Adnan Oktar`ın 18 Eylül 2010 tarihli Kocaeli Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ... Fakat insanlarda ülfet denen bir şey vardır, alışkanlık meydana gelir. Mesela çok harika bir şey olur, hemen alışırlar. Şimdi diyorlar ya mesela, uzaylılar, şu bu falan, hakikaten öyle birisi gelmiş olsa, iki günde alışırlar. Üçüncü gün adama rakı sofrası kurmaya bakarlar bir kısım tipler yani. O kadar ferahlar yani, anlaşıldı mı? Var ya o filmlerde falan oluyor, o tip bir kafa var, o mantık var. Ülfete karşı mücadele gerekiyor. Bakın, biz dedik ki; “kardeşim beyninizin içinde yaşıyorsunuz. Beyninizin içinde görüntüsünüz” dedik. “Doğru, ne var ki bunda?” diyorlar. Bunu hakikaten ülfet olmasa, inan ayakta duramaz normal bir insan, yani yürüyemez, işine, hiçbir şeyine gidemez. Okula falan da gidemez, felç olur. “Ne var bunda?” diyor. “Şu kadarcık yerde yaşıyorsun” diyorum. “Tamam, kesin biliyorum, bilimsel bir gerçek” diyor. “Şu anda sen benimle görüşmüyorsun, biliyorsun değil mi? Beynindeki benim görüntümle görüşüyorsun” diyorum. “Evet onu da biliyorum” diyor. Ne diyorsun” diyorum. “Normal, ne var bunda” diyor. İşte bunun adına ülfet denir. Mesela adam Ahirette diriliyor, bütün insanlar diriliyorlar, şaşkın etrafa bakınıyorlar önce. Diyorlar ki, “bizi uyuduğumuz, yattığımız yerden kim kaldırdı?” diyorlar. Bakın sürati görüyor musun? Yani uyum süretini. Sonra; “o çağırıcının çağrısına doğru koşarlar” diyor. İlerden bir ses duyuyorlar, çok ilerde. “Sanki dikili bir şeye doğru koşmaya başlar” diyor Cenab-ı Allah. Topluca koşarlar.
Ülfetin insanı sarmaması için özel bir gayret gerekiyor. Aslında derine bir inse insan, müthiş imanlı olur, çok çok akıllı olur. İnsanın başının en büyük belası ülfettir, en büyük nimetlerden biri de ülfettir. Çünkü ülfet kalkarsa, Allah vermesin aklını kaybedebilir insan. Netliği, olayın büyüklüğünden, bedeni kaldırmayabilir. Birçok insan, hepsinin değil de bazı zayıf insanların, bazı zayıf insanların, özellikle bazı sinirli insanlar akıllarını kaçırırlar, yani çıldırır, kaldıramaz. Normal olarak çıldırması beklenir. Çünkü bir insan bu kadarcık yerde yaşadığında net emin olursa, kesin bilirse; bunu aklı kaldırmaz normalde. Yani çünkü normal adam teknede gezdiğini düşünürken, bir de bakıyor ki tekne kafasının içerisinde. O teknenin içinde gezdiğini düşünüyor, bir de bakıyor, tekne onun içinde geziyor. Bunu beden kaldırır mı, zayıf bir insanın bedeni kaldırmaz. Güçlü bedenler bunları kaldırabilir, çok büyük olaydır. Onun için ülfet sayesinde Allah insanların çıldırmasını engelliyor. Birçok insan o şekilde, çıldırmasını engelleyen bir sistemdir ülfet. Yoksa Allah korkusundan mahvolur insanlar, çöker kalırlar. Yerinden kalkamaz, can çekişir, oturduğu yerde kalır. Ama aynı zamanda da aklı kapatan bir şeydir ülfet. Yani çok güçlü iman edebilecekken, edememesine neden olur.
Mesela insan beyninde şu kadarcık yerde yaşadığını bilirse, en aklı olmayan insan bile iman eder. Hem de ne iman, yani yüzde yüz kanaatle iman getirir. Cennete, cehenneme, ölümden sonra hayata, her şeye. Çünkü zaten ruhani bir varlık da olduğunu görmüş oluyor aynı zamanda. Allah’ın gücünü bütün açıklığıyla görmüş oluyor. “Kardeşim bak, dışarıda ışık yok” diyoruz. “Doğru” diyor. “Beyninin içinde ışık oluyor, farkında mısın?” diyoruz, “beyninin içinde Allah oluşturuyor” “Evet, ne var bunda?, Evet doğru” diyor. “Renkleri de Allah beyninin içinde yapıyor” diyoruz. “Bu da doğru” diyor, “sana ilginç gelmiyor mu?” diyoruz, “ilginç geliyor” diyor. “Tayyip Erdoğan Güney Doğu gezisine çıkmış” diyor arkasından, yahut “şeye zam yapılmış” diyor. “Benim bugün üniversite imtihanları var, oraya gideceğim biraz sonra” diyor. Yani acayip rahatlar. Bunu ülfet sağlar. Ülfetin dengesini iyi kurmak lazım.
Mesela Hz. İsa (a.s.) gibi, Peygamberimiz (s.a.v.) gibi, Hz. İbrahim (a.s.) gibi büyük insanlar, ülfetin dozunu kırma sanatını da bilen insanlar. Ülfetin beyni örtme gücünü geriye çekebilen insanlardır. Mesela İsa (a.s.) bakıyor, çok net. Öyle bir iman ediyor ki, milyonlarca kişinin imanının toplamından daha fazla. Bir kere iman ediyor, bitiyor. Ne yaparsan yap vazgeçmez artık, ne yaparsan yap. Mesela Peygamberleri şehit ediyorlar, mesela Hz. Yahya (a.s.) da, Zekeriya (a.s.) da kütüğün içinde kesiyorlar, bir insan dehşete düşer normal insanlar, başka insan. Yalvarır, bağırır, en azından feryat eder canıyla. Çıt yok, “ya Rabbi baki olan Sensin” diyor, sadece bu zikri yapıyor, o kadar. İman gücüyle bu, müthiş bir iman gücü var.
Mesela sahabelerde kolu kopuyor, devam ediyor. Kolu kopan insan; normal benim bildiğim dışarıdaki insan, panik olur yani, değil mi? Dehşete kapılır, savaşı da durdurur. Derhal geri çekilir. Devam ediyor. Mesela yine sahabelerden var, ayağı kopuyor savaşta, haberi yok ayağının koptuğundan, uyuşmuş, vücudu uyuşmuş Allah aşkından, heyecandan, savaşın heyecanından.
Yani özetle yakini kırmayı bilmek gerekiyor...
Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler