Adnan Oktar’ın 16 Ağustos 2010 tarihli HarunYahya.TVröportajından
OKTAR BABUNA:Hocam Mimar Sinan’da da tam en azılı komünistlerin olduğu dönemde onların içine giriyorsunuz. O dönemde, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Polis barikatları vardı etrafında hatta böyle. Siz onların arasından izin alarak namaza gidiyordunuz Hocam, inşaAllah. Onların arasından geçip.
ADNAN OKTAR: Kardeşim o zamanlar Allah’ın hikmeti hakikaten. Hatta arkadaşım benim Akademiden de arkadaşımdı. Marksistti, bıyıkları ağzına giriyordu. Akademinin önüne geldi birkaç Markisist arkadaşlarla onlar da öyle. Askeri parkalar üstlerinde. “Şimdi bak sana bir şey söyleyeyim açıkça söyleyeyim ben. Seni burada kesin vururlar, öldürürler sana söyleyeyim. Yani okula gelme sana açıkça söyleyeyim. Olmaması mümkün değil mutlaka öldürürler” dedi. Ben dedim; “Allah öldürür, kaderimde yoksa kimse öldüremez” dedim. Şöyle bir hareket yaptı. Sen bilirsin gibisinden.
Hiç fütur vermedim sabahtan akşama. Saat sekiz buçukta okul açılıyordu ben bismillah hemen içeri giriyordum. “Gelin vurun” diyordum, öyle kolaysa. Yok öyle iş, değil mi? Hatta gıcık oldum, normalde diğer cami yakındı bize, yeni yapılan, oraya gitmiyordum tam Nusretiye Camii’ne gidiyordum, aşağıya. Gelin vurun nasıl vuracaksanız gibisinden. Vuramaz, vuramaz görevliyim yapacağım onu. Ondan sonra olur. O vakit geçecek Allah o görevi yaptıracak ondan sonra Allah benim canımı alır. Hiç kimse hiç kimsenin canını alamaz. Allah Azrail (a.s.)’a emreder, “git onun vakti geldi, vazifesi bitti, onu yanıma getir” der. “Esselamü aleyküm” der. “Ve aleyna aleyküm selam” dersin. Ya bismillah dersin gidersin. Bunun usulü budur. Yoksa isteyen istediğini, böyle bir konu yok.
OKTAR BABUNA: Akıl hastanesinde de Hocam 14A en azılıların olduğu koğuş. Zaten sizi oraya yerleştirenler sizin orada öldürülebileceğinizi çok rahat hesap ederler. Orada çünkü birbirlerini öldüren azılı delilerin olduğu bir yer.
ADNAN OKTAR: Benim zamanımda zaten öldürülenlerin haddi hesabı yoktu. Sırf benim tespit ettiğim 7 kişiyi öldürdüler o dönemde. Bizim görmediklerimiz ayrı.
OKTAR BABUNA: Biri vardı orada size saldırmaya çalışan. Öbür hasta müdahele eden.
ADNAN OKTAR:Ben faaliyetlerimi yoğunlaştırdıkça... Mesela arkadaşlarım geliyordu kız arkadaşlarım, kardeşlerim. Tebliğ yaptıkça, bunu gördükçe her seferinde beni akut servise alıyorlardı. Yeni delirmiş tedavi edilmemiş akıl hastalarının olduğu bölüm. Orada hiç girilemiyor, böyle çelik kapılardan geçiliyor. Orada artık saldırgan akıl hastaları var. Oraya doktorlar da giremiyor, çok çekiniyorlar. Her seferinde oraya alıyorlardı. Sağ olsun o zaman doktor efendiler teşekkür ediyorum hepsine. İsim de vermeyeyim değerli büyüklerimiz. Bir deli geldi, akıl hastası saldırgan yeni geldi. Hemşireler falan ciyak ciyak bağırarak kaçıştılar, adam deli. Benim bulunduğum yerin kapısına bir vurdu adam kırdı. “Seni öldüreceğim” dedi adam bana. Doktora dedim ki; ”bu akıl hastası perişan durumda alın buradan, bu çok tehlikeli. Ya beni alın ya bunu alın” dedim. Çünkü ben zaten orada duran birisi değilim. Normalde öbür servise alıyorlardı. Ceza gibi, ceza da demeyeyim de yani tebliğleri yoğunlaştırdıkça oraya alınıyorduk. Bilmiyorum artık, Yıldırım Aktuna rahmetli eline sağlık, teşekkür ediyoruz. “Yok burası akut servis, almayacağız duracak bu” dediler. Dedim; “çok tehlikeli bu saldırıyor bana” dedim. Adam kırdı, yıktı orada eşyaları yıkıyor. Yani zaptedilecek gibi değil. Orada böyle naif, zayıf bir akıl hastası vardı. Çocuk buna feci şekilde girdi ama akıl almaz. “Deli kuvveti” derler ya perişan etti adamı durduk yere. Kan revan içinde hemen alıp götürdüler adamı, o deliyi.
Mesela bak Allah ilham ediyor. Şuuru kapalı akıl hastası hiçbir şey bilmez perişan, ağır şizofren adeta komaya soktu. Alıp götürdüler adamı. Bir de adam da deli takılıyordu aslında. Biraz da pek deliye de benzemiyor yani, deli takılıyor. Oradaki doktorların tavrı biraz ihmalkardı, o konuda kınıyorum onları. Biraz garibime gitti o hareket, benim bulunduğum yere niye alıp getiriyorsunuz. Benim bulunduğum odaya getirdiler adamı. Adam kapıyı kırarak giriyor koskoca kapıyı söktü adam. Eşyaları kırıyor, açıkça söylüyor “öldüreceğim” diyor. O adam konulur mu yanıma? Onun yanında uyunur mu, o adamın yanında öyle. Kitap okunur mu orada? Ne yapabilirsin? Hiçbir şey yapamazsın. Kitap da sokmuyorlardı o zaman da o ayrı mesele inşaAllah.
Akut servisin penceresinden bağlantı falan da çok zordu. Öbür tarafta yine pencereden kağıt atıyorduk, bağlantı oluyordu. Orada o da çok zordu. On ay kaldım.
Bak Şeyh Nazım diyor; ”ben tahammül edemezdim ona. Hiç kimse oradan sağlam çıkmaz. Üç veli senin kalbine nazar etti sen de normal çıkamazdın oradan. Allah seni vesile etti” diyor inşaAllah.
Kardeşim bizim tarihimiz anlı şanlıdır, maşaAllah. Ne büyük şeref maşaAllah. Mesela normal cezaevinde hücre hapsinde kalmasam bana o kadar o bir onur olarak gelmezdi. Ama hücre hapsinde kalmak büyük bir şeref benim için. Ve tam zindan tarzındaydı, çok makbul. Klasik küçücük, şu kadar bak. 15 gün kalan çıldırıyordu, kabul edemiyordu. Mahkeme kararıyla 15 gün kalabiliyorsun, mahkeme kararıyla. Ben orada 9 ay kaldım. Hücre hapsi özel ceza şeklidir, mahkeme kararı gerekir. Cinayet işleyenler mahkumlar falan mesela tecrit veriliyor. Ceza ayrı, 15 gün adamlar zor tahammül ediyorlar, değil mi? 9 ay, üstüme açmadılar demir kapılar orada kaldım.
Ama Şeyh Nazım Hocamız, maşaAllah elhamdulillah ne güzel söylüyor, değil mi; “Üç veliullah kalbine nazar etti” diyor, İnşaAllah. Kim olduklarını söylemiyor ama ben bir tanesini biliyorum inşaAllah. Bir tanesi zaten Şeyh Nazım Hocam, o malum ikincisini de ben biliyorum, inşaAllah. Üçüncüsünü de Şeyh Nazım Hocam biliyor, ben bilmiyorum inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam maşaAllah canınızla ve malınızla inşaAllah. Miras kalıyor mirası veriyorsunuz. Hatta demiştiniz ki, “pantolondaki şeyi uhuyla tutturup öyle tebliğ yapıyordum” diye.
ADNAN OKTAR: Kardeşim ne heyecanlı, ne güzel günlerdi elhamdülillah, maşaAllah. O zamanlar bana öğrenci kredisi veriliyordu. Bilmiyorum şimdi devam ediyor, değil mi? Bir de o toptan da veriliyor ayrıca bir ilk başka biraz daha yüklü. Öğrenci kredisini aldım doğru gittik Darwinizm ile ilgili kitaplar aldım. Yeni Asya’nın dağıttığı küçük kitaplar vardı, okulda dağıtmak için. Tamamını ona vermiştim. Koli halinde alıyordum çok fazla dağıtıyordum. Yolda da mesela otobüste herkese dağıtıyordum. Annem dedi; “üst baş dökülüyor. Git üstüne bir şey al” dedi. “Tamam alayım” dedim. Para verdi, ”git elbise al, takım elbise güzel bir şey giyin. Torbaya dönmüş elbisen falan” dedi. Şimdi alacağım bir baktım dünyanın kitabı alınacak gibi o paraya. Yazık, dedik. Bir de acil durum var. Memleket gidiyor, olacak iş değil. Malum üzere olduğu gibi hepsini götürdüm kitaba yatırdım. Annem tabii, yapacak bir şey yok. Annemle sürekli bizim şeyimiz olurdu. Pantolon dizlerinden açıldı hakikaten. Zaten fotoğrafları vardır onun, ben size göstereyim. Nokta Dergisi’nde de çıktı; böyle torbalanmıştı, uzak çekim olduğu için belli olmuyor, torba haline gelmişti böyle. Delinince şimdi dedik, bunu anneme versem dik desem, zaten almaz yani yapmaz. Çünkü elbise al, demişti. En iyisi ne yapayım dedim; ona benzer bir kumaş buldum, uhuyla bir şey yapmıştık. Ama durumun acilliğinden kaynaklanıyor. Çok acil kardeşim, memleket gitmiş. Yani akademi hep Darwinist, materyalist. Nereye gitsem komünistler dolu, Marksistler dolu. Kan gövdeyi götürüyor; günde 15-20 kişiyi öldürüyorlar, değil mi? Böyle bir ortamda şimdi, elbise almanın sırası mı? Elbiseye para verir miyim? Israrla, ne zaman annem... Bir kere daha verdi, çok uzun süre sonra. Yine götürdüm kitap aldım. Ondan sonra annem kesti. Ne bulursam, kitaba yatırıyordum. Başka olmaz, inşaAllah. Geliş gidiş güzergahında da öyle; azami iktisada dikkat ediyordum. Yani çok akılcı bir politika izliyordum, inşaAllah. Beş kuruş bir yere para harcamıyordum, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:O dönem ilk basılan kitaplardan biri var burada.
ADNAN OKTAR:Bakayım, getir.
OKTAR BABUNA:Getireyim, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam’ın çantasında. Getir bakalım. Halamdan kalan bir miras vardı. Halamdan kalan miras, o zamanın tahminen bana düşen miktar, şu anın parasıyla 120 milyardı. Tamamını kitaba yatırdım. Yani hepsini orada harcadım, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bundan da buna geldi Hocam, inşaAllah. 300 kitapla buraya geldi, elhamdülillah. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Ve sonunda da mesela bu çok etkili olmuştu, o zamanlar. Çok özlüydü, çok şahane etki etmişti. Akademide de bunu dağıtmadığım adam kalmadı. Hatta Akademiden “hala saklıyorum kitapları” diyor arkadaşlar. İstanbul Üniversitesi’nde de dağıttım. Akademide de dağıttım ve ayrıca büfelerde de. Büfelere fosforlu yazıyla yazdım, “burada ücretsiz kitap dağıtılır” diye. Yapıştırttırdım, büfelere de koydum. Hatta büfelere de para verdim, bunu bedava dağıt diye. Adama para karşılığı dağıttırdım, büfelerde. On binlerce dağıtıldı İstanbul’da. Ondan sonra konu bitti.
OKTAR BABUNA:Hatta demiştiniz ki; “kitaplarımı da caminin mimberine saklıyordum. Oradan alıp alıp dağıtıyordum” diye.
ADNAN OKTAR:Evet, Molla Cami.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler