Adnan Oktar`ın 16 Ekim 2010 tarihli Kahramanmaraş Aksu Tv ve Gaziantep Olay Tv röportajından
ADNAN OKTAR:... Şeytandan Allah’a sığınırım. “İnkârcılar dediler ki” deccal taraftarları; "bu (Kur'an) olsa olsa ancak Onun uydurduğu bir yalandır, kendisi düzüp uydurmuş ve Ona bir başka topluluk da yardımda bulunmuştur." Böylelikle onlar, hiç şüphesiz haksızlık ve iftira ile geldiler.” Şu an deccaliyet ne diyor? “Peygamber (s.a.v.)” diyor, “iyi bir insandı, devrimciydi, uydurdu kendisi” diyor, deccalî düşünce, şeytanî düşünce, gafil düşünce, gaflet içindeki düşünce veya şaşkınların oluşturduğu sistemde bu var. Ne diyorlar? “Bu (Kur'an) olsa olsa ancak Onun uydurduğu bir yalandır.” Yani, “Peygamber (s.a.v.) kendi çıkartıyor.” Bunu diyen on binlerce, milyonlarca insan var. Bu nedir? Bilerek veya bilmeyerek deccaliyete hizmet etmek demektir. “Ve dediler ki: "Bu, geçmişlerin uydurduğu masallardır.” Mesela bazı kendini bilmez şaşkınlar bu ifadenin aynısını şu an yazıyorlar ve farkında olarak veyahut olmayarak deccaliyete hizmet ediyorlar. “Bir başkasına yazdırmış olup kendisine sabah akşam okunmaktadır” diyor deccaliyet taraftarları. Farkında mı? Haberi bile yok. “Dediler ki: "Bu elçiye ne oluyor ki,” bu Mehdi (a.s.)’ye ne oluyor ki, “yemek yemekte ve pazarlarda dolaşmaktadır? Peygamberimiz (s.a.v.)’e şaşıyorlar. Yemek yiyor, hanımlarıyla beraber oluyor, hanımlarıyla koşuşturuyor, onlarla yakalamaca oynuyor, torunlarıyla şakalaşıyor. “Ya” diyorlar, “böyle Peygamber mi olur?” diyorlar hâşâ. Nasıl olması gerekiyor onların kafasına göre? Mekke müşrikleri gibi enaniyetli, ağır, azametli, böyle battaniyeci takımı. “Yemek yemekte ve pazarlarda dolaşmaktadır? Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi?” “bir melek olsun” diyorlar, “başının üstünde; ‘bu Peygamber (s.a.v.)’dir’, ‘bu Mehdi (a.s.)’dir’ desin” diyor, o zamanın müşrikleri. “Eğer bu yoksa, biz inanmayız” diyorlar. Cübbeli ne diyor? “Mehdi (a.s.)’nin” diyor, “başının üstünde bir bulut olsun” diyor, “bir melek olsun; ‘bu Mehdi (a.s.)’dir’ desin, biz ona inanırız” diyor. Mekke müşrikleri ne diyor? Aynısını diyor. Cübbeli bunun farkında mı? Değil. Yani ne yaptığının farkında değil. Haberi olmadan, farkında olmadan Mekke müşriklerinin düştüğü hataya düşüyor. “Ya da kendisine bir hazinenin bırakılması veya (ürünlerinden) yemekte olduğu bir bahçesi olması (gerekmez miydi)?” Yani malı, mülkü, zenginliği olsun. Zenginlere o zaman Mekke müşrikleri çok itibar ediyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in de malı mülkü yok. Mehdi (a.s.)’nin de malı, mülkü olmayacaktır; ağırlarına gidiyor. “Zulmedenler dedi ki: "Siz olsa olsa, ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz."” Yani, “aklını kaybetmiş, akıl hastası olmuş, mecnun olmuş bir insana uyuyorsunuz. Yani normal bir şey yapmıyorsunuz” diyorlar Peygamberimiz (s.a.v.) için, haşa. “Bir bak; senin için nasıl örnekler verdiler de böylece saptılar.” O devirdeki münafıkların da üslubu bu. Münafıklar da abuk sabuk örnekler vererek Peygamber (s.a.v.)’e karşı mücadele veriyorlar. Allah da diyor ki bak; “bir bak; senin için nasıl örnekler verdiler de böylece saptılar.” Münafıkların özelliği kelimelerle çok iyi -haşa- oynarlar ve bambaşka düşünceler geliştirirler. “Artık onlar hiçbir yol bulamazlar.” Tıkanmış adamlar. Bir oradan gidiyor, oraya gidiyor, oraya gidiyor ona; bir türlü beceremiyor. “Hayır, onlar Kıyamet-saatini yalanladılar; Biz Kıyamet saatini yalan sayanlara çılgınca yanan bir ateş hazırladık.” Bak, hep Kıyamet vakti. Ahir zamana bir hatırlatma var. Ahir zamanda ne var? Mehdi (a.s.) var, Hz. İsa (a.s.) var, Yecüc Mecüc var, Dabbe-tül Arz var ve Kıyamet var.
“Mü'minler o kimselerdir ki,” şeytandan Allah’a sığınırım, 62’nci ayet; “Allah ve Resûlü’ne iman edenler, onunla birlikte toplu(mu ilgilendiren) bir iş üzerinde iken, ondan izin alıncaya kadar bırakıp-gitmeyenlerdir.” Mesela münasebetsizlik yapanlar var, Peygamber (s.a.v.)’den, imamdan izin almadan paldır küldür gidiyor adam. “İzin almandan gidilmez” diyor, Cenabı Allah. “Gerçekten, senden izin alanlar, işte onlar Allah'a ve elçisine iman edenlerdir. Böylelikle, senden kendi bazı işleri için izin istedikleri zaman, dilediklerine izin ver.” Yani saygı ve Kuran’ın Ruhu bunu gerektiriyor. “Ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.”
“Elçinin çağırmasını, kendi aranızda kiminizin kimini çağırması gibi saymayın.” “Elçi çağırdığı vakit, mutlaka icabet edin” diyor. Halkın çağırması gibi; “buraya gel” diyor, adam; “yok gelmiyorum” diyor ama Elçi dediğinde, imam dediğinde mutlaka itaat edilmesi lazım. Öbür türlü çok büyük bir saygısızlık, anormallik olur ve harama girer. “Allah, sizden bir diğerinizi siper ederek kaçanları gerçekten bilir.” Münafıklar güya sezdirmediklerini zannediyorlar. Münafıkların pis bir elektriği vardır. Pis bir mücadele metotları vardır ve pis bir stilleri vardır. Güya sezdirmiyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in meclisinde adamlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’e yönelik böyle içinde öfke dolu adamın, böyle hasetlik, kıskançlık dolu ve kahpe tıynetli. Nasıl pislik yapsın, rezillik yapsın? Yapamıyor. En sonunda bir Müslüman oradan çıkarken, o da ona siper olarak onunla beraber çıkıyor. Güya sezdirmiyor. Bak, ahmaklığa bak. Bütün milletin içerisinde, herkesin içerisinde çıkıyor; ama ona sorsan sezdirmediği kanaatinde. Burada o çakalın vermek istediği şey şu; bir kere, “Peygamber (s.a.v.) bak bunun farkına varmadı” diyor, “siz farkına varıyorsunuz ama o farkına varmıyor” diyor. “Ben bak, ona nasıl sezdirmeden çıkıyorum?” diyor. “Ben böyle kurnazım” diyor, güya, kendince. Ve terbiyesizlik yapıyor, ahmaklığını ortaya koyuyor. Münafıklarda çok ucuz ve aşağılık kurnazlık kafası vardır. Kendilerini çok kurnaz zanneder. Hakikaten kurnazlardır ama hayvan kurnazlığı vardır. Yani ahmakçasınadır kurnazlıkları. Hakikaten galibiyetleri vardır ama hayvanın galibiyeti gibidir ve mutlaka mağlup olurlar sonunda. Kuran bu aptallıklarına dikkat çekiyor.
“Böylece onun emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya onlara bir acı azabın çarpmasından sakınsınlar.” Allah; “belanızı veririm” diyor. Yani “Mehdi (a.s.)’yle uğraşırsanız, Peygamber (s.a.v.)’yle uğraşırsanız, Allah’ın sevdiğiyle uğraşırsanız, belanızı veririm” diyor. Nasıl açıklıyor Allah? “Kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya onlara acı bir azabın çarpmasından sakınsınlar.” Demek ki, Peygamberlerle mücadele eden mutlaka bir belaya uğrar. Aynı şekilde Mehdiyetle de, Mehdi (a.s.)’yle de mücadele edenler, aynı şekilde Allah’tan bela bulurlar. Kuran buna işaret ediyor.
“Dikkatli olun” diyor bak Allah. Dikkatli olmak farz. Bak, “dikkatli olun.” Dikkati kapalı olmayacak Müslüman’ın. “Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır.” Ne var, ne yoksa, bütün mal mülk hepsi Allah’ındır. “O, üzerinde bulunduğunuz şeyi elbette bilir.” Yani, “şu an neredeyseniz sizi bilir” diyor Allah. “Ve O'na döndürülecekleri gün, yaptıklarını kendilerine haber verecektir.” “Ne yaptıysa, ne konuştuysa, ne hareket ettiyse hepsini haber vereceğim” diyor Allah. “Allah, her şeyi bilendir.” Bakın, her yerde, mesela bu sayfayı açtık, buram buram Mehdiyet ve deccaliyet var. Hem deccaliyetten bahsediyor Kuran, deccalların vasfını anlatıyor; hem de Mehdiyetin karşı atağını anlatıyor. Adam da soruyor; “niye bize Mehdiyetten bahsediyorsun?” Mehdiyetin olmadığı bir yer göster bana, herhangi bir, mesela; “şurada yok” de. Her yerde vardır Mehdiyet...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler