Adnan Oktar`ın 15 Ekim 2010 tarihli Kocaeli Tv röportajından
ADNAN OKTAR:...Ama o dönemde Sadettin Tantan Beyefendi, biz gözaltındayken, çıktı basına, “Adnan Hoca PKK’dan daha tehlikeli” dedi. Allah Allah, ben ilk defa duyuyorum, PKK’dan daha tehlikeli. Bu kime denir böyle bir şey, PKK’dan daha tehlikeli? “Abdullah Öcalan’dan daha tehlikeli” dedi, basına. Şimdi kardeşim, sürmanşet gazetelerde bu çıktı, bakanın bu açıklaması. Şimdi, tutuklama da kanunen aranan bir gerekçe var, infial. Şimdi bu söz, tam infial meydana getirecek bir söz, çok acayip. Ben içeride gözaltındayım, “PKK’dan daha tehlikeli.” Çok vahim bir ifade.
Hâkim karşısına çıktık. Hâkim dedi ki; “anlat oğlum ne diyorsun bu şeye?” Neye efendim, konuyu söylerseniz ben cevap vereyim, dedim. Bak hâkimin verdiği cevap şu; “haklısın oğlum” dedi. “Haklısın oğlum ne diyeyim?” dedi. Söyleyin ben cevap vereceğim, dedim. “Haklısın” dedi.
OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Ama tutuklamak zorundayım” dedi, infial var çünkü. Efendim rahat olun, tabii ki sizin gönlününüz çok müsterih olsun, ben rencide olmam, rahatsız da olmam. Tutuklayabilirsiniz bir mahsuru yok, benim açımdan tedirgin olacağım bir şey yok, dedim. Çok kibar, nezaketli bir hâkim, adam üç kere söyledi. “Tutuklamak zorundayım, anlıyorsunuz.” Üç kere. Ben de üç kerede hiçbir mahsuru yok, dedim. Buyurun, hiçbir mahsuru olmaz” dedim. Sonra bizim serüven başladı, olaylar başladı. Kardeşim PKK’dan daha tehlikeli. Peki iddia edilen Ergenekon Örgütü yazışmalarında ne diyorlar Tantan’la ilgili?
OKTAR BABUNA: Biz diyorlar, “Adnan Akfırat’la, Ümit Sayın arasındaki msn yazışmaları,” dosyada var Hocam bu inşaAllah. “Biz Tantan’a istediğimizi yaptırabiliyoruz.”
ADNAN OKTAR: Bakın iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün mensupları kendi aralarındaki konuşmalarında, o zamanın İç İşleri Bakanı olan Sadettin Tantan’a talimat verdiklerinde, herhangi bir konuda talimat verdiklerinde, istediğini yaptırabildiğini söylüyorlar.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR:Ben de o zaman iddia edilen Ergenekon Örgütünün bir numaralı düşman hedefiyim, beni düşman olarak ilan etmişler, bir numaralı.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi insanın aklına çok acayip şeyler geliyor. Nereden esti kafana öyle oturup Abdullah Öcalan’dan daha şedittir, işte PKK’dan daha tehlikelidir falan. Bir de, yani bir sen kendine bak Tantan Efendi, bir de bana bak. Sen ne yapmışsın komünizme karşı? Darwinizm’e karşı ne yapmışsın, PKK’ya karşı ne faaliyetin olmuş senin. Nutuktan başka ne faaliyetin olmuş.
OKTAR BABUNA: Hiç Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani Darwinizm’le ilgili bir kitap mı yazmışsın? Anti-komünist bir çalışmamı yapmışsın. Yaptığın neydi? Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin konumunu çok zor duruma getirecek bir kanunun çıkmasına ön ayak oldu o zamanlar, Çin’le anlaşma yaptı. komünist Çin’le. Oradaki Müslüman kardeşlerimizin, dindar kardeşlerimizin mağdur olmasına sebep olacak bir maddeye imza attı. İmam Hatip mezunlarının polis olmasını engelleyen maddeye imzasını attı, yani bu kanunun çıkmasına ön, ayak oldu. Genelevlerle ilgili bir madde vardı, şimdi söylemeyeyim burada yakışık almaz. Onunla ilgili bir faaliyette hizmeti oldu.
OKTAR BABUNA: Evet, Hocam oldu.
ADNAN OKTAR: O yönde çalışması oldu, yani genelevlerde bir çap genişletmesi yaptı. Ondan sonra başka da faaliyetleri var, inşaAllah. Fakat komünizme karşı, PKK’ya karşı ilmi hiçbir faaliyeti olmayan adamın oturup bana böyle akıl vermeye kalkması, böyle bir üslup kullanması; üstelik ben tutukluyken böyle bir üslup kullanması.
OKTAR BABUNA: Daha tutuklu değildiniz, gözaltındaydınız. İki gün, üç gün, üçüncü gün söyledi.
ADNAN OKTAR: Evet, evet gözaltındayken böyle bir şeye tevessül etmesi çok gayret verici ve çok ibret vericidir. PKK kim, ben kim. PKK’nın en büyük düşmanıyım ben, PKK da en büyük düşman beni ilan etmiş durumda ve çok ciddi çatışma halindeyiz. İlmi, bilimsel, yoğun anti-komünist faaliyet yapıyorum, anti- Stalinist çalışma yapıyorum. Bölücülüğe karşı yoğun bir çalışma yapıyorum. Nasıl ben PKK’dan daha tehlikeli oluyorum o zaman? Senin etin ne, budun ne? Sen ne yapmışsın, ben ne yapmışım. Sonradan bunu apar topar aldılar tabii İç İşleri Bakanlığı’ndan. Yani Mesut Bey bu görevini yaptıktan sonra, bunun zaten kalmasının anlamı kalmadı görevde, işini yaptıktan sonra bunu görevinden aldılar. Sonraki İç İşleri Bakanı, tabii halim selim bir insandı, daha özenliydi. Yani o şeyi bildiği için, yine bizim evimizde bir arama yapılması gerekiyordu. Polisi, mesela bu sefer bunu tembihlemişler, Adil Serdar Saçan’ı, öyle acayip hareketler yapacak hali kalmamıştı. Mesela polis acayip nezaketli geldi. Yanlarında kamera var, “her konuşmayı, her şeyi bakan kameraya alacaksınız” demiş. Yani “orada öyle keyfi hareketler istemiyorum” demiş. Her konuşmayı, her hareketi kameraya aldıkları için tabii, çok nezaketli konuşmak durumunda kaldılar. “Hocam nasılsınız, teşekkür ederiz” falan. Biz de onlara nezaketliydik. Evde arama yaptılar, her zaman olduğu gibi yine aklandık, tertemiz ev, hiçbir şey yok. Derlenip toparlanıp beraber gittiler. Aklına estikçe oraları arama yapıyordu Adil Serdar Saçan, ne arıyorsa? Hazine mi arıyor, ne arıyor ben anlamıyorum yani, maşaAllah. Hayır arasın kardeşim, gönlü rahatlasın, biz aramalarından rahatsız değiliz ama nezaketine uysun. Bak, Bakan söylemese yine aynı kabalığı yapacaklardı demek ki. Bari tankla gelin kardeşim, sen ne yapıyorsun? Otomatik tüfeklerle bilmem ne, ordu gibi polis. Bu kadar şeye ne gerek var? Biz on kişi, on tane insan. Gayet seçkin, hepsi üniversite mezunu, efendim, birkaç yabancı dil bilen, kolej mezunu, çok nezaketli, efendi, seçkin, kaliteli çocuklar. Polise sadık, devlete sadık, devleti koruyan, polisi koruyan, askerin yanında, bölücülüğe karşı muazzam faaliyet yapan, vatanın birliği beraberliği için canını ortaya koyan, biz iki tane şehit verdik, biz söylemiyoruz. Tabii biz PKK’ya karşı mücadele de iki tane şehidimiz var. Kim? Ben şimdi, şu an söylüyorum. Yani böyle şeylere ben gerek bile duymuyorum. Gazimiz var, PKK’yla çatışmada gazimiz var bizim. Tabii. Fakat Tantan’ın bu üslubu çok manidar ve çok hayret vericidir. Bütün bunlara rağmen üstümüzdeki baskı kalkmış da değil ayrıca. Yani adamlar oyundan oyuna geçiyorlar, şekilden şekle, pozisyondan pozisyona geçiyorlar. Sinek avlar gibi işin yoksa onlarla uğraş. Yani biz kitap yazıyoruz, CD hazırlıyoruz, konferanslar veriyoruz, adamlar at sineği gibi musallat, münafıklar. Daha hala onlarla uğraşıyoruz. Biri gidiyor, biri geliyor, biri gidiyor, biri geliyor. Ne oluyor; sevap alıyoruz. Sevabın da başka yolu yoktur Oktar Efendi.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, inşaAllah Hocam, elhamdülillah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yiğit, namıyla anılır derler, anlaşıldı mı? Yoksa ne namımız olurdu, ne destanımız olurdu, ne şanımız olurdu, inşaAllah. Hz. Ali (r.a.)’yi on yedi yerinden yaradılar, bak daha hala bilinir, 1400 seneden beri bilinir. Delikanlılığın alametidir.
OKTAR BABUNA:Eze eze geldiniz Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hz. Ali (r.a.) bir yerinden yaralansa, o kadar namı olmazdı. Ama on yedi yerinden yaralanınca, delikanlı bak on yedi yerinden yara aldığı halde dimdik ayaktaydı Hz. Ali (r.a.), devrilmedi yani. Bize de beş yüzer beş yüzer gelsinler, alayına böyle efendim en kral olanı gelsin, yine hukukla, kanunla, akılla, fikirle, ilimle, sevgiyle çökertiriz.
OKTAR BABUNA:Eze eze geldiniz Hocam, otuz sene, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:EvvelAllah, evvelAllah, evvelAllah...
İlanlar
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler