Adnan Oktar’ın 16 Ağustos 2010 tarihli Adıyaman Asu TV röportajından
ADNAN OKTAR: ... Ama sevimli Nermin, sen şimdi... Çok şeker, anladığım kadarıyla hüsn-ü zannı var; “Mehdi (a.s.)’yi görürseniz kar da bile olsanız sürünerek gidin görün demiş.” “Yardımcı olun” diyor, görmek değil, Mehdi (a.s.)’ye yardımcı olacağız, görmekle olmaz.
Şimdi bak ben de Mehdi (a.s.) talebesiyim, Mehdi (a.s.) öncüsüyüm, Mehdi (a.s.)’yi ben vargücümle koruyup kolluyorum, yardımcı oluyorum inşaAllah. Ne yapıyorum? Önce deccaliyete saldırıyorum, bağnazlığa saldırıyorum. Nasıl? İlimle, fenle, bilimle inşaAllah ve akılcı bir üslup kullanıyorum inşaAllah. Şimdi Mehdi (a.s.) inancı şöyle halk arasında; bir Mehdi (a.s.) vardır, böyle ışıklar saçar. Etrafında da talebeleri vardır, etrafında otururlar. Mehdi (a.s.)’nin yanına gidersin. Zaten her tuttuğu altın olur, müthiş zengin ve gücü vardır. İşte, “ey evlat, hoş geldin” der, hemen ona bir sofra kurarlar, “çocuğa yatacak yer gösterin” dersin, var ya tarihi filmlerde oluyor, öyle olur. İşte “emret sultanım” der, o da işte, “sen de şunu yapacaksın.” Böyle olmaz. Benim Mehdiyete ve Mehdi (a.s.)’ye karşı derin bir sevgim var, muhabbetim var ama ben gidip, “ey Mehdi (a.s.), bana yardımcı ol, beni koru kolla” demiyorum, değil mi? “Ben size destek olmak istiyorum efendim, ben size yardımcı olmak istiyorum” diyorum. Vargücümle. Mesela ne yapıyorum? Kitaplarımdan telif hakkı almıyorum, bir destek sağlıyorum. Mesela ücretsiz kitap dağıtıyorum. Mesela ben gidip şunu da diyebilirim Mehdi (a.s.) olduğunu düşündüğüm kişiye, net olduğunu düşündüğüm kişiye, “efendim” derim, “sizde fazla kitap varsa verin, ben gidip dağıtayım” diyebilirim. Ben öyle demem. Derim ki; “efendim ben gidiyorum, buluyorum kitapları, dağıtıyorum.” “Beni koru ve gözet” demem. Öyle bir yanlış imaj var. Mehdi (a.s.) olur, gidersin bağdaş kurarsın, gerisine karışmazsın, öyle şey olmaz. Gidip görmeyle de olmaz. Mehdiyete bütün gücümüz ile yardım etmekle biz mükellefiz. Elimizdeki bütün imkanlarla, aklımızla, gücümüzle. O zaman Mehdiyete sevgi gösterilmiş olur, o zaman karda yürüyerek dahi yahut sürünerek dahi yardım etmiş oluruz. Mesela şöyle düşünün; karda sürünerek gidersin. O da seni kardan yerden kaldırır; üstünü başını giydirir, sana yemek verir, “soğukta mı kaldın?” der, sıcak bir ev sağlar, değil mi? Ondan sonra sana görev verir, senin yol paranı verir. Böyle bir Mehdi inancı olmaz. Her şeyini kendi yapan, her şeyi de kendine yeten talebeler olması lazım Mehdi talebesi. Aksini herkes yapar. Öyle şey olmaz yahut ondan medet ummak olmaz mesela. Onun yanına gelince hiç bir bela ile karşılaşmayacak, zorlukla karşılaşmayacak, acı ile karşılaşmayacak.
Ben mesela Mehdi (a.s.) olarak bildiğim bir insanın yanına gitsem, hapsedilmeyi rahatça kabul ederim. Ne kadar? Müebbet, müebbeti de kabul ederim. Şehit edilmeyi zaten canı gönülden; adam gelsin kollarımı koparsın, hiç fark etmez. Bütün malım mülküm onun olsun, ne istiyorsa, inşaAllah. Dese ki; “akşama kadar benim kapıcım ol,” “tamam” derim ve hiçbir şekilde de zorluk çıkarmam. Usul budur. Yani yanlış biliniyor mesela gidiyorlar farz edelim bir yere, mesela Şeyh Nazım Hocamızın yanına gidiyorlar. Ben bazen bilirim, görürüm. Gelir, mesela “benim başım ağrıyor” diyor, “dua et.” Tamam dua edilir. “Akşam burada kalmak istiyorum.” Tamam kalıyor. Orada yemek yiyor, ona yatak sağlanıyor, imkan sağlanıyor. Efendim Allah razı olsun, haydi bana müsaade. Senin ne katkın oldu? Yani gitsene, Şeyh Nazım Hocamızın git kitaplarını dağıt, onun anlattığı güzel dersleri videoya al, git sohbet olarak insanlara dinlet. Yani gidip ona zorluk çıkartmak, ona destek olmak değil. Hayır o gani gönüllü, hoşuna gider ayrı mesele de hiç zorluk çıkarmayan insan olmak çok önemli. Kolaylık çıkartan insan olmak lazım. “Efendim ben evleneceğim, beni evlendirin.” İşte, “evlendim, taksitlerimi ödeyemiyorum.” Yani şimdi bunun sırası mı? Bu acil hayat içerisinde Müslümanlar boğazlanıyor artık. Şimdi senin evlenmen mi acil? “Veyahut işlerin rast gitmiyor” diyor. Sanki ana konu buymuş gibi. Çünkü hedef tamamen değişik bir şekle girmiş oluyor. Sen oraya hizmet için gitmişsin Allah rızası için gitmişsin. Yani günlük sorunlarını halletmeye gitmiyorsun ki. Adam günlük sorunlarını halletmeye gidiyor. Öyle olmaz, şahsi sorunlarını halletmeye gidiyor, öyle olmaz. Yani Şeyh Nazım Hocamız olmasa onları halledemeyecekler mi? Edecek. Oradaki amaç ne o zaman, bu yakışık almaz. Ama ayrı Şeyh Nazım Hocamız gani gönüllüdür, gücü imkanı yapar. Yani ben örnek olarak veriyorum. Gidip zorluk çıkarmak değildir. Ama tabi ben bu güzel Nermin’in niyetinin çok temiz ve güzel olduğunu biliyorum. Ama onun vesilesi ile bir mantığı açıklamış oldum. Yoksa ben onun candanlığını, coşkusunu, sevgisini hissettim, maşaAllah. Evet, Oktar söyle.
OKTAR BABUNA:Bir ayet okuyorum Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım.
“Ey iman edenler, "Raina-Bizi güt, bize bak" demeyin” diyor Allah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, tam net ayet. Yani hep böyle bilinir; gidersin mübareğin eteğine yapışırsın, işte dizinin dibine oturursun. Herkes dizinin dibine oturur. Ne olacak ondan sonra? Allah için hizmet etmek önemli. Yani fedakarlık etmek önemli. Gençliğini, hayatını Allah’a vakfetmek, kendisini Allah’a adamak çok önemlidir...
Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler