Adnan Oktar’ın 29 Temmuz 2010 tarihli HarunYahya.TV röportajından
ADNAN OKTAR:Yani şu an mesela insanlar Mehdi (a.s.)’yi göremiyor, ama herkes faydalanıyor, mesela bütün dünyanın imanına vesile oluyor. Hindistan’daki Müslümanların da imanına vesile oluyor, Amerika’daki Müslümanlar’ın da imanına vesile oluyor. Ama adam bilmiyor, nedenini bilmiyor. Yani üstüne bir cesaret geliyor, güven geliyor, bir azim geliyor. Ama araştıra araştıra araştıra en sonunda onun kaynağını bulur. Yani çok fazla yansımayla geliyor. Yani Mehdiyet Allah’tan ışığı alır, Mehdi (a.s.), Cenab-ı Allah’tan. O başka bir aynaya, mesela bir aynaya yansıtır. O ayna yüzlerce aynaya yansıtıyor. Yüzlerce ayna binlerce aynaya yansıtır, aynalardan gide gide gide güneşin kaynağını bulursun. Yani mesela, “sana bunu kim öğretti?” diyorsun, “ şu öğretti” diyor. Ona diyorsun “sen nerden öğrendin?”, “ben şu kitapları gördüm” diyor. “O kitabı sen nerden alıyorsun bu kaynağı?” diyorsun, “şuradan aldım” diyor. “Sen nerden aldın?” diyoruz. Bakıyoruz ki en sonunda Mehdi (a.s.)’ye dayanıyor. Yani kaynak budur.
Dünyanın her tarafında bakın, Eyman Zevahiri, o kim, El Kaide’nin kumandanlarından, ünlü bir şahıs. Bakın diyor ki, “Kurtuluş Türkiye’den olacak” diyor. Bu özel bir Mehdiyet bilgisidir. Bu bilgiyi sen nereden aldın? Bir Mehdiyet sırrıdır bu değil mi? Bir Mehdiyet kokusudur. Sen bu kokuyu nerden aldın? Ki, Mehdiyet’in yöntemlerini kullanmıyorlar. Çünkü Mehdiyet’te kan akıtma yok. Bak, kendilerinin yönteminin olmayacağını kabul ediyor. “Türkiye’den” diyor. Türkiye’de devlet laik, devletin din yönünde, halkı dindar yapma yönünde bir politikası olmaz. Devletin öyle bir çalışması yok. Devletin anti-komünist, anti-Darwinist bir çalışması da yok. O zaman Türkiye deyince, devleti kastetmiyor. Nur talebelerini kastettiğini düşünelim. Kendi aralarında parçalanmışlar, onların da birleştirilmeye ihtiyacı var. Muhammed Raşid Erol Hazretleri’ne soruyoruz, o adrese gidiyoruz, bak bütün kapıları geziyoruz. O diyor ki : “Benim yapacağım bir şey yok, artık Mehdi (a.s.) geldi. Biz onları sadece eğitmeye çalışıyoruz, ama bizim yapacağımız bir şey yok, bütün konu Mehdi (a.s.)’de” diyor. Gördünüz, okudunuz. Adresi araya araya araya en sonunda kapıyı vuruyoruz, “hah” diyoruz, “adresi bulduk”. Adres böyle bulunur. Olmayanlardan, olana gidilerek bulacağız. Diyor ki, “Mehdi (a.s.) nerede? Öyle bulacaksınız.” Her kapıyı çalacaksın, “Bu olabilir mi? Yok. Bu olabilir mi? Yok. Bu olabilir mi? Yok. Öyle bir kapıya gelirsin ki, bu olabilir mi deyince, Allah-u alem burası” diyeceksin. Çünkü aradığın bütün alametleri bütün şartları bulduğun kapıdır Mehdiyet. Bak El-Kaide dünyayı titretiyor. Bak, “Biz kurtaracağız” demiyor, “Mehdi (a.s.) kurtaracak” diyor. “Türkiye’de” diyor. Daha ne diyeyim?
Mehdiyet, “Ben Mehdi (a.s.)’yim, gelin beni bulun” demez. Halk onu bulur, insanlar onu bulur. Ben aramak istemiyorum, değil mi? Allah sana zorla arattırır. Kanser olan adam ne yapıyor? Doktora gidiyor, hastaneye gidiyor, değil mi? Mesela “Ben hayatta hastaneye gitmem” diyen adam, koşarak hastaneye gidiyor. Hastaneye gittiğinde de diyor ki : “Buranın en iyi doktoru kim?” diyor. Talebeleri var doktorun ama, “en has doktor kimdir?” diyor, “en iyisi?”. “Bu” diyorlar, değil mi? Gidip ona söylüyor derdini. Mehdiyet de böyledir işte. Bir hastane vardır. Doktorlar vardır, bir de baştabip vardır. Doktorlara adam gider ama, “ya, asıl şu baştabibe ben bir görünsem” der. Değil mi? “Asıl ona bir danışayım” der. Baştabip Mehdi (a.s.)’dir işte.
Yani “ben aramıyorum” diyene, zaten Allah zorla aratır. Mesela diyor ki “Ben deccali görmek istemiyorum.” Deccal seni bağırta bağırta böğürte böğürte sana kendini tanıtır. Gırtlağına çöker senin, sen bağıra bağıra dersin: “Ya sen deccalsin sen” dersin. Diyeceksin yani dedirtir sana Allah değil mi? Deccal boğazına takıldı mı, sen de diyeceksin ki “Ya Rabbi Mehdi (a.s.)’yi gönder” diyeceksin. Başka türlü kurtulamaz. Çünkü “Ya Rabbi beni kurtar” diyorsun. Hasta olan adam, değil mi? Kanser olan adam “beni kurtar”. Ne yapıyor? Doktora gidiyor. Mucize beklemiyor. Yani sebepsiz iyi olmayı beklemiyor. Sebebe sarılıyor değil mi? İlaç istiyor. İlaç Mehdi (a.s.)’dir işte.
“Ya Rabbi, beni deccalden kurtar dediğinde Cenab-ı Allah ona kurtuluşu göstermiş zaten, Mehdiyet’tir. “Beni sebepsiz kurtar” diyemez. Yani çünkü sebepsiz, mesela yemek yemeden ölürüz biz. “Ya Rabbi bizi yaşat” diyoruz ama bir sebebe sarılıyoruz. Nefes almadan ölürüz, su içmeden ölürüz. Yani sebebe sarılacak. Mehdiyet ekmek ve su gibidir. Mutlak ihtiyaçtır Allah’ın izniyle, sebep olarak. Mehdiyet’te Allah tecelli eder. Onun için, adamlar lakayt da görünse, alakasız da görünse mutlaka deccali de görecektir, Mehdiyet’i de görecektir. Mesela bak, Türkiye’de insanlara “sen deccali tanıyor musun?” desen, “tanımıyorum” der. “Burayı kim bombaladı?” diyorsun, “PKK bombaladı” diyor. PKK’ya orayı kim bombalattı? Deccal, deccaliyet değil mi? Görmemezlikten gelmek mümkün mü?
Değil mi, birçok insan şarapnel parçası taşıyor üstünde, kurşun taşıyor. Deccalin kurşununu üzerinde taşıyanlar var. Deccal gözünü koparmış kolunu koparmış deccaliyet. Çocuğunu elinden almış, çocuğunu şehit etmiş, evini yıkmış, sokakları birbirine katmış. Diyorlar ki: “Deccalin icraatı var şu an, dışarı çıkmayın” diyorlar, kimse dışarı çıkamıyor. Deccal sokakta bir kol geziyor değil mi? Bir gövde gösterisi yapıyor, kimse evinden dışarı çıkamıyor. Diyor ki: “Ben deccali bilmiyorum.” Bilmemen önemli değil ki sen yaşıyorsun zaten deccali, adını bilmiyorsun sadece. Seni dışarı çıkartmayan işte o deccal. Deccaliyet çıkartmıyor seni dışarıya. Belki çıkarım, “dec” diyorsundur, “cal” diyorsundur, heceleyip çıkaramıyor olabilirsin. Cehaletin önemli değil. Ama fiilen deccalin etkisi altındasın. Kurtuluş arıyorsan, o evden sen çıkamazsın Mehdi (a.s.)’nin dışında. Yani Allah’a sığındığında, “Ya Rabbi” diyeceksin, “bana bir kurtarıcı gönder”. Peygamberler de böyle diyorlar, ayette de böyle diyorlar. “Yarabbi bize bir kurtarıcı gönder.” Şimdi halkın da, insanların da istediği “yarabbi bize bir sebep gönder, bir kurtarıcı gönder” diyorlar. İşte bu kurtarıcı Mehdiyet’tir. İnşaAllah. “Ben anlamazdan geliyorum” diyorsa, ona anlayacak şekle getiriyor Allah. Yani deccaliyete karşı zaten Mehdiyet, vücuda böyle şeker taşıyan, oksijen taşıyan kan gibidir. Yani doğal olarak biz, vücudumuzda hissediyor muyuz biz, bize şeker taşıdığında, bize oksijen taşıdığında? Bilmiyoruz. Doğal olarak o yayılır.
Mesela bütün Türkiye’de bir Türk-İslam Birliği olacağı hissi var. Mesela Azerbaycan’la vizeler kalktı. Bir hükümet, zeminden, tabandan kuvvet almadıktan sonra hareket edemez. Hükümet, milletten gücünü alır. Milletin talebini uygular hükümet. Hükümet kendi kafasına göre hareket edemez. Vizenin kalkmasını millet istedi, hükümet yaptı. Bak millet diyor ki : “Pasaport da istemiyoruz” diyor değil mi? Şimdi bak onu da kaldıracaklar. Millete bunu öğreten, millete bunu anlatan bir güç var. Bu da Mehdiyet’tir işte. Bu görülmez. Yani görünmeyen bir güçtür Mehdiyet ve sürekli ilerler, gelişir. Ve insanlara nimete vesile olur. İnsanlar farkına bile varmaz. Hatta diyor bir şiirde, Mehdi (a.s.) ile ilgili çok fazla şiir vardır, onlarda anlatılıyor. “Onların bereketine, onların mutluluğuna sebep olan insana, insanlar düşman oldular” diyor. Onu kurtarıyor, yani onu ölümden kurtarıyor, adamın boğazına sarılmışlar. Onun boğazından elini alıyor, o ele düşman oluyor haberi yok. Onu kurtarana düşman oluyor. Ama Mehdiyet tabii “beni ille tanıyın” iddiasında değil. Mehdiyet öyle bir iddiada bulunmaz. İnşaAllah. Ve en ahmakların, en akılsızların da olduğu ortamda, ahmağa da hizmet eder, akılsıza da hizmet eder, cahile de hizmet eder, alime de hizmet eder, vicdanlıya da, vicdansıza da hizmet eder. Yani dinsizi de kurtarır, dindarı da kurtarır. Ahmağı da kurtarır, akıllıyı da kurtarır. Yani ahmak diye ahmağı bırakmaz orada. Ahmağa da acır Mehdiyet. Ona kin duymaz ahmağa. Veyahut vefasıza, akılsıza kin duymaz. Çünkü onu da Allah yaratıyor, ona da acır, onu da koruyacaktır. Mehdiyet’te kin olmaz, nefret olmaz. Yani bir bölüme ayırmaz, yani şu akıllı şu akılsız. Herkesi Allah’ın yarattığı bir kul olarak görür. Hepsine şefkat duyar, yani o zaman zaten Mehdiyet olmazdı. Çünkü Allah’ın Rahman ismiyle, Rahim ismiyle tecelli eder Cenab-ı Allah. Allah’ın “Rahman ve Rahim” isminin tecellisidir Mehdiyet. Mazlumu, zengini, fakiri, akıllıyı, akılsızı, kafiri, münafığı hepsini kurtarma peşindedir. Ama illa “kurtulmamak istiyorum” derse, zaten Allah onun belasını verir. Münafığı da kurtarmak ister Mehdiyet. Ama münafık direnir, zorla o ahlaksızlığın içerisine girer. Yani Mehdiyet’in yapacağı bir şey kalmaz. Hani var ya doktora geliyor, acil getiriyorlar. Serum veriliyor, kalp masajı yapılıyor, değil mi? Oksijen veriliyor, şok yapılıyor. “Elimizden gelen her şeyi yaptık, ama vefat etti” diyor. Tabii münafık buna benzemez, ama teşbih olarak için söylüyorum. Münafıkta da insan elinden gelen her şeyi yapar, ama münafık Cehennem için kesin kararlıdır. Yani mıknatıs gibi çeker onu Cehennem. Mehdiyet onu kurtarmak için uğraşır, ama o gider, Cehennemin en dibine yapışır. Öyle yaratılmış o, yani mıknatıs gibi onu çekiyor Cehennem, illa ki gidecek. İnşaAllah...
Kitaplar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler