Adnan Oktar`ın 2 Ekim 2010 tarihli Kahramanmaraş Aksu Tv röportajından
ADNAN OKTAR:... Ne diyor Bediüzzaman? “Birisi nifak perdesi altında risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) inkâr edecek, süfyan namında müthiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek” münafıkların başına geçecek, “şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır.” Yani Şam’dan çıkacak süfyana dikkat çekmiş Bediüzzaman ki Hafız Esad’tır. “Ona karşı, Al-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan ehl-i velâyet” yani veli olan, Mehdi (a.s.) velidir. “Ve ehl-i kemalin başına geçecek, Âl-i Beytten Muhammed Mehdî isminde bir zât-ı nuranî” bak ismi var, Muhammed Mehdi, bir zatı nurani, “o süfyanın şahs-ı mânevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır.” Süfyanın kendini değil, fikirlerini ortadan kaldırıyor. Süfyan ayrı, o görevini yapıyor, o adam. “İkinci cereyan ise: Tabiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüt eden bir cereyan-ı nemrudâne,” millet, arkadaşlarım bana, soruyorlar insanlar, “yani” diyorlar, “bize deccali açıklar mısın?” Bediüzzaman nasıl açıklıyor deccali? Bak çok özlü ve çok net açıklıyor Bediüzzaman, hiç detaya girmeden. “Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüt eden bir cereyan-ı nemrudâne.” “Efendim” diyoruz, “deccaliyet nedir?” Bakın tek cümleyle cevap veriyor Bediüzzaman. Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüt eden bir cereyan-ı nemrudâne.” “Deccal budur” diyor, yani Darwinizm ve materyalizm, o kadar. Darwinizmi ve metaryalizmi kim yıkıyorsa Mehdiyet odur. Olay bu, Bediüzzaman da aynısını söylüyor. Dünyadaki hal de onu gösteriyor. Çünkü bakın Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanından çok daha evvellere Hz. Adem (a.s.) devrine kadar gidelim. Hz. Adem (a.s.) devrinden bu yana böyle bir küfür hakimiyeti dünyada hiç olmamıştır, ilk defa oluyor. Şimdi biz deccali tanımamız için neyi görmemiz lazım? Dünyada görülmemiş derecede küfrü hakim etmesi gerekiyor, hiç görülmemiş derecede. Dünya tarihine bakıyoruz; Hz. Süleyman (a.s.) devrine, Zülkarneyn devrine, başka devirlere, Peygamberlerin bütün devirlerine bakıyoruz, hiçbir devirde böyle bir olayla karşılaşmıyoruz. Yani bu kadar çaplı, bu kadar ezici, bu kadar kan döken, bu kadar binalar yıkan, bu kadar insanları mutsuz yapan, bu kadar insanları ahlaki çöküntüye götüren hiçbir cereyan olmamış. Bir tek Darwinizm’de bunu görüyoruz. O zaman dev delil oluşmuş oluyor elimizde, yani kaşı gözüyle alakası olmayan dev bir delil. Anlıyoruz ki bu deccaliyet. Şimdi Mehdiyet için de; Mehdi (a.s.)’nin eşkali vardır, detayları vardır ama Mehdi (a.s.) denen zat arkadaşlarıyla beraber Darwinizmi, materyalizmi dünyadan yıkıyor, kaldırıyor ve İttihad-ı İslam’a ve Türk-İslam Birliği’ne sebep oluyor. Şimdi bu dev bir delildir. Bu da hiç görülmemiş bir şey. Hiçbir Peygamber döneminde görülmemiş bir olay. Bu nedir dediğimizde, delil olarak baktığımızda bu da Mehdiyettir. Çünkü görülmemiş bir küfür, görülmemiş bir hidayet akımı ve insanların sayı açısından ve güç açısından yani genel, dünya çapındaki güç açısından görülmemiş bir yapı. İşte bu da Mehdiyettir. Buna kim sebep olduysa onun adına biz Mehdi (a.s.) diyoruz. Bu Darwinizmi, materyalizmi de kim kurduysa ona da deccal diyoruz. Bu kadar, karmaşık bir şey yok. “ikinci cereyan ise,” bakın deccaliyeti açıklıyor, “tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüt eden bir cereyan-ı nemrudâne,” o kadar. Yani uzun uzun deccaliyeti tarif etmeye gerek yok. Bak, ‘gittikçe’, Ahir zamanda gelişme gösterecek, “kendi zamanı dahil sürekli gelişecek” diyor Bediüzzaman, “benim zamanımda duracak” demiyor. “Gittikçe” Ahir zamanda, kendisinden sonra, “felsefe-i maddiye vasıtasıyla,” Darwinist, materyalist felsefe vasıtasıyla,” intişar edecek (gelişerek), “intişar edecek, devam edecek” diyor Bediüzzaman, “ben durdurdum” demiyor. “İntişar ederek (gelişerek) kuvvet bulup” ki dünyanın %95’ini aldı, “kuvvet bulup uluhiyeti inkâr edecek bir dereceye gelir.” Alenen millet Allah’ı inkar etmedi mi dünyada? “Nasıl bir padişahı tanımayan ve ordudaki zabitan ve efrad onun askerleri olduğunu kabul etmeyen vahşi bir adam herkese, her askere bir nevi padişahlık ve bir gûna hâkimiyet verir. Öyle de: Allah'ı inkâr eden o cereyan efradları, birer küçük Nemrud hükmünde nefislerine birer rububiyet verir.” “Allah gibi görürler kendilerini” diyor, “materyalist, Darwinistler” diyor Bediüzzaman. “Büyük görürler kendilerini” diyor, “müthiş bir enaniyet gelir üzerlerine” diyor. “Ve onların başına geçen en büyükleri, ispirtizma ve manyetizmanın hâdisatı nev'inden müdhiş hârikalara mazhar olan Deccal ise;” işte “uzaydan canlılar gelip proteinleri yaptı,” bilmem ne falan diyecek; “uzaylılarla bağlantıya geçtim” falan diyecek, “nasıl geçtin?” diyecek, “ben de uçuyorum” diyecek, artık kim bilir ne diyecek? “Daha ileri gidip,” bak, “daha da sapıtacak o” diyor, “cebbarane,” cabbarca, “surî hükûmetini bir nevi rububiyet tasavvur edip uluhiyetini ilân eder.” “Ben Allah’ım” diyor, “Allah benim” diyor haşa. “Bir sineğe mağlub olan ve bir sineğin kanadını bile icad edemeyen âciz bir insanın,” Darwinistler bir sineğin kanadını bile yapamıyorlar. “İnsanın uluhiyet dava etmesi, ne derece ahmakçasına bir maskaralık olduğu malûmdur. İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda” yani deccaliyet, darwinist-materyalist düşünce, ateist düşünce çok kuvvetli göründüğü bir zamanda, “Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakikî Îsevîlik dini zuhur edecek” yani “evanjeliklerin içerisinde, Ortodoksların içerisinde Allah’ın birliği inancı ve Darwinizmin, materyalizmin kabul edilmemesi inancı içinde yayılmaya başlayacak” diyor. Bu Mehdiyetin çabasıyla olacaktır, gayretiyle olacak. “yani yani rahmet-i İlâhiyenin semasından nüzul edecek; hal-i hazır Hıristiyanlık dini o hakikata karşı tasaffi edecek,” “Allah’ın birliğini savunmaya başlayacaklar” diyor Hıristiyanlar. “Hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak,” “gittikçe hurafatı ve tahrifatı değiştirmeye başlayacaklar” diyor Bediüzzaman. “Hakaik-i İslamiye ile birleşecek.” İslam’ın hakikati ile birleşecek, “manen Hıristiyanlık bir nevi İslamiyet’e inkilab edecektir.”Yani “bayağı İslamiyet’e benzeyecektir” diyor Mehdi (a.s.) zamanında. Yani baktığında her yönden benziyor. “Ve Kur'an’a iktida ederek,” Kuran’a bağlanarak, “o İsevilik şahsı manevisi tabi; ve İslamiyet, metbu (tabi olunan) makamında kalacak. Din-i Hak, bu iltihak neticesinde azim bir kuvvet bulacaktır.” Yani “müthiş bir kuvvet bulacaktır, ittifak ettiklerinde, Darwinizme, materyalizm’e karşı.” “Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevîlik ve İslâmiyet,” şu an mesela, bak perişan oluyorlar, ayrı oldukları için. Hıristiyanları da eziyorlar şu an. “İttihad neticesinde, (birlik neticesinde) dinsizlik cereyanına” yani Darwinist, materyalist, ateist sisteme, vahşi kapitalizm, komünizm hepsi dahil, “dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken;” işte o vaktin içindeyiz, “âlem-i semavatta cism-i beşerîsiyle,” ‘cismi beşerisiyle’ ne demek?
OKTAR BABUNA:Bedeniyle, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:‘Cisim’ diyor, cisim. Beşeri cismi. Cisim neye deniyor? Boyutlu oluyor. Et, kemik de bir cisimdir. “Alem-i semavatta (gökte, Allah Katında) cism-i beşerîsiyle,” hani ölmüştü? Hani İsa (a.s.) ölmüştü? “Gökte” diyor Bediüzzaman; etiyle, kemiğiyle. “Cism-i beşerisiyle bulunan şahs-ı İsa (a.s.),” “İsa (a.s.)’nın şahsı” diyor. “Şahs-ı İsa (a.s.), o din-i hak cereyanının başına geçeceğini,” bak, “başına lider olacak” diyor. “Ölecek” demiyor. “Isparta’ya götürecek, ağabeyler götürecek, Isparta’ya gömecekler” demiyor. Ne diyor? “O din-i hak cereyanının başına geçeceğini,” Müslüman olmuş Hıristiyanların başına geçeceğini, “bir Muhbir-i Sadık (Peygamberimiz (sav)), bir Kadir-i Külli Şey’in,” Kuran; Allah, Allah’ın bildirmesiyle, “va’dine istinad ederek haber vermiştir.” Şaşar beşer Faruk Beşer, iyi dinle. “Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Şey va’detmiş,” Allah vaat etmiş, “elbette yapacaktır” diyor Bediüzzaman. Ne diyor adamlar? Bak demin de söylediler; “öldü” diyorlar, “yok” diyorlar. “Hıristiyan aleminin başına geçecek, lider olacak” diyor Bediüzzaman. Ben samimiyim. Lafı evirip, çevirmem. Tam dürüst konuşuyorum. Dürüst olacaklar. Nur talebelerinin epey bir kısmını alenen kandırıyorlar, söyleyeyim. Onlar da alenen insanları kandırıyorlar ve alenen yalan söylüyorlar. Allah’tan korksunlar. Teknik şu; “zaten Risale-i Nur anlaşılmaz. yirmi kere, otuz kere okumanız lazım.” Adam da otuz kere okuyamadığına göre, “o zaman beni dinleyeceksin” diyor. “Ne demek istiyorsun?” “En doğruyu benden öğrenebilirsin.” Adam, “burada açıkça yazıyor” diyor. “Olsun, en iyisini ben bilirim” diyor. Şimdi artık yalanın, dolanın vakti bitti. Yani açıkça söyleyeyim, sahtekarlık yapıyorlar, terbiyesizlik yapıyorlar. Allah’tan korksunlar. Bunu yapanlar toplam bir elin parmağını geçmez. En fazla üç-beş kişi. Öbür kısmı, bir kısmı cahilliğinden yapıyor, onlar ayrı. Ama bilerek yapanlar, kasten yapanlar üç-beş kişi. Allah rızası için bu yalana, sahtekarlığa bir son versinler...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler