ADNAN OKTAR: ... Bir Nur talebesi, büyük bir ağabey, Hoca; videoya almışlar, koymuşlar internete. “Ya önce bu konuların yerinin bir doldurulması lazım, bu CehCah meselesi” diyor. Yutkunuyor, böyle bunalıyor. Soruyorlar “Mehdi (a.s.) nedir? Mehdi (a.s.)’yi anlat bize” diyorlar. “Mehdi (a.s.) üç parça” diyor. Yani üç kişi gelecekmiş, biri diyecekmiş ki, “ben siyaset Mehdisi’yim”, biri “ben diyanet Mehdisi’yim, biri de “saltanat Mehdisi’yim” diyecekmiş. “Bir mutlu buluşma olacak, bunlar çeşitli yerlerde olabilir de, bir arada da olabilirler” diyor. Tam karar da veremiyor. O geçiştirme üslubunu ben sana seyrettireyim de bak, insan yalan söylerken nasıl böyle beceremez, nasıl böyle tekler, nasıl sıkılır bunalır. Benim mesela gönlüm son derece rahat, çok rahat anlatıyorum. Ama bak, yalan söyleyen bir insanın acısını orada göreceksin, ben sana filmi göstereyim. Yani sıkılıyor, bunalıyor, bir türlü açıklayamıyor. Kardeşim, Ceh cah’tan bahsedeceğine sen, diğer şahıslardan, bir hadis var onlarla ilgili ve geçmiş Peygamberimiz (s.a.v.). Mehdi (a.s.)’nin yardımcısı çeşitli şahıslardan bahsediyor, herhangi biri olabilir. Ama, büyük Mehdi (a.s.)’yi yüzlerce ve binlerce hadisle belirtmişlerdir Peygamberimiz (s.a.v.). Detay detay detay, artık milimetrik detaylarla anlatılmıştır. Yani baksan, tam anlamıyla çıkartmıştır Peygamberimiz (s.a.v.), her şeyiyle. Bu konuyu anlamak istemiyorlar, illa ki Cehcah’ı anlatalım diyorlar. Sen niye Cehcah’ı anlatmak istiyorsun? Önce bize bir Mehdi (a.s.)’yi anlat. Niye panik oluyorsun? Süfyan’ı ballandıra ballandıra anlatıyorsun, deccali ballandıra ballandıra anlatıyorsun, niye Mehdi (a.s.)’ye gelince şahs-ı manevi oluyor o? “Süfyan şahıs mı?” diyoruz, şahıs. “Deccal?” o da şahıs, “gelmiş mehdilerin hepsi şahıs mıydı?” diyoruz, “o da hepsi şahıstı” diyor. Abdülkadir Geylani, “Mehdi (a.s.) şahıstı” diyor. “Peki Mehdi (a.s)?” “o şahs-ı manevidir” diyor. “Hz.İsa (a.s.)?” “o da şahs-ı manevi” diyor. Yani acayip bunaldılar, tam köşeye sıkıştılar. Ya kardeşim, bu kadar mahçup olmaya, bu kadar kendinizi ezdirmeye ne gerek? Bu hallere düşmenin ne alemi var? Sana ne! Bediüzzaman’ın dediğini anlat, “yorum sana ait arkadaşım” de. Bak ne kadar güzel bir çözüm. Bediüzzaman bize zaten Kuran’ı tefsir ediyor, hadisi de tefsir ediyor, tefsirin tefsiri olmaz. Yani şerhin şerhi olmaz. Efendim, tevilin tevili olmaz. Tevili bir daha tevil ediyor. Bediüzzaman zaten tevil etmiş, açıklamış. Kardeşim bize bunları niye okumuyorsunuz? Niye saklıyorsunuz bize? Dershanelerde niye okunamıyor bunlar? Niye sorulduğunda oturup konuyu Cehcah’a çekiyorsunuz siz? Süfyanı anlatırken nasıl detay detay anlatıyorsun sen? Çok şahane anlatıyorsun, kapsamlı. Bize göre süfyan, Darwinizm ve materyalizmdir ve Suriye’de zuhur eden Hafız Esad’dır. Deccaliyet de, deccal de, Darwin’in bizzat kendisidir. Ve Bediüzzaman’ın açıklamasından biz bunu anlıyoruz, çünkü Darwin’i tarif ediyor bize. En büyük tehlikeyi tarif ediyor. Şimdi mesela deccal gelecek, buradaki camları, evin camlarını kıracak dese ve bir adam gelip camları kırsa, biz ne deriz? “Deccal geldi demek ki” deriz. “Üstadımız nedir alameti deccalin?” diyoruz. “Dawinizmi ve materyalizmi anlatması ve bunu savunması ve bunu dünyaya hakim etmesi” diyor değil mi? Açıklamış bize. “En büyük olay budur, veba budur” diyor. “Her şeyden evvel yapılaca vazife budur, Mehdi (a.s.)’nin de birinci vazifesi budur” diyor. Çünkü deccalin birinci vazifesini, Mehdi (a.s.) birinci vazife olarak ele alıp yok ediyor. Deccalin birinci vazifesi Darwinizmi ve materyalizmi yaymak, Mehdi (a.s.)’nin birinci vazifesi de Darwinizmi ve materyalizmi yok etmek. Bunu kim diyor? Bediüzzaman söylüyor. Bunu anlamazlıktan gelip böyle, yok Kahtaniler, yok Cehcahlar, kurtarmaya çalışıyorlar. Ya kabul, Cehcahı bul o zaman, onu da kabul etmiyor.
SUNUCU: Ben Mehdi (a.s.)’den bahsetmeye başlayınca, “Cehcah” dedi. Ben dedim ki “o ne, hiç duymadım” dedim.
ADNAN OKTAR: Hayır olur, o da olur. Onu bulun, onu bulalım. Cehcah derken, o da Mehdi (a.s.) çıkacaktır zaten. Kahtani, ben ona da razıyım, onu bulun. Onu da aramıyorsunuz. Ondan da korkuyorlar. Cehcah’tan aslında, benim gördüğüm Allah-u alem nefret ediyorlar, acayip korkuyorlar. Kahtani’den de çok çekiniyorlar. Çünkü herhalükarda hepsinin Bediüzzaman Said Nursi’ye zarar vereceğini düşünüyorlar, çocuk gibi. Kardeşim Bediüzzaman’ın makamını kat kat yükseltir. “Mehdi (a.s.) hazır bir program olarak bulacak Risale-i Nur Külliyatı’nı” diyor. “Mehdi (a.s.) İçin Allah bana ilham etti, Risale-i Nur Külliyatı’nı” diyor. “Ve bu kitaplar, Risale-i Nurlar Mehdi (a.s.)’nindir” diyor. Kendisi söylüyor bunu. Bana bir Nur talebesi gelip “hayır böyle değildir” desin. “Mehdi (a.s.)’ye aittir Risale-i Nur Külliyatı, gerçek sahibi odur” diyor. Niye inkar ediyorsunuz? Bu çok heyecanlı bir konudur, kardeşlerimiz, herkes üzerine gitsin bu konuda direnenlerin. Yani çok harika şeylerle karşılaşacaksınız. Yani doğru söylememe de kullandıkları teknikleri hayretle izleyeceksiniz. Yalan demiyorum, yalancılıkla itham etmiyorum. Ama çok hayret edeceksiniz. Çok ilginç bulacaksınız...
Makaleler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler