Adnan Oktar’ın 16 Ağustos 2010 tarihli Adıyaman Asu TV röportajından
ADNAN OKTAR: ... Mesela biz ilk defa Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in mucizelerini anlatmaya başladığımızda Mehdiyetle ilgili tahmin tahayyül etmediği reaksiyon meydana geldi ben Mehdiyetlikle ilgili ilk kitabı çıkarttığımda akıl almaz bir cephe alma oluştu birden. Anlayamadım da, meğer çok hassas bir noktalarıymış. Hiç bilmiyordum, hatırlıyorsunuz değil mi?
ALTUĞ BERKER: Çok iyi hatırlıyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim inanılır gibi değil, çıldırdılar bir kısmı bambaşka tavra girdi adamlar. Bir kısmı tamamen ters döndü, bir kısmı üslubunu bozdu, bir kısmı iftiraya başladı.
Mesela o zamanlar bir Dr. Sefa Saygılı vardı. Bizi o Bakırköy’e yatırdıklarında orada doktordu, uzman doktordu. Beni çok severdi ama öyle acayip severdi, hayranlık derecesinde severdi. Bütün Müslüman çevreyle beni tanıştırıyordu. Edip Yüksel’in kardeşi var Müfit Yüksel, onunla tanıştırmıştı, diğer kişilerle tanıştırmıştı, ucu bucağı yok yani. Diğer doktorlarla tanıştırdı, sayısı çok fazla insanla tanıştırdı. Hastaneye de bizi de yatırdıklarında o zamanlar, işte Harun Yahya mahlasıyla, biz biliyorsun Harun Yahya’nın mahlasıyla yazdığımız kitaplar elhamdülillah üç yüzü geçti. Ama o zamanlar birkaç tane idi. İlk Yahudilik ve Masonluk kitabını yazdıktan kısa bir süre sonra biz biliyorsunuz akıl hastanesine, oradan işte hapishaneye, hapishaneden akıl hastanesine öyle gezmiştik. Elhamdülillah, o dönemde de o kişi ordaydı. Bakın Sefa Saygılı evini bize açmıştı o zamanlar, doktor yani psikiyatri doktoru. Biz onun evinde toplanırdık, sohbet ederdik. Fatih’te evi vardı, “evim sizin emrinizde” dedi. Hanımı bizi karşılardı, başörtülü bir hanımı var. İçeri buyur eder, bizlere çay yapar, kahve yapar. Ev tamamen bizim olurdu. Tamamen teslim etmişti bize orayı, sürekli orada sohbetler, konuşmalar yaparız. Aylarca devam etti bu, bak bu kadar güveniyor. Hatta Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin bir ziyaretinde birlikte bir yemeğe gitmiştik. Mehmet Şevket Eygi Hocamız da vardı o zamanlar, Yüksel Ağabeyin evinde, Kabataş’ta Yüksel ağabeyin evine gitmiştik. Çok seçkin bir zevat var, Sefa Saygılı ve Mehmet Şevki Eygi de var. Mehmet Şevket Eygi Hocamız o zamandan beri bizi sever, ben de onu çok severim, halen de çok değerli. Bizim geçenlerde yemeğimize yine geldi. Gelir yani çok mütevazi, mazlum bir insandır. Sefa Saygılı, bana hüsn-ü zannı olan da bir insandı. Yani çocuk gibi, biz ikna etmeye çalışıyoruz, illaki “Hocam sen Mehdi (a.s.)’sin” diyor. “Öyle denmez” diyoruz biz, yani dinde o yoktur. İllaki Mehdi (a.s.)’sin. Mehmet Şevket Eygi Hocamıza da demiş ki; “Mehdi (a.s.) olabilir mi” demiş, Mehdi (a.s.)’ye çok benziyor” demiş, “alametleri var, görünümü var.” Mehmet Şevket Eygi Hocamız da azarlamış onu. Öyle denmez diye, yani o şekilde söylenmez diye. Ama bayağı kararlıydı yani, yüzde yüz emindi böyle Mehdi (a.s.) olduğumdan. Yani acayip seviyor, evini teslim ediyor artık. Herkesle tanıştırıyor. Mesela ben hastanedeyken Abdullah Yeğin Ağabeyi getirdi hastaneye, diğer kişileri getirdi. Diğer doktorlarla tanıştırdı. Orada birçok ünlü doktor vardı, hepsiyle tanıştırdı. Yani gücünün yettiği en son noktaya kadar destekliyordu. Sonra biz bu kitabı çıkartınca, karşı taraftan, yani bizden bazı münafıklar, bizden ayrılan münafıklar bunu olumsuz yönde etkilediler. Yani bizde zaman zaman biliyorsunuz münafık hareketler olmuştur. Yani topluca böyle üç kişi, beş kişi, on kişi, yirmi kişi, münafıklar topluca gitmiştir. Polisle yalan yere iş birliği yapmışlardır, hakkımızda iftiralar atmışlardır, oyun oynamışlardır, iş çıkartmışlardır. Yani iş birliği yapmak suç değil ama yalan yere yaparsan bu bir suçtur. Komploya devletin polisini alet etmeye kalkarsan bu bir suçtur. Velhasıl kelam, onun zihnini çeldiler. Bir baktım, bir dergi çıkmış. Sefa Saygılı’nın resmi, benim resmim var; “Adnan Hoca paranoyak, akıl hastasıdır o.” Kardeşim, sen evini bana teslim etmiyor muydun? Kapı kapı dolaşıp ben hastanedeyken de son derece sağlıklı, sıhhatli, çok akıllı insan demiyor muydun? Herkese bunun aksini söylemiyor muydun? Değil mi? Bunun aksini söylüyordu. “Böyle bir şey yok, ben tanıyorum” diye anlatıyordu herkese. Bütün tanıdıkları falan bütün Müslüman camia şahittir, herkese anlatıyordu. Yani “bunun aslı yok, sağlıklı olduğu halde hastaneye yatırıldı” diye bütün Müslümanlara anlatmıştı o dönemde. Değil mi? Herkese anlatmıştı. Ve o kadar güveniyordu ki evini teslim etti artık, değil mi? Hanımı bizlere çay ikram eder, o derece güveniyor. Bakın beraber gidiyoruz ve kendisinin de hüsn-ü zannı var ve bizim bu kadar engellememize rağmen. Mehmet Şevki Hocamız şahit. Azarlamıştı onu. Yüzde yüz emindi Mehdi (a.s.) olduğumdan, yani öyle bir kararlıydı. Sonra “Adnan Hoca paranoyak. Mehdilik hezeyanları olur bu akıl hastalığında, o da Mehdilik hezeyanları içerisindedir.” Uzun bir yazı. Onunla yetinmedi, başka dergilere gitti, gazetelere çıktı, anlattı. Paranoyak aşağı, işte “Mehdilik iddia etti” diyor. Kardeşim, sen diyordun? Biz seni yatıştırmaya çalışıyorduk. Mehmet Şevki Hoca seni azarladı o zaman. Kendi söylüyor beni azarladı diye, değil mi? Şeyh Nazım Hocamızla beraber hep beraber yemek yedik. Yani seçkin zevat vardı, orada da yanımdaydı. Acayip hürmetkardı. Yani tabiri caizse yani saygımdan yine söylüyorum, emir eri gibiydi artık, ne desek yapıyordu, o şekilde. Tam tersine döndü, yani gitti Doktor Sefa Saygılı, geldi bambaşka Doktor Sefa Saygılı. Bambaşka bir insan oldu. Yazılar, yazılar, internet köşelerinde yazılar; “Mehdilik iddia ediyor,” “Mehdilik iddia ediyor.” Kardeşim bizim Mehdilik iddia ettiğimiz yok. Değil mi?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Hiç olmadı öyle bir şey, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Biz açıkladık, yemin de ettik, söylüyoruz. Ama ben, alametlerini belirtiyorum Mehdi (a.s.)’nin. Ama bakın, münafıkların tahrikiyle ne hale geldi bir insan. Bambaşka bir şekle geldi ve ondan sonra onu düzeltmek pek mümkün olmadı. Halen de aynı kafada gidiyor. Allah’ın hikmeti. O dönemde, işte o dönemde ilk başlamıştı. Mehdilikle ilgili bir kitap yazmıştım, biliyorsun.
ALTUĞ BERKER:Evet, sarı üzeri kırmızı, Altınçağ diye.
ADNAN OKTAR:Yani kardeşim ne kadar hassas damarlarıymış, ne kadar hassas damarlarıymış yani, inşaAllah. O devirde o da onlarla işte iş birliği yapmıştı Sefa Saygılı. Yani muhaliflerle, muhalif olan herkesle, kim varsa muhalif onlarla iş birliği yapmıştı. Halen de hızını alabilmiş değil. Devam ediyor, devam etsin inşaAllah. Değil mi? Hakkın, doğrunun önünde hiçbir engel yoktur. Hakkın bükülmez kolu vardır. İnşaAllah, hakkın kolu bükülmez. On yıl sonra neticelendiğinde, güzellik tamamen oluştuğunda bin pişman olacaktır, inşaAllah. Keşke bu işlere girmeseydin. Bir de sen beni delilikle itham ediyorsun. Zaten ben iftihar ederim, iftihar ederim. Niye iftihar ederim? Çünkü bütün Peygamberler, Evliyaullah hep delilikle itham edilmiştir. Sen bana Peygamberlere uygulanan, Allah’ın bir sünnetini lütuf buyuruyorsun. Peygamberler hep bundan suçlanmamış mıdır? Delilikle suçlanmamış mı? İftihar ederim. Veliler, Allah yolunda gidenler hep delilikle suçlanmamış mıdır? İftihar ederim. Bediüzzaman Hazretleri ne oldu?
OKTAR BABUNA:Hastaneye yatırdılar.
ADNAN OKTAR:Hastaneye yatırdılar. Değil mi? Akıl hastası diye hastaneye yatırdılar.
OKTAR BABUNA:Sizinle aynı yaşta hastaneye yattığında da Hocam. 31 yaşında.
ADNAN OKTAR:31 yaşında mı? Aynı yaşta hastaneye, akıl hastanesine götürülmüşüz ve ona konulan teşhis de aynı ve sonradan da bıraktılar. Değil mi? Bende de öyle aynı şekilde oldu, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam bu konuyla ilgili bir ayet okuyorum, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: 'Delidir' dediler. O 'baskı altına alınıp engellenmişti.”
ADNAN OKTAR:Çok fazladır, yani Peygamberlerin. Mesela Hz. Muhammed (s.a.v.)’e de deli denilmiştir. Hepsine, bütün Peygamberlere deli denilmiştir. Hep mecnun ve deli denilmiştir. Said Nursi Hazretlerine de baktılar, faaliyetlerine; “deli bu adam” dediler. Hemen akıl hastanesine koydular Said Nursi Hazretlerini. Demek ki Allah yolunda mücadele edenlere uygulanan bir yöntem bu. Sefa Saygılı ne diyor? “Deli” diyor, biz iftihar ederiz. Ama kardeşim sen ev ev gezip yüzlerce Müslüman’a binlerce Müslüman’a, ileri gelene; “hiçbir şekilde alakası yok, son derece akıllı, sağlıklı. Özel olarak ona bunu yapıyorlar, bu delilik iftirasını” demedin mi? Bakın, bütün Müslümanlar şahit. Bir kişi, iki tane, on tane değil. Değil mi? Nur talebelerine de gittin anlattın, Süleymanlı kardeşlerimize gittin anlattın, herkese gittin anlattın teker teker. Arkasından birdenbire niye çark ediyorsun? Evini açıyorsun, o kadar güveniyorsun ki. Biz gittiğimizde hanımı bizi karşılıyordu evde. O kadar güveniyordu. Bomboş oluyordu ev, biz saatlerce sohbet ediyorduk evinde ve aylarca evini kullandık. Sen bu kadar güvenirken, bir avuç münafığın sözüyle böyle ters dönüp bu hale gelmenin alemi ne? Bir de ayrıca o iddiayı sen yapıyordun, Mehmet Şevket Eygi Hocamız seni azarladı. “Bütün alametler uyuyor Hocam” diyordu. Yani “sen Mehdi (a.s.) değilsen, hiç kimse değildir” diyordu. “İllaki Mehdi (a.s.)’sin” diyordu. Mehmet Şevket Eygi Hocama da delilleriyle anlatmış, Mehmet Şevket Eygi Hocamız Ehl-i sünnete çok titiziz birisidir böyle inşaAllah. Böyle bu konularda da çok titizdir; “öyle söylenmez” demiş, inşaAllah. Mesela bütün tanıdıklarımızı, büyük alimlerimizi alıp getiriyordu, tanıştırıyordu görüştürüyordu, vargücüyle yardım ediyordu. Yani tabii o da kaderinde olanı yapıyor. Hepsinde bir hayır vardır. Fakat utanacağı bir şey yapıyor, ileride çok mahcup olacak inşaAllah. İnşaAllah...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...