Adnan Oktar’ın 10 Ağustos 2010 tarihli Gaziantep Olay TV röportajından
ADNAN OKTAR: ... “Sayın Hocam sizin sitenizden çok istifade ediyoruz, lakin, “Maddenin Arkasındaki Sır”’a kadar kafam allak bullak oldu. Şimdi siz “Maddenin Arkasındaki Sır”’da, “kainat diye bir şey yok” mu diyorsunuz? Allah’ın yarattığı eşsiz sanatlar, mucizevi galaksiler, güneş sistemi, dünya, dünyanın içindeki mahlukatlar yok mu? “vardır da biz bunun gerçek mahiyetini bilmiyoruz” diyorsunuz. İnanın bu film, ümmetin aklını perişan etti. Çok izleyenlerden duydum, aynı şeyi yaşıyorlar.” Ne güzel, biz de zaten akıllarını perişan etmek istiyoruz, çünkü, dünyayı sevenlerin aklını perişan etmek istiyoruz. Dünya aşıklarının aklındaki dünya perişan oluyor. Bütün aşkla, bütün ruhtaki muhabbetle Allah’a dönüyorlar, ne güzel, değil mi? Dolarların yerini Allah sevgisi alıyor. Gemilerin, hırsların, yatların yerini Allah sevgisi alıyor ve gerçek mutluluk ve gerçek Cennet ruhu meydana gelmiş oluyor. “Nasıl olur? Dokunduğumuz, gördüğümüz, hissettiğimiz bu dünya yok mu?” Peki, aynı arkadaşımıza, Suat kardeşimize soruyoruz, Suat Doğan’a. “Allah nerde?” diyoruz, “Radyo dalgası gibi” diyor “Allah” değil mi? Daha da sorarsak, “Aklını gösterebiliyor musun bana?” diyor. “Gösteremiyorum” diyorum. “İşte Allah, nasıl aklını gösteremiyorsan, akıl gibidir” diyor. Allah’ı hayal haline getirdin. “Sen?” “Ben varım” diyor. “Cisimim, görünüyorum, bak eşya hepsi var” diyor. “Allah akıldaki gibi hayaldir.” diyor. Bak biz de diyoruz ki, koçum, canım ciğerim, yiğidim, arslan kardeşim, “sen hayalsin, Allah mutlak varlık” diyoruz. Niye bu kadar şaşırdın, değil mi? Allah’ı hayal yapacağına, kendini hayal yapsana, değil mi? Bu kadar allak bullak olacağın ne var? Gördüğün bütün galaksiler hepsi var dışarıda. Ama bunlar gölge varlıktır. Ve biz onları, o gölge varlıkları hayal olarak görürüz beynimizde. Görüntü olarak görürüz. Ha, “bilimsel açıkla” dersen, açıklayayım. Atomun yapısından dolayı, çekirdeğin, protonun, nötronun yapısından dolayı, madde dışarıda saydamdır. Senin zannettiğin gibi değil. Dinsiz, dindar, hangi bilim adamına sorarsan sor, kime sorarsan sor, madde saydamdır, bir. İkincisi, dışarıda ışık yoktur. Işık yok ne demek? Zifiri karanlıktır. Üçüncüsü, dışarıda renk yoktur. Renk nedir? Beynin, beyinde ruhun, dalgaları, dışarıdan gelen dalgaları yorumlama şeklidir. Aksi mümkün mü bu açıklamaların? Yok. Bütün bilim adamları ittifak halindeler, dinsiz, dindar. Peki dışarıdaki ışık ne? Dalga, değil mi? Beynimiz onu ışık olarak algılıyor. Dalganın bir ışık olmadığını, aydınlık olmadığını biz biliriz. Bilim adamları da biliyor. Biz de bu gerçeği söylüyoruz. Dolayısıyla allak bullak olacak bir şey yok. Dünya aşıklarının elinden dünyayı aldık da onun için. Sadece Allah olması, bazı kişileri rahatsız ediyor da ondan, değil mi? Onu mutlu etmiyor. Allah hayal olacak, onun gemileri, fabrikaları, malları, çocukları, oğulları, çevresi mutlak varlık olacak. Biz de diyoruz ki: “Allah mutlak varlıktır, mutlak varlıktır, mekansız ve zamansızdır, mekansız ve zamansızdır. Sen mekanlı ve zamanlısın” diyoruz, ama hayal olarak. Ve dışarıda da maddenin varlığı, gölge varlıktır. Anlaşıldı mı? Bu, ümmetin aklını perişan etmiyor, gerçekten iman ediyorlar.
Çünkü daha önce, “şahs-ı manevi, şu bu” diyen -iyi niyetli diyenleri tenzih ederim, ben büyücüleri söylüyorum- büyücülerin beynine balyoz gibi indi bizim anlattığımız gerçekler. Ümmeti, insanları aldatıyorlardı. Cayır cayır, gözünün içine baka baka aldatıyorlardı. Bakın tekrar söylüyorum, iyi niyetli, samimi, hakikaten bilgi eksikliğinden söyleyenlerin tamamını tenzih ediyorum. İşte, “Mehdi (a.s.)’ın gelişi 2 bin sene sonra, 20 bin sene sonra, ve deccal de yok, işinize gücünüze bakın” diyenler. İşte, fakirlere verilecek malı çok çok çok azaltıp sanki yok hükmüne getirmeye kalkanlar bir de baktılar ki Allah ellerindeki bütün malı almış ve sadece Allah var, değil mi? Ve Allah’ın tecellileri var. Şimdi, Allah bizim Aşkla sevdiğimiz, biricik varlığımızdır. Mesela şu an beni konuşturan Allah’tır. Enaniyetle, kibirle, televizyona çıkan böyle azametli, deccal kılıklı bazı Hocalar oluyor. İyi olanları, temiz olanları tenzih ederim. Müthiş küstah, tepeden, kendinden çok emin, ilmin kendisinden zuhur ettiğini zanneden, değil mi? Süper bilmiş, herkese tepeden bakan bazı tipler var. Şimdi maddenin hayal olduğunu anlayınca ne olur o adam? Acayip garibanlaşıyor değil mi? Ne olur? Perişan olur, işte kardeşimin dediği o. Bak diyor ki: “Bu film ümmetin aklını perişan etti.” Nefsini perişan ediyor, aklını değil, yanlış kullanmış. Nefsini ve enaniyetini perişan ediyor. Ben öyle hakikatler anlatıyorum ki, Avrupa da, Amerika da yerle bir oldu. Dümdüz oldular, hiç kimse böyle, ne diyeyim ona, poz yapacak hali kalmadı, değil mi? İnşaAllah. Konu bu. Benim Atlasım, Avrupa’da, Amerika’da, sırf Avrupa’da 150 bin adet satıldı ve dağıtıldı. 150 bin “Yaratılış Atlası”. Bütün Avrupa felç oldu. Bakın kardeşim diyor ki: “Ümmetin aklını,” Dünyanın nefsaniyetini perişan ettik, dünyanın. Çünkü bu gerçek bütün dünyaya birbirine anlatarak yayıldı. Evren ve Einstein isimli kitapta diyor ki: “Bilim adamları bu gerçeği büyük bir korkuyla fark ettiler” Değil mi? Ne oldu, niye korktunuz ki? Çünkü öyle azametliydi ki, “madde sonsuzdan gelip sonsuza gidiyor” diyorlardı. Bir de baktılar ki, madde hayal ve gölge varlık olarak var. Biz, gölge varlığın hayalini gördüğümüzü gördüler, anladılar.
OKTAR BABUNA:Evet, bunu da siz anlattınız Hocam bütün dünyaya maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Pür neşe samba yapıp yana döne oynuyorlardı. Oyna, biz oynamana bir şey demiyoruz da, gerçeği gör, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah.Sizin eserleriniz, bilmeyebilir izleyicilerimiz Hocam, bütün dünyanın politikacılarına, başbakanlarına, krallarına, tanınmış sporculara ve bilim adamlarına gitti. Nitekim, bugün artık günümüzde sizin eserleriniz gittikten sonra bütün fizikçiler Hocam, maddenin hayal olduğunu söylüyorlar, çok net olarak.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, benim anlattıklarımı, orta okulda, ilkokulda bize anlatırlardı, bu anlaşılmayacak bir şey mi bu? Anlaşılamayacak ne var? Dediği doğru da, nefisleri perişan oldu. Şimdi fabrika sahibi bakıyor, fabrikası muhteşem. Sonra bir gözünü kapatıyor, şöyle gözüne kenardan bir bastırıyor, gözünün kenarına. Fabrika bir bakıyor, böyle böyle oynuyor. Herkes deneyebilir. Hani senin fabrikan ordaydı, sabitti? Bir de bakıyor ki, beyninin içerisinde fabrika. Dışarıda vardır fabrika ama, gölge varlıktır. Dışarıdaki fabrika onun hiç işine yaramaz. Saydam, simsiyah fabrikadır, karanlıklar içerisinde. Hiçbir işine yaramaz. Allah ona nur veriyor, ve onu ışıklı olarak görüyor. Pırıl pırıl ışıkta ve renkleri yaratıyor Allah. Renk cümbüşü. Galaksileri pırıl pırıl bize gösteren Allah’tır. Sevdiren Allah’tır. Allah sevdirmezse ne anlamı kalır? Bak hem güzelliği yaratıyor, hem sevdiriyor. Güzellik de O’na ait, sevdirmek de O’na ait. Adam bunu istemiyor işte. “Ben sevdim” diyor. Sen sevmedin, Allah sevdirdi. Güzel yaratan, Allah yarattı güzel, değil mi? Perişan olacak bir şey yok. Gerçeği gördün, hafifçe şöyle bir ayağın yerden kesildi, o kadar.
OKTAR BABUNA:Bir de bunlardan en çok rahatsız olanlardan biri Lenin Hocam. Okuyayım mı sözünü Lenin’in?
Lenin diyor ki: “Duyularımızla algıladığımız.” Vladimir Lenin, ünlü komünist lider. “Duyularımızla algıladığımız nesnel gerçek değil, bir kere yadsıdın mı,” maddenin gerçeği konusunu, “bir kere yadsıdın mı, kuşkuculuğa (agnostisizm) ve öznelciliğe (subjektivizm) kayacağından, fideizme (dini inanca) karşı kullanacağın tüm silahları yitirirsin, bu da fideizmin istediği şeydir. Parmağını kaptırdın mı, önce kolun sonra tüm benliğin gider” diyor.
ADNAN OKTAR: Önce kolun, sonra neresi gidermiş?
OKTAR BABUNA: “Tüm benliğin gider” diyor.
ADNAN OKTAR: İşte bu kadar.
OKTAR BABUNA: Evet, komünizm gider diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Demek ki bak Darwinizm, materyalizm konusunda da öyle. Benim meşhur bir sözüm vardır. Koydum mu oturturum. Şimdi ne kadar veciz anlatmış, ne kadar güzel anlatmış, değil mi? Her şey Allah ile çok güzel. Yoksa insanlar birbirinden korkardı. Deniz sizi korkuturdu. Gökyüzü korkuturdu. Yerin altındaki mağma sizi korkuturdu ve 10 saniye bile yaşayamazdı insanlar korkudan. Allah aşkıyla biz bu kadar coşkuluyuz. Allah’ın güvencesinden dolayı bu kadar rahat yaşıyoruz. Normalde, bedenin de, kalbin çalışması da mümkün değil. Kalp niye çalışsın kardeşim? Hemen durur. Elektrik sistemini nereden bilsin kalp? Onu anlat kısaca.
OKTAR BABUNA: Kalpte iki kulakçık, iki karıncık var. Elektrik sistemindeki bir gecikmeden dolayı kalp çalışabiliyor. Şundan dolayı, kulakçıkların önce kasılması, karıncıkların sonra kasılması lazım. Aynı anda kasılırsa olmuyor. Aralarında çok fark olursa, yine olmuyor. 0.12 saniyelik, 1 saniyenin onda biri kadar gecikmeye uğradığı için, arada çok özel hücreler var. Oradaki gecikmeden dolayı kalbimiz kan pompalayabiliyor. Eğer bu, 0.12 saniye değil, 1 saniye olsa olmuyor, hayat olmuyor. Bundan daha az olsa, yine hayat olmuyor. Tam olması gerektiği kadar 0.12.
ADNAN OKTAR: 0.12 saniye?
OKTAR BABUNA: Evet.Kardeşim 0.12 saniyeyi et nasıl ayarlasın? Kasapta falan satılıyor, sakatatçılarda görüyorsunuz kalp. Onu ayarlayacak bir durumu var mı onun?
OKTAR BABUNA: Yok Hocam, inşaAllah. Mümkün değil.
ADNAN OKTAR: Bütün varlık Allah’ın gücüyle ayakta durur. Bütün alem. Meselam bak, gök yüzünde koskoca bir kaya parçasıdır dünya. Son sürat, boşlukta gidiyoruz. Ve her taraf dev kaya parçalarıyla dolu. O ona çarpıyor, o ona çarpıyor, o ona çarpıyor. Trilyonlarca, katrilyonlarca galaksi, taş parçası, değil mi? Gezegen, yıldız, şu, bu falan hepsiyle beraber gidiyoruz. Ama bakın dünyaya hiçbir şey olmuyor. Ay hallaç pamuğuna dönüyor hergün. Venüs, Jüpiter hallaç pamuğuna dönüyor. Hergün isabet alıyorlar. Ama bak dünyada hiçbir şey yok, değil mi? Gayet sakin gidiyoruz. Tüy gibi. Şu an, arabada giden bile bir sarsılıyor değil mi? En ala o amortisör mü deniyor, o teşkilat var, o bile sarsıyor. En ufak bir sarsılma var mı?
OKTAR BABUNA:Yok Hocam. Saatte 900 bin km hızla gidiyoruz.
ADNAN OKTAR:900 bin km hızla giderken, gökyüzünde, bu normal mi şu? En ufak bir sarsıntı yok. Ve yerin altı da mağma, fokur fokur kaynıyor. Elma kabuğu kadar incedir, biliyorsunuz dünyanın yapısı. Mağma, elmanın içindeki etli kısmı biliyoruz, değil mi? Bir de kabuğu var. Kabuk kısmı kadar incedir elmanın. Biz onun üstünde yaşıyoruz. Ve altı fokur fokur kaynayan mağma. Bak çıt yok, gayet sakin. Ne mağmanın sıcaklığını duyuyoruz, ne bizi rahatsız ediyor, değil mi? Ama kardeşimiz istiyor ki, Allah hayal olsun (haşa), akıl veriyor. Bakın ben bir daha söylüyorum. Allah mutlak varlıktır. Dışarıda tabii ki gölge varlık olarak madde vardır. Saydam olarak ve simsiyah karanlık olarak. Bilim adamlarına, hepsine sorun, Allah bizim beynimizde, onu ışıklı, pırıl pırıl bir dünya olarak yaratır. Bakın ne kadar büyük bir lütuf. Mesela mavinin güzelliğini görüyoruz, o rengi yaratan Allah, değil mi? Ve göze anlam veren de Allah. Mesela anlam da vermeyebilirdi. Mesela bir çok göz çok korkutucudur, ürkütücüdür. Mesela adam bakmak dahi istemez. O göze nur veren, anlam veren, muhabbete sebep olan, yine Allah’tır. Onun için, Allah’ı unutmak isteyenlere pek ağır geldi ve aniden vurduk dünyayı. Bütün ağızlarının tadı kaçtı. Ve bütün dünya Allah’a dönüyor şu an ve dönecekler. İlk 1900’lü yıllarda falan, Allah’ı unutma modası vardı. Allah’a düşman olma modası vardı. Bu hakikati bilip de Allah’a inanmaması bir insanın, imkansızdır. Cenneti, Cehennemi bir kere tam net anlar. Yeniden yaratılışı çok net anlar. arkadaşımız diyor ya; “ümmetin aklını perişan etti” dediği, bilakis nefsini perişan ediyor, aklını açar. Bir kere yeniden yaratılış, onun için son derece kolay olduğunu bilir. Yaratılışın tek bir an, Allah’ın ol demesiyle hemen olacağını anlar. Cenneti, Cehennemi çok çok iyi anlar. Ruhun varlığını adı gibi bilir, gayet güzel bilir. Dolayısıyla, hakk-ul yakin iman eder. İlm-el yakin ve hakk-ul yakin. Sahtekar Hoca sisteminin yıkılmasında çok büyük faydası olmuştur. Sahtekar bazı Müslümanların atak yapmasının ortadan kalkmasına çok büyük faydası olmuştur. Ve benim milletim, halis Müslümanların olduğu yerdir. İnşaAllah. Onun için gönlü rahat olsun kardeşimizin...
Ses kasetleri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Dergiler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler