Adnan Oktar’ın 4 Temmuz 2010 tarihli HarunYahya.TV röportajından
ADNAN OKTAR: Şimdi insan kadını Allah için sevmezse, Allah için muhabbet duymazsa, Allah’ın tecellisi olarak onu görmezse, onu bir et kemik yığını olarak, makine gibi; işte bulaşık yıkayan, yemek yapan, evi süpüren, ütü yapan, zaman zaman da işte ihtiyaçlarını giderdiği bir et parçası gibi görürse, ona değer vermemiş oluyor. Saygı da duymamış oluyor. Dolayısıyla içinde bir öfke oluyor. Onu böyle tüketici bir varlık gibi, bir et yığını gibi görüyor. Kadın sevilip sevilmediğini çok iyi bilir. Özellikle samimi olarak sevilmediğini çok iyi bilir. Bunu fark ettiğinde de tabii bir öfke meydana geliyor. Karşılıklı bir nefret meydana geliyor. O onu Allah’ın tecellisi olarak görmüyor. O da onu Allah’ın bir tecellisi olarak görmüyor. O onu maymundan türemiş gelişmiş bir maymun türü olarak görüyor. Evrim Teorisi’ne inandığı için. O da onu aynı şekilde gelişmiş bir maymun türü olarak görüyor. İki maymunun evlenmesini mantıksız buluyor bazen adam. Yani kendi kafasına göre, bir kısmı için diyorum. Ve içinde de o maymuna karşı olan bir nefret oluşmuş oluyor. Dolayısıyla ona ne bir vefa, ne bir sadakat, ne bir koruma hissi, ne şefkat, zaten onun aczini de görüyor. Bakıyor işte sabah kalkıyor aczi ortada. Uykusuzkenki halini görüyor. Grip, nezleyken halini görüyor. Veyahut doğurduğunda ki halini görüyor. İçinde tahammül edilmez bir nefret meydana geliyor. İlk önce hemen bir evleri ayırıyor. Aman diyor, yüzünü görmeye tahammül edemiyor artık yani sanki bir mahluk var. İnsan değil, mahluk yani o kadar nefret ediyor. Yüzünü dahi görmek istemiyor. Nasıl olur, sen Allah rızası için seninle evlenmiş. Kendini teslim etmiş değil mi? Dünyada, Ahirette senin kardeşin olmuş. Artık senin çocuğun gibi o, değil mi? Parçan, etin, kemiğin o senin. Nasıl ayrılırsan sen onunla? Sokağa atıyor. Nereye gittiğinden de haberi yok. Ne yaptığından. Ne yiyecek, ne içecek? Bunun başına ne gelir? Ne olur? İnsan nasıl kıyar? Nasıl sokağa atar onu? İşte Allah korkusu olmadığında, Allah sevgisi olmadığında bu tip olaylar olabiliyor. Bazen başka nedenlerden de oluyor. Ama genelinde, çoğunda bu durum var. Şefkatle merhametle yaklaşmak mümkün olmuyor o zaman. Sabırlı da değiller, irade de kullanmıyorlar, aklını da kullanmıyor. O ona laf sokuyor, o ona laf sokuyor. Her gün boşanma teklifleri, boşanma insanın ağzına en son alacağı sözdür. Daha evlenir evlenmez, on beş gün geçmeden boşanma muhabbetine başlıyorlar. İnsan onu ağzına alır mı, öyle bir sözü? Ne kadar korkunç bir şey? Adamı öldürmüşsün gibi bir şey bir anlamda yani. Sokağa atmak ne demektir? Benim için öyle. Başkası için nasıl oluyor bilmiyorum da, bana göre öyle. Çok acı bir olaydır. Kökeninde materyalist eğitim var, Darwinist eğitim var, ateist eğitim var. Sonucunda da böyle şefkatten, merhametten uzak insanlar oluşuyor. Hepsi için demiyorum, bir kısmı için. Dolayısıyla işte homo ekonomicus mu bir şeyler diyorlar ya insana böyle, ilginç böyle süslü laflar ediyorlar böyle. O da neyse öyle? Sanki ekonomiye bağlı bir haşa hayvan gibi, değil mi? Doğru mu söylüyorum? Mesela evlenecek, adam evlilik teklif ediyor, “olur” diyor, “tabii ama ne iş yağıyorsunuz?” diyor. Adam “falanca yerde çalışıyorum” diyor. “Şöyle bir iş yerim var” diyor. “Ne kadar gelir geliyor?” diyor. Bayağı bir şey. Bir anda kafasında kalpler. Arabayı bir görüyor böyle, tay gibi araba, mesela Jaguar, BMW falan, neyse artık. Zapt edilmez bir sevgiye dönüşüyor bu sefer. Çarpıldığını söylüyor artık, böyle elektrik çarpmış gibi beyninin dumura uğradığını, neye uğradığını şaşırdığını, artık gece-gündüz onu düşündüğünü, kafadan atamadığını falan söylüyor. Ona da diyor ki, onda bazı özellikler gördüğünü söylüyor. Ne dediğini şöyle diyelim. İlk defa onu keşfeden insan konumunda olmuş oluyor. O avanak da ilk defa keşfedilmenin heyecanıyla, “ilk defa hayatımda beni bir kadın keşfediyor” diyor. “Nasıl da gördün sen?” diyor. O diyor ki; “dehşet bir şeysin sen” diyor. “İlk defa görüyorum bu özelliği” diyor. “Şunu da ilk defa görüyorum, bunu da ilk defa görüyorum.” Hepsine inanıyor, kaz gibi. Halbuki o, onu ele geçirmek için. Kadınlar çok zekidir, akılcı bir politika izliyor. Onun aczini anlıyor. Hassas noktaları önce bir tespit ediyor. Zaaflarını tespit ediyor. Hangi noktalardan vurursa etkili olacağını tespit ediyor. Ona göre sürekli uygun ve muntazam bir politikayla o minik avını çepeçevre sarmaya başlıyor. Ondan sonra da o da güzel, ensesi tıraşlı güzel ensesiyle alkışlar arasında atıyor imzayı. Ama yine de maymunla evlendiği kanaatinde o. Yani ilk şeyle, nefsani şehvetle o gözüne hoş görünüyor. Şehveti tatmin olduktan sonra da, şehvetin gücü gittiği için üzerinden yani artık kendi o hayvani bakışı devreye giriyor, şehvet kalkınca. “Daha akılcı gördüm seni şimdi” diyor. Halbuki o zaman da hayvan gibi görmüşsün, şimdi de hayvan gibi görüyorsun. Hayvani bir yönün gittiği için, değil mi? Hayvani kafayla yine hayvani bakıyorsun. Müthiş bir nefret meydana geliyor. Mesela sabah kalkıyor, kadınlar ilk zifaf gecesinin sabahı mesela müthiş bir nefret. “Ben ne yaptım ya?” diyor. “Çok erken karar verdik biz” diyor. Erken de 3 yıl falan nişanlı kalıyorlar. Nasıl erken karar vermeyse o? Oradan başlıyor zaten. Kadın tabii bütün gücüyle direniyor, maddi kayıp elde etmemek için. Ama o da tabii bir yolunu buluyor. Gidiyor bir kadınla beraber olduğuna dair bir görüntü gösteriyor ona. “Yanlışlıkla oldu” diyor, “nasıl senin eline geçti bu görüntü?” diyor. O da yakaladığını zannediyor tabii. Halbuki özel oyun oynuyor. Ona benzer. Mesela para vermiyor, aşağılıyor, hakaret ediyor. Garibim kadın da mecburen direnemiyor artık, teslim oluyor ve boşanıyor. Ben belirli vakalar için söylüyorum, hepsini tenzih ederim. Buna benzer bazı olaylar. Tek tek bunların analiz edilecek durumu var. Ama hep dinden uzak olmak, Allah sevgisinden uzak olmak, Allah aşkıyla sevememekten kaynaklanıyor. Allah’ın tecellisi olarak Allah aşkıyla sevsen, insanın ruhunda ikinci bir güç vardır. Derin bir güç. O şehvetle, şunla, bunla falan yıkılmaz. Hiçbir şeyle yani cinsel tatminle yıkılmaz o. Daha fazla seversin. Daha aşkla seversin, özel bir güçtür. Bu devreye girer. Ama o olmadığında manevi gücü olmadığı için sevemiyor ve itici geliyor ona. Çünkü nihayet et-kemikten oluşmuş bir varlık. “Ben ne yaptım? Bütün gençliğimi ben buna mı vereceğim?” diyor. Bir an önce… Kadınlarda da aynı mantık oluyor yalnız, tam tersi vakalar da var bunun. Özetle Allah için sevmek dünyanın bir süsü ve güzelliğidir. Allah bizi öyle yarattı. Allah için aşkla, tutkuyla sevecek şekilde bizi yarattı, Allah’ın tecellisi olarak. Bunu yapmadığımızda mutlaka ama mutlaka felaketle karşılaşırız. Sevgisizliğin, egoistliğin acısını en şiddetli şekilde yaşarız. Allah vermesin. Onun için şiddetle kaçınıp, materyalist kafadan, Kuran ahlakıyla, Kuran sevgisiyle, Allah sevgisiyle, Allah’ın tecellisi olarak sevmek çok hayati bir konudur. İnşaAllah.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler