Adnan Oktar`ın 3 Kasım 2010 tarihli Tv Kayseri ve Samsun Aks Tv röportajından
ALTUĞ BERKER: Hocam, Lütfü Oflaz, Yeni Akit’ten; toplumdaki maddiyatçı yaklaşımla, hem de yüksek yargıda yaşanan son rüşvet skandallarıyla ilgili bir yazı yazmış. Özet olarak; “cüzdan değil vicdan iktidar olmalı. Yargıda eskiden, vicdan ile cüzdan arasında kalma durumu vardı ama şu anda cüzdan önde gidiyor” mealinde bir yazı yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Adli sistemde, yargıda, biz referandumdan sonra çok ciddi bir değişiklik olacağını umuyorduk. Hakikaten bazı değişiklikler oldu. Fakat bunun pratik olarak hayata geçmesini bekliyoruz, inşaAllah. Özellikle Adli Tıp Kurumu’nun çok iyi gözden geçmiş olması gerekiyor. İşkence davalarında, bazı polislerin yaptığı işkence davalarında dava Adli Tıp’a sevk ediliyor. Mesela on yıl önce işkence yapmış polis, Adli Tıp’a sevk ediliyor. Kardeşim, on yıl önce yapılan bir işkence bir insanda kalır mı? On yılda bir insan bambaşka bir şekle giriyor yani. Adamı tanıyamıyorsun yani, bambaşka şekle girer. On yıl sonra diyorlar ki Adli Tıp’a; “bu adama işkence yapıldı mı, yapılmadı mı?” Adli Tıp da bakıyor, diyor; “çok vakit geçtiği için biz bunu tespit edemeyiz” diyor. Adli Tıp’ın açıklaması delil olmuş oluyor. Delil de sanık lehine yorumlandığı için işkenceci beraat ediyor. Buna bir çözüm bulunması lazım. Yani sanıkların ifadesi mi yeterli olacak, oradaki kişilerin ifadesi mi yeterli olacak? Çünkü şahit gösteriyorlar, her şey ortada. On yıl geçmiş; adam mesela orada yaralandıysa, yarası kapanmış; kolu kırıldıysa, kolu tutmuş artık. “Bilinmez şimdi” diyor, Adli Tıp. “Biz bilemeyiz” diyor. “O zaman mı oldu, tam o anda mı oldu, o andan biraz önce mi oldu, sonra mı oldu, buna karar veremeyiz” diyor. Bu durumda da sanık lehine yorumlanıp, işkence davalarının çok büyük bir bölümü beraat ile sonuçlanıyor. Başbakanımız bu olaya el koysun. Yani buna bir çözüm getirsin adalet mekanizması. Yani yapanın yanına kalıyor olay. Yani çok fazla vaka var böyle, çok fazla. Bir de Adli Tıp’ın tam anlamıyla düzenlenmesi gerekiyor. Bir de son merci olmaması gerekir Adli Tıp’ın. Tamam, Adli Tıp bir şeyler söyler ama yani mesela bu tip olaylarda Adli Tıp’ın konumunun yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor...
ADNAN OKTAR:... Yargıyı hükümetimiz çok yakından takip etsin. Yargı, eski yargı. Ben söyleyeyim yani, eski yargı. Yargıda dönen şeyleri Başbakanımıza bir dilekçeyle bildirmek lazım. Yani özel bir dilekçeyle bildirmek lazım. Bunun yakından takip edilmesi, sürekli gündem olması yargıdaki aksaklıkların toparlanması için çok yerinde bir davranış olur. Şimdi bakın mesela polis işkence yapıyor; adamlar gidiyorlar, diyorlar ki; “bize işkence yaptı.” Anlatıyorlar; şahitler, ispatlar, deliller hepsini ortaya koyuyorlar. İşkenceci polis diyor ki; “böyle olmaz” diyor, “bu olayı Adli Tıp’a sevk edelim” diyor. “Tamam” diyor mahkeme, kabul ediyor. Yahut o iki yıl olmuş mesela, on iki yıl olmuş; kardeşim, şimdi Filistin askısına asılmış bir adam, on iki yıl sonra Adli Tıp nasıl tespit etsin bunu? On iki yıl önce falakaya yatırılmış bir adam nasıl tespit etsin. Yahut mesela travma meydana geliyor şahısta, nasıl tespit etsin. Etse bile “bundan mıdır, değil midir, bilemeyiz” diyor Adli Tıp. Kardeşim şimdi, yirmi kişi birden aynı şeyi söylüyorsa, yirmisinde birden travma oluştuysa, yirmisinde birden vücut sekelleri oluştuysa aynı devirde, aynı zamanda; mesela yirmisinde birden vücutta bozukluklar var, hepsinde, toptan; bu ne anlama gelir, bu?
ALTUĞ BERKER:İşkence görmüşler.
ADNAN OKTAR:Bu da kabul olmuyorsa artık, zaten işkenceyi adam kanırta kanırta devam ettirir. Ettirebilir yani, inşaAllah. Onun için bu konuda çok titiz davranılması gerekiyor. Mesela biz, 99’da bizim arkadaşlarımız işkenceden geçtiler. Kardeşim, o devirde; “bana işkence yapıldı” deyince, nereye gidiyorsun biliyor musun? Emniyet’e gidiyorsun. “Gel, senin bir ifadeni alalım” diyorlar. Sana işkence yapan adam, ifadeni almış oluyor. Veyahut onun arkadaşı oluyor, yani en yakın arkadaşı. Kardeşim, “belamı arıyorum” demektir o, gidilir mi oraya, şikayet edilir mi? Biz o dönemde şikayet edemedik. Yani gece-gündüz evimize geliyorlar, tur atıyorlar adamlar, zaten sürekli bir olaylar var. Kapımızda bekliyorlar, canı istediğinde paldır küldür eve geliyorlar, içeri giriyorlar. Böyle bir ortamda kimi kime şikayet ediyorsun? Şikayet ettiğinde senin ifadeni alacak adam kim? İlgili adamlar alacak senin ifadeni. Biz uzun yıllar şikayetçi olamadık. Ta ki; ilgili kişiler emekli oldular, ayrıldılar, o güç kırıldı, ondan sonra şikayetçi olabildik. Aradan da müthiş vakit geçti. Dolayısıyla, yani özellikle 99’lu yıllarda, 98’li yıllarda işkence gören insanların… “devletin o devirde resmi politikasıydı” diyor birçok kişi, “işkence” diyor. Tabii devletin böyle bir kararı olmaz, karar almış değil de, fakat göz yumuluyordu işkenceye, 99’da. Genel olarak göz yumuluyordu. Herkes biliyor. Yani bu konuda ittifak etmeyen kimse yok. Ama devlet tabii ki şahıs değil ki oturup karar alsın. “İşkence yapın” demez. Ama devletin içerisinde göz yumulduğu 99’da biliniyor. En son 99’a kadardı işkence. Şimdi bu dönemde insanlar, bir çok insan şikayetçi olamadı. Çoluğuyla çocuğuyla evden alınıyorlar, çocuğunu götürüyorlar işkence de, “çocuğuna işkence yaparız” diyorlar, “konuşacaksın” diyorlar adama. Bu durumda adam nasıl gitsin şikayetçi olsun. Çocuğunu yeniden alıp götürürler Emniyet’e, ne yapacak adam? Karısını getiriyorlar adamın; karısını, çocuğunu getiriyorlar. Adama işkence yapılırken karşısına dikiyorlar adamın karısını, çocuğunu; “ne diyorsun?” diyorlar adama. Adam böyle bir konumda, çıktığında; “bana işkence yapıldı” diyebilir mi? Yine adamların eline vereceksin adamı, yani aynı adamlar onun ifadesini alacaklar. Dolayısıyla o yılların işkence gören işkence mağdurlarına devletin özel ilgi ve alaka göstermesi lazım. Yani onların konumu özeldir. Çünkü böyle vahşiyane bir ortamda bir insanın şikayetçi olamayacağını herkes bilir. Mesela bak, işkence görenlerle biz konuşuyoruz, birçok kişi var, çok ünlü tanınan kişiler de var, birçok kişi. Kaç yıl olmuş, adama soruyoruz, doktor adama da işkence yapmışlar. Yani işlerine gelmediği için, doktora da işkence yapılmış yani. Mesela adama soruyorum, “nasıl oldu?” diyorum, gözaltına alıp götürmüşler. Adamı soyuyorlar işkencede, Filistin askısında, adam yapmamış bir şey, ne konuşsun? Olacak gibi değil, gece yarısı çocuğunu getiriyorlar, dört yaşında çocuk, beş yaşında çocuk. “Baba, baba” diye ağlıyor çocuk, karısını getiriyorlar karşısına. Şimdi Filistin askısında da bir iz kalmıyor fazla, yani kolundan asılıyor, sadece canı yanıyor, yani şiddetli canı yanıyor. Kalır iz de on beş güne geçer. Yani morarma oluyor.
ALTUĞ BERKER:Ya da elektrikte de iz kalmıyor.
ADNAN OKTAR:Elektrikte de iz kalmıyor. Mesela benim de sağ ayağıma elektrik verdiler inşaAllah. İki ayağıma da kablo bağladılar; sol ayağıma da, sağ ayağıma da elektrik verdiler. Parmak izim de daha duruyor, yani elektriğin parçaladığı yer, başparmağımda. Şimdi biz bunları on yıl sonra nasıl ispat edelim. Arkadaşlarımıza da işkence yaptılar, elektrik verdiler, biz bunu nasıl ispat edelim? O adam nasıl ispat etsin bunu? Filistin askısındaki adam. Ve nereye gidecektik o dönemde, kime şikayet edecektik? Mecburen ortalık yatıştıktan sonra olay değişti, o zaman şikayet edebildik. Onun için o devrin; 99, 98, 97 yıllarının işkence mağdurlarına devlet özel ihtimam göstermesi lazım. Çünkü şikayet edilebilecek gibi değildi. Şikayet edilecek merci yine işkenceyi yapan kişilerdi. Yani bizi onlara yönlendiriyorlardı o zaman. Bir de hadi farz edelim, işkenceci o adama gitmediğimizi düşünelim, oraya gitmediğimizi düşünelim, adam öğreniyor senin şikayetçi olduğunu; yine alır götürür, yeniden götürür. Götürmek sorun değil ki o dönemde. Öyle bir sorun yoktu yani, alır götürür yani.
ALTUĞ BERKER:Bize yaptılar Hocam, siz daha iyi biliriniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, benim hiçbir suçum yoktu, canlarına esti, aldılar evden götürdüler. Getirdiler, eve kokain koydular; yiyeceğime de kokain koydular, konu bitti, bu kadar. Yani gerçi beraat ettim, ispat ettim komplo olduğunu ama ben şimdi adamı bir daha, yeniden şikayet etsem, desem ki; “böyle evime koydular,” bu sefer torbayla koyacaklar adamlar yani. Elli kilo falan kokain koyar. Bununla baş olur mu? İnsanın gücünün yetmeyeceği yerde, devletin vatandaşa yardımcı olması lazım. Böyle bir konuda, yani devletin içindeki bu tip kişilerle biz cedelleşebilir miyiz kardeşim?
ALTUĞ BERKER:Mümkün değil.
ADNAN OKTAR: Ama şu son aşamada bizim Sayın Başbakanımızdan istediğimiz, özellikle on yıl, on üç yıl, on beş yıl önce olan işkence olaylarında Adli Tıp’ın raporlarına itibar edilmesi mümkün değil, bunun değerlendirilmesi gerekiyor. Yani on beş yıl sonra Filistin askısını Adli Tıp nasıl tespit etsin? Elektrik verilmesini nasıl tespit etsin Adli Tıp? Adli Tıp da diyor ki; “biz böyle bir şeye rastlamadık” diyor. Yani “böyle bir bulgu yoktur, kalmamış” diyor. Nasıl kalsın? Kalmaz tabii ki. Kalmaz deyince, karşı tarafta diyor ki; “bak burada böyle bir alamet yok” diyor. O zaman sanık lehine yorumlanacağına göre, yani buradaki acayipliği hükümetimizin görüp, gereken tedbiri alması lazım. Yoksa insanların ne adalete güvenleri kalır, ne bir başkalarına güvenleri kalır, ne bir başkasına güvenleri kalır, bambaşka bir şey olur. Yani buradaki fevkaladeliği görmek lazım. Ben kendi davam için söylemiyorum, başkalarının davaları için söylüyorum, benim kendi davamda derdim yok, inşaAllah. Biz evelAllah Allah’ın koruması altındayız, inşaAllah. Ama mesela çocuğunun gözü önünde Filistin askısına asılan bir adamın şikayetçi olamaması çok acı bir olaydır. Bak, çocuğuna seyrettiriyorlar, çocuk var gücüyle bağırıyor, ağlıyor. Yani bu ne biçim işkencedir böyle. On yıl sonra bu adam bunu nasıl ispat etsin. İnşaAllah...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...İlanlar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler