Adnan Oktar`ın 18 Ekim 2010 tarihli Adıyaman Asu Tv röportajından
OKTAR BABUNA: Hocam sizi o akıl hastanesinde ziyaret etmiştim ben o zaman arkadaşlarımla. Yani oradaki neşeniz, tevekkülünüz, samimiyetiniz o kadar etkilemişti ki kominist bir gruptu geldiğim, Marksistlerden oluşuyordu, ve tahmin edemeyeceğim şekilde saygılı ve sevecendiler size karşı. Ben normalde gelirken şey zannetmiştim.
ADNAN OKTAR:Hatırlıyorum. Oktar da vardı ekibin içinde hakikaten nefesleri kesildi, çıtlarını çıkartmadılar. Benim anlattığım Darwinizm’den, materyalizmden her şeyden anlattım. Yahudilik Masonluk kitabı vardı o zamanlar ondan hediye ettim bir kaç tanesine verdim. Ama hakikaten çok saygılı ve çok özenli dinliyorlardı. Onu İdare haber aldı ondan sonra öğrencileri getirmemeye başladılar ben etkiliyorum diye. Onları hemşire odasına saklamaya başladılar içeriye. Ben de gittim baskın yaptım hemşire odasına, içeriye girdim. Dedim; “siz buraya hastaları görüp onlar üzerinden bilgi edinmek, tecrübenizin artması için geliyorsunuz. Amacınız bu. Bak ben akıl hastasıyım beni niye incelemiyorsunuz?” dedim.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR:“Paranoid şizofrenim ben. Bütün alametler var bende. İnsan böyle kıymetli bir vakayı kaçırır mı. Şimdi ben oturayım anlatayım sizde hem bilginizi arttırırsınız, pratik de bir vaka görmüş olursunuz iyi olur” dedim. Ondan sonra oraya da getirmemeye başladılar. Orada yine Darwinizm’i materyalizmi anlattım. Allah’ın varlığını birliğini anlattım. Acayip etkilendiler yine. Ondan sonra hiç hastaneye getirmemeye başladılar. O bölüm yasaklandı. O bölümün tamamına getirmemeye başladılar. Sonra Yıldırım Aktuna, rahmetli, geldi asker emeklisi o, maşaAllah hepimizi bir sıraya dizdi. Hemşireler, ben, doktorlar hepimiz hazır oldayız. Eller topuk selamına geçtik. O da hani generaller olur ya filmlerde elinde asasıyla falan bir aşağıya bir yukarıya yürür böyle, bir aşağıya bir yukarıya. “Bak Hocam, hiçbir şekilde buraya gelen kişilerle oturup dini, İslam’ı anlatmak yok. Bu tip faaliyetler yapmayacaksın. Bu hemşirelerle de görüşmeni yasaklıyorum. Doktorlarla da görüşmeyeceksin, doktorlarla da görüşmek yasak sana. Arkadaşların da gelmeyecek. Bir tek avukatınla görüşebilirsin bir de annenle görüşebilirsin. Birinci derece kan yakını olarak” dedi. Abim zaten doktor olduğu için nadir gelebiliyor. “O kadar, onun dışında sana müsaade yok” dedi. “Peki kiminle görüşebilirim ben? Çok özür dilerim” dedim. “Oradaki akıl hastalarıyla konuş” dedi. “Onlar konuşmayı bilmiyor, hasta olduğu için acayip sesler çıkartıyor” dedim. “O zaman git odana düşün niye buraya geldim diye” dedi. Bak çok manidar. “Git odana” dedi. Oda dediği de harabe böyle banyodan, yıkılmış banyodan yani bu bina zaten Abdülhamit zamanından kalma bir bina iki yüz yıllık bir bina dökülüyor her yanı. Örümcekler mörümcekler her türlü mahlükat var içeride. Ağır bir koku hakim içeride, şizofren oldukları için kendilerine bakamıyorlar, şuurları kapalı, çoğu çıplak geziyor zaten. Kimi yerde debeleniyor, kimi bağırıyor falan. “Ben bunlarla nasıl konuşacağım” dedim. Bak çok manidar, “buraya niye geldiğini düşün” dedi. “Eğer bu faaliyetlerinden vazgeçmezsen” dedi. Müstahdem de orada, açıkça söyledi çekinmiyor. “Benim yetkim var seni hiçbir şekilde buradan çıkartmam” dedi. “Bir de senin bildiğin gibi değil bu işler, sana nasıl söyleyeyim benim de üstümde güçler var” dedi. Kardeşim onu biraz acayip söyledi aslında güç derken Sağlık Bakanlığı’nı kast etmedi. Daha başka bir türlü söyledi, “senin bildiğin gibi değil, olaylar, benim üstümde bazı güçler var. Onun için seni buradan çıkartmam” dedi. Seni buradan çıkartmam ne demek? Burada seni ölümüne kadar tutarım. Yani seni yaşarken etkisiz hale getiririm gibi bir şey, daha da kapsamlı anlamı. Ama baktılar ki vazgeçecek gibi değil, beni bir ara koyverdiler, bıraktılar bakayım ne yapacağım gibilerinden. Koşarak hemen camiye bir gittim, bizim çocuklar bir geldiler, toplantı halindeydik. Cami tamamen dolmuş, bizim akademinin bitişiğindeki cami. Allah-u alem polis de tespit etmiş gördüğüm kadarıyla. Dediler ki; “polis seni bekliyor evde” dediler. “Niye?” dedim. “Yeniden götürecekler” dediler. Kardeşim bir buçuk saat falan olmadı daha bismillah yeni çıktık hastaneden. “Tamam gideriz” dedik. Eve gittim, ekip arabası bekliyor. Hep beraber Orhan Gencebay parçaları dinleyerek yeniden akıl hastanesine. Yeniden kayıt yapıldı, yeniden hastaneye soktular ama çözüm değil, çözüm değil, evelallah. En sonunda Yıldırım Aktuna’nın odasına götürdüler gazeteciler, basın tamamı oradaydı acayip kalabalıktı. “Öp bakalım şimdi Yıldırım Aktuna’nın elini, yalnız burası olmaz şöyle Atatürk resminin önüne götürelim seni” dediler. Bana Atatürkçülük’ü öğretiyorlar, ben öğretiyorum onlara Atatürkçülük’ü. “Öp” dediler. Ben “el öpmem” dedim. “Ooo olmaz böyle dediler el öpeceksin” dediler. Ben ayaktayken elini ağzıma getirdi, ben kafamı yan çevirdim burada. Elimi tuttu yukarıya doğru kaldırttı, ben de kafamı yana çevirdim el öpmeyi engellemek için. Elini böyle sakalıma sürdü, böylece el öpmüş olduk. Bak ne diyor altında “bundan sonra daha dikkatli davran diye tavsiyede bulundu” diyor. Yani amaç neymiş, demek ki, dikkatsiz davranmışım daha önce.
OKTAR BABUNA: Hocam o dönemde Bakırköy’e hiçbir doktor staja gitmiyordu. Gitmeden devam veriyorlardı, öyle bir ortam var ki kesinlikle gidilmiyordu. Herkes gidiyordu sırf sizi görmeye Hocam, bütün doktorlar istisnasız. Yani Bakırköy’e kimse gitmiyordu normalde ve devam da veriliyordu zaten. Bütün doktorlar staja geliyorlardı sizi görmek için Hocam. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bunlar köfte gibi geldiler, doluştular. Dedim fırsat bu fırsat dedim tebliğ için hemen uygun ortam nerde görsem hemen. Bize kantini de yasakladılar o dönemde, telefon etmeyi de yasakladılar, bahçeye çıkmayı da yasakladılar. Yani bizim mekan ilginçti. Var mı resimler? Şimdi tımarhane resimleri?
OKTAR BABUNA: Var Hocam göstereyim mi?
ADNAN OKTAR:Göster bakayım. Bak bizim arkadaşlar bunlar. Haldol tedavisinde bu oluyor. Elleri titriyor. Ağır haldol veriliyor. Beş-bir tabir edilen haldol veriyor. Elektroşok da, sık sık benim yanımda da yapıyorlardı böyle, dişleri kırılıyordu yapıldığında. Ağızlarına birşey sokuyorlardı kırılmasın diye dişleri. Mesela bu tip adamlarla konuş diyorlardı. Adam zaten bağırıyor-çağırıyor ben ne konuşayım adamla, nasıl konuşayım? Bizim eski mekan.
OKTAR BABUNA: Sizin bölüm de tehlikeli hastaların olduğu bölüme koymuşlardı sizi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Akut servise koymuşlardı. Akut servis, yani tedavi edilmemiş. Benim bulunduğum dönemde yedi kişi öldürdü akıl hastaları. Çelik tavalarla birbirlerine saldırıyorlar yahut boğarak ya da boynunu kırarak öldürüyorlar. Allah korudu bizi, sağ salim çıktık.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam. Tek bir cümle için.
ADNAN OKTAR:Öğlen istirahatindeler ama bizim öyle bir imkanımız yoktu. Bahçeye çıkmamız da yasaktı. Bulunduğumuz yerin bahçesi orası. Çıksak da arkadaşlarımız bunlardı. Bakın dikkat ederseniz, çoğu titriyor ilacın, haldolun etkisiyle. Ve çoğunluk cinayetten gelmişti bunların. Yüzde seksen-doksanı cinayet. Hep adam öldürmüş akıl hastalarıydı bulunduğum bölüm. Halbuki normal servisler vardı, bir çok normal servis vardı. Yani adam herhangi bir şeyden gelmiş. Ama Allah’ın hikmeti üstelik de suçlu olmadığım halde, mahkum olmadığım halde tutuldum. Yargılanırken tutuldum, normalde böyle bir şey yok. Yani suç kesinleştikten sonra akıl hastanesine sevk ediliyor ama ben daha yargılanırken sevk edildim o çok acayip. On ay da kaldık.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama çok makbuldür Allah yolunda. Benim şeref duyduğum olaylardan birisidir. Mesela hapishaneyi düşünüyorum da Bayrampaşa’da kaldığım hücre. Bayrampaşa’da çok eski ve hurda bir yapısı vardı, çok çok hurdaydı. Kaldığım hücre öyle anlatılacak gibi değil acayip küçük bir şeydi. İki üç metre falan boyu eni de en fazla iki metredir. İki on beştir en fazla. Ufacık bir yer küçük, kalın demirler, boydan boya parmaklıklar vardı kapalı o kadar. Üstünü kilitliyorlardı. Orada da dokuz ay kaldım. Mesela o da çok acayip. Normalde mahkeme kararıyla oraya konuluyor, hücreye konuluyor kişiler. On beş gün falan en ağır cezalarda on beş gün falan veriyorlar, büyük bir olay çıkarttığında. Biz dokuz ay ama bana iyi geldi orası. Sürekli Risale-i Nur Külliyatı okudum, Kuran okudum, hadis okudum. Kitapların hepsini de getirtmiştik. Bahçeye de çıkmak durumu olmuyordu bizim. Ama normal daha konforlu bir hapishanede kalsaydık sevabımız az olurdu. Ne kadar zor olursa o kadar makbul olur. Mesela Hz. Yusuf (a.s)’un olduğu yer de direkt zindandı. Karanlık, orada saman üstünde yatıyor, daha da vahim. Ne kadar kaldı Hz. Yusuf (a.s) yedi yıl kaldı, ne için hiçbir şey yok, iftira. Tecavüz iddiasıyla, bir kadına zorla ırza tesaddi iddiası ile yedi yıl orada tuttular. Kuzu gibi masum tertemiz bir insan. Bilakis kaçınmış öyle olduğu halde yatmış...
Kitaplar
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...İlanlar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler