Adnan Oktar’ın 27 Ağustos 2010 tarihli Kocaeli TV röportajından
ADNAN OKTAR:Hay MaşaAllah. Haberim yok, Allah’ın hikmeti, bak yemin ediyorum Allah adına. Bak, Kehf Suresi. “İlk bir ayet okuyayım” dedim, direkt Hz. Hızır (a.s.)’dan bahsediliyor. Ben, açarken planlı mı açtım ben?
OKTAR BABUNA:Hayır Hocam. Bu hep oluyor zaten Hocam. İlk defa olmuyor bu, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Bismillah ayetle başlayayım, dedim. Bak elimi koydum, Kehf Suresi, “Derken, Katımız'dan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve Tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz”. Duyun, ilgili şahıslar; “kullarımızdan bir kulu buldular.” Kardeşim bakın net tarih çıkıyor; 2010 ebcedi. 11 değil, 12 değil; 2010. Bak “Derken,” bak, “Katımız'dan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve Tarafımızdan” Hem Allah’ın rahmeti var “ve Tarafımızdan” Allah diyor bunu, “kendisine bir ilim öğrettiğimiz” bu özel bir ilim, kendine hastır. “Kullarımızdan bir kulu buldular. Musa ona dedi ki: "Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?"” “Taleben olabilir miyim?” diyor Hz. Hızır (a.s.)’a. “Dedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin”". “Çünkü beni dinsiz gibi görebilirsin, şeriata muhalif görürsün, cinayet işliyor gibi görürsün, bir yerleri bombalıyor yıkıyor gibi görürsün, görürsün, görürsün, görürsün; yanlış anlarsın beni” diyor, değil mi? “(Böyleyken) "Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?" Bakın, bakın; “(Böyleyken) "Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın” Özü apayrıdır. Konunun bir zahiri vardır; özü apayrıdır. “Kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?" yani, “Takatin yetmez” diyor, “buna” diyor. Bakın, Ulu’l Azm Peygambere söylüyor bunu. “(Musa:) dedi ki” bak; “İnşaAllah.” Kehf kıssasında ki kilit kelimedir, kilit kelimedir. İnşaAllah, maşaAllah diyenler dünyaya hakim olacaklar. Bakın, ne ile başlıyor? “İnşaAllah”. Bu çok önemli, Hz. Hızır (a.s.)’ın da aradığı bir ifadedir bu, inşaAllah. “Beni sabreden (biri olarak) bulacaksın.” Hah. Demek ki çok sabırlı olunacak. “Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim" dedi ama, işte bu çok zor. Yani Hz. Hızır (a.s.)’ı insanlara anlatsan... “Dedi ki: "Eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma”. “Beni sorgulama yok” diyor. “Ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar. Böylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi.” Parçalıyor gemiyi. Özelliğidir, inşaAllah. “(Musa) Dedi ki: "İçindekilerini batırmak için mi onu deldin?” Yani, “toplu katliamı mı amaçladın? Orada yaptığın hareket nedir?” diyor, “haram bir fiil yaptın” diyor. “Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın.” diyor. Tabii bunu bu üç kere demiyor ama “şaşırtıcı” diyor. “Dedi ki: "Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle"” diyor ama bakın, şey vermiyor, ikinci bir ihtimal vermiyor. Yani, “zordur” demiyor, “kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?" Çünkü Allah vahiy ile bildiriyor. “Güç yetiremeyecek” diyor Allah. Biliyor yani, önceden biliyor. Yani “sana mutlaka karşı gelecek” diyor, inşaAllah. "Beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama.” Unutturan kim?
OKTAR BABUNA:Allah.
ADNAN OKTAR: Evet. “Sorgulama.” Ama bak, “sorgulama” diyor, inşaAllah. Hz. Hızır (a.s.)’ın bir de sorgulama yönü de vardır, inşaAllah, değil mi? Yani, vasıflarından bir tanesi; sorgular. “”ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma” dedi.” diyor. Demek ki gerektiğinde zorluk çıkarıyormuş, öyle mi?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Evet. “Böylece ikisi” üçüncüyü kabul etmiyor. Hz. Hızır (a.s.) görüşmede teke tek görüşür, inşaAllah. Üçüncüyü kabul etmiyor. “Böylece ikisi yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürdü. Dedi ki: "Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın."” Yani “kötü bir iş yaptın” demesi; “harama girdin” diyor, değil mi? “Cinayet işledin sen” diyor. “Yanlış hareket ettin” diyor. Hâlbuki vahiyle hareket ediyor, doğru yaptığı inşaAllah. “Dedi ki: "Gerçekte benimle birlikte olma sabrını” -şeytandan Allah’a sığınırım- “göstermeye” bakın bir daha vurguluyor, “kesinlikle” diyor. “Kesinlikle güç yetiremeyeceğini sana söylemedim mi ben?" diyor. Çünkü vahiy ile bildirilmiş. Mutlaka güç yetiremeyecek. “(Musa:) "Bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme.” Bir süre sonra Hz. Hızır (a.s.) iş bitince, görevini yaptıktan sonra geri çekilir. Bir özelliğidir. Yani sürekli aynı yerle bağlantı halinde olmaz. Başka işe gider. ““Benden yana bir özre ulaşmış olursun" dedi” diyor. Yani “tamam” diyor, “ben kabul ediyorum”. “Böylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler” Hz. Hızır (a.s.)’in yemeğe ihtiyacı var mı?
OKTAR BABUNA:Yok.
ADNAN OKTAR: Ama Hz. Musa (a.s.)’nın var, inşaAllah. Canı ister, yer; canı ister, yemez. “Fakat kasaba halkı onları konuklamaktan kaçındı.” Demek ki, heybetlerinden çekinmişler, değil mi? “Onda yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti.” Hay mübarek, hay. Üstad. Aynı zamanda duvarcı ustası. Bir vasfı da duvarcı ustasıdır, Hz. Hızır (a.s.)’ın. Bu ne demektir? Bütün masonları kontrol altına alacak demektir, değil mi? Hepsi emrine girecek demektir, inşaAllah veyahut girdi. Emrine girmiştir, inşaAllah. “Dedi ki: "Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin." Hz. Hızır (a.s.) hiçbir işinde, hiçbir karşılık istemez; özelliğidir. Ne yiyecek, ne para, ne çıkar hiçbir şey yoktur. Bir insanın her halükarda bir şeye ihtiyacı olur, değil mi? Onun hiçbir şeye ihtiyacı olmadığı için, yani alametidir; hiçbir şey istemez. Yemek de istemez, uykuya da ihtiyacı olmaz; öyle bir insan. Canı istediğinde uyur...
Güncel Yorumlar
Devamı ...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...