Adnan Oktar`ın 7 Eylül 2010 tarihli Gaziantep Olay Tv ve Çay Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ... Solcular bile korkuyor bak adam. Çıktılar o sanatçılar falan. Mustafa Altıoklar mı diyorlar? Var mı öyle birisi?
OKTAR BABUNA: Var Hocam.
ADNAN OKTAR: Yanlış aklımda kalmadıysa o. Ondan sonra işte diğer zevatta yani suni değil hakikaten bir korku var içlerinde, onlar da bir korku yaşıyorlar. Kardeşim Mehdiyet’i kucaklasanıza, Mehdiyet’i desteklesinize. Onun içerisinde sevgi var, barış var, kardeşlik var, güven var, huzur var. Tabii ki yobaz sistem sizin kafanızı ezer. İflahınızı keser tabii ki yobaz sistem. Yobaz sistemden biz de çekiniyoruz. Ben onlardan on misli daha çok çekiniyorum yobaz sistemden. Gerici sistem büyün dünya için çok korkunçtur. Bunun çözümü oralara çıkıp bas bas bağırıp istibdat istemek değildir. Baskı istemek değildir. Bunun çözümü, özgürlük, demokrasi ve Mehdiyet’tir, değil mi? Mehdiyet’in şefkati, sevgisi, coşkun muhabbetine gelmektir. Yobazlıktan korkan dine saldırarak çözüm bulamaz. Yobazlığa karşı mücadele eden, çözümü dine saldırmak değildir. Mehdiyet’e tabii olmaktır. Yani Kuran’ın gerçeklerine tabii olmaktır. Madem özgürlük istiyorsun, sevgi, barış istiyorsun, kardeşlik istiyorsun, hepsinin üstünde Allah’ın rızasını istiyorsun. O zaman Mehdiyet’e tabii ol. Bak bakalım modernlikte, bakacaksın ki yani sen modernliğin m’sini bilmediğini anlayacaksın. Özgürlüğün ö’sünü yaşamadığını anlayacaksın, değil mi? Sevinç’in s’sini yaşamadığını anlayacaksın. Kafalarında var bir özgürlük mesela bir neşeli olmak istiyor, sevinç içinde yaşamak.
Mesela Bedri Baykam’a baktım benden daha küçük. Çökmüş yani feci şekilde çökmüş. Sevgisizlik insanı işte bu hale getirir. Perişan olmuş yani. “Bir tıkım.. bir tıkım..” falan öyle bir şeyler anlatıyordu o. A ile ı harfi değişmiş durumda takım demiyor, tıkım diyor, o neyse öyle ultra modern genç inşaAllah. Bu aralar yine bir tablo yapsın da bakalım. Özledik tablolarını. Şöyle bir duralit parçası alıyor, tahta 3 metreye 4 metre falan. 4 kova boya, serpiyor hazret böyle boyayı, sonra eliyle falan böyle bir karıştırıyor, bir de yapıştırıyor ellerini, orda da işte bez parçaları buluyor onları yapıştırıyor, eski gazeteler buluyor onları da yapıştırıyor. Yani ben öyle bir şey birçok yerlerde rastlıyorum öyle şeylere de şimdi söylemeyeyim yani. Benim sanatına karşı bir sözüm yok da mesela çöplükte de o tip şeylerle karşılaşırdım zamanında. Mesela boyacıların kullandığı şeyler olurdu böyle tahta parçaları olurdu. Üstüne mesela gazete parçaları düşer, değil mi? Taş parçaları düşer, kum parçaları düşer. Olur böyle mesela sökerler onu, sonra götürür ardiyede satmak için gönderirler. Biraz onu andırıyor ama çok böyle ilginç bir sanat türü olduğu için insan tabii adapte olamıyor. Yoksa bir şey dediğimiz yok.
OKTAR BABUNA: “Dahi çocuk” diyorlar.
ADNAN OKTAR: Dahi çocuk evet. Böyle Einstein gibi de saç bırakmış falan ama biraz daha çok leylek yuvasını andırıyor. Einstein’ı da aşmış.
OKTAR BABUNA: O da canlı yayında bunu söylemişti Hocam, hatırlıyorum bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Acayip bilmiş böyle bir tıkım, bir tıkım. Madem bu kadar irticadan korkuyorsun, gericilikten korkuyorsun, çözümü nedir? Kuran’ın nuruna sarılmaktır, değil mi? Yoksa dine karşı yani dinin bir kısım hükümlerine karşı böyle değişik bir bakış açısı değil, inşaAllah. Kafası çalışan bir çocuk ama modernliğe çok saplantı halinde bağlanmış. Yani buna modern denilmesi, işte sen olağanüstüsün, dahisin falan dediğinde bu kendini kaybediyor adeta. O da inanıyor da ona. Yani hakikaten insan bakar şu tablosuna falan bu ne var bunda der yani. Eski gazete parçaları var, yağlı boya eliyle de sürüyor, elinin izleri çıkıyor bazen de ayağını da sürüyor, ayağının izlerini de çıkarıyor. Yani değişik bir şey tabii bilmiyorum ondan hoşlananlar da oluyordur, ben bir şey demiyorum. Ben garibime gidiyor yani biraz değişik. İrticadan korkan Mehdiyet’in sıcaklığına gelsin. Bütün dünya için korkunçtur irtica. Evanjelikleri gösterdik, Evanjelikleri. Adam ne diyor? “Atın boynuna kadar kan olacak” diyor, kan. Milyonlarca bakın, yüz milyonun üstünde Evanjelik var. “Sel gibi kan akıtacağız” diyorlar. Kadın çok güzel bir kadın bayağı hoş görünümü var. Diyor ki; “Ben kılıçla bizzat kendim doğrayacağım insanları” diyor. Al sana irtica işte. Asıl korkacaksan ondan korksana sen, değil mi? Cübbeli ne diyor? “ Ne kadar Alevi varsa, ne kadar Vehabi varsa, ne kadar Şii varsa, ne kadar Caferi varsa hepsini doğrayacağız. Pırasa gibi doğrayacağız” diyor. Ordaki çocukları da ikna etmiş. Onlar da koro halinde “Doğrayacak” diyor hep bir ağızdan. Şimdi Evanjeliklerin üslubuyla burdaki üslup birbirinin aynı. Komünistlere, iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne bakıyoruz. “Siz ne istiyorsunuz?” diyoruz. “Üç milyon kişiyi doğrayacağız. Şehit edeceğiz” diyorlar. Kardeşim kandan başka bir şey bilmiyor musunuz siz? Komünistlere gidiyoruz. “Siz ne istiyorsunuz?”. “Bu kızıl kan denizinin ufkundan kızıl bir güneş doğacak” diyor. Onlar da deniz istiyorlar. Öbürleri ırmak gibi kan istiyor. Bunlar da deniz, “Atlas Okyanusu gibi kan istiyoruz” diyorlar. O kadar kan. Komünistler bunu istiyorlar. O leylek yuvası saçlı Dahi benim sözümü iyi dinlesin bak. Komünistlere karşı genellikle bir sempatisi var, üslubundan anlaşılıyor. Onlar da kızıl bir kan denizi istiyor ve muazzam bir istibdat istiyorlar ve Proletarya diktatörlüğü istiyorlar. Proletarya diktatörlüğü ne demektir? İşkence, zulüm, kan ve hapishane demektir. Mehdiyet ne diyor? “Damla kan akmayacak” diyor. Uyuyan kişi uyandırılmayacak, değil mi? Ve Allah’ın garantisi var. Bakın Allah’ın garantisi var. Ne kadar muhteşem bir şey. Dünya tarihinin en mükemmel medeniyeti meydana geliyor, büyüklük açısından...
Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler