Adnan Oktar`ın 11 Ekim 2010 tarihli Kahramanmaraş Aksu Tv röportajından
ADNAN OKTAR:Genel olarak Türkiye’deki Müslümanlar güzel insanlardır, iyidirler yani. Gerek İskender Paşa Cemaati olsun, efendim Menzil Cemaati, mesela çok olgundur onlar, çok öyle siyasete falan, o tip şeylere girmezler, anarşi, teröre karşıdırlar, PKK’ya karşıdırlar, devlete sadıktırlar. Ondan sonra öyle iş çıkartmazlar, icat çıkartmazlar, çok hoşsohbet, Yeni Asya’cılar yine öyle çok hoşsohbet.
Fethullah Hocayla ilgili söyledikleri doğru değil, geçen günler birkaç kişiyle daha konuştum, bizim çocuklar da konuştu, yeni gelen arkadaşlar, yeni tanıdıklarımız, meğer onlar hep böyle Fethullah Hocamızı sevenlerle evde kalmışlar, o ortamda kalan kişilermiş falan. “Nedir bu olay? Bana biraz anlatın” dedim. İşin özü şu, yani bazı hayırsever insanlar para topluyorlar, para getiriyorlar, kim olursa olsun ama, komünist, dinsiz, imansız, Müslüman, kim olursa olsun o çocuklara bakıyorlar o evlerde. Hiçbir şeylerine karışmıyorlar. “Karışıyorlar mı size” dedim, “karışmıyorlar” dedi. Yani hayret maşaAllah. Ama şöyle bir şey anladığım kadarıyla, hani bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır derler, onlara iyilik gösteriyorlar, böyle insanlık gösteriyorlar, güzel ahlak gösteriyorlar, vicdanı olan seviyor onları böyle şey yapan, vicdansız olan da onların aleyhine oluyor. İşte muhbirlik yapmaya kalkıyor, aleyhlerine gayret ediyor. Çünkü şöyle olması lazım, ya hiç karışmazsın bir şey demezsin, Allah razı olsun dersin yanlarından çıkar gidersin. Çünkü senelerce orada yanlarında kalıp da arkasından hainlik yaparsan bu adilik, bu ahlaksızlık. Madem kötüler niye kalıyorsun orada, onların evinde. Yani niye yiyeceklerini yiyorsun, niye yataklarında yatıyorsun, sularını içiyorsun. Demek ki iyi güvenilir bulmuşsun ki gitmişsin. Ha fikir olarak beğenmiyorsun, beğenmezsin o normal, ona bir şey demiyoruz. Ama aleyhinde konuşma, fitne çıkartma yani. Ayıp adam sana bir şey yapmamış ki. “Baskı yaptı mı?” diyorum, “yapmadı” diyor. “Bir şeye yönlendirdi mi?” diyorum, “yönlendirmedi” diyor. O zaman nedir? “Hayatına karıştı mı?”, “karışmadı” diyor. “Ama Risale-i Nur Külliyatı okumamızı tavsiye ettiler” diyor. Ne güzel. Bir de şaşar beşer okutuyorlar mı acaba diye merak ettim Faruk Beşer. Öyle bir şey de yokmuş. O zaman mesele yok, o zaman sorun yok. Gönlünde bir sevgi kalıyor sonunda insanların. Bak çocuklara sordum, mesela “ne kadar kaldın?”, “bir sene kaldım ayrıldım” diyor. Hepsinin gönlünde bir sevgi kalmış. Nereye karşı sevgi kalmış? Müslümanlara karşı sevgi kalmış. Yani “ben bu cemaatin mensubuyum, Fethullah Hocanın cemaatinin mensubuyum” demiyor. Müslümanlığı sevmişler. Tamam istenen de o zaten. Gayet hoş.
Hüseyin Hilmi Işık Hocam mesela, ben hep liseden üniversiteye kadar Hüseyin Hilmi Işık Hocamın Tam İlmihal’ini okurdum. Şöyle kalınca bir kitap, ama ne istersen var. İşte diyor vücudun sağlıklı olması için, işte şunu şunları yemek lazım, şunları yememek lazım. Çok şahane bir kitap, aklına ne gelirse var, ansiklopedi gibi, küçük bir ansiklopedi gibi. Benim acayip hoşuma gidiyordu. Mesela Mehdi (a.s.) konusuna bakıyorum buluyorum, yiyecekler konusuna bakıyorum buluyorum, namaz konusuna bakıyorum buluyorum, ne istiyorsan var. Müntesipleride çok temiz insanlardır, çok efendi, bayağı aklı başında. Onlar da devlete sadıktırlar, anarşi, terör falan, öyle şeyler bilmezler.
Çok güzel mesela Süleymanlı tabir ettiğimiz Süleyman Hilmi Tunahan’ın talebeleri de öyle. Yani o yönleriyle çok güzeller. Devlete sadakat, anarşi teröre karşı şiddetle karşı olmak, mülayim olmak, yatıştırıcı olmak, düzenleyici olmak, hepsinde bu vardır. Mesela bir kısmı öyle değiller, terör, anarşiye falan yatkın olan gruplar vardır, ama bunlar çok küçüktür. Çok marjinal ve pek de müntesibi yoktur yani, onlarla pek insanlar şey yapmazlar. Ama Süleymanlı kardeşlerimiz bir, Hüseyin Hilmi Işık’ın talebeleri iki, Nur talebeleri üç, bunların üçünün de çatısı birbirine benzerler. Stil, yöntem, kıyafet, dış görünüş, hepsi benzer. Yani böyle halim selim olmak, nezaketli olmak gibisinden. Aşağı-yukarı liderlerinin de hemen hemen hepsini tanırım. Yani Enver Ören Beyefendi mesela görüşmüştüm çok neşeli bin insan. Ama zamanla tabii bazı cemaatlerde, bazı topluluklarda değişiklikler oluyor, yani asıl ve değer verdikleri yargılar, değer yargılarını, yapılarını, zamanla biraz değiştirebiliyorlar ama, zaman zaman da toparlıyorlar. Morallerini güçlü tutmak için teşvik etmek lazım. Yani olumlu yönde teşvik edilmesi gerekiyor. Hayırlı, iyi insanlar, güzel insanlar, yani o yönden Türkiye çok nasipli.
Mesela öyle dev ekoller meydana gelmiş ki, sırf Süleymanlı tabir ettiğimiz, Süleyman Hilmi Tunahan’ın talebeleri, tek başına Türkiye’de böyle güzel bir zemin için yeterlidir. Yani eğitim için, çok çok olgun insanlardır tek başına. Tek başına Nur talebeleri yeterlidir. Aynı zamanda bu Türkiye Gazetesi grubu işte Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın talebeleri, onlar da öyle, tek başına yeterlidir, olgun insanlardır. Ama tabii bir heyecan devrine giriyoruz artık, yani böyle bu sakin dönemden heyecan dönemine. Çünkü bak, Hz. Musa (a.s.)’nın dönemi çok heyecanlıydı. Resulullah (s.a.v.)’ın dönemi heyecanlıydı. Hz. İsa (a.s.)’nın dönemi heyecanlıydı. Yani Müslümanların hiç heyecansız dönemleri olmamıştır. Ama şu an, yani uzun süreden beri çok halim ve çok sakin, kendi halinde böyle aile yaşantısı içerisinde, istikbalini düşünen, sakin bir hayat tarzı içerisinde yaşıyor Müslümanlar, genelde dünyanın her tarafında öyle. Allah bunu istemiyor, heyecanlı bir dünya istiyor Allah, heyecanlı bir İslamlık istiyor...
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler