Adnan Oktar`ın 25 Eylül 2010 tarihli Kahramanmaraş Aksu Tv ve Güneydoğu Olay Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ... Kuran’ı okuduk, çok hoşuna gidiyor değil mi?
SUNUCU:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Nasıl bir duygu, neler hissediyorsun? Benim anlattıklarımda farklı ne görüyorsun?
SUNUCU:Sizin anlattıklarından farklı görüyorum demeyeyim de aslında Hocam, normalde okuduğumuz, sizin anlatmanızla farklı bir açıdan görebiliyorum, daha farklı açılardan görebiliyorum, çok rahatlıyorum, içim huzur doluyor, Allah’a kendimi daha yakın hissediyorum.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah, bir de Kuran’ın mucizelerini görüyorsun, değil mi? Hayata geçişini görüyorsun, yani hayatta yaşanmasını görüyorsun. İnsanların masal gibi anlatmaya kalktıkları dinin, hayatın ta gerçeği olduğunu görüyorsun. Çünkü bize öyle bir Mehdi (a.s.) anlatırlardı ki çocukluğumuzda, asla gelmeyecek bir Mehdi (a.s.)’den bahsederlerdi, asla. O Cübbeli’nin işine gelir öyle bir Mehdi (a.s.), etrafına toplar adamları, adamlar kahve çay içecekler falan, Cübbeli anlattıkça onlar böyle hayretler içinde kalıyor, mesela hatta bir kısmı böyle kafası dumanlı bir havada seyrediyor ve dinliyor. Yani, böyle bazı tipler vardır, Cübbeli’yi tenzih ederim, etrafındaki kişileri de. Etrafındaki zaten talebeleri onlar çok sevdiğim insanlar. Ama bazen böyle esrarkeşlere falan böyle şeyler anlattığında, o kendi alemine girer, esrar alemine girer, çünkü o da halüsinasyona girer, esrarın etkisiyle, o da onu anlattıkça daha iyi tam kafa olur böyle, “anlat Hocam anlat” der böyle, o iyice derinleşir yani, değil mi? Mesela “Mehdi (a.s.)” diyor, “havada atıyla uçacak” diyor farzedelim. Bir esrarkeş için bu bulunmaz bir anlatım, eriyor adam. “Adriyatik Denizi” diyor, “olduğu gibi kuruyacak” diyor, “bir anda” diyor, “Mehdi (a.s.) ve talebeleri gidip ortasına oturacak”. Esrar içtiği için o anda o, o da onu yaşıyor o anda. “Deniz donacak” diyor. Var ya böyle esrarı içenler filmler anlatır böyle adam kabus görür, inanılmaz şeyler olur böyle, iğnenin deliğinden geçer, bir anda camın içerisine girer falan, böyle korku filmlerinde olur böyle anormal sahneler, tabii. Onlar da yani bu tip bir anlatımdan çok memnun oluyorlar. Mesela bir kere tekbir getiriyor, bütün binalar iniyor. Mesela bu bilim kurgu filmleri olur ya, korku filmleri oluyor, mesela adam bir sesler gönderiyor, bütün binalar yerle bir oluyor. Bilim kurgu gibi, yani onu bilimsel bir hikaye olarak anlatması, adamların nefesini kesiyor. Biliyor ama hiçbir şekilde böyle bir Mehdi (a.s.)’nin çıkmayacağını biliyor. Ama anlatımından eriyor, “anlat” diyor adam. Bir de dinin olmadığına dair daha da kanaati geldiği için daha da içi rahatlıyor. Ama öyle bir masal tarzında dinledimi, yani hadisleri tenzih ederim, gerçeğini tenzih ederim. Adamın kafası yerine geliyor. Halbuki kastedilen anlam, yani o esrar içmiş de kendini kaybetmiş havadaki anlam değildir. Oradaki anlam bambaşka, Mehdi (a.s.) gelir, İslam’ı tebliğ eder, “‘Allah’ der” diyor, “‘Allah’ der ve bütün küfrün kalelerini yıkar” diyor. Küfrün kalesi nedir? Darwinizmi, materyalizmi savunan çeşitli yerler. Enstitüler olabilir, üniversiteler olabilir, bazı işte güya bilimi savunduğu iddia eden yerler olabilir, değil mi? Bunlar kastediliyor buradaki hadiste. Küfürdeki inançsızlık, yani, Allah inancını reddeden sistemler, inşaAllah. Bunun olduğu açık, aşikar anlaşılıyor.
Fakat mesela diyor ki, deccalden bahsediyor Cübbeli, “şu an” diyor, “Atlas Okyanusu’nda bir adada” diyor, “30 kilometre boyla oturuyor” diyor adam, Cübbeli. “Balık yiyor” diyor “denizden alıp” diyor, “avuç avuç” diyor. Şimdi derin derin adamın esrar çektiğini düşün, ve bunu dinliyor adam, eriyor adam. Yani Cübbeli onun için bulunmaz bir şeydir. Müthiş hoşuna gider, bin kere gider. Mesela, “300 metrelik eşeği var” diyor, “üstüne binecek” diyor, “eşek anırarak” diyor “gökyüzünde uçmaya başlayacak” diyor ve “adamlarını dolduracak eşeğin içine” diyor. “Deccal de üstünde beraber gelecekler Fatih semtine” diyor, değil mi? “Ben de onu” diyor, mesela “bastonla gireceğim” diyor, “kafasını gözünü dağıtacağım” diyor, “sizi kurtaracağım” diyor. Şimdi sıcak bir kış gününde, karda kıyamette adam Cübbeli’nin bu şeyini dinlese, içi erir adamın, acayip açılır yani bir esrarkeş dinlemiş olsa, tam kafa olur adam yani. Ama orta derece düşünen bir insan, yani din hakkında daha önce de bir bilgisi yoksa, imani yönden de zayıfsa, olan imanını ama çok güçlü şekilde kaybeder. Bütün aklı gider yani. Çünkü, “böyle bir din olmaz” der, böyle bu kadar mantıksız, bu kadar akla uygun olmayan, aklın ihtiyarini alan, Kuran’a zıt olan, Kuran’daki adetullahla zıt olan. Bu yüzden de, Bediüzzaman da diyor bak, “Müslümanlara zarar veriyorlar” diyor, “zarar verecekler” diyor yani, “devam edecekler zarar vermeye” diyor. Tabii ben Cübbeli’yi samimi olarak dinleyip, imani safiyetle dinleyip, ondan hoşnut olan insanları tenzih ediyorum. Ama çok az da olsa bir esrarkeş güruhu herhalde dinliyordur bir şekilde ve onların da çok hoşuna gidiyordur. Ben oradaki sadece o küçük gurubu kastediyorum. Yani nasıl etki yapacağını düşünme açısından, bir fikir jimnastiği olarak söylüyorum. Ve insanlardaki tahribatını söylüyorum. Mesela, bir kısım insanda belki etki etmez, imanı güçlüdür, onun bir açıklaması olacağını düşünür, yine kendini muhafaza edebilir. Ama ekseriyet itibariyle çok büyük tahribat meydana getirdi. Bir kere dini muazzam zorlaştırıyor ve yaşanmaz hale getiriyor hurafelerle. Adam onu dinlediğinde yani, “iyi ki Müslüman olmamışım” der Allah esirgesin. Yani, “iyi ki böyle bir şeyin içerisine girmemişim” der ve çoluğunun da çocuğunun da Müslüman olmamasının ne kadar önemli olduğunu düşünür o zaman. Çünkü anlattığı hurafelerin yaşanması mümkün değil. Kendi yapamaz zaten. “Ben” diyor, “bunaldım, sıkıldım” diyor, “bu hattan” diyor, “camiden sıkıldım, ibadetten sıkıldım ve” diyor. En işte çok garip mesela, diyelim ki, Allah vermesin öyle bir rahatsızlığı olsa bile, insan kendi memleketine gider, Konya’ya gidersin, Edirne’ye git, Antalya’ya git, her yere gidebilirsin ama yani akıl almaz bir yere gidiyor. Malta’ya gidiyor, Malta malum bir yer. Yani herkes bilir Malta’yı, orda kimlerin olduğunu da bilir, değil mi? Ne işin var senin orada? Değil mi? Orada genç kızlar, denize girmişler, o da onların içerisinde mutlu bir şekilde yüzüyor, bayağı keyfi yerinde, jet skiye binmiş onla geziyor. Takke orda yok, takke denizde ıslanmasın diye çıkartmış...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...