Adnan Oktar`ın 11 Ekim 2010 tarihli Adıyaman Asu Tv ve Malatya Tv röportajından
ADNAN OKTAR:... Bak Bediüzzaman diyor ki Hutbe-i Şamiye sayfa 49-50. Böyle kafası deccalin üfürümüyle büyülenmiş, deccalin hipnozuna kapılmış, manyetik alanın etkisine girmiş, ruh gücü kırılmış tiplere uygun bir üslupla diyor ki: “Ümitsizlik en dehşetli bir hastalıktır ki İslam aleminin kalbine girmiş.” Bakın deccaliyet insanlara ümitsizliği veriyor. İslam aleminin kalbine girmiş, yani psikolojik darbe Müslümanlara yapılan psikolojik darbe ve çok hayati. Bak, “en dehşetli bir hastalıktır ki,” diyor. En dehşetli hastalık budur, diyor. “İşte o ümitsizlik ki bizi öldürmüş gibi batıda 1-2 milyonluk küçük bir devlet, doğuda 20 milyon Müslümanları kendine hizmetkar ve vatanları sömürge haline getirmiş.” Küçücük bir devlet oluyor, koskoca İslam alemini sömürge haline getiriyor. 1,5 milyar Müslüman alemi paramparçalar kendi aralarında. Cemaatlere bölünmüşler, mezheplere bölünmüşler, o onunla uğraşıyor, o onunla uğraşıyor. İttihat-ı İslam’ı savunan çok nadir insan var, o yüzden de Allah esir halde, perişan halde yaşatıyor. Irak’ı perişan ediyorlar, Afganistan’ı perişan ediyorlar, diğer ülkeleri perişan ediyorlar, onlar da gözyaşları içinde seyrediyor, diğer kardeşlerimiz de. “Hem o ümitsizliktir ki yüksek ahlakımızı öldürmüş.” Yani yüksek ahlak olmaz diyor ümitsizlikle birlikte. “Halkın menfaatini bırakıp kişisel menfaati dikkatimize hassettirmiş.” Yani insanları, genel olarak İttihat-ı İslam’ı düşüneceğine, Türk-İslam Birliği’ni düşüneceğine, insanları kurtaracağına kendi kişisel menfaatinin peşine düşmüş. İşte ailesinden kalacak mirasın peşinde, açacağı dükkânın peşinde, kazanacağı paranın peşinde, rahatının, keyfinin peşinde, işte tehlikeden uzak yaşamanın peşinde, insanları bak kendi derdine düşürmüş diyor. “Hem o ümitsizlik ki manevi kuvvetimizi kırmış.” Mesela İttihat-ı İslam’dan niye bahsetmiyorsun, diyorum. Ya olacak iş mi olmaz ki, mümkün mü diyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanında olmamış şimdi mi olacak diyor. Mehdi (a.s)’den bahsediyorsun, bırak şimdi onu, o bir fikir jimnastiği yapmış Bediüzzaman diyor. Fikir jimnastiği, yüzlerce hadis-i şerif var Peygamberimiz (s.a.v.)’den, yok diyor, bir teori yani hani olursa, olsa nasıl olurdu o anlamda demiştir diyor. Bak ne diyor Bediüzzaman? “Hem o ümitsizlik ki manevi kuvvetimizi kırmış” Adetullaha münafi, İslam ahlakı nasıl hakim olsun diyor. Küfür hakim oluyor mu, diyorum. Olur, niye olmasın diyor. İslam ahlakı? O olmaz, Adetullaha münafi diyor. Bak, “az bir kuvvetle imandan gelen manevi kuvvetiyle doğudan batıya kadar istila ettiği halde.” “Az bir kuvvetle” daha önce az bir kuvvetle Müslümanlar azdılar. “İmandan gelen manevi kuvvetiyle,” para kuvvetiyle değil, manevi kuvvetle. Hani diyor ya bazı Hocalar, bol para kazanın İslam ahlakı hakim olur. Bol para kazandı mı, herifler semiriyorlar, dört kat ensesi oluyor, çocuğuna daha iyi imkan, ailesine daha iyi imkan ve İttihat-ı İslam’ı da hiçbir şekilde istemiyor. “Az bir kuvvetle imandan gelen manevi kuvvetiyle doğudan batıya kadar hakim olduğu halde,” Osmanlı İmparatorluğu küçücük, ufacık bir devletti, cihan imparatoru oldu, her yere hakim oldu. “O harika manevi kuvveti ümitsizlikle kırdığı için” o harika manevi kuvveti, yani bu güzel dünyaya hakim olacak kuvvetini ümitsizlikle kırdıkları için diyor Müslümanlar, yani Mehdi (a.s) de çıkmaz, Hz. İsa (a.s) da inmez, İslam ahlakı dünyaya hakim olmaz dedikleri için, “zalim olan bir kısım yabancılar 400 seneden beri 300 milyon Müslümanı” şu an bir buçuk milyar, “Müslümanı kendilerine esir etmiş.” Bak Afganistan’a esir vaziyetteler. Adamlar istediği gibi tecavüz ediyor, öldürüyor, asıyor, kesiyor hiçbir şey diyemiyorlar. Irak’ta da öyle. “Hatta bu ümitsizlik ile başkasının lakaytlığını ve gevşekliğini.” Bak, “hatta bu ümitsizlikle başkasının lakaytlığını” diyor. Çünkü çok fazla lakayt insan var, uyuyor adam. “Lakaytlığını ve gevşekliğini” yani canlı, aktif, mücahit ruhu olmamasını, “kendi tembelliğine özür zannedip, neme lazım der.” Hiç kimse bir şey yapmıyor benim neme lazım, yani bir tek ben miyim, diyor. Hani var ya bazı tipler, elalemin enayisi ben miyim der, bilmem ne falan böyle ahmakça ve aptalca laflar söyler. “Kendi tembelliğini özür zannedip neme lazım der. Herkes benim gibi berbattır diye imandan gelen yiğitliği terk edip İslam’a hizmet etmiyor.” diyor. Herkes berbat, bitmiş diyor. Artık yapacak bir şey yok Kıyameti bekliyoruz diyor. Yani Nur talebelerine de öğretiyorlar, adama soruyoruz, yok artık Kıyamet bekleniyor. Hz. Mehdi (a.s.) de geldi, Hz. İsa (a.s.) da geldi her şey bitti, yapacağım bir şey diyor. Artık biz sadece yabancı dil öğrenip Avrupa’da bir iş bulabilirsek, Avrupa Birliği’ne girip orada bir yere kapağa atarsak tamam, diyor. İslam da hakim olmaz diyor. “Herkes benim gibi berbattır diye imanda gelen yiğitliği terk edip İslam’a hizmet etmiyor.” diyor Bediüzzaman. “Madem bu derece hastalık bize bu zulmü etmiş,” Müslümanlara bu zulmü yapıyor, diyor bu yeis, ümitsizlik hastalığı ve bizi öldürüyor diyor manen öldürüyor. “Biz de yeis denen,” yani ümitsizlik denen, “bizi katledenden” katleden bu ümitsizlikten, “intikamımızı alıp öldüreceğiz” diyor. Yani ümitsizliği öldüreceğiz diyor, yeisi öldüreceğiz. “İman kılıncıyla ümitsizliğin başını parçalayacağız, hadisin hakikatiyle belini kıracağız.” Yani Ahir zamanda İslam ahlakının dünya hakimiyetine bakan hadisler, Mehdi (a.s) ile ilgili hadisler, İsa (a.s)’nın inişiyle ile ilgili hadislerin hakikatiyle belini kıracağız diyor. Dünya hakimiyetiyle ilgili çok fazla ayet ve hadis var biliyorsunuz, Kuran ayeti de var. “Ümitsizlik, ümmetlerin, milletlerin kanser denilen en dehşetli bir hastalığıdır.” Bak, “ümitsizlik, ümmetlerin, milletlerin kanser denilen en dehşetli bir hastalığıdır.” Yani müthiş bir hastalıktır diyor ümitsizlik. Mesela şaşar beşer Faruk Beşer’e soruyorsun, yani İslam ahlakı hakim olmaz diyor, İttihat-ı İslam olmaz diyor. Cübbeli’ye bak aylardan beri kardeşim diyorum, sen Müslüman adamsın söyle İttihat-ı İslam istiyorum de, Türk-İslam Birliği’ni istiyorum de, Müslümanlar birleşsin de, diyoruz, demiyor adam. Adam soruyor o Flash Tv’de ki adam, ne diyorsun diyor İttihat-ı İslam için, havalar çok güzel gidiyor diyor. Adam bir daha soruyor, ne diyorsun diyor bu İttihat-ı İslam için, pazarlarda mallar da ne kadar pahalılanmış, alışveriş de pek yok, yani ona benzer hiç alakasız cevaplar veriyor. “Ve iyiliklere mani,” iyiliklere mesela güzel bir şey yapmaya manidir bu diyor. Hayır yapmaya, güzellik yapmaya manidir diyor. “Ve hakikatine mualiftir,” yani hakikat olan şeylere karşı da mualiftir diyor. “Korkak, aşağı ve acizlerin günahıdır” diyor. Bak, “korkak, aşağılıkların ve acizlerin günahıdır ve bahaneleridir” diyor ümitsizlik. Biz tamam Cübbeli, şaşar beşer de böyledir demiyoruz da, ama Bediüzzaman böyle adamlara böyle diyor. Ben onlara öyle bir şey demiyorum. Bak, “korkak, aşağılık ve acizlerin günahıdır” diyor. Bak, “korkak, aşağılık ve acizlerin günahıdır bahaneleridir” diyor Bediüzzaman. “Bahanedir” diyor. “İslam’dan gelen yiğitliğin aslı değildir” diyor, Hutbe-i Şamiye sayfa 49-50. “Acaba geleceğe karşı iman ehli,” diyor Bediüzzaman, yani ileriki yıllar için. “İslam için böyle maddi ve manevi ilerlemeler vesile ve kuvvetli sarsılmaz sebepler varken” yani bu kadar hadisler ortaya çıkmış, olaylar ortaya çıkmış, Müslümanların birliği için her şey oluşmuş, hayır yolda ilerlememiz için bütün teknik imkanlar, sosyal imkanlar varken diyor. “Demiryolu gibi gelecek saadetine yol açtığı halde,” yani her şey ortada diyor. Bütün artık Ahir zaman alametleri çıkmış, 15 gün arayla ay güneş tutulmaları olmuş, Müslümanlar artık birbirlerini seviyor, bağlanma imkanları artmış, siyasi sosyal gelişmeler tamam, televizyonlar radyolar internet hepsi var. Bak, “kuvvetli sarsılmaz sebepler ve imkanlar varken, demiryolu gibi gelecek saadetine yol açtığı halde,” yani demiryolu gibi yolu da açık, hiçbir engel yok diyor, İttihat-ı İslam için. “Nasıl ümit kesip ümitsizliğe düşüyorsunuz ve İslam aleminin manevi gücünü kırıyorsunuz?” Müslümanların şevkini gücünü nasıl kırıyorsunuz, diyor Bediüzzaman. “Ve yeis ve ümitsizlikle zannediyorsunuz ki, dünya herkese ve yabancılara yükselme dünyasıdır.” Küfür gelişebilir, mason gelişebilir, komünistler gelişebilir, fakat yalnız çaresiz Müslümanlar için gerileme dünyası olur diyorsunuz, diyor. Bak aylardan beri anlatıyoruz, Bediüzzaman da bak aynısını söylüyor, tabii. “Fakat yalnız çaresiz Müslümanlar için gerileme dünyası oldu diye pek yanlış bir hataya düşüyorsunuz.” Müslümanlar gelişmez, İttihat-ı İslam olmaz, ahlaksızlık gelişimine olur, diyor. Komünistlik gelişir mi? Olur. Aklına gelen her şeye olur diyor, bir tek Müslümanlık olmaz diyor. Bir de bunları Hoca diye milletin başına taç yapıyorlar. “Madem olgunlaşma arzusu kainatta insan fıtratına konmuş,” yani gelişme, kaliteli olma, iyi olmaz arzusu insan ruhunda var. “Elbette beşerin zulüm ve hatasıyla,” yani insanların zulüm ve hatasıyla, “başına çabuk bir Kıyamet kopmazsa gelecekte hak ve hakikat,” yani Mehdiyet. Mehdi (a.s.) konusunda da bunu söylüyor Bediüzzaman; “eğer çabuk Kıyamet kopmazsa, beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa ve o vazifeyi onun (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) ve seyyidler cemaatinin yapacağını Rahme-i İlahi’den bekliyoruz ve beklemekte haklıyız.” diyor, Hz. Mehdi (a.s.) konusunda. “Gelecekte” bak, “gelecekte hak ve hakikat İslam aleminde insanoğlunun eski günahlarına kefaret olacak bir dünyevi saadeti de gösterecek İnşaAllah.” İslam ahlakı dünyaya hakim olacak inşaAllah, diyor. (Hutbe-i Şamiye sayfa 42-43) Bak, “yaşasın doğruluk” diyor Bediüzzaman. “Yalancılık yapmayın” diyor. Benim adıma yalan söylemeyin, sahtekarlık yapmayın. Şahs-ı manevi konusu olmadan bir konuyu şahs-ı manevi olarak göstermeyin. Mehdi (a.s.) gelmediği halde gelmiş gibi göstermeyin. İsa (a.s.) ortaya çıkıp Hıristiyanları Müslüman yapmadığı halde geldi, öldü, gömdük demeyin diyor. Bak “yaşasın doğruluk, ölsün ümitsizlik” diyor. “Muhabbet devam etsin, birbirinizi sevin,” bütün Müslümanlar birbirini sevsin diyor. “Şura kuvvet bulsun.” “Danışın, birbirinizle görüşün diyor. “Bütün kınamalar ve dargınlıklar ve nefret, heva ve hevese tâbi olanlara olsun.” Bakın, “bütün dargınlıklar ve kınamalar,” birbirinize dargın olmayın, küsmeyin ve sebepsiz yere de birbirinizi kınamayın diyor. Yani gereksiz küçük düşürecek tarzda birbirinize bir şeyler söylemeyin diyor. “Bu heva ve hevese tabi olanlara olsun.” Yani eleştiri değil bu, kınama. Keyif için adamı ezmek amacıyla yapılan konuşmalar. Yoksa emr-i bi’l mar’uf ve nehy-i anil münker farzdır zaten. Bak, “dargınlıklar ne nefret kalksın” diyor Bediüzzaman. Dargınlık, küsme yok, Müslümanların hepsi birleşsin diyor, cemaatler ayrılıklar falan filan. Partiler birleşsin, sevsinler birbirlerini. “Heva ve hevese tabi olanlar,” bunları zaten yapar onlar, onlarda kalsın, sizde kalmasın diyor Müslümanlarda. “Selâm ve selâmet Allah’a tâbi olanlar üstüne olsun” diyor Bediüzzaman. (Hutbe-i Şamiye, sf. 67) Sözler 24, sayfa 439. “İnsanın fıtratında (ruhunda, kişiliğinde) korkuya ve sevgiye yol açacak iki aza toplanmıştır.” Bakın “korku ve sevgiye yol açacak iki aza toplanmıştır. İster istemez o sevgi ve korku ya insanlara ya da yaratıcıya yöneltilecek.” Yani insan sevme ve korkma duygularına hakim, yani ruhunda bu çok güçlü. İki duygu çok güçlü. Bu duyguyu ya insanlara verecek, ya Allah’a yöneltecek” diyor. “Halbuki halktan korkmak çok şiddetli bir beladır.” Yani herkesten korkuyor adam. Babasından da korkuyor, anasından, arkadaşlarından korkuyor. Bir yere gidiyor, lokantaya gidiyor korkuyor, sokağa çıkıyor korkuyor, “bu dehşetli bir beladır” diyor. “Çünkü, sen öylelerden korkarsın ki, sana merhamet etmez ve senin ricanı kabul etmez.” Korkunca zaten kurtulamazsın diyor. Zaten daha da başına bela olur diyor. “Şu halde korkmak elim bir beladır.” Sadece Allah’tan korkun diyor. Ve sevecekseniz sırf Allah’ı sevin, insanları severken de Allah için, Allah’ın tecellisi olarak insanları sevin diyor. “İnsanda en mühim ve esaslı bir his korku hissidir.” Havf damarı, korku. “Aldatıcı zalimler bu korku damarından çok istifade edip onunla korkakları gemlendiriyorlar.” Mesela bazı korkak Hocaları, it gibi kendi çizgilerine getiriyorlar, adamlar tam onların istediği gibi oluyor. Ne istiyorlarsa yaptırıyorlar. “Bunlar avamın bilhassa ulemanın bu damarından çok istifade ediyorlar.” Halka da böyle korkutuyorlar, diyor. Mesela diyorlar ki, ezeriz sizi, asarız keseriz falan diyorlar, halk korkuyor. Mesela Mısır’da geliyor adamlar, eğer bir sokağa çıkarsanız hepinizi sıradan öldürürüz diyor, çıkamıyorlar. Bir şey derseniz alır hapse atarız diyor, ona da bir şey diyemiyorlar. Bak, “bunlar avamın bilhassa ulemanın bu damarından çok istifade ediyorlar.” Bakıyorlar ki din alimlerinin bir kısmı bayağı korkak, Hoca buraya gel falan diyorlar. Sen bu konuda bir konuşma yap, senin iflahını keseriz diyorlar. Sen bizim dediğimiz gibi konuşacaksın, yoksa seni rezil ederiz diyorlar. O da, emret sultanım, ne istiyorsan yapayım diyor. Bediüzzaman ona da dikkat çekiyor. Bak, “bilhassa ulemanın bu damarından çok istifade ediyorlar, korkutuyorlar, evhamlarını tahrik ediyorlar.” Diyorlar ki, mesela sen İttihad-ı İslam’dan, Türk-İslam Birliği’nden bahsedersen sana 28 Şubat’ın 10 mislini yaparız diyor. Yani daha beter şeyler başına gelir. Sakın haa, ne İslam Birliği’nden bahset, ne Türk-İslam Birliği’nden bahset, ne işte birleşmeden bahset, ne Türkiye’nin büyük devlet olmasından bahset. Sen namazını kıl, orucunu tut, camiye davet et herkesi, işte zekat parasını topla, onu da kendin mi artık harcıyorsun, ne yapıyorsan yap onun gibi. Bak, “korkutuyorlar ve evhamlarını tahrik ediyorlar.” Bu korkudan dolayı birçok insan yurt dışına kaçtı. Birçok Hocayı korkuttular. Fethullah Hoca’yı ben tenzih ederim, zaruriydi onun durumu, ama birçok Hoca alenen korktu. Hapsedilme korkusu, efendim mahkemeye verilme korkusundan pır güvercin gibi uçtu gittiler. Orada da korkuyorlar, gittikleri yerde de korkuyorlar. “Evhamlarını tahrik ediyorlar. Aynen onun gibi çok ehemmiyetsiz evhamla çok ehemmiyetli şeyleri feda ettiriyorlar.” Bak, “aynen onun gibi, çok ehemmiyetsiz evhamla,” mesela hiçbir şey yok. Ne olur, hapis olsan ne olur kardeşim? Kanuna, hukuka uygun hareket et sen ama buna rağmen hapis oluyorsan şereftir senin için, ne korkuyorsun? Bak, “çok ehemmiyetli şeyleri feda ettiriyorlar. Hattâ, bir sinek beni ısırmasın diyerek, yılanın ağzına girer” diyor. Yani o kadar psikopatça bir korku ve delice bir korku içerisinde oluyorlar. En aşağılık adamların yanına gidip dizinin dibinde, orada yaşıyor...
Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler