Adnan Oktar`ın 26 Ekim 2010 tarihli Kaçkar Tv röportajından
ADNAN OKTAR:...“İyi geceler Hocam. Size soru soran bir arkadaşın sorusu: "Hz. Mehdi (a.s.)’ye bir gecede güç verilecek, ıslah edilecek. Hocam Allah bu gücü Mehdi (a.s.)’ye mi verecek yoksa cincilere, insanlara mı verecek? Güç olmadan kontrol, hakimiyet olmaz. Hocam, Mehdi (a.s.) bu gücü cincilerden alacaksa, cinciler Mehdi (a.s.)’den üstün olacak o zaman. Öyle bir yönetimin sonu birlik olabilir mi Hocam? Hocam hadiste niçin bu şekilde açıklamışlar” diyor. “Hocam Mehdi (a.s.) çıktığında onun karşısındaki münafıklara karşı Mehdi (a.s.)’nin mücadelesi nasıl olacak” diyor. Evet, şimdi Şahin’in bu sözüne karşı, açıklamasına karşı, Mehdi (a.s.)’nin etrafında talebeleri olacak. Bediüzzaman ne diyor? Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? 313 tane talebesinden bahsediyor. Mehdi (a.s.) o talebeleriyle Mehdi (a.s.). Yani tek başına Mehdi (a.s.) değildir. Talebeleriyle Mehdi (a.s.). “Her ne kadar sayıları az da olsa, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor. Mesela Bediüzzaman’ın açıklamalarında; “Mehdi (a.s.) hem en büyük bir müceddid, hem en büyük bir mürşit, hem kutup, hem Mehdidir” diyor. “Kutuptur” diyor. Şimdi buradan anlıyoruz ki Mehdi (a.s.)’nin tek başına müceddid olması mümkün değil, tek başına mürşid olması mümkün değil. Nasıl olacak? Bir ekibi olacak, bir topluluğu olacak. Mesela diyor ki Bediüzzaman; “deccaliyeti, Darwinizmi, materyalizmi yıkarken” diyor, “kendi talebelerinin içerisinde küçük bir ekip,” ayrı bir ekip bak, “kendi talebelerinden küçük bir ekip, ayrı bir ekip ona bu konuda yardım eder” diyor. Yani Darwinizmi, materyalizmi yıkan eserlerin, kitapların hazırlanmasında bilim adamlarının, bir taifenin hazırladıkları eserleri alırlar, onlardan istifade ederek, Darwinizme, materyalizme karşı kitaplar, eserler hazırlarlar” diyor. Ama bunu yaparken Mehdi (a.s.)’nin vakti dardır” diyor, “azdır” diyor. “Vaktinin hal ve zamanı müsait olmaz” diyor. “Mehdi (a.s.) talebeleriyle beraber bu görevi yapar” diyor. “Fakat talebelerin bir kısmını bu işe görevlendirir” diyor, bir kısmını, “ve o bir kısım talebeleri o kitapları hazırlar ve onunla o birinci vazifeyi yapmış olur” diyor. Şimdi bak, kardeşimize bu bir cevap. Mesela cinlerle bağlantıda da, bir kısım talebe de cinlerle bağlantıyı sağlar. O da, Mehdi (a.s.)’nin, Allah’ın izniyle; yani Allah, Mehdi (a.s.)’nin yüzü suyu hürmetine onlara o gücü veriyor. Yani adamlar muntazam gayret etseler, çalışsalar bile Mehdi (a.s.) olmadan o neticeyi alamazlar. Yani vesile, sebep olan yine Mehdi (a.s.)’dır. Mesela kitaplar hazırlanıyor, Mehdi (a.s.) olmadan yine yapamazlar. Ama bak, “ondan önce bir taife, bir cihette” diyor, bak; “bir cihet.” Bu eserlere zemin hazırlıyorlar ama ‘bir cihette’. ‘Bir taife’, yani bilim adamlarının hazırladığı bir kitaplar yine kafi olmuyor. Ne gerekiyor? Mehdi (a.s.)’nin eli değmesi gerekiyor. Mehdi (a.s.) ne yapıyor? Talebelerine, “bu tarz kitaplar hazırlayacağız” diyor. “Yöntem budur” diyor, “yorumlar budur, mantık budur” diyor ve kitapları hazırlatıyor. Mehdi (a.s.) olmadan o kitapların hazırlanması mümkün mü? Değil. Olmaz, etkisi de olmaz. Allah onu sebep ediyor, orada mühim olan o. Mesela Mehdi (a.s.)’nin cin ile bağlantılı olan talebeleri oluyor. Ne diyor? Mesela; “Hz. Süleyman (a.s.)’ın, Kutsal emanetlerin, Hz. Musa (a.s.)’nın sandığını bulacağız” diyor. Allah, Mehdi (a.s.)’nin yüzü suyu hürmetine o cinlere o bilgiyi veriyor ve talebelerini vesile ediyor. Dolayısıyla meydana gelen netice Hz. Mehdi (a.s.) vesilesi ile olmuş oluyor. Anlaşıldı mı? Mesela müceddidlik yapacaktır, müctehid olacaktır Mehdi (a.s.). Bütün mezhepleri kaldırıyor. Ama ne diyecek? Mesela bir kısmı Kuran’ı inceleyecek, bir kısmı hadisleri inceleyecek talebelerinin. Bir kısmı mezhepleri inceleyecekler. Mesela geniş bir kurul kurulacak. Büyük alimlerden oluşan kurul kuracak. Ona neticeyi getirecekler. Mehdi (a.s.) de ilhamla, Allah’ın izniyle diyecek ki; “doğru olan bu” diyecek yani “bu hükümdür.” Yani “Asr-ı Saadet’te olan çalışma budur, Asr-ı Saadet’teki hayat budur, dolayısıyla bu şekilde olacak” diye mezhebinin hükümlerini açıklamış olacak. Mezhep değil de, mezhepleri bu şekilde kaldırmış olacak. Yoksa bizzat kendisi Kuran’ı ezberleyerek, hadisleri ezberleyerek, Kütüb-i Sitte’yi su gibi ezberleyerek; mezhep alimlerinin, mezhep imamlarının kitaplarını su gibi ezberleyerek; İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça dilleri bilerek ve internette elde edilen bütün bilgileri, internette gelmiş olan bütün bilgileri su gibi ezberine alarak değil. Oradaki çalışmada Dabbet-ül Arz’ın yani internetin ve bilgisayarın Mehdi (a.s.)’nin emrine gireceğini anlıyoruz. Çünkü bir insan hafızasında, internetteki bilginin tamamı toplanamaz. Mehdi (a.s.) ne yapıyor? İnternetteki bilginin tamamını bir insan hafızası gibi, kendi hafızası gibi kullanmış oluyor. Yani internetin bütün bilgisi Hz. Mehdi (a.s.)’nin hafızası olmuş oluyor. Ne yapıyor? Dabbet-ül Arz kanalıyla, bilgisayar kanalıyla onları kullanmış oluyor Mehdi (a.s.). Ulemayı, alimleri de topluyor, talebelerini topluyor. Onlara da bütün her şeyi incelettiriyor. Ona özgü bilgi geliyor ve doğrusu da budur dediğinde hüküm konmuş oluyor. O yüzden en büyük müceddid ve en büyük müctehiddir. Yoksa bir insanın… mesela sırf Hanefi mezhebinin incelenmesi bir ömür sürer. Şafi mezhebinin incelenmesi bir ömür sürer. Şiilik, Caferilik, Alevilik, Bektaşilik, bunlar bir ömür sürer. Ne yapacak? O, o konudaki uzman insanları bir araya getirecek Mehdi (a.s.). Bunu anlıyoruz ve onlara; “görüşleriniz, düşünceleriniz, bu konudaki bilginiz nedir?” diyecek. “Şu, şu, şu, şu.” “Demek ki doğrusu olan şuymuş” diyecek ve hükmü verecek Mehdi (a.s.) ve Asr-ı Saadet’in İslam anlayışını, Kuran anlayışını ortaya çıkaracak. Allah onu vesile edecek. Çünkü Allah diyor; “Hata yaptığı yerde onu düzelten yanında bir Melek vardır.” “Onun hata yapmasına müsaade etmez” diyor Allah. Ahkamda masumdur Mehdi (a.s.). “Verdiği hükümlerde mutlaka doğru hüküm verir” diyor. Allah işte bu özelliğini Mehdi (a.s.)’nin devreye sokmuş oluyor. Dolayısıyla bir de Mehdi (a.s.)’nin cinlerden doğrudan bilgi almayacağına dair bir bilgi de yok. Yani o, şu anki benim tahminim o. Yani bizim açıklamalarımız. Biz de ne yapıyoruz? Biz de Mehdi (a.s.) öncüsü olarak Mehdi (a.s.)’ye ortam hazırlamış oluyoruz. Ben de aynı Mehdiyet yöntemleriyle ilerliyorum. Yani bizim yöntemlerimiz aynı, Mehdiyet yöntemleriyle. Yani talebe Hocasına benzer. Hoca da talebesine benzer. Yani mutlaka bağlantılı. Mesela Oktar’ın stili bana benziyor.
OKTAR BABUNA:Elhamdülillah Hocam.
ADNAN OKTAR:Benim stilim de ona benzer. Mutlaka benzerlik olacaktır.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Şimdi gül ağacından ne çıkar? Gül çıkar. Hangi gülü alsan hepsi gül kokacaktır.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama demek ki kaynak çok önemlidir, inşaAllah. Biz Mehdiyet’ten beslendiğimiz için, mesela stil olarak ben de Darwinizme karşı mücadelede aynı yöntemi kullanıyorum. Bilim adamlarından hazır bilgileri alıyoruz. Son teknoloji ile gelişmiş bütün bilgileri; internetten olsun, kitapları alarak hepsini alıyoruz. Hazır bilgilerin hepsi, tamamı geliyor bana. Bakıyorum; “şu, şu, şu, şunları bir araya getirelim, şöyle bir yorum yapalım, şu fotoğrafları kullanalım, götürün baskıya” diyorum, kitap karşımızda.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Eğer ben mesela Yaratılış Atlası’nı tek başıma yapmaya kalksam, yani 50 senede yapılmaz. Ama elli saatte yaptık Yaratılış Atlası’nı.
OKTAR BABUNA:Ama siz olmasanız da olmazdı hiçbiri Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ben olmasam da olmaz. Olacak olsa şu ana kadar olurdu zaten. Çünkü mesela bak, benden ayrılanlar dediler ki; “kitapları biz yaptık.” İyi, ala, güzel dedik. Tamam, sen yaptıysan güzel, ne güzel. Devam etsene o zaman.
OKTAR BABUNA:Evet, bir tane bile yok Hocam.
ADNAN OKTAR:Devam et, ne güzel yani, kaldığın yerden devam edersin. Biz de senin kitaplarını okuruz. Tek bir tane böyle bir kitap yok, tek bir tane. Demek ki kaynak malummuş yani, inşaAllah. Mesela cin konusunda da öyle, ben devreye girmiyorum. Kardeşlerim var, yetenekli. Ama Allah Mehdiyet vesilesiyle, biz de Mehdi (a.s.) talebesi olduğumuz için Allah bu bereketi veriyor. Yoksa cin niye adamın parmağına gelsin de öyle bir görüntü oluşsun. Birçok insan yapıyor ve en azından doğru bilgi vermezler. Yani biz mesela hayati bir konu olduğunda, ben diyorum mesela; “cine şu konuyu sorun” diyorum. Adam şakır şakır tam doğrusuyla cevap veriyor. Niye doğru cevap versin? Cinlerin genel özelliği; hep aldatır, yalan söylerler. Herkes bilir, cin çağıranlar. Yani %90 yalandır. Bizde de %90 doğru söylüyorlar...
Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...