Adnan Oktar’ın 24 Ağustos 2010 tarihli HarunYahya.TV röportajından
ADNAN OKTAR: ... “Önemli. Selam. Arkadaşlar, Hocamızın aynen söylediklerini Nurcu kardeşlerimize sordum. Cevap çok kısa oldu. Benle de bir daha muhatap olmadılar.” İşte o kadar. En çekindikleri konu bu, Mehdi (a.s.). Gönlün rahatsa, hakikaten Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.) olduğuna inanıyorsan göğsünü gere gere delillerinle anlatırsın. Niye panik oluyorsun? Mesela bir kısmı küfretse bile devam ediyor arkadaşlığa. Ama “Bediüzzaman mı Mehdi (a.s.), yoksa Mehdi (a.s.) ileride mi gelecek” denildiğinde şafak atıyor. Bir kısmında tabii, hepsini tenzih ederim. “Benimle de bir daha muhatap olmadılar. O kadar delil, söz gösterdim, bana sadece şunu yazdılar; "Bahsederiz kardeşim İnşaAllah, yalnız şu var ki, Mehdi (a.s.) meselesi çok yerde geçiyor biz istiyoruz kısa ve öz olsun. Bu zat Bediüzaman’dır ama açıkça belli etmek yerine irşadın ve mesleğin gereği olarak akla kapı açılıyor."” “Bunu söylediler, çileden çıktım” diyor. Niye çileden çıkıyorsun canım? “Kendimi zor tuttum” diyor. Olmaz, sakin sakin anlatacaksın. “Sanki hepsi ağız birliği yapmışlar. Nedir bu? Selamlar, saygılar, hürmet” diyor. Aleyküm selam ve rahmetullahi. Mehmet Uğur.
Şimdi bakın, bunun çözümü nedir biliyor musunuz? Herkes Bediüzzaman’ın sözlerini duyarsa onlar zaten çok mahcup duruma düşerler. Yani açıkça doğruyu söylemeyen insan konumuna gelirler. Halkın insanların duymamasından istifadeyle onu devam ettiriyorlar. Halkın bilmemesinden istifade. Çünkü Osmanlıca, bir de ağır bir dil var ya Risale-i Nur’da, biraz dili ağırdır. Nasıl olsa insanlar bilemeyecekler diye, okusa da anlamaz diye düşünüyorlar, dolayısıyla sessizce bu sistemi devam ettiriyorlar. Ama kardeşlerimiz çıkar da halkı bu konuda, herkesi aydınlatırlarsa mesela yüz kişinin içerisinde adam yaşıyorsa, herkesi aydınlatırsa o iki kişi doğru söylemeyen insan konumunda olur ve dayanamazlar. Mutlaka doğruyu itiraf etmek durumunda kalacaklar. Gerçeği kabul etmek durumunda kalacaklardır. Avantajları insanların bilgisi olmamasıdır. Bilgisi olmadığı için avantajlılar. Bilgilendirdi mi o avantajlarını kaybederler.
Şimdi bak, ne yapsınlar? Bak, ben yöntem gösteriyorum. Bundan sonra nasıl bir yöntem yapacaklarını, nasıl bir uygulama yapacaklarını kardeşlerime gösteriyorum. Buradan, kardeşlerimiz bu yöntem ile çok güzel ilerleyebilirler, inşaAllah. Bakın ne diyor? Bediüzzaman Mehdi (a.s.) için, “onun üç görevi olacak” diyor. “Birincisi: fen ve felsefenin tasallutiyle (etkisiyle) ve maddiyyun ve tabiiyyun taunu, (materyalizm, Darwinizm ve ateizm hastalığı) beşer içine intişar etmesiyle (insanlar arasında yayılmasıyla), her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyun fikrini (materyalizm, Darwinizm ve ateizm gibi Allah'ı inkar eden dinsiz akımları) tam susturacak tarzda imanı kurtarmaktır. Ehl-i imanı dalâletten muhafaza etmek (iman edenleri sapkınlıktan korumak).” “Bu yapıldı” demiyor Bediüzzaman. “Bu yapılacak” diyor. Yani “ben bunu yaptım, bitirdim” demiyor. “Bu ileride yapılacak” diyor. Çünkü “taun bu, dünyayı sarmış” diyor. “Hatta Mehdi (a.s.) de tek başına bunu yapamaz” diyor. “Hz. İsa (a.s.)’nın da yardım etmesi gerekiyor ona” diyor. “Tam anlamı ile olması için, dünya çapında tam olması için Hıristiyanlar ile ittifak edecektir” diyor Mehdi (a.s.). Ondan sonra dünyadan tamamen yok edecektir. Yani kendi zamanında devam ettiğini söylüyor Bediüzzaman. Mesela bunu sorabilirler, sakin sakin.
Mesela, “ikinci vazifesi” diyor, Hz. Mehdi (a.s.)’nin; “Hilafet-i Muhammediye ( a.s.m) unvanı ile (Peygamberimiz (sav)'in halifesi ünvanı ile) .” Bediüzzaman halife değildi. Unvanı da yoktu, öyle bir şey yoktu. “Bu nedir?” diye sorabilirler. Halife olması lazım unvanının. “Şear-ı İslamiyeyi (İslam ahlakının esaslarını) ihya etmektir (yeniden canlandırmaktır). Alem-i İslam’ın vahdetini (İslam aleminin birliğini) nokta-i istinad edip (dayanak noktası yapıp),” bir kere Alem-i İslam’ın vahdeti, birleşmesi olmadı. Yani onu nokta-i istinad edecek bir durum olmadı Bediüzzaman’ın zamanında. Bakın kaç tane eksiklik var. Bir, halife unvanı yok Bediüzzaman’ın. İkincisi “Alem-i İslam’ın vahdeti,” “İslam Alemi birleşecek” diyor. O olmadı. “Bu vazifenin, nokta-i istinadı (dayanak noktası) ve hadimleri (hizmetkarları), milyonlarla efradı (fertleri) buluna ordular lazımdır.” “Mehdi (a.s.) de başkumandandır” diyor Bediüzzaman. Ordunun başına geçecek. Şimdi ordunun başına şahs-ı manevi geçti mi, ordu olmaz. Genelkurmaylığın başında Genel Kurmay Başkanı var, değil mi? Şahs-ı manevi yok. Başsız ordu olur mu? Bunlar “başsız ordu olur” diyorlar. Bak, “o zatın üçüncü vazifesi,” “üçüncü vazifem” demiyor. “Onun vazifesi” diyor, üçüncü vazifesi. “O zat” şahs-ı manevi değil, “o zat bütün ehl-i imanın (iman edenlerin) manevi yardımlarıyla” yani İslam aleminin ekseriyetinin manevi yardımları ile “ve İttihad-ı islam’ın muavenetiyle (İslam birliğinin yardımlaşmasıyla)” daha İttihad-ı İslam demeyi ben yeni öğretiyorum. Daha yeni yeni Nur talebelerinin sitelerinde İttihad-ı İslam sözü çıkmaya başladı. Geçende de Yeni Asya’nın sitesinde çıktı İttihad-ı İslam. O konu bile gündeme gelmiyordu. Ağızlarına bile almıyorlardı. Bediüzzaman değil ağza almak, konuşmak; İttihad-ı İslam’ın oluşacağını söylüyor. “İttihad-ı İslam oluşacak” diyor. Kime yardım ediyor? “Mehdi (a.s.)’e yardım edecek” diyor İttihad-ı İslam. İslam Birliği oluyor önce, yardımlaşma üzerine. “Bütün ulema ve evliyanın (alimlerin ve velilerin) “ yani dünyada ne kadar Müslüman ulema ve evliya varsa, şeyh efendiler varsa “evliyanın ve bilhassa Al-i Beyt'in neslinden (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) her asırda kuvvetli ve kesretli (çok sayıda) bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla (Peygamber soyundan gelen fedakar kimselerin katılımlarıyla).” “Milyonlarca seyyid Mehdi (a.s.)’yi destekleyecekler” diyor. “Dünya çapında çok büyük bir hareket olacak” diyor. Oldu mu Bediüzzaman’ın zamanında?
OKTAR BABUNA:Olmadı Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Mehdi (a.s.)’yi destekleyecekler” diyor. Bu iltihakın, bu evliyanın desteklediği kişi kim? Yani şimdi diyorsun ki sen; “bütün ulema destekleyecek.” Neyi destekleyecek? “Şahs-ı maneviyi.” Şahs-ı manevi nerede? “Her yerde.” Oldu mu şimdi bu?
OKTAR BABUNA: Olmaz Hocam, çok mantıksız.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Desteklemesi için birinin olması lazım. “İltihakları ile o vazife-i uzmayı (büyük görevi) yapmaya çalışır.” “O zat” diyor. O zatın etrafında yani İttihad-ı İslam ‘o zat’ı destekliyor. Seyyidler ‘o zat’ı destekliyor, milyonlarca seyyid. Bediüzzaman’ın zamanında olmadı bunlar. Bunu imkansız görüyorlar, İslam ahlakının hakimiyetini. Sorun buradan kaynaklanıyor. İman zafiyeti. Bediüzzaman da diyor; “imanı zayıf olanların bir kısmı inkara kadar gitmiştir” diyor. Hz. İsa (a.s.)’nın inişi, Mehdi (a.s.) konusu, “imanı zayıf olanlar inkar ediyor” diyor Bediüzzaman. Diyor ki; “gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş” Yani her zaman gelir müceddidler, şahs-ı manevi olarak gelmemişler. Hep mehdiler ve müceddidler şahıs olarak gelmiştirler, şahıs. “Fakat her biri üç vazifelerden” yani diyanet, siyaset veya saltanat, “her biri üç vazifelerden birisini yapmıştır” diyor Bediüzzaman. “Ya diyanet yönünde yapmıştır” diyor, “ya saltanat yahut siyaset yönünde.” “Üçünü birden yapan yok” diyor. Hatta örnekler de veriyor. Mesela “Mehdi Abbasi siyaset” diyor,”İmam Rabbani, Abdulkadir Geylani diyanet yönündedir” diyor. “Her biri üç vazifeden birisini” ve “bir cihette.” Mesela Bediüzzaman da geliyor, mesela imani konuda, dini konuda eğitim veriyor ama iman hakikatleri anlatıyor fakat bir cihette yapmış oluyor. Çünkü Darwinizm, materyalizm çökmedi Bediüzzaman zamanında, küfür kalkmadı. Bir cihette yapmış oldu. Kısmen ve sadece diyanet yönünde yaptı. Ne siyaset ne saltanat, bunları da yapmadı. Diyanet yönünde de kısmen yapıyor. “Bütün alimler böyle olmuştur şu ana kadar, kısmen yapmışlardır” diyor. “bir cihette yapması itibariyle, Ahir zamanın Büyük Mehdi (a.s.) ünvanını alamamışlardır,” “hiçbiri olmamıştır” diyor. Şimdi bizim Nurcu kardeşlerimiz bakıyorlar, “bu kadar müceddid, müctehid, mehdi gelmiş; hiçbiri yapamamış. Bu gelecek kişi niye yapsın ki?” diyorlar. O zaman bir formül üretelim” diyorlar, kendi kafalarına göre. Yalnız hadisi de kabul etmiyor, Bediüzzaman’ın açıklamalarını da kabul etmiyor. “Bediüzzaman yapar” diyor, o; “yok yapamaz, Bediüzzaman yanlış düşünüyor” diyor. “O zaman şöyle bir formül bulalım” diyorlar. “Ahir zamanda Bediüzzaman’ı yine Mehdi yapalım” diyorlar, “her halükarda. Ama ileride madem bir Mehdi ihtiyacı var” diyorlar, “Bediüzzaman da dediğine göre, o zaman bir siyaset Mehdi’si yapalım, gelsin. Bir saltanat Mehdi’si, bir de diyanet Mehdi’si olsun.”
Şimdi çocuklar soruyor Hocalarına, Nur talebeleri. Filmi var, göstereceğim onu. Bilmiyorum belki filmi vardır. “Nasıl olacak bunlar?” diyor. “Diyanet Mehdi’si de, saltanat Mehdi’si de hepsi aynı zamanda gelecekler” diyor. “Aynı yerde mi olacaklar?” diyor. “Olabilir, aynı yerde de olabilir, ayrı da olabilir” diyor. Tam çıkaramıyor. Ama birbirlerini bulacaklarmış, bir masa etrafında sonunda toplanacaklarmış. “Sen diyanet Mehdi’sisin” diyecek, “sen saltanat Mehdi’sisin, ben de siyaset Mehdi’siyim. Üçümüzün birleşmesinden büyük Mehdi (a.s.) oldu” diyeceklermiş. “Hadi hayırlı uğurlu olsun” diyeceklermiş. Böylece büyük Mehdi (a.s.) de oluşacakmış. Bediüzzaman ne diyor; “ayrı olursa büyük Mehdi (a.s.) unvanını alamaz, böyle bir şey olmaz” diyor. Hepsi bir şahısta olursa, büyük Mehdi (a.s.) olur” diyor. Onlar da diyor ki; “aklın ihtiyarı durur, böyle bir şey olmaz” diyor. Bediüzzaman da “olur” diyor. Onlar “olmaz” diyorlar. Ama Bediüzzaman “olur” diyor. “Allah vaadetmiş, Peygamber (s.a.v.) de vaat etmiş, olacak” diyor, inşaAllah. “Hem bu üç vazife birden bir şahısta olması, benim zamanımda mümkün değil” diyor Bediüzzaman. Üç vazife yani, hem diyanet, hem saltanat, hem de siyaset bir şahısta olması mümkün değil“ diyor. Bak, “hem bu üç vazife birden bir şahısta veyahut cemaatte, Nur talebelerinde, ben dahil, benimle beraber, Nur talebelerinde bu üç görevin birlikte olması mümkün değil” diyor. Bak, “bu zamanda bulunması,” “bu zaman,” kendi zamanında bulunması, “mükemmel olması” ki Mehdi (a.s.) devrinde mükemmel olacaktır, “mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi” yani birbirini etkisiz hale getirmemesi, “pek uzak adeta kabil görünmüyor” diyor Bediüzzaman. “Mümkün değil benim zamanımda” diyor. “Mehdi (a.s.)’nin çıkması imkansız” diyor. “Ta Ahir zamanda,” bak kendisinden sonra, “Ahir zamanda Al-i Beyt-i Nebevi'nin (Peygamberimiz (s.a.v.)'in soyunun) cemaat-i nuraniyesini,” Peygamberimiz (s.a.v.)’in mübarek soyunun cemaat-i nuraniyesini, “temsil eden” temsilci olan, ne demek temsil eden? Bir kişiyi temsil eden, değil mi? “Temsil eden,” zaten çok net açıklıyor bak, “temsil eden Hz. Mehdi (a.s.)’de ve cemaatindeki,” cemaati de var, “cemaatindeki şahs-ı manevi de ancak içtima edebilir.” Üç görevi birden, ancak Mehdi (a.s.) birleştirecek” diyor. Üçünü birden. Bunun anlaşılmayacak bir yönü yok, çok açık.
Bediüzzaman’a güvenemiyorsan, dersin ki; “ben Nur talebesi değilim arkadaş” dersin. “Bediüzzaman’ı da kabul etmiyorum, alim olarak da görmüyorum, o kendi indi mütalasını söylemiştir.” “Peygamber (s.a.v.) söyledi” dersen, “onu da kabul etmiyorum” dersen, ona da saygımız var. Diyebilirsin, en sonunda zaten Kuran’ı da inkar edecektir bir süre sonra, o da olabilir. Allah hidayet versin...
ADNAN OKTAR: ... “Büyük Mehdi (a.s.)’nin çok vazifeleri var” diyor Bediüzzaman. “Siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde ve cihad aleminde” yani mücadele aleminde, “icraatları olduğu gibi.” Hoca, bak çok parçalara ayırdı. Mehdi (a.s.) çeşitli ülkelerden de gelebilir, nerede buluşacaklar” diyor. İstanbul’dan çıkması ile ilgili, “onun İstanbul’dan çıkması gerekmez, Türkiye’den çıkması gerekmez” diyor. “Adamlar birbirlerini nasıl bulacaklar” diyorsun. “Bulacaklar” diyor. Üçü bir araya geleceklermiş, Büyük Mehdi (a.s.)’yi oluşturacaklarmış. Zaten kendi de anlamadı gördünüz, inşaAllah. Zaten çocukların yüzüne de bakamıyor, geçiştirmeye çalışıyor, olmuyor da. Üslubu görüyor musun nasıl? Nasıl kaçamak üslup kullanıyor? Yani dikkatini de veremiyor bir türlü sıkıntıdan.
Mesela bak, Şualar 456’da; “Büyük Mehdi (a.s.)’nin dört ehemmiyetli vazifesinin ve daha evvel gelip geçen küçük mehdiler ‘Büyük Mehdi (a.s.)’nin bir kısım vazifelerini bir cihette(bir açıdan) icra ettiklerini (yerine getirdiklerini) veşeriat-ı Muhammediye’yi (a.s.m.)(Peygamberimiz (s.a.v.)'in yolunu, Kuran ahlakını) ve hakikat-i furkaniyeyive sünnet-i ahmediyeyi ihya ile ilan ve icra ile” bakın, “ihya edecek” diyor Kuran’ı, çok açık yani. “Şeriat-ı Muhammediye’yi ve hakikat-i furkaniyeyi Kuran’ın hakikatini ve sünneti ahmediyeyi ihya ile ilan ve icra,” oldu mu bu Bediüzzaman’da?
OKTAR BABUNA:Olmadı Hocam.
ADNAN OKTAR: “Yapacak” diyor. “Yok arkadaşım, olmaz öyle şey, olamaz; bir insan bunu yapamaz” diyor. “Olamaz” diyor. Bediüzzaman diyor ki; “Allah kış mevsiminde bahar yapar aniden” diyor, “bahar ortamı yapar.” “Bahar mevsiminde aniden kış yapar. Kudret-i ilahiye noktasında bakılsa gayet kolaydır ve vukua layıktır ve o şekilde olacaktır” diyor. “Muhbir-i Sadık’tan hadis olmasa dahi” diyor, “Muhbir-i Sadık’tan hadis olmasa dahi böyle olması adetullahın gereğidir” diyor. “Kuran’ın, adetullahın gereğidir” diyor. “İllaki bu olacaktır” diyor. Yani “küfür varsa, mutlaka zıttı Mehdi (a.s.) vardır” diyor.“Yok arkadaşım” diyorlar, “yok, yanlış söylüyor” diyorlar. “Biz biliyoruz.” Bak, “ihya, ilan ve icra ile başkumandanları olan,” “o da şahs-ı manevidir” diyor. Allah Allah, kardeşim siz ne yapıyorsunuz? Bak, “Başkumandanları olan Büyük Mehdi (a.s.)’nin kemal-i adaletinive hakkaniyetinidünyaya göstermeleri gayet makul olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve hayat-i içtimaiye-i insaniyedeki düsturların muktezasıdır” yani “mutlaka gereklidir” diyor. Yani “Mehdi (a.s.)’nin çıkıp dünyaya İslam’ın adaletini, güzel ahlakını, mükemmelliğini, üstünlüğünü vurgulaması zaten mutlaka gerekli bir şarttır ve yapacaktır” diyor. “Başkumandan olarak çıkacak, icra edecek” diyor. İcra etti mi Bediüzzaman? Başkumandan oldu mu? “Milyonlar fedakar seyyidler iltihaklarıyla yapacak, Hz. İsa (a.s.) ile de birlikte ittifak edecekler, Hz. İsa (a.s.) da onun yardımcısı olacak” diyor. “Hıristiyanlarla ittifak edecekler, dünyadan küfrü tamamen kaldıracaklar” diyor. “Yok, biz böyle bir şey göremiyoruz Risale-i Nur’da” diyorlar.
Onun için kardeşlerimiz, kardeşlere kızmayı bıraksınlar, Nur talebelerine. Herkes birbirine anlatsın. İnternette, her yerde anlatsın. Bir süre sonra onlar bu gerçeklere direnemezler. Yani nereye kadar kaçacak? Nereye kadar gizleyecek? Mümkün mü, bu kadar saklanacak bir şey mi? Hangi birini saklasın yani? Dershanede adam kovalamayla falan, o zaman zaten üç kişi, iki kişi falan kalırlar dershanelerde, o zaman öyle olmaz. Herkes anlatsın. Sonra kabul edeceklerdir...
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler