kısa olacak, yani vakti dar olacak. “Ondan evvel bir taifenin,” yani bak taife diyor bilim adamlarına taife diyor. “Onların uzun tasdikatıyle hazırladıkları eserleri hazır bir program olarak” yani onlardan alıp kitap haline getirecek. “O kitaplarla, o birinci görevi tam yapmış olacak. Bu görevi yaparken, ona yardımcı olacak talebeleri, şakirtleri, her ne kadar az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.” Azdır sayısı diyor. Fakat çok vurucu ve etkili olacaklar diyor, küçük bir grup.
SUNUCU: Bunu söylediğim zaman da kabul etmedi. Hayır, hayır diyorlar yani.
ADNAN OKTAR: Bir kere o konuda boş yere uğraşıyorlar. Bütün Müslümanlar bu konuda heyecan duysunlar, Nur talebesi kardeşlerimizin epey bir bölümü, açık çok aleniyken, Mehdi (a.s)’yi reddediyorlar. Çok şaşırtıcıdır bu, büyük bir mucizedir bu. Gidin sorun mesela Nur talebelerine, çok heyecan duyarsınız şaşırırsınız. Mesela bakın o kadar aleni söylüyor ki Bediüzzaman, bunu açıkça ve alenen gözlerinin içine baka baka reddediyorlar. Bakın demin anlattığım konu bu aynı yer çıkmış maşaAllah. Birincisi diyor, bak. En başından alayım. “Çünkü birincisi çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, her zaman anlatıyorum, çok defa” diyor. Yüzlerce sayfa anlatmıştır Bediüzzaman. “Mehdi Âl-i Resul’ün.” Kardeşim burada şahsı manevi geçti mi? Mehdi (a.s.) diyor şahıs, bir insandan bahsediyor. “Temsil ettiği”, temsil etmek ne demektir? Başta başbakan hükümeti temsil ediyor değil mi? Mehdi (a.s.) kimi temsil ediyormuş? Kudsi Mukaddes cemaati. Bakın diyor ki; “Mehdi Âl-i Resul’ün temsil ettiği kudsî, mukaddes cemaatin şahs-ı mânevisinin üç vazifesi var.” Bir Mehdi (a.s.) var, cemaati var ve şahs-ı manevisi var. 3 vazifesi var. “Eğer çabuk Kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa,” yani insanlar tamamen sapıtmazsa, “o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağına Rahmet-i İlahiyye’den bekliyoruz. Ve onun,” bak onun, Mehdi (a.s.)’nin, “3 büyük vazifesi olacak. Birincisi, fen ve felsefenin tasallutiyle (tesiriyle) maddiyyun ve tabiyyun tâunu, beşer içine intişar etmesiyle,” yani Darwinizm ve materyalizm dünyada yayılmasıyla. “Her şeyden evvel,” demek ki başka hiçbir konuyla ilgilenmeyecek, bununla ilgilenecek. Demek ki Darwinizmle, materyalizmle mücadele ana konuymuş demek ki. Kim diyor? Bediüzzaman diyor. “Her şeyden evvel felsefeyi maddiyyun fikrini tam susturacak bir tarzda,” yarım değil. Yani ağzına böyle tıkaçla tıkar gibi tıkayacaksın, konu kapanacak. “İmanı kurtarmaktır.” Birinci vazifesi budur diyor. “Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek.” Mevcut imanlı insanların da imanlarını muhafaza etmek, çünkü onları da Darwinizm ile düşürüyorlar delalete. Materyalizmle onları da düşürüyorlar. Onları da kurtaracak diyor. “Bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla, çok zaman tedkikat ve meşguliyeti iktiza ettiğinden, Hazreti Mehdi (a.s.)’nin, şahs-ı manevinin demiyor bak. “Hz. Mehdi (a.s)’nin.” Gözlerinin içine baka baka sorun Nur talebelerinin, yani çok heyecanlıdır bu, çok şaşırtıcıdır. Yani alelen reddediyorlar çocuklar gibi. Yani insan acısın mı, gülsün mü, şaşırsın mı bilemiyor. Bak; “Hz. Mehdi (a.s.)’nin o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal, hal müsaade edemez. Çünkü Hilâfet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı, onun ile iştigale vakit bırakmıyor.” Mehdi (a.s.)’nin vakti çok sıkışık olacak diyor. “Herhalde”, Üstadın güzel bir üslubudur. Herhalde dedi mi, olacak demektir, inşaAllah. “Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife.” Müslümanlar demiyor, bir taife, bilim adamları, “bir cihette (bir yönüyle) görecek. O zat,” kardeşim yani, gidin sorun bu insanlara bunu ve bu harikayı da görün, yani mucize olacaktır. Yok diyorlar, “o zat” şahs-ı manevi kastediliyor diyorlar. Yani o zat denir mi? Mesela bu kim diyorsun? O zat. Yok orada şahs-ı manevi kastediliyor diyor. “O Zat, o taifenin,” bak taifeye taife diyor değil mi? “Uzun tedkikat ile yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak.” Yani kendisi laboratuvarlarda, orada burada uğraşmayacak. Hazır bilgiyi alacak. “Onun ile o birinci vazifeyi tam yapmış olacak.” Kitaplarının eserleriyle Darwinizmi çökertecek. “Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet,” bunu ta 1930’larda 1920’lerde yazıyor Bediüzzaman. “Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve manevî ordusu.” Bak, “bu vazifenin istinad ettiği (dayandığı) kuvvet ve manevi ordusu yalnız ihlas (son derece samimi) ve sadakat (sadıklar, ölümüne sadık) Ve tesanüd (tam birlikteler) sıfatlarına tam sahip,” tam sahip diyor bak yarım değil, “olan bir kısım şâkirdlerdir.” Bir kısmı mürid der onlara insanların, Bediüzzaman da şakird diyor, talebelerdir. Bir kısım şakirdlerdir. Sayısı ne kadar Üstadım diyoruz? “Ne kadar da az olsalar,” diyor, hani şahs-ı maneviydi, değil mi? “Mânen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.” Bediüzzaman çoğunluğu, çoğulu ifade edemeyen bir insan değil. Yani biraz kafalarını açsınlar. Bak mesela, ordudan bahsediyor, çoğul. Talebelerden bahsediyor, çoğul. Tekden bahsediyor, o zat diyor, Mehdi (a.s.) diyor, yani çoğulla tekili karıştırıyor gibi göstermeye çalışıyorlar Bediüzzaman’ı, karıştırmıyor, çok net anlatıyor. İkinci vazifesi, üçüncü vazifesi bak hepsini saymış Bediüzzaman. Bunları teker teker sorsun kardeşlerimiz. Çok ilginçtir, bir mucizedir. Bak Ahir zamanda mucize göreceklerdir. 20 yıl Risale-i Nur’u okuyan bir adam, 30 yıl Risale-i Nur’u okuyan bir adam anlamıyor, bütün bu açıklamalara rağmen yok, şahs-ı manevi diyor burada” diyor. “Bunu demiyor” diyor. Yani mucize görmek isteyenler gidip sorabilirler. Yani hayretler içerisinde kalırsınız, nefesiniz kesilir. Daha da olmasa sizlerle görüşmezler söyleyeyim.
SUNUCU: Bir de diyorum ki, bu Tevrat’da geçiyor, İncil’de de geçiyor diyorum. Asla kabul etmedikleri gibi de şey diyorlar, Mehdi (a.s.) kimsenin ağzından Allah kelimesi çıkmadığı zaman kendisini gösterecek. Ben dedim ki, Mehdi (a.s) hani şu an var zaten. Bu çıkan çatışmalar, dökülen kanlar da, Mehdi (a.s)’nin geldiğini gösteriyor. Asla kabul etmiyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Hiç önemli değil, zaten onlar kabul etmeyecek ki, Mehdi (a.s) gizlenebilsin. Allah Mehdi (a.s.)’nin üzerine örtü örtüyor. Yoksa zaten en başından, çıkar çıkmaz Mehdi (a.s.) fark edilse, yani sel gibi kan akardı, çok büyük olay olurdu. Yani adetullaha aykırı, olmaz. Bir kere, halifenin, hilafetin kalkması gerekiyordu Mehdi (a.s.)’nin gelmesi için. Hızır (a.s.) ne yaptı? Osmanlı’dan hilafeti aldı, Hızır (a.s). Yani mesela bak bunu söylesen, kim bilir nasıl anlayacaklar? Bizzat Hz. Hızır (a.s.)’ın görevidir. Mehdi (a.s.)’nin çıkması için, mutlaka hilafetin kalkması gerekiyordu. Halife varken, Mehdi (a.s.) gelemez. Yani halife, zaten halifenin, Mehdi (a.s.) diye birisi çıktığında zaten halifenin onu yok etmesi gerekir, o kendi inançlarına göre, o düşünceye göre değil mi? Dolayısıyla fitnenin olmaması için, önce hilafetin kalkması gerekiyor. Allah hilafeti kaldırdı, halifeyi kaldırdı ve tam sağlama alındı o konu, tam sağlama, iyice oturdu, ondan sonra Allah Mehdi’yi (a.s.) gönderdi. Yani halife varken, zaten hadiste var. Halife olmadığı bir dönemde Mehdi (a.s.) gelecek diyor, çok net. Yani sırf bu bile delildir, yani sırf bu delille biter. Bakın diyor ki, kendisini söylüyor. “Fakat senin şu âciz ve fakir ve hiç ender hiç olan kardeşin, bin derece haddimin fevkinde ve üstünde olarak, kendimi o gelecek adam olduğumu iddia edemem. Hiçbir cihette liyakatim layık olmak ehliyetim yoktur. Fakat o ileride gelecek acip şahsın,” diyor bakın, acip şahsın, ileride gelecek inşaAllah, “bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdârı, o büyük kumandanın pîşdâr bir neferi olduğumu zannediyorum.” Ben onun askeriyim, hiçbir cihette onun gibi olamam diyor. Bak, “acip şahıs” diyor. Acip, acipten kasıt yani baş edilemiyor, mesela biliniyor, durduramıyorsun. Mesela Darwinizm gibi dünya çapında binlerce, on binlerce, yüz binlerce üniversitenin, milyonlarca profesörün, miyonlarca doçentin savunduğu dünyaya hakim olmuş ve dünyanın %99’unu inandırmış bir fikri, yerle bir ediyor Mehdi (a.s). İlk vuruşu budur. Ama tabii debelenme, çırpınma ayrı mesele. Ama tabii vurdu mu oturtturacaktır Mehdi (a.s.) inşaAllah. Onu işte söylüyor Bediüzzaman, “tam susturacak bir tarzda,” diyor. Bak bir, vurmak vardır, mesela bir susturmak vardır, bir yarım susturmak vadır, tam susturacak tazda diyor Bediüzzaman. İmanı kurtarmaktır diyor, birinci vazifesi. Bunun çok vaktini alacağını söylüyor Bediüzzaman, yani 40 yıllık bir vakittir bu, çok uzun bir süre. “Onun için” diyor Bediüzzaman, “ilk çıktığında onu şaşaalı tarzda beklerler halk, avam hep öyle bilinmiştir” diyor. “Çıkar çıkmaz onu tanıyacak gibi bir şekil vermişler” diyor. “Halbuki bu dünya bir tecrübe meydanıdır, akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyleyse o eşhas, (yani Mehdi (a.s) ve İsa (a.s)) hatta deccal dahi bidayeten kendisinin deccal olduğunu bilmez. İmanın nuruyla belki eşhas-ı Ahir zaman Mehdi (a.s.) tanınabilir.” diyor. Mesela deccal, son anında biliyor ama deccal olduğunu. Allah ona bildiriyor yani bilmiştir deccaller. Son andan bilmişlerdir deccal olduklarını. Fakat Mehdi (a.s.), tamamen faaliyetlerini yapıyor, her şey bitiyor, Hz. İsa (a.s) yüzünü mesh edecektir eliyle, o güzel ellerliyle ve onun Mehdi (a.s.) olduğunu söyleyecektir, Cennetteki makamını söyleyecektir, buna rağmen inanılması farz değildir. Çünkü o kendi vahiy aldığı için kendisi inanabilir, ama Mehdi (a.s.) Kuran’la hareket ettiği için, onu bir hüsn-ü zan, bir dua olarak kabul edecektir. Yani ben Cennetliğim demeyecek, Hz. İsa (a.s.) vahiyle bildirmesine rağmen. Çünkü artık hatem-el Resuldur Peygamberimiz (s.a.v), artık risalet, nübüvvet kapısı kapanmış. Artık biz vahiyle, her hangi bir vahiyle sorumlu değiliz. Yani bir Peygamber gelip bize bir vahyi bildiremez, yani bir hüküm bildiremez, mesela bu bir hükümdür çünkü, mesela Mehdi (a.s.) desek değil mi? Onunla ilgili bir şey hükümdür. Onun için ona inanmak durumunda değil. Ama hüsn-ü zan edilecektir tabii ki. Ama Mehdi (a.s.) sonuna kadar tirtir titreyecektir, Allah’tan korkacaktır. Biat edilmesine rağmen, Mehdi (a.s.) olarak bütün dünyanın onu kabul etmesine rağmen, hüsn-ü zan etmelerine rağmen, son nefesine kadar Allah’tan tir tir titreyecektir, Cehenneme giderim diye korkacaktır ya Cehnenneme gidersem, ya kafir olursam diye. Bak kafirlik korkusu içerisinde olacaktır Mehdi (a.s.), son anına kadar, yani son nefesine kadar. O yüzden de Mehdilik iddia etmesi de mümkün değil zaten. Gergez kuşunun kanatları gibi titrer diyor Peygamberimiz (s.a.v.), o kadar korkar Allah’tan diyor. Hiçbir şekilde iddia etmeyecek. Peygamberimiz (s.a.v)’de söylüyor zaten, kabul etmez diyor.
Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...