Adnan Oktar`ın 24 Eylül 2010 tarihli Kaçkar TV röportajından
ADNAN OKTAR: ... “Selamün aleyküm”, esselamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü. Necmi Acar kardeşimiz İstanbul’dan yazmış. “Yaklaşık bir iki saat önce Mehdilik iddia etmeyeceğinize dair Allah’ın adını vererek yemin ettiniz”. Doğru, yani bir kere, iki kere değil, yüzlerce kere lanetleşerek yemin ettim. Hiçbir şekilde öyle bir şey demeyeceğim. Yani, ömrüm boyunca da demem. Niye bu konuda bu kadar millet tedirgin? Ben anlamıyorum, Allah Allah. Değilim diyorum, Cübbelisi cübbesizi de bütün millet ayağa kalktı. Amerika’da herkes tedirgin. O Evanjelikler, şunlar, bunlar, onlar da sürekli televizyon programlarına çıkıyorlar. O benle ilgili programları göster bir ara Evanjeliklerin. Gece gündüz hop oturup hop kalkıyorlar. “Ve yemininizden 10 dakika sonra Mehdi (a.s.)’nin adını verdiniz, ‘Adnan’ dediniz.” Doğru, Peygamber (s.a.v.) söylüyor, ben nasıl söylemeyeyim yani? “Mehdi (a.s.)’nin bütün özelliklerinin kendinizde olduğunu söylüyorsunuz.” Ben Mehdi (a.s.)’nin bütün özellikleri demedim, yani çok fazla özellikleri doğru, yani var, ne yapayım? Yani yok mu diyeyim yani? Şimdi Oktar Hocam, “Mehdi (a.s.)’nin” diyor ki, “saçları” diyor, “uzundur veya siyahtır”, hatta diyor “yüzünün nuru, sakalının nuru yüzüne doğru yansır” diyor, sakallı olduğu söyleniyor. “Alnı geniştir” diyor, alnım geniş ne yapayım yani? Dar mı diyeyim, değil mi? “Alnında” diyor, “hafif bir çukurluk vardır” diyor şu kısımda benim alnımda da çukurluk var. “Alnının iki orta çizgisi” diyor, şuradaki tek çizgi, “tektir” diyor kaş çatma çizgisi, bende de tek. Ve “çukurdur” diyor, bir çukurluk olarak hakikaten sabit duruyor öyle, çocukluğumdan beri öyledir. “Yanağında bir ben vardır” diyor, “ve o ben siyah bir ben değildir” diyor, “çıkıntılı bir bendir” diyor. Benim sol yanağımda bir ben var ve siyah bir ben değil, çıkıntılı bir ben var yani. Ondan sonra.
OKTAR BABUNA:“Yeşil gözlüdür” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: “Yeşil gözlüdür” diyor, “Mehdi (a.s.)”. “Kaşları kavislidir” diyor, benim kaşım kavisli. “Kaşları yüksektir” diyor, kaşlarım yüksek benim. “Burnu küçüktür” diyor, benim burnum küçük. “Gözleri hafif çekiktir” diyor, “burnunda hafif bir bombe vardır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), bende de var. “Yüzü parlaktır” diyor, yüzüm parlak hakikaten. “Güzel yüzlüdür” diyor, güzel sayılırız yani.
OKTAR BABUNA:“Dişleri parlaktır” diyor, “sakalı yanlarda ince”.
ADNAN OKTAR: “Sakalları yandan incedir” diyor, hatta Arapçası nasıl geçiyordu?
OKTAR BABUNA:Kevsec ve meczum olarak.
ADNAN OKTAR: “Kevsecdir” diyor, yanlardan kevsecdir, incedir ve meczundur, cezmedilmiştir, alt sakalı da, alt kısmı da düzeltilmiştir, cezmedilmiştir. 1300 yıllık, 1200 yıllık hadis kitaplarında yazıyor bu, değil mi? “Geniş omuzludur” diyor, “karnı geniştir” diyor, benim de karnım geniş, omuzlarım da geniş. Efendim, “uylukları da geniş” diyor, “boydan boya geniştir”, ben boydan boya genişim, doğru. Hatta diyor Peygamber (s.a.v.9)’in çok fazla hadiste, “ben-i İsrail’e benzer görünüşü” diyor, “heybetli ve acar” diyor, çok fazla, alt alta hadisler var ünlü hadis kitaplarında. 800 yıllık, 900 yıllık hadis kitaplarında yazıyor. “Sırtında bir ben vardır” diyor, “tam omuz hizasında”, kalp hizamda Peygamberimiz (s.a.v.)’de olduğu gibi bende de büyükçe bir ben var. Ayrıca diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.): “Üst kısmında ayrıca bir ben daha vardır” diyor, “et beni” diyor, yani “çıkıntılı, hatta diyor, “mersin ağacının yaprağı gibi” diyor. Bende de bir var, hatta doktora gittik, ben şüphelendim nedir bu diye şaşırdım, büyükçe bir et beni olunca hayret ettim, doktora gittik.
OKTAR BABUNA:O zaman hadis bilinmiyordu, bilmiyorduk.
ADNAN OKTAR: Evet, hadisi de bilmiyorum yani. Evet, gittik.
OKTAR BABUNA:Aynı o şekilde.
ADNAN OKTAR: Sağ bacağımda da benim eskiden beri koskoca sağ bacağımda bir ben vardır. “Orta boyludur” diyor. Ben de orta boyluyum.
OKTAR BABUNA:“Adımlarını dışa atarak yürür” diyor.
ADNAN OKTAR: “Yürürken dışarıya doğru atar.”Ben söylemiyorum, Bediüzzaman 1930 yılında, 1920 yılında diyor, “Darwinizmi, materyalizmi yerle bir edecek” diyor.
OKTAR BABUNA:Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundandır diyor, seyyidsiniz Hocam, şecerenizi çıkarttınız hatta.
ADNAN OKTAR: “Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundandır” diyor. “Adı adıma denk, müsavidir” diyor. Aynısı, “babasıyla benim adım aynıdır” diyor. Peygamebrimiz (s.a.v.)’in soyadı, ki hitap edilmiş olsa Adnan, “Muhterem Adnan diye hitap edecektik. Yani, dünyadaki adap ve edebe göre, dünyadaki şu anki üslup ve insana hitap etmeye göre olsaydı, Peygamberimiz (s.a.v.) şu an hayatta olsa, “Muhterem Adnan” diye hitap edecektik. Babası da hayatta olmuş olsa, ona da “Muhterem Adnan” diye hitap edecektik. “Adı adıma uygun, babasının adı babamın adına uygun” hadisinin tam mutabık karşılığıdır bu. Ben hayali bir şey söylemiyorum ki, ispat ediyorum. “Mustafa Adnan Peygamber” diye Hz. Ali kendisi, kasidesinde söylüyor. Ve, Peygamberimiz (s.a.v.)’in ben-i Adnan olduğunu herkes bilir. Yani, şeceresi ben-i Adnan’dır. Adnan’dan başlar, ondan sonra gelişir. Devam ediyor yani asrımıza kadar, evet.
OKTAR BABUNA:“Parlak kıyafetleri vardır” diyor, “beyaz” diyor.
ADNAN OKTAR: “Kıyafeti parlaktır” diyor, evet. Bütün bunlara rağmen, bütün bunlar hakikaten de dünya çapında, mesela bak Mehdiliği benim gibi bu kadar gündemde tutan, ispat eden ve alametlerini, mesela Fırat’ın suyunun kesilmesi, efendim, say.
OKTAR BABUNA:Kabe’ye kanlı baskın, Ramazan ayında ay ve güneş tutulmaları, Afganistan’ın işgali, Irak’ın üçe bölünmesi, ordusunun kaybolması, para biriminin değişmesi, yeniden yapılanması, İran Irak Savaşı, Azerbaycan’ın işgali, binalarda zinalarda artış, depremlerde artış, iki kuyruklu yıldızın çıkması, ikinci kuyruklu yıldızın çift uçlu olması, normalden daha parlak olması, bütün gök cisimlerinin aksi yöne gitmesi, Lunin Kuyruklu Yıldızı 2009’da çıktı. Öncesinde kuraklık, birkaç yıllık kuraklık vardı hakikaten, barajlar kurumuştu. “Sonra da yağmurdan şikayet edecek insanlar” diyor.aynısıyla gerçekleşti.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bak, 150’ye yakın alameti böyle benim gibi ispat eden, anlatan başka bir alim yok dünyada. Ben alim değilim de yani, kişi yok, insan yok. Ve bunun aksini savunacak kişi de yok. Yani, kimse çıkıp diyemiyor ki: “Peygamberimiz (s.a.v.), Kabe’de kan akıtılacak, Mehdi (a.s.)’nin alametidir bu, ki ilk defa olmuştur bakın İslam tarihinde, 1400 yıldan beri, ilk defa, bir kere olmuştur. Hicri 1400 yılında Kabe’de kan akıtılmıştır. Hac yolu engellenmiştir. 79 yılında, Hicri 1400’de olmuştur ve bu Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir. Bu olmuştur ve ispat edilmiştir. Benim dışımda kimse bunu ispat etmemiştir, söylememiştir. Birisi de desin ki, “bu Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti değildir, bu hadis yanlıştır” desin, ve “bu alametler de olay da olmadı” desin, oldu. Bütün bunlara rağmen, bakın alametleri de ispat eden benim, Mehdi (a.s.)’nin zahiri, beden alametlerini anlatan da benim. Başka da anlatan pek yok. Yani, Cübbeli anlatıyor ama, açıklamak istemiyor. Mesela diyor ki: “Fırat’ın suyu kesilecek”, kesildi Fırat’ın suyu, açıklasana. Yani, “kesilmedi” de, “Fırat’ın suyu kesilmedi, bu o değil” de. Bunu söylemiyor, sadece “kesilecek” diyor. “Kabe’de baskın olacak” diyor, “Mehdi (a.s.)’den önce” diyor, hadis yazmış kitabında. Kesildi, değil mi? Fırat’ın suyu da kesildi, Kabe’de baskın da oldu. Anlatsana, anlatamıyor, anlatamaz. Mesela İttihad-ı İslam’ı geceli gündüzlü ben savunuyorum, Türk İslam Birliği’ni sürekli savunuyorum, bir çok kardeşlerimiz var savunan ama ben de savunuyorum.
Bütün bunlara rağmen, Mehdilik iddia ediyor muyum? Eğer Mehdilik iddia edersem, ömrüm boyunca, Allah’ın, meleklerin, bütün insanların laneti üzerime olsun. Ben tir tir titriyorum, Allah’tan müthiş korkuyorum. Ben nasıl iddia edeyim ben? Yani. “ben Mehdiyim” diyebilir miyim ben? Bu ne demektir? Ben cennetliğim demektir. Nasıl diyeyim ben bunu? Yani böyle bir şey mümkün değil. Böyle bir şey olması için, Kuran ayeti olması gerekir, net, açık. Yani, benim ismimle açık açık söylenmesi lazım. Böyle bir şey olmadıktan sonra böyle bir iddiada bulunmam mümkün değil. Bütün dünya “senin Mehdi (a.s.) olduğuna kanaatimiz var” dese de, ben yine Mehdiyim demem, diyemem, Allah’tan korkuyorum ben. Ama anlattıklarım doğru. Yani, ben şimdi yağ mı yapayım yani? Hem bu hadisleri anlatacağım, diyeceğim ki, “ne alakası var, bana benzemiyor bu anlattıklarım”.
OKTAR BABUNA:Daha da var Hocam aslında yani.
ADNAN OKTAR: Çok çok daha fazla.
OKTAR BABUNA:“Kafkaslar üzerinden geliyor” diyor, hakikaten soyunuz Kafkaslar üzerinden geliyor. “Doğumu gizlidir” diyor, doğumunuz sizin de evde oldu.
ADNAN OKTAR: “Kardeşi azdır” diyor, “en azdır” diyor, bir tane kardeşim var. “Malı mülkü olmaz” diyor. Benim üstüme kayıtlı, ama bakın dikkat edin, beş kuruşluk bir malım yok. “Malı mülkü yoktur” diyor “Mehdi (a.s.)’nin”. Hiçbir malım yok üstümde kayıtlı. Mesela “çocuğu olmayacaktır” diyor, mesela benim çocuğum yok. “Arapça bilmez” diyor, “Mehdi (a.s.)” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “çok az bilir” diyor yani avamın, halkın bildiği kadar böyle. Klasik Türkçe’deki Arapça kadar. Yani, Türkçe’nin içine girmiştir ya Arapça, o kadar. “Arapça bilmez” diyor, “benim evlatlarımdan Mehdi (a.s.)”. Peygamber (s.a.v.)’in açık hadisi var, mesela ben Arapça bilmiyorum. Mesela, “hiçbir kişinin biatı adlında değildir” diyor. Yani, “hiçbir tarikata tabi değildir” diyor Peygamber (s.a.v.). Yani hiçbir kişinin biatı altında değildir, biatına bağlanmamıştır. “Ve onun zamanında” diyor “halife yoktur zaten” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Fitnelerin en yoğun olduğu zamanda çıkacaktır” diyor, “İstanbul’da çıkacaktır” diyor. Ben de 1979’da çıkıp geldim. Mesela, “o geldiğinde” diyor, “çok büyük bir ateş çıkacaktır”, diyor Peygamber (s.a.v.), “büyük bir patlama olacaktır, insanlar gündüz oldu zannedeceklerdir” diyor. O gemi patlamasında insanlar gündüz oldu zannetti, gazeteler yazdı, herkes yazdı. “Günlerce sürecek” diyor “patlamalar” diyor “ve insanları” diyor “malları” diyor “alıp götürecek” diyor. Aynı şekilde olmuştur. “Bugün yerin altında, Berahut denen vadidedir” diyor. Petrol olduğunu söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.) açıkça söylüyor. Ama vakti geldiğinde patlayacak diyor, ve bu olayında İslam aleminin merkezinde olması gerektiğini söylüyor Bediüzzaman. “Bu tip olayların tamamı” diyor “İslam aleminin merkezinde, yani eski merkezinde olacaktır” diyor Bediüzzaman, “İstanbul’da olacaktır” diyor. Zaten İstanbul’la ilgili o kadar çok hadis var ki, Mehdi (a.s)’nin İstanbul’da faaliyet yapacağına dair. Bir tane, iki tane, on tane değil. Ama Konstantini olarak geçiyor tabii, diyar-ı Rum ve Konstantini olarak geçiyor, o zamanki ismi o olduğu için. Ben o geminin patladığı gün, akşamında buradaydım, İstanbul’daydım. Benim haberim yok, annem kızdı, “niye gitmiyorsun İstanbul’a?” dedi. Yani, okulum açılmıştı. Ben geldiğimde ateşler göklere çıkıyordu, duman göğe çıkıyordu. Mesela o vakitte geldim.
Bütün bunlara rağmen, ben diyorum, garibanın tekiyim, Allah’ın zavallı bir kuluyum ben. Öğrenciyim ben, talebeyim ben, yani aklımın ucundan dahi geçmez öyle bir şey iddia etmek, Allah vermesin. Ne cesaret?
OKTAR BABUNA:Siz zaten Hocam, “iddia değil, ispat makamıdır” demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Mehdilik, kardeşim, bütün bunlara rağmen ama İslam ahlakı dünyaya hakim olacak. Hz. İsa Mesih (a.s.) çıkacak, yüzünü meshediyor eliyle. “Sen Mehdisin” diyor, vahiyle söylüyor. “Sen Mehdi (a.s.)’sin, cennetteki makamın şudur” diyor. Yine inanmak farz değil, yine inanmak farz değil. İsa (a.s.)’la beraber namaz kılacaklar, yine Mehdilik iddia edemez Mehdi (a.s.), yine iddia edemez. Bütün Müslümanlar gelecek, diyecekler ki: “Bütün Müslümanların kanı senin boynuna olsun, eğer kabul etmezsen seni öldürürüz” diyecekler. “Müslümanların liderliğini kabul etmezsen, mahvoluyor Müslümanlar” diyecekler, “mecburen kabul etmen gerekiyor” diyecekler, tehdit ve ısrardan dolayı, Allah rızası için kabul edecek. “Ben böyle bir şeye layık değilim, Allah’ın” diyecek, “zavallı bir kuluyum” diyecek Mehdi (a.s.). Biat edecekler, bağlanacaklar, buna rağmen “ben Mehdi (a.s.)’yim” demez, diyemez. Etrafındakilere de dedirtmez, “bu Mehdi (a.s.)’dir” dedirtmez. “Benziyor” diyebilir, mesela yani diyebiliriz, “Allah-u alem, belki Mehdi (a.s.) olabilir” diyebilirsin ama “Mehdi (a.s.)’dir” diyemezsin. Ama kalben buram buram insan hisseder. “Allah-u alem o” diyeceğiz. İsa (a.s.)‘da da öyle, yani şimdi, kızıl saçlı, biraz da sarışındır kızıl saçlı, ortadan ayrılmış, kibar yüzlü, gri gözlü bir insan, geçmişini hatırlamıyor, küfrü dize getirmiş, bütün Hıristiyanların Müslüman olmasına sebep olmuş, hafız, Kuran’ı su gibi ezberden bilecek, Tevrat’ı, İncil’i de ezberden bilecek ve mükemmel bir insan. Ne derse doğru söylüyor. Biz diyeceğiz ki, “Allah-u alem İsa (a.s.) da bu”. Çünkü bütün Hıristiyanların Müslüman olmasına vesile olacak. Yine de farz değil, inanmaya mecbur değiliz yani, “bu İsa (a.s.)’dır” dememiz farz değil, ama vicdanen, “Allah-u alem o” diyeceğiz. Mehdi (a.s.)’ye de “Allah-u alem o” diyeceğiz, olay bu...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Ses kasetleri
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler