Adnan Oktar`ın 14 Ekim 2010 tarihli Kahramanmaraş Aksu Tv ve Güneydoğu Olay Tv röportajından
OKTAR BABUNA: ... Bu şimdi, bir kere haberleşmelerini gördük. Hem koku molekülleriyle, hem ses çıkararak yer tarif ediyorlar, iz sürdürülebiliyor bu şekilde ve aralarında iletişim sağlanıyor. Sosyal hayatları var ve bu şekilde karşılıklı birbirlerini anlayabiliyorlar. Bir diğer konu da,
ADNAN OKTAR:Şimdi bak, o iz sürme konusu mesela çok önemli. Koku çok önemli. Mesela sadece iz sürmenin üzerinde bir yoğunlaşabilirsin. Koku çok hayati bir konudur. O çok acayip bir şey, öyle bir sözle geçebileceğimiz gibi bir şey değil ki, sıradan bir şey değil. Mesela yağmur yağdı burada dere oluştu dersin, bu alelalade bir şeydir. Ama yağmur yağar da, dere havada akmaya başlarsa, bu çok çok olağanüstü bir şeydir. Orada çok hayati bir olay vardır, şok bir olay bu, çok acayip bir şey. Mesela iz sürmesi ve iz oluşturması çok önemli bir konu. Hayvanın akıl etmesi çünkü böcek bu, ne kasıtla yaptığını bilmez, inşaAllah. Evet şimdi anlat.
OKTAR BABUNA:Evet. İz sürüyor, karnını küçük küçük darbelerle yere sürttürerek. Böylece diğerleri de besin kaynağını bulabiliyor. Yani karıncanın aklı olmadı belli burada ve her yeni doğan karınca da bu şekilde bunu gerçekleştiriyor. Bilerek doğuyor, doğduğundan itibaren bunu yapabiliyor. Dolayısıyla bu tabii Allah’ın aklının bir tecellisi olmuş oluyor. Birinin iz ortaya koyması, ki diğerleri ulaşabilsin diye yapıyor bunu. Ayrıca o iz sürerken, karnını yere sürterken oraya kimyasal bir iz bırakıyor aynı zamanda. Bu mekanik bir iz şeklinde değil sadece, kimyasal koku molekülleri bırakıyor ve koku molekülleri de çok çeşitli. O farkı ayırt edebiliyorlar birbirlerinden. Neden bu kadar çeşitli olduğu bilinmiyor ama o izleyen kişinin, izci karıncanın da bulmasını sağlıyor, gideceği yeri. O da oraya ulaştığı zaman, sadece anten temasında ulaşabilen izleyebiliyor, geri dönüp o da aynı şekilde iz bırakarak diğerlerine haber veriyor, onların da ulaşmasını sağlıyor. Böylece herkesin o besin kaynağından faydalanmasını temin ediyor karıncalar bu şekilde.
ADNAN OKTAR:Bak şimdi çok önemli bir konuya dikkat çektin. Dedin ki sen; hayvan bunu doğduğu andan itibaren biliyor, annesi, arkadaşları falan öğretmiyorlar. Zaten öğretse, o da bir harika olur, böceğin öğrenmesi. Yani onu öğreniyorsa, adam yazı yazmayı da öğrenir artık. Genetik kodunda böyle bir bilginin olması, ruh bilgisi, bak ruh bilgisi. Genetik kodda bir kolun bacağın kodlanması, olağanüstü harika bir konu olmakla beraber teknik bir konudur. Ama ruhun kodlanması, yani ruhun genetik olarak kodlanması, bu çok acayip bir şey. Ruhun nasıl hareket edeceğini moleküller belirliyor. Ruha emir veriyor molekül, şöyle yapacaksın diyor. Yani ruhla molekül arasında bir anlaşma olması gerekiyor. Mesela böceğin de bir ruhu var, bu çok önemli bir şey. Yürüme emri veriyor ruhu ve molekül de ona kokuyu nerelere ve hangi aralıklarla bırakacağını ve karşı taraftaki karıncanın da o kokuyu nasıl koklayıp nasıl bir karar vereceğini ona öğretiyor. Şimdi kokuyu bırakmak ayrı, bir de o kokuyu karşı tarafın yorumlayıp, ‘bu iz üzerinde gitmem gerekir’ demesi ayrı. Bu bayağı ciddi akıl gerektiren bir şey. İnsana yap desen bunu yapamaz.
OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah.
SUNUCU 2:Yanlış bir molekülü kullanır.
ADNAN OKTAR: Tabii, kokuları birbirine karıştırır falan fişmekan. Bir kere çok hassas koku alması gerekir ve kokunun ne olduğunu bilmesi gerekir. Yerde milyonlarca koku çeşidi var, milyonlarca. Yapraklardan koku çıkıyor, böceklerden koku çıkıyor, topraktan koku çıkıyor, her şeyden bir koku çıkıyor ve rüzgar bunların hepsini birbirine karıştırıyor. Anında karıştırıyor. Ama o hayvan özellikle o çok çok düşük dozdaki kokuyu ayırt ediyor ve öbür kokulardan fark ederek bakın, çünkü mesela burada bir yerde patates kızartılsa, bir yerde balık kızartılsa, bir yerde bilmem ne kızartılsa, kokular birbirine karışsa insan ayırt edemez. Kokular çorba gibi birbirine karışmıştır. Ne nerde ayırt edemez insan. Ama bak hayvan oradaki o kokuyu ayrıca ayırt ediyor, o kadar kokunun içinde, ki o kokular birbirine yakın. O kokunun aynı bulunduğu yerde, mesela yarım milimetrenin içerisinde olabilecek bir şey, en fazla yarım milimetrenin içinde olabilecek bir şey. Onun bir santim, iki santim, üç santim, on santim kadar ilerisi, yanı yönü, milyonlarca koku çeşidiyle dolu. Yani birçok canlı var, birçok kimyasal madde var. Orada mesela bakır okside ait bir koku olabilir, başka magnezyumdan meydana gelen koku olabilir, hepsi koku bunların. Hayvan hiçbirini önemli görmüyor, sadece o koku oluyor onun için. Ve bak bunu çözme gücüne sahip oluyor adam. Nereye giderse gitsin o kokudan şaşmıyor. Öbürü de o kokuyu nasıl aralıklarla bırakacağını çok iyi biliyor ve karşı tarafın bunu nasıl yorumlayacağını biliyor. Şimdi buna eğer aşama aşama bakılırsa, çok olağanüstü bir noktaya gidiyoruz biz. Ama biz bunu şimdi ağzımızla geçiştirirsek; kokuyu bırakıyor, öbürü alıyor ve ülfet, gider kafadan, ne bunun harikuladeliği fark edilir, ne de bir anlamı olur...
Web siteleri
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler