Adnan Oktar’ın 14 Ağustos 2010 tarihli HarunYahya.TV röportajından
ADNAN OKTAR: Bu Safvet Senih hocanın yazısı var mı sende?
OKTAR BABUNA: Yok hocam inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:... Fethullah Hocamız’a sevginizden, muhabbetinizden bahsettiniz biraz evvel, hakikaten “benden çok seven olmayabilir” dediniz. Buna şahit özellikle Fethullah Hocamızın yakın talebelerinden ağabeylerimiz de bunu çok iyi bilirler, yakinen bilirler. Ne kadar ilgilendiğinizi, sağlığıyla, muhabbetinizi ilettiğinizi, hakikaten bizler de şahidiz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani tabii ben Müslüman olarak tedirgin olurum. Bir şeyin daha iyi olması imkanı varken niye susayım? Hayra vesile olmak istiyorum. İyi olmasını istiyorum, inşaAllah. Yoksa yöntem olarak tabii ki çok güzel, yatıştırıcı, sakin. Ama yani şahs-ı manevi mantığı insanları bambaşka böyle monoton ve sakin bir anlayışa doğru itebilir. Ondan sonra olursa onu düzeltmemiz çok çok güç olabilir. Şevkli ve coşkulu bir din anlayışı esastır. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında mesela coşku vardı. Yusuf (a.s.) zamanında coşku vardı, Hz. İbrahim (a.s.) zamanında hep coşku vardı. Coşku çok hayatidir. Yani Allah aşkı.
Evet, bak diyor ki; “Kin, nefret ve art niyet, senin semtine uğramadığı için, artık rahatlıkla içlerindeki her şeyi, hatta yakınlarına ve kitle psikolojisi havasında hareket ettikleri arkadaşlarına söylemedikleri sırları dahi sana emin olarak açabiliyor.” Bu, Mehdi (a.s.)’den bahsediyor burada. “Kendilerini rahatsız eden düğümleri çözmek üzere önüne serebiliyorlar” Yani “sana en zor sırlarını bile söylüyorlar” diyor. “Ama bu duruma gelebilmek için aylar, seneler istedi.” Yani “ilk çalışmalarından itibaren, bir zaman geçti” diyor. “Ondan sonra artık acı sabrının tatlı meyvelerini yer gibi arzuladığın konuma geldin” diyor. “Çoklarının kalbine girdin.” “Birçok insanı etkiledin” diyor. “Bataklıkta yüzenlerden bazılarına el uzattın.” Yani Darwinizm, materyalizm bataklığına, Marksizmin batağına düşmüş kişilere el uzattın. “Hatta çamurları misk ü amber gibi yüzüne gözüne süren bazılarını derin gafletten uyarıp kendilerine kontrol etme, tiksinme ve ürperti duyma havasına hazırladın.” Yani, “küfrün içinde olup, haberi olmayan kişileri kendine getirdin” diyor. “(Toplum) haleti rûhiyesi içinde dava arkadaşlarından kopamayan pek çokları da, ruh ve vicdan yönü ile artık davalarına yabancı olmuşlardı.” Marksist mesela, solcu ama “artık senin anlattıklarından dolayı, davalarına soğuk hale geldiler” diyor. “Ama kitle psikolojisi yüzünden de kopamıyorlar arkadaşlarından” diyor. Yani mesela “Marksist bir topluluktan, gruptan kopamıyorlar” diyor. “En mütemerridlerinin” yani tereddüt içinde direnenlerin, “içinde de söz ve tavırların kendi meselelerine karşı bir burkuntu meydana getirdi.” Yani “Darwinist, materyalist, Marksist inanca karşı içlerinde burkuntu oluştu” diyor artık. “O kadar inanamıyorlar senin anlattıklarından sonra” diyor. “Tohum atamadığın çoraklar varsa da, çayır söker gibi birinci sürmeyi başardın.” “Tohum atamadığın yerler var” diyor. Yani çalışma yapamadığın yerler var. “Ama çayır söker gibi birinci sürmeyi başardın.” “İlk büyük neticeyi aldın” diyor. “Hakkın başka dertlisi ona, istediğini rahatlıkla ekebilir artık.” Yani “başka yetiştirdiğin taleben onu halledebilir artık” diyor. “Fikren mağlup olup fakat grubundan kopamayanlar sana bir şey öğretti.” Mesela Darwinist, materyalist ama yenilmiş, fakat gurubundan kopamıyor, “arkadaş gurubundan kopamayanlar sana bir şey öğretti.” “İnsanda akıl ve fikirden ayrı bir his; bir başka irtibat var. O zaman, (toplum)un manasını daha iyi anladın. Ve (toplum) şuurunun da ne demek olduğunu daha iyi kavradın. Evet, onun içindir ki, kendi hislerini aşıp bir damlacık benliklerini derya gibi (toplum)ları içinde eritenler; bir Kevser havzı kazanmış olurlar.” Yani, “sen bir cemaat ve topluluk olarak faaliyet yapmanın önemini anladın” diyor. “Tek başına olmaz” diyor. “Bu öyle bir bağ ki, akıl, mantık hatta vicdan ötesinde seyyareleri birbirine bağlayacak kadar kuvvetli bir zincir. Fikri ipler kopsa dahi bu (toplum) zincirinin kırılmasına imkân yok.” Yani “topluluğun fikir sistemini kimse yıkamaz” diyor, inşaAllah. Bediüzzaman da diyor bunu. “Tecrübelerin, bakir toprakların daha verimli olduğunu gösterdi.” Bakın, “tecrübelerin” demek ki deneme yapmış Mehdi (a.s.), “bakir toprakların daha verimli olduğunu gösterdi.” Bakir ne demek? Daha önce din eğitimi almamış. Çünkü kendine has özel din eğitimi almışsa adam, sen onu bir daha çeviremezsin, çok zordur. Saplanır, durur durur aynı noktaya gelir. Ama “bakir toprakların daha verimli olduğunu gösterdi.” “Hiç din eğitimi almamışsa çok kolay onları eğitebileceğini gördün” diyor. “Tek yanlı, sıhhatli bilgi alırlar” diyor. “Başkasının yazıp çizdiği bir sayfayı silip yazmaktansa, kirlenmemiş yapraklarla meşgul olman daha iyi neticeler veriyordu.” “Başkasının yazıp çizdiği bir sayfayı silip yazmaktansa,” yani daha önce eğitim almış, mesela bağnaz, tutucu yetişmiş, “onu silip yeniden yazmak çok zor” diyor. Kirlenmiş diyor artık bağnazlıktan. Bak, “kirlenmemiş yapraklarla meşgul olman daha iyi netice veriyordu.” Ki, toplum şu an öyle. Kirlenmemiş yapraklardan oluşuyor. “Bir de sıcak kalplerden çıkan ifadeler daha müessirdi.” Yani, “samimi, sevgi dolu tavrın; aşkla, tutkuyla yaklaşman çok daha etkili oluyordu” diyor. Mehdi (a.s.)’nin bir özelliği bu. “Tavsiyelerinde bu tarz kitapları tercih etmen gerektiğini anladın.” Yani, “Risale-i Nur Külliyatı tarzı, iman hakikatleri tarzı eserleri tercih etmenin önemini gördün” diyor. “Sonunda; kekre ve iç burkuntusu veren meyvelerin, acı ılgın ve dikenlerin” ki Kuran’da geçiyor bu. Biliyorsun bahçe önce bozuluyor; kekre ve iç burkuntusu veren meyveler, acı ılgından bahseder ve dikenli ağaçlar, Kuran’da bahsediyor, değil mi? “Hâkim olduğu çoraklıklar yavaş yavaş değişmeye” yani Marksist, Darwinist, materyalist insanların oluşturduğu toplum yavaş yavaş değişmeye. “‘Belde’” toplum, “artık ‘Tayyibe’ olmaya, daha doğrusu, Molla Cami’in,” bak, “Molla Camii” özel seçilmiş bir kelimedir, ‘Molla Camii’, “İstişmamı ve istihracı gibi.” Bu da kapatıcı bir kelimedir, ‘istişmam ve istihrac’ kapatıcı kelimedir. Ama ‘Molla Camii’ açık bir kelime. “Konstantin İstanbul’a dönmeye başladın.” “İstanbul’u fethetmeye başladın” diyor, maşaAllah. Yani Konstantin gözüyle bakanlara yani Darwinist, materyalist zihniyetin yani Avrupai zihniyetin, Avrupa’dan gelen felsefi akımların artık yıkılmaya başlaması. “Konstantin, İstanbul’a dönmeye başladı. Hâristan-mâristan, gülistan halinde arz-ı endama yüz tuttu” “Artık İstanbul’u fethetmek üzeresin” diyor. Bu da Mehdiyet’i açıkça anlatan, Safvet Senih imzalı ama Fethullah Hocamıza ait bir yazıdır. Sızıntı Dergisi’nde çıkmış bir yazıdır.
Mehdiyet’i yakından takip ediyordu Fethullah Hocamız. O yüzden ben, talebe kardeşlerimiz, Hocamızın mecburiyet tahtında, belki zaruretten dolayı şahs-ı manevi dediği bir düşünceyi gerçekten şahs-ı manevi olarak anlar da, ruhlarında bir boşluk meydana gelirse çok büyük hata yaparlar. Hz. İsa (a.s.) şahıstır. Bu Buhari’de, Müslim’de, bütün sahih hadis kitaplarında vardır. Ehl-i sünnet inancında da bu sabittir, kesindir. Bediüzzaman’ın ifadelerinde de kesindir. “Şahs-ı İsa Aleyhisselam” diyor bakın. “Semavi nüzulü kati olmakla beraber” diyor, “ve cesediyle” diyor, “ve ruhuyla semavatta bulunan Hz. İsa (a.s.) nüzulü kati olmakla beraber.” Yani “ruh ve beden olarak inecek” diyor Hz. İsa (a.s.). Tevil edilecek gibi değil. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu sözlerini hiçbir alim, hiçbir kimse değiştiremez. Kesindir bu. Bediüzzaman da onu olduğu gibi almıştır. Doğru olarak söylemiştir. “Ya benim aklım almıyor” mantığına girerse bir insan, o zaman onun önü sonu gelmez. İnşaAllah. Berkerim ne anlatıyorsun?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Bazı Nur talebesi kardeşlerimiz de, Bediüzzaman’ın sözlerini yanlış yorumlayarak, birinci görevi, birini yerine getireceğini Üstad’ın, mesela öyle hüsn-ü zan ediyorlar. Mehdi (a.s.)’nin bir görevi yerine getireceğini, kendisinden sonra gelen cemaatinin diğer görevleri yerine getireceği gibi bir yanlış inançları var. Üstad halbuki şöyle diyor Hocam Emirdağ Lahikası, sayfa 260’ta; “Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat her biri üç vazifeden birisini bir cihette (bir açıdan) yapması itibariyle, Ahir zamanın Büyük Mehdisi ünvanını alamamışlardır” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, demek ki Büyük Mehdi (a.s.) üç görevi de bir tamam, yani tam anlamıyla yapıyor. Eksiksiz yapıyor. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki” diyor, “sonra gelecek o mübarek zat” yani Mehdi (a.s.), “Risale-i Nur’u bir program olarak neşr ve tatbik edecek.” “Mehdi (a.s.) Risale-i Nur’u tatbik edecek” diyor, açık söylüyor. Bakın, “bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek,” gelmiş değil, “sonra gelecek o mübarek zat,” şahs-ı manevi değil, “Risale-i Nur’u bir program olarak neşr ve tatbik edecek.” Demek ki Risale-i Nur’dan sürekli bahsedecek. Sürekli delil verecek. İnsanlar direnecekler ama Risale-i Nur’la direnecekleri bir mevzi bırakmayacak. Tasdik-i Gaybi, sayfa 9; açsınlar, baksınlar.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler