Adnan Oktar`ın 26 Ekim 2010 tarihli Gaziantep Olay Tv röportajından
ADNAN OKTAR: “Sayın Adnan Hocam, hapis hayatınızı tekrar anlatır mısınız, Nazlı Ilıcak ile ilgili olanı. Hüseyin Şen.” Vay be, damdaki hayatımız filan.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR:Nazlı Ilıcak, onla biz bir röportaj yapmıştık, Nazlı Ilıcak, onun gazetesinde. Gazetede ben; “Türk kavmindenim, İslam milletindenim” diye bir söz ettim. Ondan dolayı beni emniyete çağırdılar, Gayrettepe Emniyet Amirliği’ne. Tabii, çağırdılar derken; alıp götürdüler daha Türkçesi. Hep beraber o beyaz Renaultlar vardı ya o zamanlar, böyle bayağı eski oluyordu onlar, kurşun delikleri filan olur bazen onların. Rahmetli Doğan Ağabey vardı, “Hocam” dedi, “seni savcım istiyor” dedi, “oraya göndereceğiz seni” dedi. Hiç yapmadıkları bir şey. Normalde emniyette benim ifadem alınıyordu. Usul de odur zaten; önce polis ifade alır, sonra savcılığa gider, savcı değerlendirir. Ama savcı “direkt ben alacağım ifadeyi” demiş, sağlama bağlamak için herhalde, anladığım kadarıyla. DGM savcısının huzuruna gittik. Savcı dedi ki; “bu ifade senin mi?” dedi. “Türk kavmindenim, İslam milletindenim.” E gayet güzel, doğru. “Evet, benim” dedim. “Tamam” dedi, “şimdi hakime git” dedi, “o işlemler tamamlasın” dedi. DGM hakimliğine geçtik. Tek hakim oluyor. Hakim dedi; “bu ‘Türk kavmindenim, İslam milletindenim’ sözü sana mı ait?” dedi, “böyle röportajda konuşman oldu mu?” dedi. “Evet, benim” dedim. “Tamam o zaman” dedi. Katibe kız vardı orada önünde de, hanım, hanımefendi. “Yaz kızım” dedi, “sanığın tutuklanmasına” ondan sonra işte arkasından geliyor açıklamalar. Ben; “çok özür dilerim” dedim, “yani neden? Tutuklanacak ne var burada?” dedim, “ben anlamadım” dedim. “Sana anlatırlar cezaevinde” dedi hakim. Allah Allah. Düşünüyorum, aklıma da gelmiyor. “Türk kavmindenim” e kavmim Türk, “İslam milletindenim” millet-i İbrahim, Kuran’da geçiyor. ‘Din’; millet anlamındadır yani. Aman Allah’ım. Bir de bayağı bir ceza da istediler. Toplam on beş yıl mı ne böyle? Muazzam bir hapis cezası istediler. Nazlı Hanım ile biz çıktık mahkemeye. Nazlı Hanım her zamanki gibi takmış takıştırmış geldi böyle. Ben cezaevi giysileriyle geldim tabii. O lacivert gibi bir o zaman kıyafet vardı. Oktar Hocam benzetmek gibi olmasın ama senin ceket, takımın rengi gibi böyle bir şey.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, çok büyük müşerref oluruz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ondan sonra zaten önümüze bir torba attılar orada. Cezaevine geldim, ilk kapıdan girdik, asker üstümde cep tarağım falan vardı, saç tarağım falan vardı; hepsini aldı çöpe attı ne varsa. Allah Allah. İlk defa karşılaşıyorum, cezaevinde hiç görmedim ben. Ne varsa; ama kalem malem olduğu gibi attı hepsini. Tehlikeli gördükleri için alıyorlar demek ki. İçeriye girdik. Çok kalabalık bir yer böyle, ‘karantina’ diyorlar. Ondan sonra yaklaşık şöyle yerden iki metre kadar yüksek, bir buçuk metre kadar yüksek, çok geniş, branda kaplı bir şey; yatak gibi bir şey yapmışlar ama çok büyük yani. Mesela dört metreye dört metre falan diyebilirim, o kadar. Ama her yeri yırtık, sökük, samanlar çıkmış, teller çıkmış; insanlar onun üstüne yatıyorlar. Hava da çok sıcak böyle. ‘Banyo’ denen yerde, orada da bir şey var; borular patlamış, sürekli su akıyor, variller falan var, şarıl şurul yerlere akıyor böyle, her yerden su fışkırıyor falan. İçerisi yoğun sigara dumanı. Çok kirli bir koku var. Ondan sonra ve oranın kıyafetleri var işte. Ama en az yüz elli kişi falan var yani, çok kalabalık karantina denilen yer. Bir torba getirdiler; “Hocam” dediler “al buradan giy” dediler. Biz de iri yarıyız şimdi, aldım, hiçbiri gelmiyor, böyle daracık böyle. E “neyse” dedik, “bir tanesini alalım” dedik. Kispet gibi bir tanesi geldi üstümüze, giydik. Elbiselerimi falan aldılar, ceketleri aldılar. “Hocam” dediler, “şimdi” dediler, “buyurun, berbere buyurun” dediler. “Tamam” dedim. “Hocam” dediler, “sakalı keseceğiz” dediler. “Kesmesek olmaz mı?” dedim. “Olmaz” dediler, “kesmemiz gerekiyor.” “O zaman cezaevi doktorunu çağırabilir misiniz?” dedim. Yani oradan hukuki bir yol bulabiliriz gibisinden. Yani; “cildim tahriş oluyor gibisinden, öyle bir bahane bulayım” dedim, doktora. “Öyle bir rapor veremem ben” dedi. O “mümkün değil” dedi, “yani öyle bir şeyi yapamayız” dedi. “Bir kurtuluşu yok mu?” dedim. “Yok” dedi. “Tamam” dedik, “o zaman gel, kes” dedik. Güzelce bir sakallarımızı kestiler. Ondan sonra saçları da kestiler. Ondan sonra üç gün kadar karantinada bekledim. Oradan komünistlerin koğuşuna verdiler, oradaki siyasi koğuş, komünistlerin koğuşuna. Her fraksiyondan adam var kardeşim, bir tek Müslüman da benim orada, yani İslam’ı savunan. Bir de kendi düzenekleri var, mesela özel sistem kurmuşlar, mesela herkese bir görev vermişler. Sonra orada bir gün kaldım. Ertesi gün “seni Hocam” dediler, “tek tek koğuşuna alalım” dediler. “E tamam” dedim. ‘Tek tek’; küçük bir karantina böyle, harabe gibi bir yer. Yani iki, üç metre boyunda iki metre genişliğinde, küçük bir yer. Önü parmaklıklarla kapalı. Yani ayrıca zaten kapalı bir alan içerisine ama ayrıca kendi içerisinde de parmaklıklarla kapalı. Gümbür diye kapıyı kilitlediler, paslı kapıyı. “Ne yapacağız burada?” dedim. “İşte artık Hocam” dedi “sen kendi imkanlarında bir şey yapacaksın” dedi. Ranzalar rezalet, samanlar falan dökülmüş, içi samandan yapılmış yataklar. Bir tane de ampul sallanıyor aşağı doğru, yani sarı ampullerden o, yanmış. Sürekli rüzgar esiyor o şeyden, bir koridor yapmışlar, arka taraftan da boş, yani rüzgar akımı olacak gibi yapmışlar ama muazzam bir rüzgar esinti meydana geliyor. Yani o da fena değil yani, iyi, havadar oluşu o şeyin. Orada günlerimiz geçiyordu. Sonra işte Nazlı Hanım’la beraber mahkemeye çıktık. Nazlı Hanım kısacık bir yazı yazmış böyle savunma. “Ben” dedi, “savunmamı yazılı vereceğim efendim” dedi. “Onun tutuklanmasına gerek yok” dedi mahkeme. Benim? E benim zaten gerekiyor. Halbuki aynı ama tabii takdir onların. Yayınlayan ben de değilim ama… Neyi göstereceksin?
OKTAR BABUNA:Gazete şeyi vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:İşte şu bak; “biz İslam milletinden Türk kavmindeniz” evet, tamam, kaldır şimdi. Yani ben dedim hani “genetik yönden bende gurur olmaz” dedim. Yani “genetikle ilgili hani ama hars olarak tabii ki bir gururum var.” Ama yani Türk milletinden olup da, mesela Çerkez olmuş olsam benim gururum olmayacak mı? Türklük gururum olmayacak mı? E olur. Yani “genetik anlamda Türklük, onu hiçbir şekilde kabul etmiyorum” dedim, “genetik olarak değil, hars olarak kabul ediyorum” dedim, “yani ‘Türk'üm’ diyen herkes Türk'tür benim için” dedim, “o anlamda” dedim, “gurur duymuyorum. Yani genetik yapıdan dolayı bir gurur duymuyorum” dedim, “yani onla övünmüyorum, yani genetik üstünlüğümle övünmüyorum; hars olarak övünüyorum Türklüğümle” dedim. Anlaşıldı mı? “Tamam” dediler, yani “sen orada yine bunu anlatırsın detaylı olarak anlatırsın” dediler. Dokuz ay hücre hapsinde kaldım. Sonra akıl hastanesine sevk ettiler, biliyorsunuz o dönemde. On ay da akıl hastanesinde kaldık. On dokuz ay sonra aynı savcı dedi ki; “sanığın” dedi, “bu ifadelerinde bir suç unsuru yok” dedi aynı savcı. E tamam, Allah razı olsun ama on dokuz ay. Yani on dokuz dakika sonra da olabilir bu, on dokuz ay sonra da olabilir. Biraz gecikmeli oldu bizimkisi. Orada acayip olan o oldu. Ama takdir yine yüce mahkemenin tabii biz bir şey demiyoruz. Arslan gibi, kuzu kuzu gittik, yattık.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, maşaAllah Hocam.
Makaleler
Devamı ...Dergiler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler