Adnan Oktar`ın 23 Eylül 2010 tarihli Samsun Aks TV röportajından
ADNAN OKTAR: ... Sevilecek insanın vasfı vardır, durduk yere bir insan sevilmez ki. Bir kere derinliği olması lazım, aklı olması lazım. Ben etinin, kemiğinin neyini seveceğim yani? Düzgündür, yani Allah güzel, düzgün tecelli etmiş olabilir. Ama bir derin sevgi duyamam. Ama sevgiyle kastedilen derinliktir. Onun için bir kere o şahsın Allah’ı bütün detaylarda görmesi gerekir, yani görebildiği bütün detaylarda. Ve sevmesi gerekir, Allah’tan korkması gerekir. Kuran’ı kavraması ve anlaması gerekir. Yani Kuran’ı adam hiç yerine koyuyorsa, haşa, nasıl bir akıldır ki bu? Yani o akıldaki bir insandan, nasıl ben bir derinlik bulayım? Daha Allah’ı farkedemiyor adam, beni nasıl fark etsin? Allah’ı göremeyen beni nasıl görsün? Allah’ı takdir edemeyen, beni nasıl takdir etsin? Değil mi, Allah’a vefa gösteremeyen bana nasıl vefa göstersin? Allah’a teşekkür etmeyi bilmeyen bana nasıl teşekkür etsin? Allah’ın güzelliklerini takdir edemeyen, bendeki güzelliği nasıl takdir etsin, nasıl görsün, değil mi? Kelebeği, kuşu farkedemeyen, oradaki derinliği göremeyen. Oradaki derinliği göremeyen bendeki derinliği nasıl görecek? Dolayısıyla ben ondaki derinliği nasıl göreyim ve benim için ne anlamı olur öyle bir insanın? Onun için öyle kuru kuru, tabii Büşra onu kasdetmemiştir ama, sevilecek insanın vasıfları vardır. Yani her şeyden önce egoist ve bencil olmaması gerekiyor ayrıca. Egoist ve bencil olan çok basittir, sıradan bir insandır. Diğergam, fedakar olması lazım. Yani sevgi fedakarlık üzerinedir. Sabırlı olması gerekir. Detayları çok ince görebilmesi lazım. En ince detayları dahi görebilmesi lazım. Küt bir adam koftur. Ayette diyor Cenab-ı Allah, “kof kütük gibidirler” diyor. Kof kelimesi çok manidar yani. Yani kitlevi böyle bir et kitlesi. Mesela ben bakıyorum, televizyon kanallarında, bazen manken genç kızlar geçiyorlar. Hakikaten güzeller, fizik olarak güzeller. Gözlerine bakıyorum; bomboş. Ve onları robot haline getirmişler. En sıradan şeyleri bile onlara çok rahat yaptırabiliyorlar. Yani hepsini tenzih ederim ama bir kısmı kişiliğini tamamen kaybetmiş. Sanki böyle et- kemikten oluşmuş bir roboto dönüşmüşler. Mesela delikanlı çocuklar var, şahsiyeti sıfır hale gelmiş.Hakikaten yapılı böyle aslan gibi, boyu posu yerinde falan. Atletik yapılı, köşeli hatlar falan var, ama hepsini tenzih ediyorum, ben kastettiklerimi söylüyorum; gözünde sığır ifadesi var, yani bomboş. Tam kof yani, et kemik kitlesi böyle. Hiçbir derinliğinin olmadığı, yani aklının çok zayıf olduğu anlaşılıyor. Yaptığı hareketlerden de yani, çok basit ve kurulmuş bir alet gibi olduğu izlenimini veriyor. Insani bir derinliği olmadığı anlaşılıyor. Mesela bir kadında da, derinlik yoksa o kadın zaten yoktur. Geriye protein ve kemik kalmış oluyor yani. Bir avuç saç, protein ve kemik. Düzgün bir şekil almış olabilir o, tamam, alır, güzel, onu takdir edersin. Ama insanı güzel yapan derinliğidir. Yani ne kadar derinliği güçlü ise, o kadar güzel olur. Farkına varmadan basitliğin belasının içine giriyorlar. Birçok genç kız kendisini mahvediyor, birçok delikanlı da kendisini mahvediyor. Basitliğin içerisinde çıkar oluyor, egoistliği, bencilliği basitliğin içinde çok iyi savunduklarını düşünüyorlar. Böyle basitlik denizine atıyorlar kendilerini. Etrafındakilerin de basit olduğunu düşünüyor. Kendisinin de basit olmakla, o savaşı, onlar içerisinde daha rahat yaşayacağını zannediyor. Adi ise karşısındaki; o ondan daha adi oluyor. O karaktersizse, o, ondan daha karaktersiz oluyor. O yalancıysa; o, ondan daha yalancı oluyor. Ve adilik yarışına giriyorlar. Sonunda çok korkunç bir tablo meydana geliyor. Yani basitliğin belası içinde. Çünkü Allah yüzünden nuru alıyor, derinliği alıyor, tutkuyu, sevgiyi alıyor. Geriye sandviç kalıyor, gazoz kalıyor, kola kalıyor. Başka bir şey kalmıyor. Yani tam atom forvet, basit, sıradan, adi bir insan kalıyor geriye. Yani kişiliksiz, böyle laf sokan, dedikoduya yatkın, çok adi ve küçük çıkarlarıyla yetinen, fedakarlık bilmeyen, derinliği anlamayan, fedakarlığı anlamayan, yoz, patavatsız, lafını sözünü bilmeyen, küt insanlar ortaya çıkıyor o zaman. Halbuki insan çok hassas bir varlıktır. Beyni de çok iyi çalışır insanın. Yani en ufak bir adilik bile insanı çok ciddi sarsar. En ufak bir basitlik, egoistlik, çıkarcılık bile o insanın karşısında saygıyı çok ciddi şekilde sarsar. Yani cümle kuruluşundaki bir münasebetsizlik, mesela bir bön bakış, mesela adam boş boş esneyerek boş bir yere bakması. Mesela benim için, ben mesela hayatta yapmam öyle bir şeyi. Mesela hani var ya, böyle tipler var, böyle dalar gider, bomboş bakar. Yani hiçbir ifade yoktur, yani dakikalarca. Mesela bu çok küçük düşürücü bir şey. Bir insan nasıl bu hale düşebilir? Allah vermesin, değil mi? Bir insanın dikkatinin hiçbir zaman dağılmaması gerekiyor, çünkü sürekli Allah ile biz bağlantı halindeyiz. Nasıl dikkat dağılır? Allah “dikkatli olun” diyor Kuran’da. Kuran ayeti o, değil mi? Dikkatin dağılması demek; Allah ile bağlantının kesilmesi demektir. Dolayısıyla yani tutkuyla sevilecek bir kadının, derinlikle sevilecek bir kadının her şeyden önce çok imanlı ve çok akıllı olması, Allah’tan korkması lazım. Ve fedekar ve diğergam olması lazım, yani egoist ve saldırgan olmaması lazım, sabırlı olması lazım. Lafa laf, beş de üste ve altta kalmayan değil, kibar olması lazım. Değil mi? Mesela insanlar şu an çıkarıyla çatıştığında en çirkin şekilde karşılık verebiliyorlar. Halbuki insan sevdiğine kıyamaz yani çok nezaketli cevap verilmesi gerekir. Çünkü bir söz insan affedebilir ama unutamıyor. Bir münasebetsizliği insan unutamaz. Kare kare insanın beyninde kalıyor o anlar. Fotoğraf gibi kalıyor. Kafamızda hep güzel kareler kalması lazım. Bir insanı severken biz, kafamızda yüzlerce ona ait fotoğraf kalıyor, binlerce güzel fotoğraf kalıyor. Kafamızda binlerce çirkin fotoğraf var ama onun da güzel yüzü var. Şimdi bin tane çirkin fotoğraf, bir de onun güzel yüzü, binbir. O bin tane fotoğrafı ne yapacağız? Ona baktığımda ben o bin tane fotoğrafı görüyorum. Bir de onun güzel yüzünü görüyorum. Bin fotoğrafın bini de güzel olması lazım. Binbir de onun yüzüdür, tamamı. İnsan çünkü hatıralarıyla sevilir. Yani bir kadını severken insan hatırlarıyla sever. Mesela onun sürekli nezaketi, efendiliği, kibarlığı, saygısı, sevgisi, coşkusu, candanlığı... Zaman zaman pis hatıraları kafada kalırsa, insan beyni de o kadar hassas ki gayet iyi tutuyor, her gördüğünde onu göreceksin. Bir gözün oraya bakar. Bir gözün beynindekilere, beynindeki fotoğraflara bakar. Değil mi? Şimdi beynindeki fotoğraflara bakarak onun gözüne bakarsın. Beynindeki fotoğrafların tertemiz olması lazım. Adam, karşımdaki nasıl olsa sabreder diye olmadık adilik yaparsa, bir fotoğraf, iki fotoğraf, onuncu fotoğrafta artık insanın gücü kalmaz. Onbirinci fotoğrafta bırakır artık. Bırakabilir yani. Çünkü değersiz olduğunu ispat etmiş oluyor. Ondan sonra götüremez. Onun için sevginin oluşması için, derinliğin oluşması için sürekli akıllı ve güzel bir imajı ayakta tutmak gerekir. Onun için Kuran’da diyor Allah, “Güzel insanlar güzel insanlara, çirkin insanlar çirkin insanlara” yani mealen yaklaşık, tabii benim kastettiğim kastedilen böyle değil tabii, yani “Kuran’a uygun insanlar Kuran’a uygun insanlara” ama mealen söylüyorum tabii...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Güzel Konular
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler