Adnan Oktar`ın 30 Eylül 2010 tarihli Maraş Aksu Kaçkar Tv röportajından
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman da diyor ki; “sakın” diyor, Nur talebelerinin tavrına bakıp olumsuz etkilenme diyor. Onların bölüneceğini anlamış Bediüzzaman, biliyor. Risale-i Nur Külliyatı’nın gerçek sahibi sensin diyor. Onun için asıl Nur talebesi onlar demeyeceksin diyor. Çünkü Risale-i Nur Külliyatı’nın gerçek sahibi sensin diyor. Bana ilhamla Cenab-ı Allah indirdi ama bana ilhamla bildirmesinin sebebi sensin diyor. Ben de senin piştar öncü bir askerinim, neferinim, benim vazifem, sana zemin hazırlamak diyor, ben bununla uğraştım, ben bu görevi yaptım diyor. Risale-i Nur’u da bir program olarak neşr ve tatbik etmeni istiyorum diyor. Bunu yapman çok açmaz bir yol olur, siyasetten uzak dur diyor. Siyasetten uzak duracağını zannediyorum diyor. Bu nezakettir yani bunu yap demiyor da, nezaketen diyor ki; “sakın evlenme” diyor. Normal de evlenme sünnettir ama bak Bediüzzaman diyor ki; Ahir zamanda evlenmemenin sünnet olmasıyla ilgili hadis var, Peygamber (s.a.v.)’in hadisi var. O vakit geldi diyor, sakın evlenme diyor, “evlenmeyeceksin” diyor. Risale-i Nur sana ait bir eser diyor, onu neşr ve tatbik et diyor, onunla anlat diyor anlatacağın konuları, anlatacaksın diyor, ama buna rağmen sana itibar etmeyecekler diyor. Hiç fütur getirme, devam et diyor, bir süre bu böyle devam edecek diyor. Müddet-i Ahir zaman uzundur diyor. Biz bir faslındayız diyor. Sen baya bir anlatacaksın diyor. İlk aşama da zaten sen kendin dahi kendini fark etmeyeceksin, etrafındakiler de diyor, imanın nuruyla belki seni fark eden olur diyor, belki. O müddet içerisinde sen zaten önemli görülmeyeceksin diyor, çünkü saltanat âleminde şaşalı bir çıkışın olmayacak diyor. Sadece iman hakikatleri anlatacağın için, senin ilk faaliyetine önem vermeyecekler diyor, kırk yıllık faaliyetine ama bunun sana faydası şu diyor; insanların çabuk iğfal olunabilen akılları senin bu samimi faaliyetinin başka maksatlara alet olmadığını bunu görecek insanlar diyor. Kırk yıl içinde samimiyetine kanaat getirecekler diyor. Ondan sonra Cenab-ı Allah sana biatı nasip edecek, ondan sonra Müslümanların sana ilhak etmesini nasip edecek diyor. Ondan sonra bütün tarikatlar, cemaatler, insanlar ve Seyyidler toplulukları birer, ikişer, onar, yüzer, biner, on biner, yüz biner, milyonlarla sana iltihak edecekler diyor, ama senin üç özelliğin çok önemli diyor. Bir sabrın diyor, iki metanetin, üç imanın diyor. Mehdi (a.s.)’nin özellikleri olarak diyor Bediüzzaman İstanbul’da çıkacak diyor. Çıkış yerin İstanbul ve sakın ayrılma diyor, bak “ben” diyor, Mekke ve Medine’de de olsam İstanbul’a gelirdim diyor. Hakaret ediyorlar, iftira atıyorlar, polis tehlikesi var, polis tutuklar, hapse atarlar, cezaevine girersin bunlardan çekinme diyor, bak ben hapisse alasını yattım diyor yani, otuz senem hapishanede geçti diyor, sakın hapisten çekinme diyor, çok normal diyor hapse girmen. Bir işarette o akıl hastanesine girmişti, aklına gelen her şey de olabilir diyor, buna benzer her şey olabilir, sakın bunda fütur getirme diyor, bunlardan etkilenme diyor. Hatta diyor, bana dediler ki diyor, sen git Amerika’ya, Avrupa’ya git, hakaret etmezler, iftira da etmezler, çok rahat edersin, itibarın yerinde olur, saygı görürsün, güvenlik içinde olursun dediler diyor. Ben buna rağmen ne Amerika’ya ne Avrupa’ya gitmeyi kabul etmiyorum. Sen de sakın bunu kabul etme diyor, İstanbul’dan ayrılma diyor Mehdi (a.s.)’ye ve mezarımdan takip edeceğim olayları diyor. Allah bana özel böyle bir imtihan, bir güç verecek diyor, “veriyor” diyor inşaAllah. Mezarımdan takip edeceğim diyor. Veliler de olur bu, Abdülkadir Geylani de, birçok din âliminde oluyor. Hatta ruhaniyet olarak temessül ediyor, görüntü olarak temessül ediyor. Sungur Ağabeye’ demiş, “ben yaşadığım müddetçe sürekli seni takip edeceğim” demiş. Sungur Ağabey kendisi anlattı. Belki ilk defa anlatıyor olabilir de. Sungur Ağabey yaşadığı sürece “sürekli yanında olacağım” demiş, “takip edeceğim seni” demiş. Yanında olacağım dememiş de takip edeceğim demiş, inşaAllah. Ben de Sungur Ağabey’e söyledim, “inayet altında, Allah’ın inayeti altındasın ve Bediüzzaman da biliyorsun dedim, velisiniz siz inşaAllah dedim inşaAllah. Dolayısıyla vazifenizi yapmadan ölmeniz olmaz dedim, vazifenizi yapacaksınız, ondan sonra vefat edeceksiniz inşaAllah dedim. Ondan sonra Hocam, şekeri bilmem kaça çıkmış barut gibi Allah’ın izniyle, yerinde duramıyor. Beyninin içinde dediler, böyle misket gibi kolesterol düğümleri oluşmuş, beyin damarlarında, normalde “mutlaka ölmesi gerekir” diyorlar doktorlar. “Yaşamaz” diyorlar ama Hocamız barut, ateş gibi böyle, ortalarda geziniyor, kimse tutamıyor maşaAllah, görevli onun için. Bakın ben onun iki görevini gördüm şu ana kadar; bir camide benimle ilk karşılaştığı gün Mehdi (a.s.) dedi, Nur talebesi olmayacak dedi. İlk defa karşılaştım. Yaklaşık bir dakikanın içinde karar verdi bana bu sırrı söylemeye. Baktı bana; “adın ne senin kardeş” dedi, “Adnan Oktar efendim” dedim. “Nerelisin” dedi, “Ankaralıyım” dedim. Cebinden bir defterin çıkarttı, bir ebced hesabı yaptı. Sonra biz beraber yürüdük Hocamızla, “Hocam” dedim “Mehdi (a.s.) Nur talebesi mi olacak” dedim. “Hayır” dedi “Nur talebesi olmayacak” dedi. “Peki nasıl olacak” dedim. “Bambaşka olacak” dedi. O kendi üslubu var onun; “bambaşka olacak” dedi. Ben heyecanlandığım için, başka da soru sormadım şimdi hani nezakete uygun olmaz diye. Geçenlerde de gidip görüştüğümüzde de, sorduğumda; “Bediüzzaman, ben görmeyeceğim, sen göreceksin dedi” dedi. İslam’ın hâkimiyetini anlatıyorduk, Mehdiyet’ten bahsediyorduk. “Ben görmeyeceğim, sen göreceksin dedi” dedi. Aynısını Seyyid Salih Özcan Hocamıza da demiş. Mehdi (a.s.) konusu açılmış; “alnıma vurdu” diyor, “şakadan” diyor, “Keçeli Keçeli dedi” diyor, “ben Mehdi (a.s.)’yi görmeyeceğim ama sen göreceksin dedi” diyor.
OKTAR BABUNA: Burada canlı yayında söyledi.
ADNAN OKTAR: Canlı yayında söyledi, çok açık nettir. Zaten Bediüzzaman söylüyor da, kendisi de söylüyor. Risale-i Nur’u hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek Mehdi (a.s.) diyor. İsim veriyor, şahs-ı manevi demiyor. Ben Nur talebesiyim, naçizane ama bak Mehdi (a.s.) “Risale-i Nur’un gerçek sahibidir” diyor. Demek ki mükemmel bir anlatımla kimsenin kaçamayacağı şekilde Risale-i Nur’un sırlarını açıklayacak. Mehdiyet konusunu örtenleri Risale-i Nur’la etkisiz hale getirecek, Risale-i Nur’un açık beyanlarıyla, açık izahlarıyla etkisiz hale getirecek. Mehdi (a.s.)’ye birçok işaret vardır Risale-i Nur Külliyatı’nda bir tek onlar değil. Yüz sene sonra mesela cemalini, yüzünü göreceksiniz diyor. 2010 tarihini verir, inşaAllah. Net tarih vermiştir. Hatta Mehdi (a.s.)’ye diyor bak, 1971’de, 71’de terör başlayacak haberin olsun diyor. Allah’ın izniyle diyor. 81 yılında vazifeye başlayacaksın diyor, Hicri 1400’de vazifeye başlayacaksın diyor. Uzun bir süre mücadelen olacak ve seni kimse bilmeyecek o dönemde diyor. “28 Şubat’ta da” diyor, bir şey olacak, haberin olsun diyor. Müslümanlara yönelik, inanlara yönelik bir şey olacak diyor. Bir baskı olacak diyor. 28 Şubat olayını söylüyor, tarif vererek, net tarif vererek söylüyor. Haberin olsun diyor, Mehdi (a.s.)’ye bildiriyor ve ondan sonraki safhaları da bildiriyor. 2010 gibi de yüzünü görecekler diyor insanlar ama buna rağmen tanınacaksın demiyor. Yüzünü görecekler diyor ama tanınman çok daha ileri safhalarda olacak diyor. Onun için diyor, halk onu esas aldıkları için Mehdi (a.s.) çıktığında diyor, hemen anlaşılacak gibi bir şekil vermişler diyor, yani hemen. Cübbeli ‘de olduğu gibi, bakar bakmaz anlayacakları gibi bir şekil vermişler diyor. Hâlbuki diyor bu dünya diyor tecrübe meydanıdır, akla kapı açılır fakat ihtiyarı elinden alınmaz diyor. Öyleyse o eşhas diyor, yani Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.), hatta o müthiş deccal dahi diyor, çıktığı vakit çokları hatta bidayeten başlangıcında kendisi dahi kendisini bilmez diyor. Başlangıçta biliyor ama son aşama olarak biliyor tabii. Başka sırlar da var. Risale-i Nur Külliyatı’nda çok fazla var ama şimdi ortalık zaten gergin diyelim. Konuyu çığırından çıkartmak istemiyorum, inşaAllah ama vakti gelince o detayları söyleyeceğim inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir anınızı daha anlatmıştınız Hocam. Sungur Abi’nin mahkemenin girişinde geldiğini.
ADNAN OKTAR: Evet, DGM’nin çıkışında cübbemsi pardesüsü var, o meşhur, deve tüyünden takkesi de başındaydı, ona benzer. Annem de geldi elinde çantayla. Böyle tutukluyum. Sevk zincirleriyle beni çözdüler, ellerim kelepçeli, ümmetçilik propagandası yapmaktan tutuklandım. Mahkemeye çıkarılacağım, annem de geldi, ben dedim hani bir şeyler konuşacak herhalde. Sevimlidir benim annem bayağı, orijinal tavırları oluyor bazen. Şimdi tam ayağıma bakıyor, ayağımdan yavaş yavaş boğazıma kadar geliyor ama yüzüme bakmıyor, yüzümden geri aşağı iniyor. Sürekli “cık cık cık cık”. Ben sürekli anlatıyorum, bak bu gayet normal, Allah yolunda mücadele ederken bunlar olur diye, hiç dinlediği yok. Nihayet Sungur Ağabey geldi, Allah ondan razı olsun. Onun sesi de gür maşaAllah, çok yüksek sesle, bütün polisler herkes orada duydu, DGM’nin önünde bağırdı yüksek sesle, “ne mutlu sana” dedi, “mazi de”, yani geçmiş de, “müstakbel de, gelecek de seni alkışlıyor” dedi. Sungur Ağabey böyle deyince oh dedim, hele şükür, Allah’a şükür, annemin tavrından sonra, tabii onun tavrı çok güzel oldu inşaAllah. Annem öyle her tutuklanmamda hep cık cık cık cık yapardı.
Yeni Bilgiler 2
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler