Adnan Oktar`ın 3 Ekim 2010 tarihli Samsun Aks Tv ve Kayseri Tv röportajından
OKTAR BABUNA:... “Gizli toplantıların fısıldaşmaların da (kulis) men edilip, sonra men edildikleri şeye dönenleri; günah, düşmanlık ve Peygambere isyanı (aralarında) fısıldaşanları görmüyor musun? Onlar sana geldikleri zaman, seni Allah’ın selamladığı biçimde selamlıyorlar. Ve kendi kendilerine: Söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azap etse ya derler. Onlara cehennem yeter; Oraya gireceklerdir. Artık o, ne kötü bir gidiş yeridir” (Mücadele Suresi, 8) İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Münafığın sinsi ve gizli bir dünyası vardır yani aleni açık çalışma yapmaz münafık. Yani önce kendini gizlemeye ihtiyacı vardır. En çok ihtiyacı olan şey gizlemektir. Eylemini yaparken de eyleminin fark edilmemesi çok önemlidir. Onun için fısıltıya ihtiyacı vardır, yüksek ses nedir? Duyulması demektir. Yahut aleni konuşma ne demek? Duyulması demektir. Münafığın kaçamak görüşmelere, gizli fısıldaşmalara ihtiyacı vardır. Mesela Müslümanların yanından gider, küfürle veya diğer münafıklarla bağlantı kurar. Bağlantıyı nasıl kurar? Mesela dışarı çıkıyor, “nereye gidiyorsun?” dersin, “söyle bir hava almaya gidiyorum” der veya “bakkaldan bir şey alıp geleceğim” der. Ama asıl amacı münafıklarla görüşmektir. Mesela farz edelim konuşuyor telefonda, içeriden duyulacaksın. O ne yapar? Fısıltı ile konuşur, sezdirmemesi lazımdır. Fısıltı ne demektir? Diğer kişiye bilginin gitmemesi için alınan her türlü tedbiri içine alan bir kelimedir fısıltı, yani diğer kişiye bilginin akışını durdurmak. Bunu internetten gizli yapar, telefonla gizli yapmaya çalışır, konuşmasını gizli yapar. Gizli bağlantının her çeşidine işaret eden bir ayet o. Yani sezmeyeceğin bir tavır. O kuluçka devresi vardır işte münafığın, kudurmadan önceki kuluçka devresi, onda bir gizlilik vardır. Sonra aleniyete döker artık münafık; bir süre sonra artık eli, yüzü yırtar, ayrıldıktan sonra saldırganlaşmaya başlıyor. Ondan sonra gider işte ihbarcılık yapar, Müslümanları ele vermeye çalışır. Mesela Mekke müşriklerine Peygamberimiz (s.a.v.)’in sırlarını veriyor, Müslümanların sırlarını veriyor veya Müslümanlara saldırmak isteyen diğer gruplara, Müslümanların hangi stratejileri güttüklerini, nasıl savunma sistemi kurduklarını gidip onlara anlatıyor. Sonrada iki tarafın savaşını uzaktan, Bedevilerin arasından seyrediyor münafık; heyecanla, bakalım ne olacak gibisinden. Tabii Müslümanların yenilmesini istiyor, Müslümanlar da yenilmeyince onu beceriksizliğine veriyor. Diyor ki; “ben beceremedim herhalde” diyor. Halbuki kaderde yok. Akılsız olduğu için, başarılı bir operasyon yapamadığı için onun öyle olduğunu zannediyor. Bir daha dener, yine yapamaz; bir daha dener, yine olmaz. Allah diyor; “O inatçılıkları, kararlılıkları, kalpleri parçalanıncaya kadar devam eder”diyor. Yani yıllar geçmesi, on yıl geçiyor vazgeçmez münafık, yirmi yıl geçer yine vazgeçmez, otuz yıl yine vazgeçmez. Allah; “ancak kalbi mezarda parçalanınca vazgeçer” diyor. Yani kalbini bakteriler parçalıyor ya mezarda, “o zaman bırakır, o zaman vazgeçer” diyor Allah. “Ölmeden vazgeçmez” diyor Allah ayette. Çok inatçı, gözü dönmüş bir kararlılığı vardır münafığın ve gizliliğe azami itina gösterir. Mesela ilk safhasında hiç anlayamazsın, o yüzden anlaşılmıyor münafık. Müslümanlar arasında tam muttaki, mümin, iyi niyetli, dürüst, efendi bir insan görünümündedir. Mesela dışarıya çıkışlarında, gezmeye gittiğini veya arkadaşlarıyla görüşmeye gittiğini yahut çok masum amaçlarla çıktığını söyler. Halbuki direkt Müslümanlar hakkında bilgi vermek ve Müslümanları yıkacak bilgiyi tasarlamak, onunla ilgili bilgiyi geliştirmek için gider. Ama sığınacak bir yer bulmazsa Müslümanların yanından gitmiyor. Ayette de var, sığınacak yer, “bir mağara dahi olsa” diyor, hayvan yani hayvanın yattığı yer. “O oraya da sığınır” diyor Allah. Yani mesela izbe bir ev de olabilir, izbe bir yer de olabilir ama yeter ki Müslümanların yanından kaçabilecek bir yer olsun ve Müslümanlarla savaşacak bir yere ihtiyacı vardır. Yani karakol kurar Müslümanlara karşı. Bu bir ev de olabilir, bir mağara da olabilir, bir harabe de olabilir, bir evin bodrum katı da olabilir, herhangi bir yer olabilir. Yeter ki Müslümanlarla mücadele edeceği bir yer olsun. Oradan artık bilgi topluyor, kendindeki bilgiyle, küfrün ihtiyacı olan bilgiyi birleştirir. Orada elde ettiği bilgiyle küfre bilgi verir. Mesela der ki; “siz şuradan saldırın, şöyle yaparsanız netice alırsınız” der. “Ama siz mesela şöyle saldırırsanız, onların yöntemidir bakın buradan tedbir alırlar, buna karşı dikkatli olun” der münafık, anlaşıldı mı? Mesela “onların zayıf noktaları şuralardır” der. “Şu kişiler münafıklığa daha yatkındır, bunların üzerine bastırılırsa,” tabii münafık demez o da, “bu kişiler müsaittir, bunların üzerine giderseniz bize çekebilirsiniz onları” der. “Kardeşlerinden bize gelin diyenleri bilir” diyor ya Cenab-ı Allah, münafık da uzaktan onu tespit eder; kimse onlar, teker teker onlara haber gönderir, “bize gelin” der...
Güncel Yorumlar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler