Adnan Oktar`ın 10 Eylül 2010 tarihli Kocaeli Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ... Hazreti Yusuf’un kardeşleri. Onların da kalbinde hastalık var yani münafıklığa yatkın bir yapı. Yani münafık da olabilir olmayabilir de, kurtulabilir ama kalbinde hastalık olduğu belli. Münafıkta cinayete eğilim vardır. Mesela bak kardeşlerinde Hazreti Yusuf’u öldürme eğilimi oluyor. Bütün münafıklarda vardır, cinayet eğilimi. Yani psikopatlar, mesela o çok hayret verici bir şey. Şeytan’ın bir özelliğidir, yani kan dökücüdür, kan isterler. Yani kana doymaz. Her yerde kanla meseleyi halletmek ister. Yani içgüdü olarak kana karşı içlerinde Allah onlarda bir eğilim yaratmıştır. Münafıkların özelliğidir bu. Yani diyor ki mesela, biri “kuyuya atalım” diyor. Tek sebep ne biliyor musun? Kıskançlık. Kalbinde hastalık olanların psikopatlığıdır, bu. Yani münafıkların psikopatlığıdır. Münafıklar, aynı zamanda çok haset ederler, onun içlerini yakar kavurur. Yani Müslümanların gücü, iktidarı, yamanlığı, aklı, zekası, zenginliği, münafığın içini fırın gibi yakar, ızdırap verir. Ta iliklerine kadar, ayağından beynine kadar yakar. O acıdan kurtulmak için de saldırır aslında. Yani acıdan ölmek üzere olan bir köpeğin debelenmesi gibi, yani kuduran köpek nasıl oluyor. Son anlarında artık gidiyor ele buna saldırmaya başlıyor. Bir yandan hem debeleniyor, içi yanıyor çünkü hem de saldırganlaşıyor ve kan dökme eğilimi oluyor. Münafık da aynı bu ruhtadır.
Mesela bak Hz. Yusuf gibi mübarek, tatlı, güzeller güzeli ki çocukken de olağanüstü güzeldi Hazreti Yusuf. Onu kuyuya atacak kadar acımasız ve gaddarlar. Kuyuya neden atmak istiyor, biliyor musun? Doğal ölsün bir düşüncesi de var. Ama diyor ki, kardeşi “belki biri onu oradan alır götürür” diyor. Götürmezse, kervan gelmezse ölür, elliye elli. Bu münafığın bir yöntemidir. Münafık biraz kalleş bir yöntem kullanır. Burada da kalplerinde bir hastalık olduğu anlaşılıyor, bu üsluplarından. Sonra inşaAllah düzeltmişlerdir tavırlarını ama bu kalplerinde hastalık olan. Kadının da orada yaptığı Hazreti Yusuf’a karşı yaptığı o da yine kalbinde hastalık olduğu için. Yani sevgi dolu bir kadın, sevdiğini hiçbir şekilde harcamaz. Zarar vermez ve kötülük etmemesi lazım. Aşkını yaşar, gizlice de yaşayabilir, kalbinde olur. Ölünceye kadar onu sevebilir, yani illa ele geçirmesi gerekmez. Allah onu Ahirette beraber eder, gizlice sever, yoksa kalben sevebilir. Allah’ın tecellilerini görür, Allah’ın güzelliğini onda görür. Aşkla, tutkuyla sever ama çeşitli nedenlerle onunla beraber olamayabilir. Aşıktır, Ahirete niyet eder, “Yarabbi beni onunla Ahirette beraber et” der. Kalben kendini ona hibe etmiştir bir nevi, kalbinde. Kadının böyle yapması gerekiyor, Hazreti Yusuf’a ulaşamadığında. O ne yaptı? “O zaman hapse girsin” dedi. Kardeşim bu nasıl bir vicdandır. Kardeşim derken Müslümanlara “kardeşim” diyorum tabii onlara “kardeşim” demiyorum. Hazreti Yusuf’a böyle zulüm yapana ben kardeşim demem. 7 yıl, 7 yıl yani, korkunç bir şey bu, olay. Ki, o zamanın zindanları çok dehşet verici yerler. Yer altında, mağara içlerinde çok, samandan yataklar. O güzeller güzelinin 7 yıl ne işi var orada? Sırf seninle ilişkiye girmedi diye. Ama Hazreti Yusuf önceden beğenmiş onu yalnız. Bir de oda var yani. Ayette geçiyor. “Eğer Allah’ın kesin burhanını görmeseydi. O da kalbi meyletmişti. O da istiyordu” diyor. Yani olay öyle, bir anda gelişmiş bir olay değil. Bir evveliyatı var inşaAllah. Ama Hazreti Yusuf’ da, bir kadının dayanacağı gibi değil. Yani akıl almaz çekici yani, böyle kadınlar iradesini kullansa da kendilerini zapt edemiyorlar, o kadar güzel, o kadar etkileyici. Ama mümin bir kadın için böyle bir şey olmaz, mümin kadın iradesini kullanır, aklını kullanır, kendini tutar. Ama oradaki kadınlarda yani akıl almaz bir etki meydana getiriyor, diyor ki; kadın “ben o kadar haklıyım ki, şimdi size ispat edeceğim. Gelin toplanın bakıyım” diyor, toplanıyorlar. Hepsine meyve tabağı veriyor. Ellerine de meyve soymak için bıçak veriyor. “Yusuf gel” diyor, Hazreti Yusuf’a. Karşılarına bir çıkıyor, kadınlar hipnoz oluyorlar böyle, nefesleri kesiliyor. Allah’ı tenzih ederiz, bu bir melek olabilir herhalde diyorlar. Bir an bile gözlerini ayırmıyorlar, yani hem meyveyi soyuyor, ama kadın da şart koşuyor, diyor ki; “meyveyi soyacaksınız, yiyeceksiniz” diyor, anlaşıldı mı? “Yani o şartla çıkarırım” diyor. Kontrol edip, bakın bir saniye meyveye bakamıyorlar. Yani gözlerini far gibi alıyor Hazreti Yusuf. Sürekli ona bakarak kestikleri için hepsi elini kesiyor. “Şimdi gördünüz mü?” diyor kadın; “neden bu hale geldiğimi” diyor. Çünkü akıl almayacak derecede güzel. Yani cazibe var, çekici, etkileyici sırf güzellikle açıklanacak bir şey değil bu. Mesela erkek vardır adam böyle yumurta gibi bir tiptir yani. Eli yüzü şey olur ama elektriği yoktur etkilemez. Kadın için hiçbir şey ifade etmez. İzbandut gibi tipler var. Dümdüz kafa çalışmaz, kütük gibi bomboş bakışlar, anlamsız, akıl yok, derinlik yok, tutku gücü yok. Allah ona bir elektrik vermemiş, dolayısıyla da etkilemez kadını. Onun için hiçbir şey ifade etmez. İstediği kadar eni boyu olsun, yani kilosu falan onu şey yapmaz. Yani yüz hatlarının düzgün olması da bir şey ifade etme. Yani tamam düzgündür, o kadar çünkü kedi köpek de düzgün oluyor, her yeri düzgün oluyor. Yani çok estetik olur, estetik ve düzgün olması, onun etkileyici olmasını gerektirmez. Etkileyicilik apayrı bir şeydir, Allah onu özel yaratır, tarif edemedi kadınlar Hazreti Yusuf’u görünce, tarif edemiyorlar yani. Akıl almaz bir etki içerisindeler yani muazzam bir elektrik onları tutuyor, bakın o elektriğin etkisinden bir an kurtulamıyor yani bıraksa normal kesecek meyveyi. Ama eli ayağı da boşalıyor tabii, vücut fonksiyonları da bozuluyor. Yani şiddetli heyecandan dolayı, mesela kalpleri kim bilir kaça çıkmıştır, 140’a çıkmış olabilir. Yani müthiş beğeniyorlar, kadın diyor; “bak haklıyım ben” diyor. Ama müthiş gaddar, diyor ki “gitsin hapiste yatsın. Madem elde edemedim, gitsin yatsın hapiste” diyor. Bu da kalbinde hastalık olanların bir zulmüdür, bu da bir münafık alametidir. İnsan sevdiğine nasıl kıyar.
Yani mesela, bir kadın bir erkeği, bir erkek bir kadını beğenebilir. Kadının reddettiğini düşünelim. Tamam ömür boyu sen onu aşkla seversin. Allah için aşkla seversin, Allah’ın tecellisi olarak ve kalbine onu koyarsın. Ama gidip musallat olmazsın. İnsan sevdiği kadına musallat olur mu? Ne kadar küstahlık, saygısızlık, terbiyesizlik, edepsizlik. Yani, sevdiği insanı baş tacı yapar, onu korkutacaktır böyle bir şey, tedirgin edecektir, huzursuz edecektir. İnsan sevdiği kadını huzursuz eder mi, korkutur mu, rencide eder mi? Üstüne titrer yani aman der yani sakın, sen nasıl istiyorsan öyle olsun demesi lazım. Oradaki yaptığı bir zulümdür.
Var mesela çakallar oluyor, öyle. Diyor; “ben beğendim” diyor, alıp götürüyor kızı çocuğu açık alana gidiyor, tecavüz ediyor. “Artık sen benimsin” diyor. Sen artık seni onunla hiç olamayacağın hale getirmişsin. Kendini de batırıyorsun, ama çocuğa hiçbir şey yapamasın sen. Altın yere düşmeyle değerini kaybetmez. Mesela o genç kızlara ben gıcık oluyorum onlara ben diyor ki, “mahvoldum ben” diyor. Niye mahvolasın sen, kasten mi yaptın? Yok zorla götürülmüşsün sen, gram milim değerin düşmez senin. Sen direnmişsin, istememişsin. Niye değerin düşsün, altını al sen yerlere çal, çamurun içine sok, üstünde zıpla. Ne olur altına hiçbir şey olmaz, gıcır gıcırdır, yıkarsın tertemiz altındır. Sakın böyle şeylerde, işte ailesi falan; “benim çocuğum mahvoldu artık.” Eee? Onlar da ayrı bir psikopat, tarlaya götürüyorlar. “Kınalı kuzum, yavrum bilmem ne”. Toprağı kazıyor getirip kafasına kurşun sıkıp, çocuğu orada şehit ediyorlar. Çok büyük alçaklık ve şerefsizlik bu. Ne alaka çocuk ne yapmış yani? Bir psikopatın elinden düşüyor, bir başka psikopatın eline geçiyor. Gerçi Allah kurtarıyor öyle belanın içerisinden onda da bir hayır var, Cennete gidiyorlar inşaAllah. Ama bu çok büyük bir zulümdür. Çok büyük alçaklıktır. Kadına zor kullanarak bir şey yapmak; istemiyorsa istemiyordur o kadar. Derin saygı duyarsın. Oradan oraya geçtik.
Hazreti Yusuf’un da karşılaştığı yine dediğim gibi münafıkların yaptığı ve kalbinde hastalık olanların yaptığı bir eylemdir. Bazen, sevgi ve hayranlık, münafıklarda saldırganlık ve öldürmeye kadar giden bir tavra sebep olabilir. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i çok kıskanıyorlardı münafıklar, haset ediyorlardı, güzelliğini, yakışıklılığını, gücünü, kadınlara olan ilgisini, sevgisini, kıskanıyorlardı. Müthiş ızdırap duyuyorlardı, acı çekiyorlardı. Dırar mescidini Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’ i şehit etmek için yaptılar. Koskoca mescit yaptılar, “ya Resullulah, gel buyur, seni bekliyor mescit” diyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’e vahiy ile bildirildi, orada özel tuzak kurulduğu. İçeri bir girdi Müslümanlar. O tam teçhizat silahlarla falan hazırlanmışlar, silah yerleştirilmiş mescidin içine, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e karşı kullanılmak üzere. Anında olay durduruldu, inşaAllah. Ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.) yıktırdı o mescidi, inşaAllah...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler