Adnan Oktar`ın 4 Ekim 2010 tarihli Adıyaman Asu Tv ve Malatya Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ...Bak, dün Bediüzzaman’ın toplantısına baktım, hınca hınç dolu, maşaAllah. Çok çok güzel. Ama oradaki insanlara Bediüzzaman’ın kitaplarını anlatsak, anlatmış olsak, tepkileri acaba nasıl olur diye merak ediyorum. Tamam, çok seviyorlar, bayağı belli, güzel. Büyük bir bölümü de Risale-i Nur’u okumuş insanlardır. Ama Bediüzzaman mesela deccali anlatıyor. Deccali ne derecede kavramışlardır? Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’yi anlatıyor. Mehdi (a.s.)’yi ne derece anlamışlardır? Bediüzzaman İttihad-ı İslam’ı anlatıyor. Hz. İsa Mesih (a.s.)’in geleceğini anlatıyor ve İslam ahlakının dünyaya hakim olacağını anlatıyor ve bunun için de süre vermiş. Diyor ki; “70 yılınız kaldı” diyor Bedizüzzaman. 70 yıl, şu andan itibaren 70 yıl, en fazla. Oradaki topluluk ve Bediüzzaman’ı överek konuşan insanlar acaba bunun farkındalar mı? Niye bunu konuşmazlar? Bediüzzaman’ın sosyal yönünü ele alıyorlar. İşte, “Bediüzzaman ekonominin Kuran ahlakına uygun olarak uygulanmasını isterdi” diyor. “Bediüzzaman çok kitap okumamızı isterdi. Bilgimizi arttırmamızı isterdi. Kültüre, bilgiye önem verirdi.” Peki, bu anlatılan ne? Bediüzzaman’ın anlattıkları ne? Kardeşim, sen en hayati konuyu bir kenara bırakmışsın, en hayati konuyu, bambaşka olaylara girmişsin. Hiç ölmeyecekmişsin gibi üsluba girmişsin sen. Ona bakan dünyanın en az bir milyar yıllık ömrü varmış gibi zanneder. Yani entel üslupla, böyle entel bir tavırla Bediüzzaman’ı anlatıyorlar ama yani sanki böyle Avrupalı filozof anlatır gibi anlatılıyorlar. Yani isterseniz gidin, dinleyin. Kardeşim, bağırsanıza; “İttihad-ı İslam istiyordu Bediüzzaman” diye. “İslam Birliği’ni istiyordu” desenize. Demiyorlar. “Mehdi (a.s.)’yi müjdeliyordu” desenize, demiyorlar. “Deccale dikkat çekiyordu” desenize, demiyorlar. “İttihad-ı İslam en büyük farzdır” diyor. En büyük farzı, sen o en büyük toplantıda, en büyük farzı söylemen gerekmez mi? En büyük farzla başlasana kardeşim toplantıya. Ne korkuyorsunuz, ne olur? Ne kaybedersiniz? Kaybetsen, en fazla canını kaybedersin, şehit olursun. Daha ne olur bunun üstüne? Toplantıda sanki böyle ne bileyim anlattıkları kişi sanki ünlü bir ressam veyahut ünlü bir sanatçıdan bahsediyorlarmış gibi. Türk-İslam Birliği, İttihad-ı İslam için canını ortaya koyan, otuz yıl hapiste kalan bir insandan bahsediyorsun sen. Ve acayip cesur bir insandan bahsediyorsun. “Ne cesurmuş mübarek” diyorlar. Sen de cesur olsana. “Ne çilekeş adammış.” Sen de çilekeş ol. “Ne sabırlı adammış” diyor. Hayranlıkla anlatıyorlar böyle masal kahramanı gibi. Allah, bizim de en az öyle olmamızı istiyor bizden zaten. Allah diyor ayette; “daha öncekilerin başına gelenler sizin başınıza gelmeden hemen Cennete gireceğinizi mi zannettiniz?” diyor Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Bak, “daha öncekilerin başına gelenler” yani sahabelerin, Bediüzzaman’ın, diğer işte Mevlana Halidlerin karşılaştıkları olaylar, “sizin de başınıza gelmeden hemen Cennete gireceğinizi mi zannettiniz” diyor Allah. Gireceğiz zannediyorlar. Yani grand tuvalet geliyorlar oraya, toplantı yerine. Tabii ki güzel, temiz giyinecekler. Ama tek kelime Bediüzzaman’ın bu yönüne atıf yok, açıklama yok. Kardeşim, ayaklandırsana ortalığı güzel. “Bediüzzaman İttihad-ı İslam’ı istemiştir” de, bir numaralı konu yap, ana konu yap. Öyle bir üslup anlatılıyor ki yani Bediüzzaman’ı biz okuyacağız, biz kitapları okuruz, evleniriz, çoluk çocuğa karışırız, işimize gücümüze bakarız, evimizde o kırmızı kitaplar durur, ara sıra okuruz. Ondan sonra, adam güzel işte bulgur pilavıyla bilmem şeyi yer. Akşamleyin de station arabaya hanımıyla beraber oturur böyle, oğlan çocuklarıyla, arabanın arka bölümünde pür neşe, hep beraber toplantı yapılacak yere gider. Sonra çaylar gelir, Risale-i Nur’dan okunur, o bir kısmı da uyur böyle, yine canlanır falan. Böyle yılda bir kere yapılan büyük toplantılara da büyük bir şevkle gidilir. Nur talebesi olmayı bu çizgiye getirdiler. Bu çok anormal bir hareket. Bu nasıl fark edilmez, bu nasıl söylenmez? Tabii ki ben orada Bediüzzaman’ı coşkuyla severek, merakından, incelemek için yahut hakikaten öğrenme aşamasında olan kişileri tenzih ederim ki %99’u öyle insanlar. Ama bu konuyu çok iyi bildiği halde yani İttihad-ı İslam’ın ehemmiyetini çok iyi bildikleri halde, sırf korkaklıktan ki Bediüzzaman korkaklığa çok dikkat çekmiştir Risale-i Nur’da, Müslümanları mahveden bir özellik olarak belirtmiştir. “Havf damarı” diyor. Yani onu Risale-i Nur’da çok kapsamlı delilleriyle uzun uzun izah etmiştir Bediüzzaman. Korkaklık. Korkaklığa karşı işte delikanlılığı göstermiştir Bediüzzaman. “Korkak olmayın” diyor, “işte beni görün, bak gittim ben 30 yıl hapis yattım gerekirse. Allah rızası için hakkı açıkça söyleyin” diyor. Korkudan dolayı ağzını açamıyorlar. Mesela ağabey diyorsun, değerli bir insan var, müthiş bir korku kaplamış; “Bediüzzaman tabii ki İttihad-ı İslam’ı istiyordu” diyor. “Nasıl yapacağız Hocam İttihad-ı İslam’ı?” diyor. “Ekonomiye ağırlık vereceğiz. Sanayiye ağırlık vereceğiz. İş adamı olacağız, yatırım yapacağız. O zaman İttihad-ı İslam olur” diyor. Kardeşim, Risale-i Nur’da nerede öyle bir konu var? Nereden çıkarıyorsun? İnsanları felç ediyorsun. “Mehdi (a.s.) konusu?” “O, şahs-ı manevidir yani şu anda da her yer Mehdiyet, herkes Mehdi (a.s.)’dir” diyor ve “şahs-ı manevidir” diyor. “Nur talebeleri kaç parça efendim?” diyorsun. “Şimdi sayısını bilemiyorum ama çok çok fazla parça” diyor. Bu ne demek bu? Bunun anlamı ne? “Parça ayırıcılardan” bahsediyor Allah Kuran’da. “Kuran’ı parça parça ettiler” diyor, Allah. Bak “parça ayırıcılardan” bahsediyor birinci ayette. Ve Kuran’ı aralarında parça parça ettiler” diyor. Müslümanların bölünmesini Allah dikkat çekiyor. “Ve onlara hesabını soracağım” diyor Allah ayette. Nur talebeleri gibi bir de parçalandıysa, nerede burada şahs-ı manevi Mehdi (a.s.)’nin zuhuru? Madem şahs-ı maneviymiş Mehdi (a.s.), niye Müslümanlar böyle paramparça olmuşlar o zaman? Niye önüne gelen tokatlıyor Müslümanları? Mahvediyorlar, evlerine girip genç kızların ırzına geçiliyor; Irak’ta olsun, Afganistan’da, diğer ülkelerde olsun. Bak Irak’ta, Afganistan’da herkes biliyor Amerikan askerlerinin yaptıklarını. Bayağı bir kitle bunu kabul etti. Gayet de makul görüyorlar. Bediüzzaman bize bunları mı anlattı? Ne korkuyorsunuz? Açık açık anlatın. İttihad-ı İslam’ı anlatın. Türk-İslam Birliği’ni anlatın. Sen söyleyemiyorsan bile, “Bediüzzaman bunları söylemiş” de. Ne kaybedersin? Yani kendin yorumlamak istemiyorsan, korkuyorsan, de ki; “Bediüzzaman söylüyor, ben söylemiyorum” de. O da bize yeter. “Bediüzzaman böyle demiş” de. Mesela Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’yi açık açık anlatıyor. Yani çok net, sarih. Sonra gevrek bir sesle, “karşısındaki” diye başlıyor. “Ne anlatıyor burada Hocam?” diyorsun. “Şahs-ı manevi anlatılıyor” diyor. “Ne demek şahs-ı manevi?” diyorsun. Hiç, hiçlik, yokluk. Yani bu hal oymuş. Müslümanların yaşadığı hal Mehdiyetmiş bu. Deccal de zaten gelip gitmiş, bitmiş iş. Artık onlara sadece ticaret yapmak, işte hayatına bakmak, işine gücüne bakmak kalmış gibi. Ama benim söylediğim kitle bir avuç insan benim kastettiğim. Yani tam bu işin elebaşı olanlar ve bile bile, açıkça hakkı bildikleri halde gizliyorlar ve samimiyetsizce Müslümanlara büyü yapıyorlar, hipnoz yapıyorlar...
Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler