Adnan Oktar`ın 19 Eylül 2010 tarihli Samsun Aks Tv röportajından
OKTAR BABUNA:‘Sorularla Risale’de Bediüzzaman’ın seyyid olmadığını söylemesine rağmen, onu tevil için bir açıklama getirmişler, onu gösterelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Kardeşim onların tevilleri bitmez. Adam, ne diyeyim, oradaki kardeşlerimi tenzih ederim de adamlar artık, oradaki kardeşlerimizi tekrar tekrar tenzih ediyorum, adamlar artık işi pişkinliğe vurmuş. Yani bir 2-3 kişi var benim eleştirdiğim, artık arsız adam, utanma hissini kaybetmişler. Bediüzzaman açık açık söylüyor, “yok” diyor adam. Artık, mesela diyorum ya, -Osman Ünlü’yü de tenzih ederim bu sözlerim için- “bin yıl sonra” diyor, “yok, üç bin geçiyor orada” diyor. Ne yapacaksın? Mesela; “kapı” diyorsun, “yok, sandalye” diyor. “Araba geçiyor buradan” diyorsun, “yok, yemek yiyoruz şu anda” diyor. Yani kabus gibi. Bu durumda ne konuşacaksın? Adam, buradaki Hocaların hepsini tenzih ediyorum, ben üç kişiyi kastediyorum diyorum, utanma hissini kaybetmiş. Çünkü milletimizin aklıyla alay ediyor. Zekasıyla alay ediyor. Biz okuduğumuzu nasıl anlamayız kardeşim, “Risale-i Nur’u herkes anlar, yediden yetmişe herkes anlar” diyor Bediüzzaman. Çok açık bak, “Mehdi (a.s.) ve talebeleri” diyor. “Yok, orada öyle bir anlam çıkmıyor” diyor. “Şahs-ı manevi anlamı çıkıyor orada” diyor. O zaman kardeşim, Risale-i Nur’dan herhangi bir söz olduğunda, hiçbirine biz o zaman güvenerek, konuşma ve açıklama imkanımız kalmamış oluyor. Sen her şeyi istediğin gibi, ama hangi ölçüyle değiştirdiğini de bilmiyoruz, hangi inançla değiştirdiği de belli değil, her şeyi değiştirebilirsin sen. Şimdi ayakkabıya adam araba diyorsa, arabaya yemek çatalı diyorsa, gitmiştir adamın şuuru. Ne konuşacaksın sen onunla? Bitmiş adam yani. Şuuru kapanmış. Ama bir kısmı da cahilliğinden, sürekli bu telkinleri ala, ala, ala, fark edemiyorlar. Yani bir büyü gibi bir şey demek ki veyahut hipnoz gibi bir şey. Bu kadar açık şeyi fark edemiyorlar. Veyahut bir kısmı fark ediyor, anlamazlıktan geliyorlar. Garip yani, çok acayip. Çünkü bir makul mantıksızlık olsa orada konuşacağım, ama çok şiddetli olay.
Mesela; “cismiyle” diyor Bediüzzaman, “Hz. İsa (a.s.) gökte” diyor, “cismiyle.” “Cisimden kasıt ruhunu kastediyor, ruh da bir cisimdir” diyor. “"Cesediyle" diyor” dedim, “cesediyle;” “ruh da bir nevi ceset değil mi?” diyor. Kardeşim, ben seninle ne konuşayım o zaman? “İsa (a.s.)’nın inişi kat’i olmakla beraber” diyor, “kat’i” demek ne demek, şahs-ı manevinin kat’i olarak gelişeceği kastediliyor” diyor. “Cismi” diyor artık, “cesediyle” diyor, “gökte bulunan İsa (a.s.)’nın semavi nüzulü kat’i” diyor, “inişi kat’i” diyor. “Semavi nüzulünden kasıt zaten şahs-ı manevinin zuhur etmesidir” diyor. “Nerede İsa (a.s.)?” diyorsun, bir kısmı “şahs-ı manevi hiç yok” diyor da, bir kısmı da “geldi ama sır olarak sana söyleyelim, biz Isparta’da gömdük, ağabeyler gömdüler” diyor. “Çok kısa bir süre geldi, konuştuk; sonra birden bire öldü, gömdük” diyor. Ne konuşursun? Gözü dönmüş artık adamın. Bu durumda gözü dönmüş dersin, ne diyeceksin? Yapacak bir şey yok buna. Bir Müslüman’da bir akıl, feraset, basiret olur; bir utanma hissi olur. Yalan söylerken bir insanın yüzü kızarır. Adamın yüzü kızarmıyor, utanmıyor yani. Bütün ümmetin gözünün içine baka baka yalan söylemekten utanmıyor. İsteğini yapar, artık adam bu dereceye gelmiş, ne diyebilirsin? Ama ben diyorum, benim muhatabım üç kişi, cahil üç tane insan var, öbürlerinin cahilliğinden yaptıklarını veyahut fark edemedikleri için yaptıklarını düşünüyorum, inşaAllah. Oktar Hocam seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Süleyman Ateş’in de şöyle bir tevili vardı, “Hz. İsa (a.s.) öldü, Allah Hz. İsa (a.s.) ölmedi diyerek, getirdiği dinin ölmediğini söyleyerek tevil edebiliriz” diyor ayete karşı Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak, buyur.
SUNUCU 1:Ama Hz. İsa (a.s.)’nın olgunluk yaşından bahsediliyordu, değil mi Hocam? Siz daha iyi bilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, Kuran ayeti çok açık, çok sarih. Adam diyor ki; “can çekişirken, İsa (a.s.) gelecek; her Hıristiyan, her Musevi’ye gelecek” diyor. Halbuki orada bedenen inmeden bahsediyor. Hadi öyle dediğini farz edelim, dediği gibi olduğunu farz edelim, imanına zaten faydası yok ki onun. Can çekişirken İsa (a.s.)’ya iman etmiş olsa bile hiçbir etkisi olmaz onun. Ha iman etmiş, ha iman etmemiş, hiç fark etmez. Kuran’ın kendi içinde çelişmesi mümkün mü?
OKTAR BABUNA:Haşa.
ADNAN OKTAR:O zaman ne gerek var bu izahlara? Kardeşim bu tevilcilik, bir ara çok coşmuşlardı bunlar. Bayağı coştular bir ara, isim de verebilirim de, vermeyeyim. “hac, Kabe’ye gitmek anlamında değildir hac, o gönül haccıdır, gönüller tavaf edecek, birbirimizi çok seveceğiz” diyor. “Melek” diyorsun, “elektrik enerjisi, akım ve pozitif düşünceye denir” diyor. “Kuran’da Melek deyince bir canlı mı aklına geliyor senin?” diyor. Kardeşim, bunlar televizyonda çıktı, konuşuyorlardı, bunlar. Alenen konuşuyorlardı, dedim ki; “ahlaksızlık yapmayın, aklınızı başınıza alın, delilik yapmayın” dedim, ondan sonra ona benzer açıkladık, ondan sonra vazgeçtiler. Yani başlamışlardı adamlar. “Kader, zaten kader diye bir şey yoktur, nerenin kaderi?” diyor. Kaderi kökten reddediyor. Bu dediğim şahıs da bir kişi, bu ayrı. Yani diğer kişileri tenzih ederim. O kendini biliyor. Öbürleri cahilliğinden söylüyorlar bu konularda. Öyle açıklamalar yapanlar var ama onlarınki cahillikten. Yani öyle akla hayale gelmedik açıklamalar yapıyor ki tevilde, en sonun da Allah’a geliyorlar. Bak, en asıl konu o zaten onların. Peygamberimiz (s.a.v.), önce Peygamber (s.a.v.); “Peygamber (s.a.v.) çok akıllı bir insandı, o devirde. Yani Hıristiyanlık bozulmuş, zarar veriyor. Zaten tek tanrılı dinler evrimle oluştu, biliyorsun” diyor, zaten evrimci, “Ee?” diyoruz”, “Peygamber (s.a.v.) de akıllı bir insandı, güzel bir Kuran hazırladı, Allah’ın ona verdiği güçle” diyor. “Allah ne?” diyorsun, “total enerji, toplam. Dünyadaki enerjilerin toplamına biz Allah deriz” diyor. Kardeşim, işte gelecekleri son nokta bu oluyor bu tiplerin. Yani tevil, tevil, tevil, tevil, en sonunda direkt Allah’sız, kitapsız olduğunu uygun bir dille açıklıyor. Cahil olanları tenzih ediyorum, ben ilgili şahısları söylüyorum. Şimdi bunlarla bizim konuşmamız için makul bir mantıkla karşımıza çıkmaları lazım. En azından bir parça da olsa bir zeka kırıntısı, akıl kırıntısı olması lazım.
OKTAR BABUNA:Tamamen dışına çıkmışlar.
ADNAN OKTAR:Rezalet derecede artık yani, kafa gitmiş adamın yani. Ağır demansta, ağır bunamada olur böyle şeyler. Bunar adam; geliyor mesela, oğlu geliyor, “kamyon geldi” diyor. Çıkaramıyor adam yani. Allah vermesin yani, ben onu suçladığımdan değil de. “Kamyon çarpacak bana şimdi dikkat edin” falan diyor. Şimdi adamlar bu pozisyona geldi, bu dediğim üç kişi. İnşaAllah. Bak tekrar tekrar diyorum, cahilliklerinden yapanları tenzih ediyorum. İnşaAllah...
Fecr-i Sadık, Risale-i Nur'dan Hikmetler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler