Adnan Oktar`ın 9 Eylül 2010 tarihli Maraş Aksu ve Kaçkar Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ... Şimdi Oktar’ım Kuran’da küfürden bahseder, münafıklardan bahseder, müminlerden bahseder fakat bir ara sınıf vardır; -onlarla ilgili de benim bir kitap çalışmam olacak- bir de kalbinde hastalık olanlar vardır. Ayrı bir sınıftır bunlar. Yani, münafıklığa da aday, Müslümanlığa da adaydırlar, ikisinin arasında yani. Ayette diyor, “ikisi arasında bocalayıp dururlar.” Yani, “Küfürle İslam arasında, münafıklıkla Müslümanlık arasında bocalayıp dururlar” diyor. Ama bunların, yani Müslümanlığa geçişi çok kolay oluyor, kolay olur. Ama münafıkların da potansiyel tabanıdır. Yani münafıklığa da çok rahat geçebilir, ortadadır. Bunlarla ilgili Kuran’da çok fazla ayet vardır. “Kalplerinde hastalık mı var?” diye geçer Cenab-ı Allah’ın, değil mi?
Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hanımlarına iftira atıldığında kalbinde hastalık olanlar şüpheye düşüyorlar. Münafık değil, Müslüman ama hasta, kalbinde hastalık var. Yani yatkın, tahkik ediyor. Allah diyor ya Cenab-ı Allah, hüsn-ü zanda bulunup “bu apaçık bir iftira demeniz gerekmez miydi?” diyor, değil mi? Demiyor. Yani, “acaba” diyor, “hakikaten var mı acaba?” diyor. “Ben Peygamber'i çok seviyorum ama hakikaten böyle bir şey var mı?” diyor, o bir hastalık.
Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yanında sesini yükseltiyor. Yüksek sesle konuşuyorlar. Ama sesini yükseltmenin kastı biraz da akıl verme. Yani üst perdeden konuşma böyle, değil mi? Buna da bakıyor aynı zamanda. Çünkü diğer ayetlerde de bunu görüyoruz. Bu da bir hastalıktır. Halbuki bak ayette buna başka bir yönden de bakıyor Cenab-ı Allah, başka yönden de değerlendiriyor. “Peygamber (s.a.v.)” diyor “size bir şey söylediğinde onun hükmünü” diyor,“kalbinizde en ufak bir burkuntu duymaksızın itaat etmedikçe mümin sayılmazsınız” diyor Allah, “gerçek hakkıyla, Müslüman sayılmazsınız”. Şimdi bak burkuntu, burkuntu da bir hastalıktır. Burkuntu olmaması lazım. Mesela münafıkta burkuntu olmuyor. Münafık doğrudan reddeder. Kafir doğrudan reddeder. Onların öyle bir konusu yok. Ama müminde burkuntu oluyor kalbinde. Mesela kalbinde bir rahatsızlık hissediyor. Kanaat getiremiyor elçinin sözüne, yani kanaati gelmiyor. Kabul ediyor ama yani içinden böyle tasdik ederek değil. Halbuki içinden tasdik ederek kabul etmesi gerekiyor. Bu da bir hastalıktır, kalbi hastalıktır. Bak ayette diyor ki Ahzab Suresi 12’de: “Hani, münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar” apayrıdır. Onun için bu konuyla ilgili benim daha önceki çalışmalarımı bir araya getirip bir kitap haline getirmemiz iyi olacak. Daha önce aldığım notları bir araya getirin. Bu konuyu bir kitap haline getirelim. Bak: “"Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi" diyorlardı.” Şimdi münafık tamamen kopma kastıyla söylüyor. Kalbinde hastalık olan da bunu hem içinden geçiriyor hem kalben, mesela, diliyle de uygun yerde söylüyor. Fakat amacı gitmek değil burada münafığın. Yani hastalığını söylüyor sadece. Bir rahatsızlık vermek, Müslümanlar içinde disiplinsizlik meydana getirmek. Yani Peygamber (s.a.v.)’e olan saygıyı yok etmek, güveni yok etmek. Dolayısıyla, “ben senden daha büyüğüm, daha iyiyim ama kalacağım Müslümanların içinde kalacağım ama sen de hatanı bil, yanlışını bil” gibi, haşa. Anlaşıldı mı? Ama münafık “Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan” “Allah ve Resulü”, zaten Resullüğünü kabul etmiyor ki münafık, değil mi? Yani mümin söyler bunu. Münafık ancak tanıtım için söyleyebilir konuyu. Bak: “Bize boş bir aldanıştan başka bir şey vaat etmedi” diyorlar. Yani, boş bir tespit yaptı, boş yere götürdü, yani “bir daha yapma” gibi haşa, yani, “düzelt bu hatanı” gibi. Anlaşıldı mı? Yani, “insansın hata yapabilirsin, bak burada hata yaptın” gibi haşa. “Onlardan bir grup da hani şöyle demişti: "Ey Yesrib (Medine) halkı, artık sizin için (burada) kalacak yer yok, şu halde dönün"”. Bak bu tam münafık ifadesi. Bitti yani, burada hüküm var. “Boş bir aldanıştan başka bir şey vaat etmedi” diyor ama ortada bırakıyor bu. Yani, burada bir hüküm yok. Ama bak burada hüküm var. “Dönün” diyor. Şimdi burada, “dönün, dinlemeyin imamı” diyor artık. Yani, kontrolden çıkmış burada. Burada münafık eylemine geçmiş olay. “Onlardan bir topluluk da: "Gerçekten evlerimiz açıktır" diye Peygamberden izin istiyordu” onlar da gitmek istiyor, bu da münafık. “Oysa onlar(ın evleri) açık değildi. Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı” diyor Allah. Yani, bak kaçma eylemi var. Kalbinde hastalık olanda kaçma eylemi olmaz. O durur yani Müslümanların içerisinde durur. Fakat sürekli kalbinde kuruntular olur. Hep üst perdeden olur, yani karar veremez. “Eğer onlara (şehrin her) yanından girilseydi sonra da kendilerinden fitne (karışıklık çıkarmaları) istenmiş olsaydı, hiç şüphesiz buna yanaşır ve bunda pek az (bir zaman) dışında (kararsız) kalmazlardı.” Bu münafıkların tavrıdır. Çünkü bu, Müslümanlara doğrudan saldırıya hedef var burada. Bakın diyor ki: “Eğer onlara (şehrin her) yanından girilseydi”, şimdi bakın Müslümanlara saldırı olduğunda, genellikle saldırıyı yapanlar geri planı hazırlarlar. Yani buna çok dikkat etmek lazım. Bir Müslümanlara saldırı yapıldığında, atak yapıldığında, tek cephedendir diye, oraya bütün dikkati vermek değil, yani mutlaka ikinci, üçüncü cepheden de saldırı vardır. Yani hem basın ayağı vardır mesela hem tuzak ayağı vardır, hem saldırı ayağı vardır. Yani, münafıklar o tip saldırılarda zemini geniş çapta ayarlarlar. Kalbinde hastalık olanlar da, işte orada Peygamber (s.a.v.)’e akıl vermeye kalkıyorlar. Orada üst perdeden, yani, “hata yaptın sen, düzelt”, yani onu bir fırsat biliyorlar. Sıkışık anı fırsat bilir, onun üzerine üzerine gelir. Peygamber (s.a.v.)’in üzerine üzerine gelir. Ama saldırı çekildikten sonra gücünü gördüğünde sakinleşir, mutmain olur, hastalık olanlar. Bak: “Eğer onlara (şehrin her) yanından girilseydi” demek ki her cepheden saldırı olabiliyor Müslümanlara, ona çok dikkat etmek lazım. Aynı anda ekonomik saldırı da yapabilirler, başka şey de yapabilirler. Ona çok dikkatli olmak lazım. Sonra da bakın, “girilse”, ikinci aşama önce giriliyor, burada bir saldırı var. “Sonra da kendilerinden fitne (karışıklık çıkarmaları) istenmiş olsaydı”, şimdi fitne apayrı bir şey. Ona ayrı bir çalışma yapması gerekiyor fitne için. Fitne genellikle dağılmayı kolaylaştırmak için yapılır ama imam esas alınır. Yani, Resul esas alınır. Çünkü onun güvenilmezliği vurgulandıktan sonra artık arkası kolay onlar için. Yani bütün mesele onun güvenilmezliğinin vurgulanmasıdır. Yani “yanlış hesap yaptı, yanlış düşündü, buradaki hükümleri de yanlıştı, şu da yanlıştı. Biz size iyilik yapmak istiyoruz. Dolayısıyla hatanda devam etmeyin en kestirme yerden dönün” mantığındalar. Ama kalbinde hastalık olanlar da bunu tekrar ediyor, fakat eyleme geçirmiyorlar. Bak: “İstenmiş olsaydı, hiç şüphesiz buna yanaşır ve bunda pek az (zaman) dışında (kararsız) kalmazlardı”. Bak bu kararlı, bunlar münafık. Hastalık olanlar da mütemerriddir, karar veremezler, yani tereddüt içindedirler. Şüphedir, karar veremiyorlar bunlar...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler