Adnan Oktar`ın 29 Ekim 2010 tarihli Kaçkar Tv röportajından
ADNAN OKTAR:“Hocam, selamün aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahü. “Ben İzmir’den Cemil. Benim sorum; Allah-u Teala niçin insanları bu imtihan ortamında bunca olaylar yaşatarak sınıyor, direk Cennetine koymuyor? Hayırlı geceler.” Cemil, direk Cennete girsen zannettiğin gibi mutlu olmazsın. Yani Cennet bu dünyadaki bilgiden tecrübelerden ve manevi inkişaftan oluşan güzel, derin ruh halini yaşamaktan kaynaklanıyor.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak şimdi şöyle düşünsün Cemil, diyor ki Cenab-ı Allah, Cennette koltuklar var, koltuklar var yaslanırlar diyor Allah, yaslanırlar. Koltuğa yaslanmak; yorgunluğu bilmeyen, çileyi bilmeyen, dinlenmeyi bilmeyen bir insan koltuktan niye zevk alsın?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Niye zevk alsın? Biz burada koltuğun kıymetini önemini ve dinlenmenin önemini öyle bir öğreniyoruz ki, kromozomlarımıza yerleşiyor artık yani su gibi ezberliyoruz. Cennette; Allah inşaAllah cennet nasip ederse, mesela 400 trilyon sene geçti. Soruyorsun oradaki arkadaşa diyorsun, dünyadaki olaylar sana ne kadar yakın geliyor? Daha dün gibi falan, diyor. Zaman kavramı olmadığı için, yani zaman izafi olduğu için daha dün gibi diyor, asla unutmaz. Her bulduğu koltuğa kendini atar Müslüman Cennette. Alıştı ya o dinlenmeye, yani yorgunluğa alıştığı için yorgun olmadığı halde koltuğa karşı bir muhabbet oluşuyor ve bak yaslanırlar diyor, illa ki yaslanır, çünkü bak niye yaslanır? Yaslanmazsa sırtı ağrır. Yani düz, mesela yaslanacak bir yeri olmayan bir oturakta insan oturmak istemez. Tabure gibi falan, mesela yoruluyor taburede adam oturamıyor, buyurun diyorsun koltuğa. Adam koltuğa gelince oh hele şükür diyor, illaki sırta. Bak orada yaslanmanın önemi, dünyada öğreniliyor. Allah ne diyor; “yaslanacaklar” diyor, “sırtlarını yaslayacaklar.” Ve “yüksek döşeklerdedir” diyor. Döşek niye hoşumuza gidiyor? Geniş yataklar niye hoşumuza gidiyor? Yorgunluğu bildiğimiz için. İnsan şöyle ayaklarını uzatıp böyle yatağa uzandı mı, çok hoşuna gidiyor, zevk alıyor. Ve çadır tarzında, mesela çadır, insanın hoşuna gidiyor. Betondansa, çadırdan daha zevk aldığı için Allah o tarzda yapacağım, diyor. Mesela hoşumuza gitmesi için, kıyasla. Ama direk giderse adam, çadır, yatak, yani adam ne yapsın yatağı?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Ve Cennette mesela müminler var, Peygamberimiz (s.a.v.) var tutup tutup kucaklayacağız, devamlı seveceğiz Resulullah (s.a.v.)’ı. Ne kadar zamana kadar? Sonsuza kadar seveceğiz. Niye seviyoruz? Kuran’dan öğrendiğimiz o aşkla onu seviyoruz. Görmedik biz Peygamberimiz (s.a.v.)’i, sanki yanında böyle kırk yıl, otuz yıl, elli yıl kalmışız gibi muhabbetle seveceğiz, görür görmez zaten Cennette gidip sarılacağız. Hz. Musa (a.s.)’ya da öyle, tanıyoruz çünkü Kuran’dan tanıyoruz. İmanla seviyoruz. Yoksa tanımasak, bilmesek kime sarılacağız biz? Yani mesela bak Cennet hurileri var, hepsi güzel kadınlardır, güzel hoş kadınlardır. Cennet hanımları, yani Müslüman hanımları biz hatıralarıyla çok seveceğiz, kişiliklerini seveceğiz. Ama onlar sadece helallerini sevecek şekilde, yani cinsel yönden sadece helallerini sevecek şekilde yaratılıyor. Gücü sadece oraya yönelik, Allah`ın hikmeti, başka türlü olmuyor, mümkün değil. Yani diğer öbürü mesela insan. Helaline baktığında çok etkileniyor, inşaAllah. Ama başka bir şeye baktığında etkilenmez. Hiçbir şekilde etkilenmiyor kadın. Sadece helalinden etkileniyor, Cennetin özelliği bu. Mesela biz Cennete gidiyoruz, kiraz ağaçları, hep özlem duyarız ama kirazı insan göremez, bahçe çok zordur insanlar için, lükstür. Kiraz ancak mevsiminde açar, mevsimi gelecek de, kiraz olgunlaşacak, en fazla hadi diyelim bir ay ağaçta kalır kiraz, hemen tükenir. Ama Cennette diri diri sürekli duruyor kiraz. Şimdi kiraz ağacı olan insan, kirazlara dokunmak istemez, çünkü aldın mı kirazı, ağaç çıplak kalır. Yani ağacın artık estetiği, görüntüsü kalmaz. Dümdüz bir şey kalır. Kıyamadığı için, dokunamaz ona uzun süre. Yese bir türlü, yemese bir türlü. Yemediğinde zorluk çekiyor, bir nimet, yemek istiyor. Yese güzelliği bozulacak ama Cennette böyle değildir işte. Koparırsın, güzelliği gidecek zannettiğin anda, bakarsın sen daha koparmamış olursun. Bak, “tükenmeyen meyveler” diyor, istediğin kadar kopar, iki elinle kopar, yani yüz trilyon sene koparsan o meyve bitmez. Ve istediğin kadar ye doymazsın. Mesela biz sofraya oturuyoruz, daha bismillah pilavdan, şundan bundan az bir şey tabağa koyuyoruz, tak doyuyoruz. Hâlbuki devamı vardı orada, baklava falan ama istesen de yiyemiyorsun. Ama Cennette öyle değil işte. Cennet sofraları, ayrıdır Cennet sofraları. Çok müzeyyen böyle süslenmiş çok şahane, istediğin gibi yersin, anında yine oluşur. Mesela cennet kuşları vardır, kuşa elinle işaret ediyorsun kuş kızarmış olarak hemen tabağının içinde oluşuyor. Yiyorsun kemikleri var; kemikler normalde dünyada rahatsız edici bir şey onu çöpe atacaksın, bilmem ne bir anda kemik toparlanıp yeniden kuş olup yine uçuyor. Cennetin özelliğidir bu.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Mis gibi tertemiz. Mesela sabah kalktığında adam der ki, şimdi ben banyo yapacağım fasıl, yani zordur insanlar için. Meşakkattir…
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler