Adnan Oktar'ın 25 Eylül 2010 tarihli Kahramanmaraş Aksu TV ve Gaziantep Olay TV röportajından
ADNAN OKTAR:... “Aziz sıddık kardeşlerim” diyor Bediüzzaman. Emirdağ Lahikası 245. Emirdağ Lahikası’nı gösterelim, kardeşlerimiz bilmiyor olabilirler. Evet, 245’inci sayfa. “Evvela nurun ehemmiyetli ve çok hayırlı bir şakirdi, çoklarının namına benden sordu ki, nurun halis ve ehemmiyetli bir kısım şakirdleri pek musırrane olarak Ahir zamanda gelen Al-i Beyt’in büyük bir mürşidi seni zannediyorlar” Yani seni Mehdi zannediyorlar diyor Bediüzzaman’a. “Ve o kadar çekindiğin halde onlar ısrar ediyorlar” Yani Mehdi olman konusunda ısrarlılar. “Sen de bu kadar musırrane onların fikirlerini kabul etmiyorsun, çekiniyorsun. Elbette onların elinde bir hakikat ve kat’i bir hüccet var (deliller var) ve sen de bir hikmet ve hakikata binaen onlara muvafakat etmiyorsun” Yani bir bildiğin var ki reddediyorsun. “Bu ise bir tezattır, herhalde hallini istiyoruz” Bu konuyu mutlaka açıkla diyorlar. “Ben de bu zatın temsil ettiği çok mesaillere cevaben derim ki:” Misallere, açıklamalara karşı derim ki: “O has Nurcuların ellerinde bir hakikat var” Yani bir delil var diyor. “Fakat iki cihette bir tabir ve te’vil lazım” Yani tabir ve tevil edilmezse olmaz, açıklanması lazım diyor. “Birincisi; Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdi Ali-i Resulün temsil ettiği kudsi cemaatin şahs-ı manevisinin üç vazifesi var” Bak, Mehdi Al-i Resül var, topluluğu temsil ediyor, temsilci olarak, mümessil olarak, lider olarak ve kudsi cemaati var ve o cemaatin şahs-ı manevisi var. İşte bu oluşan kudsi cemaatin şahs-ı manevisinin üç vazifesi var. Üç tane vazifesi var diyor. “Eğer çabuk Kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa,” insanlar tamamen sapıtmazsa, “o vazifeleri onun cemiyeti” Yani Mehdi (a.s.)’nin cemiyeti, cemaati, “ve seyyidler cemaati yapacağını Rahmet-ı İlahi’den bekliyoruz ve onun üç büyük vazifesi olacak” Mehdi (a.s.)’nin üç büyük vazifesi olacak. Yani onun cemiyeti denince, Mehdi (a.s.) cemiyeti denince, Mehdi (a.s.)’yi onlar ayrı tutuyorlar. Yani şimdi hükümet deyince, Başbakan ayrı mı tutulur?
OKTAR BABUNA: Tutulmaz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yahut mesela başka bir yerde de mesela sınıfta da sınıf öğrencileri var bir de sınıfın başkanı var, ayrı tutulmuyor, birliktir. O topluluk söylendiği zaman, Mehdi (a.s.) ile birlikte söylenir. Cemaati varken, Mehdi (a.s.)’nin cemaati varsa, talebeleri nerede? Talebeleri de o işte, inşaAllah. Bunları birbirinden ayırmaya eğilim var. Bunun mümkün olmadığını Bediüzzaman söylüyor. Bak diyor ki: “Mehdi Al-i Resulün,” Peygamberimiz (s.a.v.)’in Al-i’nden olan Mehdi (a.s.)’nin, “temsil ettiği,” temsilci ne demek? O topluluk adına söz sahibi olan kişi. “Temsil ettiği kudsi cemaatin,” demek ki kudsi cemaati var ve toplamının bir şahs-ı manevisi var. Mehdi (a.s.), cemaati ve cemaatinin şahs-ı manevisi. “Üç vazifesi var. Eğer çabuk Kıyamet kopmazsa, beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağını Rahmet-i İlahi’den bekliyoruz. Ve onun üç büyük vazifesi olacak” Bak, onun, o şahsın. “Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutuyla” Bak, ilk önce bu diyor, başka konuya geçmiyor Bediüzzaman. “Fen ve felsefe” Fen ne, neler bunlar? Biyoloji,
OKTAR BABUNA: Biyoloji, genetik, moleküler biyoloji, paleontoloji, karşılaştırmalı anatomi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, “ve felsefenin” Diyalektik felsefe, Marksist felsefe, biyoloji felsefesi Darwinizm. “Felsefenin tasallutuyla (müdahale etmesiyle) ve madiyyun ve tabiiyyun taunu (Darwinizm ve materyalizm) beşer içinde (dünya içinde, bütün dünyayı kaplayacak şekilde) intişar etmesiyle, her şeyden evvel,” Mehdi (a.s.)’nin ana konusu bu olacak diyor Bediüzzaman. Neymiş o? “Felsefeyi ve maddiyyun fikrini (Darwinizm ve materyalizm fikrini) tam susturacak tarzda imanı kurtarmaktır” Tam susturacak bir tarzda. Şimdi bak, kurtuldu demiyor Bediüzzaman, kurtaracak, yapacak diyor. Benim zamanımda bu oldu bitti demiyor. Bediüzzaman’ın Darwinizm’e karşı hiçbir faaliyeti olmamıştır. Mehdi (a.s.)’ye bırakmıştır Darwinizm ile mücadeleyi. Yani Darwinist, materyalist felsefenin yıkılışını Mehdi (a.s.)’ye bırakmıştır. Kısman açıklamaları olmuştur, izahları olmuştur, ama Darwin’in adını kelime olarak bile geçirmez Bediüzzaman. “Ve Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek” Bir de Müslümanları dalalete düşmekten, gericiliğe, yobazlığa düşmekten, Evanjeliklerin oyununa düşmekten, Darwinist, materyalist düşünce içerisinde yeni yeni ekoller oluşturmaktan korumak. Müslümanların inancını muhafaza etmek. “Bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla, çok zaman tetkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden” “Hem dünya,” demek ki, dünya ile ilgili çalışması da var. “Hem her şeyi bırakmakla,” yani hayatın bütün sosyal yönlerinden çekilmekle, “çok zaman tetkikat ve meşguliyeti iktiza ettiğinden, Hazret-i Mehdi (a.s.)’nin o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez” Mehdi (a.s.)’nin o derece Darwinizm’i, materyalizmi yıkmak için, gidip labovatuar araştırması yapması, paleontoloji ile ilgili çalışma yapması, buna mümkün değil vakti olmaz diyor. “Çünkü Hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı,” bak kendinden bahsetmiyor, ileride gelecek bir şahıstan bahsediyor. “Saltanatı onunile iştigale vakit bırakmıyor” Vakti olmaz diyor. “Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek” Yani bilim adamları bir cihette bu görevi görecekler. “O zat o taifenin (o bilim adamlarının) uzun tetkikatı ile yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak, (onları bir araya getirecek ve onunla eserler hazırlayacak) onun ile o birinci vazifeyi tam yapmış olacak” Yani Darwinizm’i, materyalizmi yıkma görevini tam yapmış olacak. “Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve manevi ordusu (dayandırdığı kuvvet ve manevi ordusu) yalnız ihlas (samimi) ve sadakat,” ona karşı sadık, Allah’a sadık, dine sadık, “ve tesanüd,” birbirleri ile çok sıkı irtibat halinde olan, “sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirdlerdir” Nur talebeleri değil, Mehdi (a.s.)’nin talebelerinden bahsediyor bak, “bir kısım şakirdlerdir. Ne kadar da az olsalar,” Çok az sayıdalar diyor Bediüzzaman. Bak, “ne kadar da az olsalar,” çok çok azlar. “Manen bir ordu kadar kıymetli ve kuvvetli sayılırlar” Nerede burada şahs-ı manevi?
OKTAR BABUNA: Yok Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Burada bir Mehdi (a.s.) var ve talebeleri var ve onunla ilgili bir çalışma var. Sayıları az, küçük sayıda bir topluluk. Bunların toplamından bir şahs-ı manevi oluyor mu? Tabii ki oluyor, olur tabii. Nasıl olmasın yani, değil mi? “İkinci vazifesi:” Bak, vazifem demiyor, ikinci vazifesi. “Hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) ünvanı ile,” bir kere halifelik ünvanı alıyor. Bak, “Hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) unvanı ile,” Bediüzzaman böyle bir unvan aldı mı?
OKTAR BABUNA: Almadı Hocam.
ADNAN OKTAR: Kimsenin haberi yok. Yani aldılar da gizlice, bir şey varsa, ayrı. Ama böyle bir şey yok. Hiçbir Nur talebesi de böyle bir şey demedi. Ağabeyler de, ne Zübeyir Ağabey, ne Hüsrev Ağabey, ne Sungur Ağabey, hiç kimseden biz böyle bir şey duymadık. Halife olduğunda, Müslümanların halifesi, Hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) unvanını aldığını duymadık, (s.a.v.). “Şeair-i İslamiye’yi ihya etmektir” İslam’ın hükümlerini ihya etmektir. “Alem-i İslam’ın vahdetini nokta-i istinad edip,” “Alem-i İslam’ın vahdetini,” birliğini, İttihad-ı İslam’ı. İttihad-ı İslam olmadı Bediüzzaman zamanında. Vahdet de olmadı. Bilakis Nur talebeleri daha da parçalandılar. Kendi aralarında da parçalara ayrıldılar Nur talebeleri. Bak, “Alem-i İslam’ın vahdetini nokta-i istinad edip,” oraya dayandırıp, İslam aleminin birliğine dayandırıp, “beşeriyeti maddi ve manevi tehlikelerden, (anarşiden, terörden, savaştan, içkiden, kumardan, fahşadan,) ve Gadab-ı İlahi’den (göktaşı yağmuru, Kıyametten) kurtarmaktır” Mehdi (a.s.)’nin görevi diyor. Kıyamet’ten Müslümanları kurtarandır diyor. Bak, “Gadab-ı İlahi’den kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hadimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lazımdır” Bediüzzaman zamanında böyle bir ordu yoktu. Mehdi (a.s.) zamanında olacak diyor Bediüzzaman. “Üçüncü vazifesi:” Bak, hepsi bir şahısa ait vazifeler. Ayrı ayrı şahısların vazifelerinden bahsetmiyor, tek bir şahısa ait. “Üçüncü vazifesi: İnkilabat-ı zamaniye ile (zamanın inkilab etmesi, değişmesi ile) çok ahkam-ı Kuran’iyenin zedelenmesi ile (Kuran hükümlerine uyulmaması ile) ve Şeriat-ı Muhammediye’nin (a.s.m.) kanunları bir derece tatile uğramasıyla,” Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetlerine, Kuran’daki Allah’ın hükümlerine uyulmaması ile. “o zat,” bak, o zat. Şahs-ı manevi diyemeyecek kadar bilgisi eksik bir insan değil Bediüzzaman, değil mi?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani şahs-ı manevi diyebilecekken, o zat dedi diyorlar. Kardeşim ne mecburiyeti var? Direkt şahıs, o şahs-ı manevi der, olur biter. Ama zat diyor, o zat diyor, kişi. O zat yaşıyor, bak devam ediyor, görevine devam ediyor. Üçüncü zate demiyor, ikinci zat demiyor, bir tane zat var, sürekli o zattan bahsediyor. Şahs-ı manevi de demek istese, der. Yani onlardan korkacak hali yok. “O zat bütün ehl-i imanın manevi yardımlarıyla” Bakın, ne kadar Müslğüman varsa manevi yardımları ile, destekleri ile. “Ve İttihad-ı İslam’ım muavenetiyle,” İttihad-ı İslam’ı daha yeni ağızlarına aldırtıyoruz, daha yeni söylüyorlar İttihad-ı İslam’ı, İttihad-ı İslam olmamıştı o zaman. Bediüzzaman’ın zamanında yoktu. Yeni başladı İttihad-ı İslam’ın girişimleri. Bak, Cübbeli ağzına almıyor İttihad-ı İslam’ı. Şaşar Beşer söylemiyor, Faruk Beşer. Osman Ünlü söylemiyor. Ama Allah’ın izni ile söyleteceğim.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, evelAllah.
ADNAN OKTAR: Bak, eninde sonunda söyleteceğim ve hayret edeceksiniz. Oraya doğru gidiyorlar. Şimdi Cübbeli şimdi hafiften kapı aralayacağım demeye falan başladı, kapıyı da aralayacağım, pencereyi de aralayacağım, duvarı da yıkacaksın, açacaksın ve söyleyeceksin. “İttihad-ı İslam istiyorum” diyeceksin. Dedirteceğim sana. İlimle, Kuran’la, samimiyetle, akılla, sevgiyle bunu söyleteceğiz. “İttihad-ı İslam’ın muavenetiyle (yardımıyla) ve bütün ulema ve evliyanın” Bütün tarikat şeyhlerinin, efendi hazretlerinin, büyük alimlerin. “Ve bilhassa Al-i Beyt’in neslinden her asır kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin (bütün Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyundan gelen seyyidlerin) iltahaklarıyla (hepsi iltihak edecek) o vazife-i uzmayı (o büyük vazifeyi) yapmaya (Mehdi (a.s.)) çalışır” diyor. Gayret eder, diyor. “şimdi hakikat-i hal böyle olduğu halde,” diyor Bediüzzaman. Olayın hakikati böyle olduğu halde, “en birinci vazifesi ve en yüksek mesleği olan imanı kurtarmak ve imanı, tahkiki bir surette umuma ders vermek” Yani tahkiki imanla ilgili imani kitaplar yazmak, onları tercüme ettirmek, dünya çapında dağıtmak, internet, radyo, televizyonlarla bütün dünyaya duyurmak, imani faaliyet yapmak. “Hatta avamın da imanını tahkiki yapmak” Bak şimdi çok başka, bambaşka bir şey oluyor burada. Demek ki, lise, üniversite, aydın kesime yöneliyor. Onlar için ağırlıklı bir faaliyet var. Yani aydın kesimin, kültürlü kesimin, okumuş kesimin etkileneceği şekilde faaliyeti var. Ama ne diyor Bediüzzaman? “Hatta avamın da imanını tahkiki yapmak” Yani avanım da imanını tahkiki yapacak diyor. Yani cahil insanların, halktan mesela bilgisi eksik insanların, az eğitim almış insanların, onların da imanını tahkiki yapacak diyor. “Yapmak vazifesi ise, manen ve hakikaten hidayet edici, irşad edici manasının tam sarahatını ifade ettiği için, Nur Şakirtleri bu vazifeyi tamamıyla Risale-i Nur'da gördüklerinden,” yani iman hakikatlerini anlatma konusunu Risale-ı Nur’da gördüklerinden, “ikinci ve üçüncü vazifeler buna nisbeten ikinci ve üçüncü derecededir, diye” ki doğru, “diye, Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsini,” yani Risale-ı Nur topluluğunun şahs-ı manevisini, şimdi de halen iddia ediyorlar ya. Risale-ı Nur ‘un şahs-ı manevisidir Mehdi (a.s.). Şu andaki iddiaya cevap veriyor Bediüzzaman. Yani yıl 2010 değil mi? Şu an şahs-ı manevi Mehdi (a.s.)’dir diyorlar. Bak diyor ki Bediüzzaman: “İkinci ve üçüncü derecededir, diye Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsini haklı olarak bir nevi Mehdî telakki ediyorlar” diyor Bediüzzaman, bir nevi. Haklılar, öyle zannetmekte haklılar, ama bir nevi. Mehdi (a.s.)’nin kendisi değil, asıl Mehdi (a.s.) değil. Bir nevi demek ayrı, Büyük Mehdi (a.s.) ayrı. “Bir nevi Mehdî telakki ediyorlar. O şahs-ı manevînin de bir mümessili” Mümessili oluyormuş demek şahs-ı manevinin değil mi? Bak, “bir mümessili, Nur Şakirdlerinin tesanüdünden gelen,” birbirlerine yakınlıklarından gelen, “bir şahs-ı manevîsi ve o şahs-ı manevîde bir nevi mümessili olan,” yani o Nur talebelerinin bir şahs-I manevisi var diyor, Onun bir mümessili, temsilcisi olan, “biçare tercümanını,” yani Said Nursi kendini diyor. “Beni zannettiklerinden bazan o ismi ona da veriyorlar” Bana da Mehdi (a.s.) diyorlar bazen diyor. “Gerçi bu, bir iltibas ve bir sehivdir,” bu bir yanlışlıktır ve hatadır diyor Bediüzzaman. Daha nasıl desin? “Sehiv, hatadır” diyor. “Fakat onlar onda mes’ul değiller” diyor. Yani hüsn-ü zan ile baktıkları için mes’ul değiller. “Çünkü ziyade hüsn-ü zan,” yani eskiden beri ziyade hüsn-ü zan, “eskiden beri cereyan ediyor ve itiraz edilmez” Yani “insanlar sevdiklerine Mehdi derler, bana da diyebilirler, buna itiraz etmeye gerek yok. Çok eskiden beri, yüzlerce yıldan beri bu devam ediyor. Sevdiklerine hep insanlar Mehdi demişlerdir. Bu ayıplanacak, kızılacak bir şey değildir, hüsn-ü zan edebilir” diyor. “Ve itiraz edilmez. Ben de o kardeşlerimin pek ziyade hüsn-ü zanlarını bir nevi dua ve bir temenni,” dua ve temenni, o şekilde olur. Bana inşaAllah Mehdi (a.s.) olun efendim diyebilir. Keşke Mehdi (a.s.) olsaydınız diyebilir, temenni edebilir. Bak, “temenni ve Nur Talebelerinin kemal-i itikadlarının bir tereşşuhu gördüğümden onlara çok ilişmezdim” Yani, “bana niye böyle hüsn-ü zan ediyorsunuz, diye müdahale etmezdim” diyor. Şimdi olayın kökeni bu, yani bundan dolayı bir sorun meydana gelmiş ve sebebini de açıklıyor Bediüzzaman. “Hatta eski evliyanın bir kısmı, keramet-ı gaybiyelerinden Risale-i Nur'u aynı o ahirzamanın hidayet edicisi olduğu, diye keşifleri bu tahkikat ile te'vili anlaşılır” Yani Risale-ı Nur Külliyatı’na da Mehdi demişlerdi. “Risale-i Nur'u aynı o ahirzamanın hidayet edicisi olduğu, diye keşifleri,” Risale-ı Nur Külliyatı’na bile Mehdi demişlerdir, diyor. “Bu tahkikat ile te'vili anlaşılır. Demek iki noktada bir iltibas var, te'vil lazımdır” Açıklama ve düzeltme gerekiyor, diyor. Birincisi diyor, Bediüzzaman ve devam ediyor. “Ahirdeki iki vazife, gerçi hakikat noktasında birinci vazife değiller” Yani Darwinizm’i, materyalizmi yıkması, iman hakikatlerini anlatması, 40 yıldır Mehdi (a.s.)’nin bunu şey yapması, bu çok önemlidir, diyor Bediüzzaman. “Fakat hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) ve İttihad-ı İslam ordularıyla” Bak bir kere halife oluyor, Müslümanların halifesi oluyor, hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) var, bir de İttihad-i İslam. Ordularıyla Müslümanlar birleşmiş, Birleşmiş bir NATO ordusu gibi, İslam orduları meydana gelmiş, “İslam ordularıyla zemin yüzünde saltanat-i İslamiye’yi sürmek” Yani büyük bir İslam Birliği’nin saltanatı oluşmuş. “Cihetindeki herkeste, hususan avamda, hususan ehl-i siyasette, hususan bu asrın efkarında o birinci vazifeden bin derece geniş görünüyor” Yani işte Mehter Takımı, Ceddin Deden çalıyor, tabii Peygamber (s.a.v.)’inin kılıncını kuşanmış, tabii çok heyecan verici bu. Mesela 30 milyon kişilik İslam Ordusu var, binlerce uçaktan oluşuyor, yüzbinlerce tanktan, toptan oluşuyor, dev bir ordu, dünyanın en büyük ordusu diyor Bediüzzaman. Hiçkimse yenemez, diyor. Ne Amerika, ne Rusya, hiçkimse tahayyül dahi edemez, diyor. Dünyanın en büyük ordusu oluşuyor. Mehdi (a.s.)’de Başkumandan oluyor, inşaAllah. “Hususan bu asrın efkarında o birinci vazifeden bin derece geniş görünüyor;” Öyle görebilirler. Ama yani zahiri açısından öyle gibi görünüyor, ama hakikat noktasında, yani gerçeği noktasında, aslında o Mehdi (a.s.)’nin 40 yıllık imani çalışması çok önemli. Çile çektiği dönem, o dönem. Hapise girdiği dönem, o dönem. Yani en zorluklarla karşılaştığı, iman hakikatlerini anlattığı dönem, o dönem. Halkın fark edemediği, cahil Hocaların karşı geldiği, sarıklı 70 bin yobazın ayaklandığı dönemde, o dönem, ona karşı mücadele verdikleri. Medine’deki cahil alim, yani İstanbul’daki cahil Hocanın ayaklandığı dönem de yine ona karşı mücadele verdiği dönem de yine bu dönemde. En zor dönemi Mehdi (a.s.)’nin. “Bunu önemsemezler” diyor Bediüzzaman, bu dönemi önemsemezler. “Halife olduğu, İslam ordularının başkumandanı olduğu dönemi önemserler” diyor. “Aslında ona dikkatlerini verir” diyor. “Bin derece geniş görünüyor” diyor. “Ve bu isim bir adama verildiği vakit bu iki vazife hatıra geliyor, siyaset manasını ihsas eder. Belki de hodfüruşluk manasını da hatıra getirir. Belki bir şan, şeref ve makamperestlik ve şöhret perestlik arzularını gösterir ve eskiden beri ve şimdi de çok safdil ve makamperest zatlar” yani böyle saf, bir de makam meraklısı zatlar, “Hz. Mehdi (a.s.) olacağım diye dava ederler” Alenen çıkar, Mehdi’yim diye söylerler” diyor, halen de şu an var. Aslında gösterelim de, yarın listesini çıkaralım, o kadar çok ucu bucağı yok, hakikaten alenen söylüyorlar. Hz. Mehdi (a.s.) olmak istiyorlar, söylüyor, direkt ben Mehdi (a.s.)’yim diyor, alenen. Hatta kızıyor, “beni nasıl anlamadınız siz daha hala” diyor. “Mehdi olacağım diye dava ederler, gerçi her asırda bir hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiştir” Zaten hep geldi Mehdi’ler diyor şu ana kadar müceddid ama bak hiç şahs-ı manevi gelmemiş Nur talebesi kardeşlerimizin dediği gibi, bir kısım Nur talebesi kardeşlerimizin dediği gibi, hep Hz. Mehdi (a.s.) şahıs olarak gelmiş. Onun talebeleri olmuş, Hz. Mehdi (a.s.) talebeleri ve şahs-ı manevisi olmuş. “Fakat her biri” diyor bak “üç vazifelerden birisini” ya imani konularda, iman hakikatleri diyanet konusunda veya siyaset konusunda, ya saltanat konusunda. “Bir konuda bir tanesini yapmış ve bir cihette yapmış” diyor, yani “bir yönüyle yapmıştır” diyor. “Ben de dahil, ben de Mehdi’yim” diyor Bediüzzaman o yönüyle, “bir nevi Mehdi sayılırım” diyor. “İman hakikatlerini anlattım, diyanet yönünde geldim fakat bir cihette yaptım” diyor. Abdülkadir Geylani de diyanet yönüyle geldi, bir cihette yaptı, İmam-ı Rabbani geldi, bir cihette yaptı, Mehdi Abbasi geldi, siyaset yönünde yaptı, bir cihette yaptı, diyor. Bak, “birisini bir cihetle yapması itibarıyla Ahir zamanın Büyük Mehdi (a.s.)’si unvanını alamamışlardır hiçbiri” diyor. “Hiçbirimiz alamadık” diyor. “Hem mahkemede Denizli ehl-i vukufu bazı şakirtlerin bu itikatlarına göre bana karşı demişler ki: ‘Eğer Mehdi’lik davası bütün şakirtleri kabul edecekler.’ Ben de onlara demiştim: Ben kendimi Seyyid bilemiyorum, bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki Ahir zaman’ın o büyük şahsı Al-i Beyt’ten olacaktır, Seyyid olacaktır. Gerçi manen ben” diyor Bediüzzaman “Hz. Ali (r.a.)’nin bir veledi manevisi hükmünde,” onun bir manevi evladıyım diyor, manen. “Ondan hakikat dersini de aldım” diyor, işte diğer eserlerinde. “ve Ali Muhammed (a.s.) bir manada hakiki Nur şakirtlerinin Şamil olmasından” yani Ali Muhammed (a.s.) Peygamberimiz (s.a.v.)’in Al-i, Nur şakirtlerine Şamil olmasından, yani onları destekleyen konumda olmasından, “ben de Al-i Beyt’ten sayılabilirim” Manen Al-i Beyt’denim, diyor. “Hem Haseni, hem Hüseyni Seyyid’im ben” diyor, manen. Ama ırk olarak değil, genetik olarak değil, silsile olarak değil, manen. Açıklıyor nasıl olduğunu. “Fakat bu zaman şahs-ı manevi zamanı olmasından ve nuru mesleğinde hiçbir cihette benlik ve şahsiyet ve şahsi makamları arzu etmek, şan, şeref kazanmak olmaz ve sırrı ihlasa tam muhalif olmasından Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükrediyorum ki beni kendime beğendirmemesinden ben öyle şahsi ve haddimden hadsiz derecede fazla makamata gözümü dikmem” Yani benim öyle bir Mehdilik iddiam olmaz, diyor. “Ve nurdaki ihlası bozmamak için, o uhrevi makama dahil, bana makamat verilse,” herhangi bir uhrevi makamat verilse bana, “bırakmaya kendimi mecbur biliyorum” dedim” Ve ehli vukuf sustu mahkemede” “Ben, Mehdilik iddia etmedim, o kişi seyyid olacak” diyor. Şimdi kardeşlerimiz de diyorlar ki; “Bediüzzaman korktu mahkemede, o yüzden bu ifadeyi verdi” Kardeşim delikanlının şahıdır Bediüzzaman. Sen ne konuşuyorsun? 30 yıl hapiste yatmıştır Bediüzzaman. Yani hiç umulmadık adamlara, gözünün içine baka baka ne olduğunu söylemiştir. İt kopuğa, sen itsin, demiştir. Çakal olana, sen çakalsın demiştir. Kimseden korkmaz o, bir tek Allah’tan korkar. Mahkeme de niye, hep mahkemeye çıkar; “ben seyyidim efendim”. der “Peygamber (s.a.v.)’in neslindenim ama Mehdi (a.s.) değilim” der. Zaten diyemez Mehdiyim (a.s.) diye, zaten diyemez. Ama diyor ki bak; “ben seyyid değilim” diyor. “Yok yalan söyledi” diyorlar, Allah Allah. Kardeşim, “manen seyyidim, tamam ama ırken, genetik olarak seyyid değilim” diyor. “Yani o anlamda hem Haseni, hem Hüseyiniyim” diyor. “Bütün Nur talebeleri de seyyiddir” diyor o anlamda. “Yani bir tek ben değil, bütün Nur talabeleri seyyidiz biz. Çünkü Hz. Ali (a.s.)’yi çok seviyoruz, Al-i Muhammed (a.s.m.) bize bakar aynı zamanda, o yüzden hepimiz seyyid sayılırız. Ama ırki anlamda, genetik olarak seyyid değiliz” diyor, inşaAllah. Şimdi işte Bediüzzaman’ın neden Mehdi (a.s.) zannedildiğini Bediüzzaman burada bu şekilde açıklıyor. Mehdi (a.s.)’nin Hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) unvanını alacağını, halife olacağını belirtiyor. Ve İttihat-ı İslam ordularıyla, değil mi? İslam aleminin başına geçeceğini söylüyor, başkumandan olacağını söylüyor. Bak, “hem en büyük bir müceddid, hem en büyük bir müctehid, bütün mezhep imamlarının üzerindedir” diyor. “Hem hakim, adaletin tamamına hakim” diyor. Mahkum değil hakim, mahkum da olacaktır da, ama hakim olacaktır. “Hem hakim, hem Mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak,” kutb-u azam olarak “bir zat-ı nuraniyi gönderecek, o da Ehl-i Beyti Nebevi’den olacaktır, seyyid olacaktır, gönderecek” diyor. “Baştan sona hepsini yalan söylüyor” diyorlar Bediüzzaman için. “Öyle bir şey yok, kendisidir Mehdi (a.s.), bize söyledi” diyorlar. Kardeşim niye çekinsin Bediüzzaman? Yani bir hakikat varsa yüzlerce sayfa neden Kuran ayetlerine ve hadislere dayandırarak yalan söylesi ki Bediüzzaman? Niçin böyle bir zorluk çeksin, değil mi? “Ben, Mehdi (a.s.) değilim” der o kadar, konu biter. Ama detay detay ordularının başkumandanı olacağını söylüyor, halife olacağını söylüyor Mehdi (a.s.)’nin, milyonlarca ordu onun emrinde olacak diyor. Dünyanın en büyük ordusu oluşacak, en büyük medeniyet oluşacak” diyor. Hz. İsa (a.s.) gökten inecek, Hıristiyanların hepsi müslüman olacak, Hz. İsa (a.s.) arkasında namaz kılacak Mehdi (a.s.)’nin, birleşip dünyaya İslam ahlakını hakim edecekler dünyaya, diyor. Bunların Bediüzzaman’da olmadığını görmüyor mu bu kardeşlerimiz?
OKTAR BABUNA:Çok açık inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet. Kardeşim haydi dedikleri gibi kabul etsek, farz edelim, faraza dediklerini düşünelim. Şahs-ı manevi, şahs-ı manevinin mümessilinden bahsediyor Bediüzzaman, bir mümessili olmayacak mı bu şahs-ı manevinin?
OKTAR BABUNA:Olacak, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İşte o mümessilin adına Mehdi (a.s.) deniyor. İttihat-ı İslam ordularının başında olan kişinin ismi Mehdi (a.s.)’dir. Halife olan kişinin ismi Mehdi (a.s.)’dir. O devirde demokrasi tam anlamıyla oturacak, sevgi tam anlamıyla oturacak, devletler tam bağımsız oluyor; her devlet kendi içinde tam bağımsız olacaklar. Hepsi İttihat-ı İslam düşüncesi içerisinde birleşecekler, kardeşlik, sevgi, barış bütün dünyaya hakim olacak. Sanatta, bilimde, estetikte çağ atlanacak, böyle güzel bir devir göreceğiz. Bunu görecekler. Ve Bediüzzaman diyor ki; “Hicri 1506 gibi de” bak, “bunu 1400 ile 1500 arasında bitirecek Mehdi (a.s.)” diyor. 1500 arasında bitecek. 1506 gibi de deccaliyet hakim olacak ve artık onun karşısına bir Mehdi (a.s.) çıkmıyor, onun karşısına Kıyamet Mehdi (a.s.)’si çıkıyor. Kıyamet çıkıyor Mehdi olarak. Yerle bir ediyor, en büyük deccal Mehdi (a.s.) zamanındadır, ama Mehdi (a.s.)’den sonra bozulma, dünyadaki görülmemiş bir bozulmadır. O, o devirde herkes deccal oluyor. Yani Kıyametten önce tamamı deccal oluyor. Ve karşılarına bir tane Mehdi çıkıyor, tek bir Mehdi, bir kişilik, tek bir tane, Kıyamet. Yerle bir ediyor. Deccalle olmak nasılmış, küfür nasılmış, Allah’ı inkar nasılmış, kayaları böyle avuçlayacaklar, kayaları elleriyle böyle, değil mi? Allah diyor ayette, “Sen onları sarhoş zannedersin, onlar sarhoş değillerdir” diyor. Daha önce bülbül gibi ötüyordun, değil mi? “Küçük çocukların saçları bembeyaz olcak” diyor Allah. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Hamileler yüklerini düşürecek”
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler